Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İmanın yarısı tevhid diğer yarısı şerle cihaddır
imanilmihali.com
İmanın yarısı tevhid diğer yarısı şerle cihaddır

İmanın yarısı tevhid diğer yarısı şerle cihaddır

İmanın yarısı tevhid diğer yarısı şerle cihaddır

İmanın mevcudiyeti ve muhafazasına dair merak edilen konulardan birisi de imanın yarısına dair söylentilerdir. Bu yarı ile kast edilenler karşımıza; evlenmek, temizlik, sabır, oruç ve şükür olarak çıkar. Konuya mesnet olarak çoğu zaman Peygamberimizin (sav) hadisleri gösterilir.

“Kişi evlendiği zaman dininin yarısını korumuş olur. Geriye kalan yarısı için de Allah’a karşı gelmekten sakınsın.’’ (Heysemi, Mecme’u’z Zevaid, No: 7310; Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2/239)

“Allah kime dindar bir kadınla evlenmeyi nasip ederse, ona bu şekilde dininin yarısında yardım etmiş olur. Geriye kalan yarısında da Allah’a karşı gelmekten sakınsın.” (Suyuti, Camius Sağir, 2/932, No: 8730)

“Ey Gençler! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik gözü harama bakmaktan korur. Tenasül uzvunu zinadan alıkoyar. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun. Çünkü orucun şehveti kıran bir gücü vardır.” (Ebu Davud, Nikâh,1; İbn-i Mace, Nikâh,1)

“Temizlik imanın yarısıdır” (Müslim)

“Müminin silahı sabır ve duadır.” (Deylemi)

“İman nedir?) diye sorulduğunda Peygamber efendimiz, (Sabırdır) buyurdu.” (Deylemi)

“İmanın yarısı sabır, diğer yarısı ise şükürdür.” (Beyheki)

“İbadetin başı sabırdır.” (Hakim)

“Oruç sabrın, sabır da, imanın yarısıdır.” (Ebu Nuaym)

“Aşkını gizleyip, namusunu koruyarak sabreden, Cennete girer.” (İbni Asakir)

İmanın yarısı olarak telaffuz edilenlerin her biri elbette ayetlerle de övülmüş ve emredilmiş olan gayret, amel ve ibadetlerdir. Lakin sünnet ve farzları iyi ayırt etmek, ayetlere öncelikle kulak vermek, imanın tarif ve kapsamını düşünerek imanın yarısının dahi imansızlık olduğunu bilerek yola çıkmak lazım gelir ki bu beş madde dışında sayılmayan daha pek çok lafza ve husus vardır.

Kelime-i şehadet ve kelime-i tevhid bunlardan birisidir. Namaz, hac ibadeti, iyilik ve hayırda yarışmak ve şerre, şeytana, zalime karşı durmak bir başka önemli vesikadır. Şirk ve küfüre yanaşmamak, bunlara düşman olmak bir başka husustur. Yani imanın yarısı olarak kayda geçirilmeye çalışılanlar asla imanın yarısı olamayacak ve iman denen lezzeti dar manaya hapsedecek bu itikadlar asla tama yaklaşamayacak olanlardır.

Bahsedilen hususların tamamı dinin ve imanın şubelerinden olsalar da iman bir bütündür ve mesela sünnet olan evlilikle tanımlanamaz. Keza oruç ibadet faslının alt başlıklarından birisidir ve imanla değil İslam ve ibadetle alakalıdır.

İmanın amelden bağımsız olarak kalbi bir mesele olduğu hatırlanırsa amellerin imana katkısı ve açıklaması olamayacağı daha iyi anlaşılır. Lakin bunları sarfı nazar etmek de doğru değildir. Bunlar en azından dinin o bedendeki varlığına delalet eden güzel huy ve kazanımlardır. lakin din başka iman başka şeydir.

İmanın yarısı olamayacağına ve kabul görmeyeceğine göre dikkat edilmesi gereken husus iman edilecek konuların hepsine ve aralarında ayrım yapmadan (mesela kutsal kitaplar ve peygamberlerin tamamına iman etmek) iman etmek gerektiğidir.

Belaya, öğrenmeye, günah işlememeye sabretmek gibi bir meziyet elbette övülecek birşeydir ve imanın göstergelerindendir. Lakin bunları sayısal olarak sevaplarla birleştirmek, sabrı imana yeter saymak olası değildir. Çünkü sabır Allah’tan gelene karşı makul, kuldan ve şeytanlardan gelene karşı makul değildir. O halde nisbidir ve din ile iman arasındaki fark da budur. İman o sabrı kime ve niye göstermek lazım geldiğini anlatan, din nasılına çare arayandır. O halde sabır imanın göstergesi olsa da tanımına temas edemez.

Gerçek iman

İmanda aslolan niyettir. Dinde ise niyetler saklı ve ameller barizdir. Bariz olan yani zahiri olanlar içinde riya ve münafıklık ihtimali her zaman vardır ve bu nedenle zahiri meseleler imana delil olamaz. Oysa iman kalbi bir meseledir ve imanı veren ve bilen sadece Allah’tır. O halde imanın yarısına (o kişinin huy ve davranışlarına bakarak) hükmetmek en başta Yüce Allah’ın yetkisine ve ilmine sadakatsizliktir.

Hareket ve huylara bakarak imana hükmetmek kulları riyaya sevk eder ki takva bu sakınca nedeniyle sadece Allah katında bir üstünlük derecesidir, dünyada insanlar arasında değildir!

Toparlayacak olursak iman kalbi bir meseledir ve imanın yarısı olmaz, olsa da makbul olmaz. İman bir bütündür, kayıtsız şartsız, tamamına, kalpten itikad ve teslimiyeti gerektirir ve imanda riya olamaz çünkü Allah kalplerin özünü bilendir.

İman lezzetini amelle denkleştirmek, huy ve sözleri imana delil saymak riya ve münafıklık tehlikesi nedeniyle mümkün değildir.

Bahsedilen huylar imanın istediği hatta övdüğü şeyler olsa da zaten sayıca yeterli değildir. Yukarıda açıklandığı gibi yetmiş kusur şubeden oluşan imanın bir kere en kuvvetli göstergesi Şehadet kelimesini kalp titreyerek söylemektir ki ameller baz alınacaksa evvela bu söz başa konmalıdır.

Mü’min imanı ispata çalışmayan, imanını sadece Allah için yaşatan, riya ve gösterişten uzak, tevazu ile Rabbine yönelendir. Toplumun ve kişilerin o kulun imanına dair verdikleri sıfatlar ne olursa olsun mü’min Allah rızası peşinde koşan, hayırlarda yarışıp şeytanlara karşı durmaya çalışandır.

İmana amel delili aranacaksa evvela buna bakılmalı ve bunlar yoksa diğerlerinin mana ifade etmeyeceği anlaşılmalıdır.

Temizlik, oruç, evlilik gibi haller imana delil sayılsa da mesela tevhide düşman olanlarla cihad ilkesinin hiç anılmaması maksadın güdük olduğuna da delildir. Ameli veya sözü imanla eşleştirmek ise yapılacak en büyük hatadır.  Bu şu demektir ki imanın yarısı aranacaksa cevap şudur;

İmanın iki yarısı; tevhid ve şeytanlarla cihaddır

İmanın yarısını; alt başlıkları ile birlikte emredilene itimat ve teslimiyet, kalp ile gayret ve tevekkül oluşturur.

İmanın diğer yarısı ise; imana ve Allah’a düşman unsurlarla Allah rızası için, Allah yolunda, Allah dostları ile aynı safta mücadele etmektir.

Yani iman inanmak ve teslim olmak ile inanca düşman olanlara karşı canını ortaya koyarak mücadele etmektir. Mutlaka imanın yarısından bahsedeceksek ayrım bu şekilde yapılmalıdır ki kamil iman bu iki yarım elmanın toplamıdır.

Tahkiki ve tafsili iman, hakiki imana, kamil imana giden yoldur. Bunlar bize araştırmayı, öğrenmeyi, ikna ve teslim olmayı emreder ki bu bahisler içinde zulme karşı çıkmak hariç amele yer yoktur.

O halde imanın ilk yarısı Allah’a inanmak ve güvenmek iken diğer yarısı elle, dille hiç olmazsa kalp ile zulme ve çirkinliğe karşı olmak, şeytana düşman olabilmektir.

İmanın yarısı tevhid diğer yarısı şerle cihaddır bu lafız ise bize bir kez daha anlatır ki Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek (sevmemek) asıl olandır ve hayattaki tek gaye Allah rızasına mazhar olabilmektir. İman bize bu lezzeti sunan iç huzuru ve sükunettir.

Bu huzuru ise amel ve mallar, servet ve makamlar değil, kalp atışları bahşeder. Yani niyetler salim ve selim oldukça gönül kuşları Yüce Allah’a uçar. Ameller riyaya bezenmiş haldeyse de kuşlar ancak cehennem çöplüklerine doğru yol alır.

Yani iman; ilim ve kudretin gerçek sahibi Yüce Allah’a yönelmek ve insanlığın, imanın en büyük düşmanı şeytan ve soyuna karşı direnmektir. Bu iki istikamet kurtuluş gemisinin rotasıdır ve biri olmadan diğeri makbul ve yeterli değildir.

Rabbim bizleri imanın tamamına, hasına, kamiline, hakikisine erdirsin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir