Anasayfa / İMAN ESASLARI / imanın tezahürü
imanilmihali.com
iman

imanın tezahürü

imanın tezahürü nasıl ortaya çıkar, nasıl anlaşılır? İmanın varlığına deliller nelerdir? İman müminlerce nasıl sezilebilir? İmanı veren kimdir?

İmanın tezahürü

İman Allah’a, meleklerine , peygamberlerine, kitaplarına, ahiret gününe, kaza ve kadere gönülden inanmak, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu bilmek, bu inancın gerektirdiği şekilde ibadet edip güzel ahlaklı yaşamaktır. Tezahür ise sözlükte; belirme, görünme, gözükme, ortaya çıkma, oluşma, belirti anlamındadır. İmanın tezahürü dediğimiz zaman ise ortaya çıkmasından ziyade görüntüsü, ispatı ve başkalarınca anlaşılabilirliği demek istenir.

Yüce Allah bize şah damarından daha yakınken, zerre kadar her yaptığımızı bilir ve kudretiyle bizi hep gözetlerken zaten iamanımızı bilen de kıymetlendirecek te O’dur. O kalpleri eğriltendir, nefisleri temizleyendir. İman eden için önemli olan başkalarının düşündüğünden ziyade Allah’a gönülden bağlanmak konusunda kendisini tatmin ve Allah’ın rızasını kazanmak yolunda atılan adımlardır. başkalarının düşündükleri muhakkak önemlidir ama aslolan Yüce Allah’ın rızasıdır. Başkalarının bilmesi şu anlamda önemlidir. İnancımızı saklar ve açıkça ifade etmezsek inananlar bizden emin olamaz, biz inancımız yönde gayretle yürüyemeyiz, uygun davranışlar sergilemekte başarılı olamaz, gerektiği gibi ibadet edemez, hayırlarda yarışamaz, örnek olamaz, çevremize ışık saçamayız. Başkaları da bizden emin olamaz. Müminler müminlerle kardeş olduğuna göre biz hangi tarafı tuttuğumuzu açıkça belli etmek zorundayız.

Rivayette anlatılan hikaye vardır. Hz. İbrahim’i yakmak için puta tapan müşriklr büyük ateş yakmış, alevler göğe yükseliyor. Karıncalardan bir tanesi ağzına bir damla su almış ateşi söndürmeye gidiyor. Diğeri ona nereye gittiğini sorup öğrenince diyor ki; “o damla kadar su göğe kadar çıkan ateşi söndürmez, boşuna taşıma”. Karıncanın cevabı ise ders olacak şekilde şöyledir; “Hiç olmazsa tuttuğum taraf belli olsun!”

Bizler bu kararlılığı sadece sözle ifade etmekten ziyade bunu bir yaşam tarzı olarak davranışlarımızla göstermeliyiz. İmanın üç boyutunda da itikat, ibadet ve ahlak boyutunda da örnek olmalı ve o şekilde yaşamalıyız.

İnanıyorum demek veya kelime-i tevhid veya şehdet getirmek iman etmek için yeterli olabilirse de tafsili ve tahkiki iman için yetmez. tafsili iman genelden ziyade detaylara kadar inerek herbir iman konusunu öğrenmeyi ve öğrendiklerine inanmayı emreder. Tahkiki iman da benzer şekilde taklidi değildir, birinin söylemesine bağlı değil, okumaya, öğrenmeye yöneliktir, tamdır.

İtikat gibi ibadet konusunda da açık ve cesur olmalıyız ki etrafımız bizden emin olsun, biz ilmimizle etrafımıza faydalı olalım, amellerimizle örnek teşkil edelim.

Ahlak boyutunda da davranış güzelliğimiz, yardımsever, merhametli ve adaletli oluşumuzla Yüce Rabbin 99 adını bedenimize uyarlayarak nefes almak zorundayız.

İşte imanın tezahürü kendisini göstermesi bu üçgenin tamamını kapsar. Korunmayan, güçlendirilmeyen iman zamanla yok olur. İman beden ve kalplere yerleşmeli, sağlamlaştırılmalı ve sabitlenmelidir. Bunu yapacak olan davranışlar, ameller ve ibadetlerdir. Bunu başarabilenler toplumda saygıyı, Allah katında da inşallah mükafatı hak edenlerdir.

Bu kişiler kul ve Allah hakkına riayette başı çeken, zulmetmeyen, faydalı olan, iyi işler yapan, ibadetini dosdoğru yapan, ibadetinde devamlılığı olan kimselerdir. Bu insanlar kıyafetinden temizliğine, ilminden uygulamasına kadar örnektir. Onları gören müminler gıpta, kafirler haset eder. Mümin olmayı hak eden ve bunu yaşayanlar bu dünyad da ahirette de kolaylık ve selamet bulur.

Bu niteliklere sahip olanların bu ilmi ve kazanılmış beceriyi hatta Allah ihsanını saklamaya hakları yoktur. Kur’an ve sünnete uygun davranışlarıyla bu kimseler bilmeyen fakat hevesli olanlara da öğretmek ve beşeri veya içtimai meselelerde fikir üretmek durumundadır. İman insanın istemesi ve sonu gören Allah’ın kudret ve ilmiyle o insana müsade etmesiyle kalplere yerleşir. “Allah imanı dilediğine verir” demek insan istese de iman edemez demek değildir. Tam tersine insan isterse Yüce Allah umulur ki müsade etsin ve güç versin. İnsanın iradesi ve yüce Allah’ın iradesi birleştiği zamandır ki insan tam iman edebilir.

Bu bir hidayet, bir hikmet ve lütuftur. Kendisine saklandığı zaman unutulur ve zamanla zayıflar. Zayıfladığı zaman ise dış etkenlere karşı daha hassas olur ve Allah korusun başka yöne meyleder. Oysa ki hepimizin hedefi müslüman olarak can vermektir. Bu nedenle sahip olunan iman her geçen gün sağlamlaştırılmalı ve artırılmalıdır.

İmanı artıran şey ise öncelikle ibadettir. Çünkü ibadet her icra edilişinde insanı Allah korkusu ve sevgisine daha çok yakınlaştırır ve inancı pekiştirir. Bu inancı güzel ahlak besler ve böylece insan huzur içinde ahirete intikal eder. Öte yandan müminin bu örnek karakter ve davranışları bulaşıcı olduğu için topluma da sirayet eder ve iyilik kazanır. Biz iman yolunda yürümeye devam etmeye istekli oldukça umuyoruz ki Yüce allah gayretlerimizi boşa çıkarmayacak ve bizi destekleyecektir. Bu nedenle inanmak, ibadet etmek ve güzel ahlak sergileyip salih amel işlemek her müminin hedefi ve yaşam gayesi olmalıdır.

imanın tezahürü

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995 BOSNA’DA TOPLU MEZARLARI ORTAYA ÇIKARAN MAVİ KELEBEKLERİN HİKAYESİ ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir