Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / İmanın şartı nedir ?
imanilmihali.com
İmanın şartı nedir

İmanın şartı nedir ?

İmanın şartı nedir ? Niyet ve amellerin gayesi iman, imanın ilk şartı Allah rızasıdır. İman yoksa namazlar spor, oruçlar diyetten öte gidemez.

İmanın şartı nedir ?

İmanın şartları denildiğinde fıkıh karşımıza şunları çıkarır ki tamamı derin ve ilahi ilim içeren bu başlıkların tamamı inanılması gerekenler içindedir. Yani iman etmek bunların tamamına, detaylı, sorgulamayı ve iknayı müteakip, öğrenerek, hazmederek, gönülden kabul ve tasdik ederek inanmayı gerekli kılar.

* Allah’a, Bir’liğine, ilim ve kudretinin sonsuzluğuna iman
* Ahiret gününe, hesap ve mizana iman
* Kutsal kitaplara iman
* Peygamberlere iman
* Meleklere iman
* Kader ve kazaya iman (Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman)

Bunların tamamı imanın şartları olarak müslümanların bilgisinde, ezberinde ve hayatındadır. Kimin gerçek kimin sahte aşklar beslediğini ise bilen sadece Allah’tır. Çünkü imanı veren ve kimde olduğunu bilen sadece Allah’tır. Bu nedenledir ki takva dünyada değil Allah katında bir üstünlük derecesidir ve Allah’ın velileri iman ve takva sahibi kullardır. Bu da demektir ki kimin veli olduğunu bilen de sadece Allah’tır.

Bu altı ana başlığın ortak mesajı doğal olarak tevhidin istikamet gösterdiğidir ve takva bunlara sahip olma derecemiz ve kalpte bunlara verdiğimiz değer ve özendir.

Bu haliyle iman, İslam’ın da, takvanın da, tevhidin de, ahlak ve ibadetin de, inanmanın ve insan olmanın da ilk maddesidir ki onsuz hiçbir niyet ve amel değer taşımaz.

Bu şu demektir ki imanın şartlarının da şartı, yani gerçek imanın şartı samimiyet ve içtenliktir. Kalpleri, akılları, vicdan ve nefisleri bilen Allah kimin ne kadar iman ettiğini bildiğine, hayat ve ecel O’nun elinde ve ahiret yurdundaki sorgu O’nun huzurunda olacağına göre gönülden desteklenmeyen, içten olmayan, sahte ve zoraki inançlar iman olarak değer kazanamazlar.

İman kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır. İçerisinde amel yoktur. Lakin bazı zamanlarda güzelliğin kazanması ve kötülüğün silinmesi için gösterilen gayretler imanı besler ve kuvvetlendirir. O halde özellikle cihad yani Allah yolunda mücadele ve hicret yani Allah’a göç etme gibi meselelerde amel, imanı ispat eden bir kavramdır.

Dinin yani İslam’ın tüm gerek ve emirleri huşu ile yapıldıkça, niyet has tutuldukça ve temeli imana yani Allah rızasına dayandıkça önem arz eder. Aksi halde aradan çıksın diye yapılan bir spor antremanından öte gidemez.

Keza tevbe, şükür, dua, istiğfar gibi sayısız İslam nimeti de içerisindeki imanın varlığı kadar kıymetlidir. Bu imanın kabul şartı ise samimiyet yani acizliğin ve günahkarlığın kabulü ile secdede sadece Allah’a boyun eğmek ve af dilemektir.

Ahlakın güzeli de, kötüsü de içerisindeki Allah korkusu ve Allah sevgisi kadar değeridir ki toplumun kabullerine veya örfi hususlara denk gelen ahlak zamansal ve mekansal olarak değişirken ilahi ahlak yani İslam ahlakı değişmez. O halde ahlak ta imana bağlıdır ve imandan doğmamış ahlak pınarları kurumaya, sahibini de kurutmaya mahkumdur. Çünkü toplum kabullerine, küresel dünyaya, medeni memleketlere dayanan ahlakın müjdesini verecek olan bu beşeriyettir ve bu anılan ahlakın ilahi yani gaybı mükafatı yoktur. Tabiki ilahi ahlak ile paralellik arz eden diğer ahlaklar da kayda değerdir ama neticede ahlakın kabul derecesi içindeki dini uygunluğa bağlıdır.

İbadetin de dinin de tek ve gerçek sahibi Yüce Allah’a ve O’nun rızası için yapılmayan hiçbir ibadetin dini değeri yoktur. Bilakis bu saflığını kaybetmiş ibadetler kişiyi sadece sevaptan mahrum etmekle kalmaz, şirke batırarak afsızlığına da neden olur.

Salih amellerin kabulü de iman şartına bağlıdır ki iyilik ve güzellik kavramı Kur’an’ın tasvir ettiğidir. Bu tasvire uygun ve yine sadece Allah rızası gözeterek yapılan hayırlı işler iyilik olarak değer kazanırken, Allah rızasından yoksun güzel işler arzu edilen salih ameller değildir. Yani kulun etraf “iyi desin” diye yapılanlar, gösteriş ve riya için sergilenenler, zorla, toplum baskısıyla, vergiden düşmek veya prim yapmak, birilerine yaranmak maksadıyla yapılan iyilikler sadece beşeri olarak kıymet kazanabilirse de dinen mana taşımazlar.

O halde tüm niyet ve amellerin ilk maddesi iman, imanın ilk şartı Allah rızasına dayalı olmasıdır. Samimiyet, içtenlik, kalple desteklemek, riyadan uzak ve tereddütsüz teslimiyet, niyet ve amelleri makbul kılandır.

İman bu yüzden kıymetli, vazgeçilmez ve hayatidir.

İman olmadığı halde var göstererek herkesi, her zaman kandırmak mümkündür. Bu uğurda bir hayat bile geçirilse, imansız başlar secdeden kalkmasa da sonuç kocaman bir sıfırdır. Toplumun bize dindar etiketi vermesi de, nüfus cüzdanlarımız da müslüman yazması da gerçeği değiştirmez ve içimizde imana yer yoksa bizim dinle zaten alakamız yok demektir. Çünkü Allah herşeyi bilen ve görendir.

İman bu anlamda Allah’ın daha doğarken kalplere yerleştirdiği kendisini ve hakikati daima hatırlatıcı muazzam bir hediyedir ki buna bazen vicdan, bazen gönül, bazen basiret, bazen kalp gözü denir. Bu hediye bazı kullarca ecele kadar muhafaza edilirken, bazılarınca feda edilir ve kulun hayatta yaptığı tercihler bu hatırlama veya unutmaya bağlı olarak şekillenir.

Doğru olan inanmak ve kalple desteklemektir. Kitaplara, peygamberlere, meleklere, kadere, ahirete iman zaten Allah’a imanın alt başlıklarıdır ki Allah’a ve O’nun birliğine iman eden bir kalbin, ahireti inkarına imkan var mıdır?

O halde sayısal ve şekilsel olarak altı alt başlığa ayrılan imanın aslında ilk ve tek maddesi; samimi ve gönülden iman ve sadece Allah rızası için yaşamaktır.

Bu rıza ve inanç var oldukça ahiret, kader, melek, kitap ve peygamber bahisleri zaten peşi sıra gelecek, niyet ve ameller hizaya geçecek, nefisler terbiye edilecek, gözler ve bedenler haramdan uzaklaşacak, başlar secdeye gözyaşlarıyla varacaktır.

İmansız niyet ve ameller ise, dere kıyısına gidip içmek için suya uzanmak ama suya ulaşamamaktır.

Rabbim tüm kullarına iman ve temiz nefis nasip etsin, şaşmışları ıslah etsin, riyakarlara akıl ve fikir versin, iman düşmanlarını helak eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen nankörlük ve nankörler

Dinen nankörlük ve nankörler

Dinen nankörlük ve nankörler Dinen Nankörlük; nimet verene itikatsızlık veya saygısızlık, şükretmemek, hayatı bahşedene riayetsizlik ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir