Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İmtihan edilen imanlar
imanilmihali.com
İmtihan edilen imanlar

İmtihan edilen imanlar

İmtihan edilen imanlar

Yüce Allah, imanı veren ve bilendir. Tüm peygamberlerin ilk mesajı imandır ve iman; sadece Allah’a has kılınmak üzere, inanmak, güvenmek ve teslim olmaktır.

Dünya sınavı diye dillere dolandırılan ama mahiyeti hep saklı tutulan İMTİHAN, ibadet, ahlak ve amelin değil İMANIN imtihanıdır. Diğerlerinin tamamı imanın alt bölümleri ve gerekleridir ki temelinde iman olmayan tüm duvarlar elbet bir zaman sonra yıkılmaya mahkumdur.

Bu böyle olduğu içindir ki iman sürekli imtihan edilir ve iman şeytanlara karşı tek koruyucu kalkandır çünkü özünde sadece Allah lafzı vardır, güvenmek, inanmak, teslim olmak ve başka İlah aramamak vardır.

“İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.” (Ankebut 29/2,3)

“Şüphesiz biz insanı, karışım hâlindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık. Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.” (İnsan 76/2,3)

Dünya imtihanı vardır, hakikattir, boşuna değildir.

“Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’min 23/115)

“O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler.” (Hud 11/7)

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara 2/214)

“Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran 3/142)

“Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Tevbe 9/16)

“İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.” (Zümer 39/49)

“Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Tegabun 64/15)

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya 21/35)

İmtihanın her yıl hissedilir oranda imtihan edildiğine gören gözler ve duyan kulaklar şahittir ki tartılan iman, ölçülen iman, test edilen imandır. Yani imtihan, imanın hangi şartlarda ne kadar sabit ve sağlam kalabildiğinin görülmesidir.

“Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belâya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.” (Tevbe 9/126)

Etrafımızda olan herkes, yaşadığımız, gördüğümüz, temas edip konuştuğumuz, dost veya düşman olduğumuz herkes birer imtihan vesilesi olabilir ki bunların uç noktalarında Peygamberler ve diğer uçta şeytanlar vardır.

“Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.” (Furkan 25/20)

“Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.” (Hac 22/53)

İnsanlar imanlarının imtihan edilmekte olduğunu anlamaktan aciz ise veya dünya süslerine aşırı düşkün ise elbette sınavı idrak edemeyecek ve fitne ve fesat üreterek, şeytanların vesveselerine kanarak kötülüğe meyledeceklerdir.

“Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.” (Nahl 16/92)

Lakin gerçek iman sahipleri Allah’ı kendileri için yeter bulanlar, başkaca ilah peşinde koşmayanlar, Vekil olarak sadece Yüce Allah’ı tayine denlerdir.

“Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler.” (Al-i İmran 3/173)

Boşuna yaratılmamış dünyanın gayesi imtihan, imtihanın ilk sorusu iman, imanın doğru cevabı Allah ve Kur’an’dır. Dünya sınavının ahiretteki sonsuz hayata dair olduğunu anlayabilmek ve ahiret için azık hazırlamayı seçmek doğru olandır ki sınavın başarısı zor anlarda sabır ve dua, bol anlarda şükür ve infak ama daima iman ve salih amel iledir ki bunun bonusu kötülükten sakınma ve kötülükle mücadeledir.

Sadece hayırlarda yarışmak imanı geliştiremez ki elem, çile ve sabır imanı zirveleştirenlerdir. Bolluk, kolaylık ve servetler ise imanı körletenler. O halde kendi imanımızı, ahiretten önce kendimizin hesaba çekme mecburiyeti vardır ve bu dünya süslerinden gözleri ahiret yurduna çevirmekle, saf imanı tercih edip şeytan işi pisliklere kanmamakla mümkündür.

Servet yığmak ve haramlarda koşmak yerine helal ama az olanla yetinmek, olanı paylaşmak, tevazu ile yaşamak, yolculukta olduğumuzu anlayabilmek ve fani hayatın cilvelerine kanmamak için fani olan Allah’ı ve imtihanını idrak etmek mecburiyetimiz vardır.

Hata ve günah insana mahsustur ve inşallah tevbe ve dua ile, salih amel ve ibadetler ile affolunur. Lakin büyük günahlar ve şeytanlıklar, tekrar eden sürçmeler bir zaman sonra sıradanlaşır ve kul hata yaptığının farkında dahi olmaz ve tevbeye yanaşmayacağı için de kendi kabullerine mahkum olarak yaşar ve ölür. Sonuç ise hüsrandır.

Tarlalardaki mahsullerdeki mevsimsel değişiklikler, yağmurların yıllara sari değişiklikleri, hastalıklar, vefatlar, zorluklar, piyangolardan çıkan paralar, eşler, çocuklar, yangınlar, felaketler hep birer imtihandır ki burada ölçülen sabır veya şükrün yapılıp yapılmayacağı yani daha derinlerde Allah’a güvenilip teslim olunduğu veya olunmadığının tespitidir.

İnsan zorluklarda duaya sarılan, zorluk geçince nankör haline geri dönen ve duayı küçüklük olarak görendir. Oysa dua rahmet kapısıdır, ilahi yardım talebidir, Allah’a sığınmadır, acizliğini arz etme olayıdır.

Bollukta infak etmek, paylaşmak, yardımlaşmak yerine biriktirmek ise şeytanın vesvesesidir ve şeytan sadece dostlarına vahyeder, fısıldar, süslü gösterir, zorlamaz.

ŞU NET BİÇİMDE BİLİNMELİDİR Kİ iblis ve soyu, kan damarlarınıza girip, zihninizi teslim alıp, uzuvlarınızın kontrolünü darbe ile asla ele geçirmez. Olan şudur;

İblis, ahdi gereği, insana düşmandır ve aldatmak – imandan saptırmak için zorlamadan sadece vesvese verir. Çünkü dünya sınavı adildir ve zorlama veya iradeyi ele geçirme sınavın adaletine aykırıdır. Bu nedenle ne Yüce Allah ve ne de şeytanlar kula zorla bir şey yaptıramaz. Bu nedenle şeytanın kılıcı tahtadandır.

O Hollywood filmlerindeki sahnelerin tamamı düzmecedir ve israiliyat ürünü siyonist gayretlerdir. hakikat ise Kur’an’dadır ve asıl zalim ve nankör olan insandır. Çünkü üç kuruş para için imanını satar, Allah ile yetinemediği için (haşa) şeytanlardan, kişilerden, mal ve servetlerden kendisine yeni tanrılar yapar ve onlara tapar.

Şeytan bir insana git şu adama ilah diye tap demez. Vesvese vererek kışkırtır ki ondaki servetler sende neden olmasın? Kul, işte tam bu noktada imana sarılıp tevbeye dönüp, şeytanın vesveselerinden Allah’a sığınmak veya şeytanın vesvesesi istikametinde haram ve günah olana meyletmek arasında iki tercihten birini seçmek durumunda kalır.

Yine çok mühim bir nokta Peygamber nasıl kulalrı sadece davet ve tebliğle yetinir iman için asla zorlamaz ise şeytanlar da kulları imansızlık için zorlamazlar, sadece davet eder, süslü gösterirler.

İnsan ise zalim, cahil ve nankördür, acelecidir, zayıftır ve imanları yeterince kuvvetli olamayanlar şeytanlara köle olurlar.

Yüce Allah bunu bildiği içindir ki iman denen koruyucu kalkanı kullarına nasip etmiş, bunun ahdiyle sabitleştirmiş ve insan daha en başta (fıtratta) Rabbine sadık kalacağına yemin etmiştir.

İmanın imtihanı da işte bu; ahde sadakat, imana sarılma, Allah’a teslim olma veyahut TÜM BUNLARA AYKIRI OLARAK imanı dünya süsleriyle, Allah’a teslimiyeti Şeytana kul olmakla değişmek sınavıdır.

Allah, niyetlere tek şahit olandır, imanı veren ve bilendir, cehennemin ağzına dek dolacağını buyurandır. Yine Allah şeytanın insan hakkındaki zannında haklı çıkacağını ve insanların çoğunun imanlarına şirk bulaştıracağını çok önceden duyurandır.

Yani cennetler tehna olacak ve oradaki köşkler inşallah sadece iman sahiplerine ait olacaktır.

Allah ile aldatma noktası da şuradadır ki; şeytan ve şeytancıklar kulları “Allah nasılsa affeder” diye kandırmakta, “nasılsa birileri şefaat eder kurtulursun” diye aldatmaktadır.

Öncelikle bilinmelidir ki ahiret yurdunda Allah sadece iman edenlerin RAHİM’idir. Zalimlere orada merhamet edilmeyecek, günahları sorulmayacaktır bile.

İkincisi şefaat sadece ve tümden Allah’a aittir ve sadece Allah’ın razı olduğu kullar içindir. Şefaat etmesine müsaade edilecek olanlar da, hakkında şefaat istenecek olanlar da Allah’ın razı olduğu kullar olmak zorundadır.

Allah rızası ise öyle iki rekat namazla, tesettürle, yedi koyun kurban etmekle değil yukarıdan beri bahsettiğimiz üzere iman etmekle mümkündür.

Yüce Allah cennetler için üç şart koşmaktadır ki bunlar; Allah’tan başkasına tabi olmamak, ahirete kati olarak iman etmek ve salih amel (değer, fayda, ibadet, ahlak, hayır) üretmektir.

Sınav bunların var veya yok olduğunun tespitidir ki firavun imanı gibi ecel halinde gelen imanın kimseye faydası yoktur, olmayacaktır.

Çünkü Allah hayatı ve ölümü kimin daha iyi şeyler yapacağını ve kimlerin kendisine imanda sabit kalabileceğini görmek için yaratandır. İmanla kalabilenler mutlu ve bahtiyar, kalamayanlar mahzun ve mahkum olacaktır. Çünkü Allah adildir, adil olanı sever.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir