Anasayfa / BAŞ YAZILAR / İmansızlar cephesi
imanilmihali.com
İmansızlar cephesi

İmansızlar cephesi

İmansızlar cephesi ile kast edilenler kimlerdir? Küfür tek bir milletir ne demektir? İmansızlıktan daha kötü bir kader var mıdır? İmana düşman olanlar ve imansız yaşamayı seçenler kimlerdir?

İmansızlar cephesi tek cephedir

Yaşadığımız zamanlara bakıldığında Rabbimizin ne kadar derin bir hoşgörüye sahip, ne kadar sabırlı ve ne kadar merhametli olduğunu görmemek mümkün değil.

Yüce Allah kâinatı, yeri bizler için mükemmel nimet ve lezzetlerle doldurup, milyonlarca yıldır milyarlarca canlıya rızkını verip dururken, bugün yaşadığımız ahlaksız ve dürüstlükten uzak hayat yazık ki en başta biz insanların hatasıdır.

Bu hata o kadar büyüktür ki adeta bir isyan seviyesindedir. Ve yeri paylaştığımız tüm canlı ve cansız varlıklarda maalesef hatamızın yükünü bizimle beraber taşımaktadır.

Sokaktaki insanların sayısı herhalde yedi milyarı bulmuştur. Tümü bencillik, aç gözlülük, hırs, fitne-fesat ile hep daha çok kazanmaya şartlandığından ve yaşamı öncelikle kendi hakkı varsaydığından kural tanımaz, yaşayabilmek için diğerlerini katletmeye hakkı var sanan bir haldedir.

İnsanoğlu acınacak haldedir.

İnsanlar iki cepheden birinde yaşarlar. Ya ezen ya ezilenler cephesinde. Kur’an’ın tarifiyle ya imanlı ya imansız yaşarlar. Yine ya tevhide göre ya şirke göre yaşar ve ölürler.

Yaşam zıtlıklar bütünüdür ve denge üzerine kuruludur. beyazla siyah, çirkinle güzel bir aradadır ki diğeri anlaşılsın, denge ve ahenk sağlansın, güzel olanın kıymeti bilinebilsin.

Çirkin çirkinliğini, iyi iyiliğini yapmaya devam edecektir.

Lakin son etaba bakıldığında iyiliğin skor olarak bir hayli geride olduğu da aşikardır.

Yaşadığımız zamanlar da imansızlar cephesi bir hayli egemen haldedir ve bunun vebali sadece isyan eden şirk dini mensuplarına değil, aynı zamanda kanan, sessiz kalmayı tercih eden, yaşamaya devam edebilmek adına zulme boyun eğen iman sahiplerine dedir.

İmansızlar cephesi, imanlılar cephesi üzerine çullanmış vaziyetteyken imanı ve adaleti yeryüzünden silip, kuralları yeniden yazmayı hedeflemekte, temel ihtiyaç ve arzularını herkesten ve her şeyden daha önemli farz etmektedir.

Bu cephe İslam dışı semavi dinlere tabi, batıl din mensuplarına tabi, dine inanmayan ve hatta karşı olanlardan oluşan, ilahi düzeni anlamayan-sorgulamayan-saygı duymayan, yaşamı dünya ile sınırlı sayan, dini çıkarına uydurma gayretinde olanlardan oluşur ve sayısı bir hayli fazladır.

Bunların güçleri baş döndürücüdür. Çünkü arkalarında her türlü maddi imkân, siyasi, askeri ve teknolojik destek, en önemlisi şeytanlar vardır.

Bunlar yaratılışı tesadüflere bağlayan, fıtrata düşman, iblise esir, para ve güç putuna tapan müşrikler, kâfirler ve münafıklardır.

Bunlar eziyeti, zulmü, haksızlığı, bozgunculuğu kendilerine hak gören, haddi aşanlar, sapanlar, azanlardır. Lakin güç onlarda, kalem onlarda, söz onlardadır.

Onların egemen ve kalıcı olması asla mümkün olmasa da dünyayı yaşanmaz hale getirmek üzere oldukları da açıktır.

Kendilerini ilahi düzenden üstün, ayrıcalıklı gören bu kandırılmışların sonu elbet karanlıktır ama karanlığa mahkûm edilecek olanlar yalnız onlar değildir. En samimi hisleriyle Rabbine yönelenlerden onlara uyanlar da, onların mezalimini görmeyi reddedenler de karanlıklara mahkûm olacaktır.

Pislikleri gözlerden uzak yerlerde yapmak, yalancı şahitlerle adaletten kurtulmak, pisliklerine devam ederken tevbe ederek kurtulacağını sanmak, dini kendisine veya sahte din adamlarına göre yorumlamak karanlıklar ordusunu kurtaramayacaktır. Çünkü Allah kalplerin özünü bilendir.

Bu pislikler sürüsü imanın en büyük düşmanı, huzur, barış ve esenliğin dünyaya egemen olmasına çalışan şer odaklarıdır ve yazık ki arkalarında sadece Müslüman olmayanlar değil aynı zamanda Müslüman görünümlü nice münafıklarda vardır.

Bu güç odakları dünyevi çıkarlar için elbirliği ile güce sahip olmayı, mümkünse ölmemeyi, iman edenlerin tamamını imandan vazgeçirmeye gayret ederler. Böylece herkes kötü olacak ve iyiler olmadığından kötülere ceza da verilemeyecektir. Bu sağlanamaz ise de yapılacak şey iman edenlerin hepsini öldürmek ve yeryüzünü yaşayan kötülerin doldurduğu bir açık hapishaneye çevirmektir.

Kur’an’ın ihbarı

Bu; İBLİSİN AHDİ, Rabbimizin ikazıdır! O halde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki iman ve insanlığa karşı en ufak adımları atanlar bile iblisin askeri, şeytanın dostları, Allah’ın lanetine uğrayan azaba müstahak zalimler sürüsüdür.

Rabbim Adem (as) ve eşini yaratır yaratmaz şeytanın en büyük düşman olduğunu ve kandırmaya çalışacağını insana ikaz etmiştir. Adildir, açık sözlüdür, haksızlık yapmayandır.

İblis, azmasına karşılık, Rabbimize, insanlığı kıyamete kadar azdırmaya, çirkinleştirmeye, hak yoldan uzaklaştırmaya ve saptırmaya devam edeceğini iddia eden soysuzdur.

Rabbimiz kutsal kitap ve peygamberleri ile insanlığı sürekli uyarıp, öğütler verirken şeytana uyanları cehenneminden çıkarmayacağını defalarca yinelemiştir.

İblis, insana dört yanından yaklaşıp, kandıracağına, saptıracağına, zorlamadan aldatacağına ahdetmiştir.

Bugün yeryüzünde yaşayan iki cephenin biri imanına sahip çıkmaya çalışan Rahmani cephe, diğeri hayatı zindana çevirmeye gayret eden şeytani cephedir.

Kazanacak olan Rahmani cephe iken yazık ki taraftarı çok olan cephe şeytani cephedir.

Şeytani cephe vaadlerle, fani kazanımlarla, hak etmeden daha fazlasını elde etmeyle oyalar, zulmeder, adalet ve huzuru yerle bir eder.

Bu imansızlar cephesinin mensupları çoğu zaman diğer cephede olduklarını sanarlar, hak yolun yolcusu, hakkın savunucusu olarak tanımlarlar kendilerini azımsanamaz bir gafletle.

Bu cephe mensupları, hep birilerini, hep birşeyleri suçlarken nefislerine zulmettiklerini itiraf edemez, yanlış yaptıklarını idrak bile edemezler. Tespit yanlış olduğu için tedavileri de mümkün değildir. Oysa asıl suçlu insanın nefsidir ki kötülüğe meyleden, şeytana uyan, ysağı çiğneyen odur. Kimse kimseye zorla bir şey yaptıramaz ve insanın kendisine yaptığı zulmü kimse bir başkasına yapamaz.

Bunlar savaşlar çıkarır, açlıkları körükler, suni hastalıklar yayarken, suları, göğü ve tabiatı kirletirken, adalet, huzur ve barışın yere egemen olmasını engellerken hep insanları kullanır ve yaptıkları zulmü onlara süslü gösterirler.

Bu cephe insanlara dört yanından öyle sinsice yaklaşır ki masum ve tarafsız olanlar bir anda kendilerini ateş çemberi içinde buluverirler. Şeytan bu yüzden sağdan (iyilik ve hayırlardan), soldan (kötülük ve çirkinliklerden), önden (gelecekten, nesillerden, evlatlardan) ve arkadan (geçmişten, maziden, geride kalanlardan) yanaşır.

Şeytan ordusunu iyiler ve imanlılar üzerine sürer. Atlıları ve yayaları ile imansızlar ordusunu kırıp dökmeye, yok edip yağmalamaya sevk eder. Kırıp dökenler ise Hak’ka hizmet ettiğini sanır. Oysa hizmetkârı oldukları tek şer odağı iblis ve soyudur.

Arkadaşı, hamisi, ortağı ve dostu şeytan olanların ise akibeti malumdur.

Bu imansızlar ordusu teknoloji, bilim, sanat, tıp ve hatta dini kendi maksatları uğrunda kullanır, yeni projeler üretir ve insanlığa ilaç niyetine yutturur. Ekranlar, filmler, televizyon ve medya kaynakları hep onlara hizmet eder.

İmanlı olarak ayakta durmak ilim ve bilimi, yenilik ve medeniyeti reddetmek değildir elbet lakin zararlı bilimden, faydasız ilimden peygamberimizin Rabbimize sığındığı hatırlanacak olursa boş, gereksiz, riskli ve taraflı yayınlar ile zaman öldürmektense, bunları terk etmek doğru olandır.

Zaman, medeniyet ve teknolojinin bugünkü hali dini sıfırlama, ilahi kudret ve ilme isyan ettirme noktasına dayanmıştır. Onlara göre yağmurun da, şimşek ve yıldırımın da bir açıklaması vardır ve bunları yapanlar melekler değil tabiatın kendisi, gazların sıkışması, elektriklenme, basınç ve soğuk hava akımları filandır. Okullarda öğretilen budur, sınavlarda sorulan budur, kitaplarda yazılı olan budur, akıllara yerleşen budur. Ve bu hakikati değiştirmek, hakkı gölgelemek, şeytana hizmet etmektir.

Bilim ilahi ilmin sınırlarını anlamaya çalışmak için vardır ve her bir bulduğu ile insanlara daha çok iman etmelerini tebliğ yerine imanın gereksizliğine işaret ederek maksadını ortaya koymaktadır.

Bilim adamları her keşifte (icat değil) imana bir adım daha yaklaşmak yerine egolarının da etkisiyle icat etmiş, bir şeyi yoktan var etmiş edasıyla daha çok dinden uzaklaşırlar.

Oysa insanın attığı oku atan Allah’tır. Hastalıkları veren, şifayı veren veya canı alan Allah’tır. Aklı veren, ilhamı veren, o şeyin bilinir olmasına-keşfedilmesine müsaade eden Allah’tır. İcat etmek sadece Allah’ın yetkisindedir ki yoktan var eden, ilk yaratan O’dur. İnsan bu yüzden keşfeder, anlar ama icat edemez.

Bu minik ayrımı bile imansızlar ordusu o kadar güzel kullanır ki zayıf imanlı kalpler hemencecik kanıverir.

Sözler, mimik ve sahte gözyaşları çok etkili bir imansızlık sanatıdır. Güzel konuşarak, timsah gözyaşları dökerek, beden dili ve mimikleri kullanarak karşınızdaki kitleye doğruyu söylediğinize çok kolay ikna edersiniz. Çünkü yazık ki toplum bugün okuyup araştıran değil, dinleyen ve görüp dinlediğini doğru kabul eden bir hal almıştır.

Toplumun genelinin o şeyi doğru kabulü sizi de kabule zorlar. Bu yeterli olmaz ise birilerince kanunlar çıkarılır ve bu bundan sonra böyledir denir. Bir iki cılız ses itiraz etse de kanun yasalaşır ve bir zaman sonra insanlar o bilgi veya uygulamayı tartışılmaz doğru olarak beyinlerine yerleştirirler.

İnsanlar imansızlar ordusunun zorlama ve haksızlıklarına karşı duramaz çünkü meşguldür. Sorgulamaya, aklına ve kalbine danışmaya zamanı yoktur. Dünya meşgaleleri o kadar çok zamanlarını alır ki hayati meselelere değinecek o minicik zamanı bile bulamazlar ve asla düşünmezler ki bu dünya meşgalelerini yaratanlar da imansızlar cephesidir.

İmanlılar cephesi ise bu akıl almaz hızda cereyan eden münafıklık ve kafirlik girişimleri ile baş edemeyeceklerini düşünüp, işi Allah’a havale edip daha ziyade kabuklarına çekildiklerinden meydan tamamen imansızlar ordusuna kalır.

İman cephesinin bu eylemi tabi ki doğru olan değildir.

Öncelikle insan imansızlara karşı durarak tuttuğu tarafı belli etmekle mükelleftir. Sonra insan imanını eliyle, diliyle, kalbiyle ifade etmekle mükelleftir. Sonra insan Rabbimizin bir dilemesiyle yerden kazıyabileceği kötülüğü, insanların eliyle yapmalarını beklediğini bilecek seviyede olmakla mükelleftir. Sonra insan yaşamı güzelleştirmek ve huzuru egemen kılmak için çalışmak, cihad etmek, hicret etmek, aklını kullanmakla mükelleftir.

İmanlılar, imansızlar kadar cesur ve atak olmalıdır ki karanlık aydınlığa egemen olamasın.

İmansızlar cephesinin ağırlıklı olarak, Allah’a ortak, eş, benzer, evlat atayanlardan müteşekkil olduğu ve kandırmaya çalıştıkları asıl zümrenin iman edenler olduğu hatırlanacak olursa dikkatli olmak gereği açıktır.

Tehlikeyi yok saymak veya görmezden gelmek onu yenebilmek için yeterli değildir. İmansızlığın mağlup edilmesi, imansızlığın bilinmesi, imansızların tanınması, imansızlığın zayıf noktalarının tespit edilmesi ve oralara saldırılmasıyla ve tabi ki Allah’a güvenip dayanmakla mümkündür.

Nasıl ki imansızlar cephesinin silahı bilim, teknoloji ve bilgi ise, iman cephesinin de silahı ilim, nur, hidayet rehberi

Kur’an olmalı ama iman cephesi aynı zamanda tüm fiziksel, beşeri ve içtimai mesellere hakim vaziyette, bu bilimsel gerçekleri Hak’kın bilinmesi yolunda kullanabilmelidir.

Tembellik, üşenmek, vazgeçmek, ertelemek imansızlara hizmet etmek, imansızlığa ortak olmaktır.

Cihadın sadece silahla yapılmadığını, hicretin sadece coğrafi olarak yer değiştirmek olmadığını artık iman cephesi anlamak ve doğru tarafta olmak zorundadır.

Kıyamete yaklaştığımız bu dar zamanlarda yaşarken ahireti inkar eden bir fikre tabi ve esir olmak yapılacak en büyük hatalardandır ve dönüşü yoktur.

Allah’a ortaklar, evlatlar, eşler ve benzerler yakıştıran bir mecliste oturup kalkmak, inanmasa bile onlara tabi ve dost olmaktır ki o insan cephesinin çoktan değişmiş olduğunun artık farkında olmalıdır.

İmansızlar cephesi modayı, estetiği, lüks ve israfı, ahlaksızlık ve hayasızlığı özendirip dururken bu hastalıklara tabi olanlar onlarla aynı cepheyi paylaştığının farkına varmalıdır.

İmansızlar cephesi, yardımı, infakı, paylaşmayı, tevazu ve dürüstlüğü engellemeye çalışırken onlarla birlikte yiyip içenler, onlardan beklenti içine girenler imansızlar cephesine tabi olduğunu artık anlamak zorundadır.

İmansızlar cephesinden medet, rızık, bereket ve menfaat umanlar o cephenin azılı bir üyesi olduğunu artık anlamalıdır.

Paraya, pula, makama, dünyevi şehvet, hırs, arzu ve fesatlara uyan bu imansızlara karşı koyamayanlar imanlarını yeniden sorgulamalıdır. Kişilere, varlıklara, güce, dünyevi iktidarlara tapan bu putperestlere karşı koyamayanlar Allah’tan değil zalimlerden korktuklarını itiraf etmelidir. Hak yiyip zulmeden, aşağılayan bu büyüklenme ve kibir odaklarına tabi olanlar hiçbir mazerete sahip olamayacaklarını artık idrak etmelidir.

İnsanlar, Hz. İbrahim’i yakmaya yeltenen ateşi söndürmeye çalışan karınca gibi, taraf seçmek ve bunu belli etmek zorundadır.

İnsanlar Allah’a, Kur’an’a sığınıp sabır ve dua ile ilme yönelmeli, Allah’tan güç ve cesaret isteyip zulme karşı direnmelidir.

İnsanlar, İslam’ın tevhid dini olduğunu tüm dünyaya duyurabilmeli ve iman cephesine güç ve enerji katmaya gayret etmelidir.

İnsanlar, insan olmanın erdemini, imanlarını, ahlaklarını ve Allah’a sadakatlerini belli etmekle mükelleftir.

Rabbim, kalplerimizdeki imanı arttırsın.

Rabbim nefislerimizi temizlememize yardım eylesin

Rabbim iman ordusuna katılmayı, iman ordusuna katkıda bulunabilmeyi nasip etsin.

Rabbim imansızlar ordusuna karşı koyabilmeyi ihsan etsin.

Rabbim hakikatin kazanacağı günde bizi doğru tarafta eylesin.

Rabbim bizlere, karınca misali doğru tarafı seçmeyi, bu uğurda çalışmayı ve bunu açıkça söyleyebilmeyi nasip etsin.

Rabbim, imansızlar ordusunun her bir ferdini tez zamanda telef ve mundar eylesin.

Amin!

İmansızlar cephesi

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen nankörlük ve nankörler

Dinen nankörlük ve nankörler

Dinen nankörlük ve nankörler Dinen Nankörlük; nimet verene itikatsızlık veya saygısızlık, şükretmemek, hayatı bahşedene riayetsizlik ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 3 =