Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kadere iman / İnşallah, maşallah, maazallah nedir?
imanilmihali.com
Resulallah'ın akrabalarını ve Mekke'lileri daveti

İnşallah, maşallah, maazallah nedir?

Hiçbir şey hakkında sakın “yarın şunu yapacağım” deme! Ancak, “Allah dilerse yapacağım” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır” de. (Kehf 18/23,24)

İnşallah, maşallah, maazallah ne anlama gelir?

İNŞALLAH, MAŞALLAH, MAAZALLAH, İSTİÂZE NEDİR? 

İNŞALLAH

“Allah isterse, Allah dilerse” anlamına gelen bir şart cümlesidir.

Kâinatta her şey, Allah’ın irâde ve takdiri ile cereyan eder. Allah, izin vermeden ve istemeden hiçbir şeyin olması mümkün değildir. Mü’minler, gelecekte bir iş ve bir görev yapmak istediklerinde bunu ifade ederken “inşâallah şöyle yapacağım, böyle yapacağım” derler. Böylece Allah’ın irade ve gücünü ikrar edip O’ndan müsaade ve yardım istemiş olurlar.

Bu davranış, Kehf sûresinin 23-24. âyetlerinden kaynaklanmıştır. Âyette şöyle buyurulmuştur: “Hiçbir şey için, ‘bunu yapacağım deme’, ancak `Allah dilerse (inşâallah) yapacağım de’…” Bu âyetler, Peygamberimiz (a.s.)’e ruh, Ashab-ı Kehf ve Zü’l-karneyn hakkında soru sorulunca ve Peygamberimiz (a.s.)’in “yarın bunlara cevap veririm” dediğinde, (inşallah demeyi unuttuğundan) nazil olmuştu. Bu sebeple birkaç gün Resulullaha vahiy gelmedi.

“İnşâallah” ve aynı anlama gelen “lev şâellahu” tabiri Kur’ân’da 20 küsür âyette geçmiştir (Meselâ Bakara, 2/20, 70).

İnşallah, bütün işlerini Allahü teâlânın dilemesine havale etmek için söylenen sözdür. Allahü teâlânın huzurunda itaat edenlerden olmak için, her işte inşallah demelidir! (Şunu yapacağım) veya (Yarın şuraya gideceğim) denince de (İnşallah) demelidir!

Hadis-i şerifte, (İnsanlar için, inşallah demekten daha faziletli itaat edicilik yoktur) buyuruldu.

Bir kimse ile bir şey kararlaştırırken inşallah denirse, sonradan o iş yerine getirilmezse, yalancı olunmaz. (Miftah-ül cenne)

Kesin işlerde de inşallah denir. Mescid-i harama girileceğini Allahü teâlâ bildirdiği halde, inşallah denmesini öğretmek için, (Mescid-i harama inşallah gireceksiniz) buyurdu. (Fetih 27)

İsmail aleyhisselamın, (Babacığım, sana emredilen ne ise, onu yap! İnşallah beni sabredicilerden bulursun) dediği de Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir. (Saffat 102)

Peygamber efendimiz de, mezarlığa uğrayınca, ölüm muhakkak olduğu halde, ilâhi terbiye gereği olarak, (İnşallah biz de size kavuşacağız) buyurdu. (Müslim)

Peygamber efendimiz, duasının kabul olacağını âyet-i kerimeye istinaden kesin olarak bildiği halde şöyle buyurdu: (Her Peygamberin duası kabul olur. Her Peygamber, ümmeti için dünyada dua etti. Ben ise, Kıyamette ümmetime şefaat izni verilmesi için dua ediyorum. Duam inşallah kabul olacak. Müşrik olmayanların hepsine şefaat edeceğim.) [Müslim]

MAŞALLAH

Maşallah, beğenilen şeyler görüldüğünde, “Bu, Allahü teâlânın dilediği ve ihsan ettiği şeydir. Allah korusun, Allah nazardan saklasın” anlamına gelen, mübarek bir sözdür.

Bu terkip üç kelimeden oluşmaktadır: “Şey” anlamına gelen “mâ”, “istedi, diledi” anlamına gelen “şâe” fiili ve Allah ismi. Terkip olarak, “Allah’ın istediği şey” demektir. Bu tâbir, “Allah’ın istediği şey olur, istemediği şey olmaz” cümlesinin kısaltılmış şeklidir. Bu anlam, Türk toplumunda “Allah’ın dediği olur” şeklinde ifade edilmektedir.

“Maşaallah” tâbiri halkın dilinde bir güzellik, iyilik, nimet ve başarı karşısında hayret ve takdir ifadesi olarak ve göz değmemesi dileği ile söylenmektedir.

Bu kullanım şu âyetlere dayanmaktadır. “(Ey Rasûlüm!) De ki: Ben kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim elbette çok hayır elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı…” (A’râf, 7/188),

“Bağına girdiğin zaman maşaallâh, kuvvet yalnız Allah iledir demen gerekmez miydi?…” (Kehf, 18/39).

Mâşaallah kelimesi, o kadar güzel, o kadar sıcak bir ifadedir ki Allah’ın rahmaniyetinin ve rahimiyetinin söze yansımış halidir. Allahü Teala bu sözdeki rahmaniyetiyle yeryüzündeki bütün insanların o rahmetten nasipdar olmasını dilemiştir. Dua manasına gelen Mâşaallah kelimesi, aynı zamanda ayet-i kerimedir. Kehf Sûresi’nde Hazreti Allah (cc) mal mülkle imtihan ettiği bir kişinin durumunu anlatır. Ve bu kişi arkadaşıyla konuştuğunda arkadaşının ona “Ne olurdu sen bu güzel cennete girdiğinde keşke ‘benim’ sevdasında olmasaydın, gururla girmeseydin de bunu ifade eden ‘Mâşaallah la kuvvete illa billah, bunu Allah diledi de oldu. Allah’tan başka bir kuvvet sahibi yoktur’, diye bu güzelliğin sahibine teslim eder bir halde olsaydın.” diye hitabı ve tavsiyesi vardır.

Nazarı değen kişide kalbî bir niyet vardır. Kişi kötü bir niyet sahibi değilse nazarın tesiri fazla olmaz veya karşıdakinin helakine sebebiyet vermez. Ama bazen çok sevmenin de getirdiği kötü niyetli olmayan bir nazar şekli de vardır. İşte Mâşaallah kelimesi bu şekildeki niyeti def etmek içindir. Kötü nazar kötü niyetlerden dolayı değer. Bunun bertaraf edilmesi de kişinin itikadının, niyetinin düzgünlüğüyle oluşur.

Mâşaallah diyerek “Ne kadar çalışırsan çalış, neticede bunu Allah’ın verdiği bir değer olarak kabul edersen değerlidir; aksi halde bunların Allah katında hiçbir değeri yoktur” imanımızı da vesikalandırmış oluruz. Bu sebepten dolayı anne-babanın çocuğuna daha çok nazarı değdiği söylenir. Seven kişi sevdiğini muhabbetle o kadar sahiplenir ki bu durum Allah’ın rızasına muhalif olur. Bazen bu sevgiyle beraber nimetin sahibi unutulabilir. Fakat ‘Mâşaallah’ denildiğinde ‘benim alakam bu sevmekle yine O’ndandır’ manasına gelir.

İnsan zikretmekle etrafında onu çevreleyen bir melaike zırhı oluşur. Zikrettikçe onu koruyan meleklerin sayısı artar. Hatta onu şer işlerden korumak için de muhafız olan melekler hep artış gösterir. Ancak, insanın lisanındaki bozukluklar, küfre ait sözler de etrafındaki şeytani kuvvetlerin artmasına sebep olur. Mâşaallah kelimesi ise insanın üzerindeki dışarıdan gelebilecek olumsuz etkileri de azaltır. “Nazar şeytanın oklarından bir oktur.” der Peygamber Efendimiz (sas). Bunu insanı günaha sevk eden bakış olarak anlayabileceğimiz gibi insana dışarıdan gelen nazar şeklinde de anlayabiliriz. Her iki durumda da alınması gereken tedbirler vardır. ‘Mâşaallah’ karşıdan gelecek negatif durumları da izale etmiş olur. Kötü nazar mavi şua şeklinde yıldırım gibi çarpar. Mâşaallah deyince önüne zırh gibi bir set çekilir. O ışık çarpıp geri döner. Mavi nazar boncuğu kullanılmasının sebebi de budur. Nazar boncuğunu, nazardan muhafaza etmesini umarak kullanmak şirktir. Yoksa çocuğa üzerinde parıldayan şeyler takmak dikkat çeker, nazarları alır diye düşünülür.

Mâşaallah, bu düşünce düzgünlüğünü ifade eden bir sözdür. Mâşaallah deyince beğendiğimiz, sevdiğimiz, gördüğümüz bir güzelliğin esasında Allah’a ait olduğunu lisanen zikretmiş oluruz. Bu düşünce ile beraber bunu zikrettiğimizde artık o baktığınız şey Allah’ın mülkünde olduğu tasdiklenmiş bir mülk olarak envantere geçer. Dolayısıyla muhafazası da doğrudan külli iradeye teslim edilmiş olur. Kendinizden bilir de güzelliği ifade edip sahibini unutur bir vaziyette olursanız, adeta onun mülkünden bir şeyleri aşırmaya çalışan hırsız hükmüne girersiniz. Neticede ya bu bed nazarlı birinin lokması olacak, helakiyle vuku bulacak veya kişinin böbürlenmesiyle kaybolup gidecektir. Mâşaallah deyip Allah’ın mülkünde olduğunu tasdik ederek o malı korumuş oluruz.

Şöyle ki dünyevi nimetler insanın emrine verilmiştir ama bunların birçoğu fânidir. Mâşaallah diyerek bize ayrılan bir nimeti veya güzelliği Allah’ın bâki alemine iade etmiş oluruz. Dolayısıyla o malda mülkte fanilik en azından sizinle beraber olduğu müddetçe kaybolmaz, o nimetin yokluğunu hissetmezsiniz. Onu kendi hayatınız ve alakanız nispetiyle kayıt altına alırsınız.

Allah’ın nimetlerini sınırlandırırken âdet olmuş bir hudut çekeriz. Ondan evvel unuttuğumuz bir nimet de O’nu sevebilme nimetidir. Yeşili görmeniz bir nimettir; yeşili sevebilme kabiliyetini veren de yine Allah’tır. Mâşaallah kelimesi ile sadece nimeti kayıtlandırmaz, kendimizi de aradan çıkarmış oluruz. Nimete mazhar olan kişiyi de aradan çıkarırız. Bu manasıyla ‘Mâşaallah’ kelimesi pratik hayatta tevhidin ikrarının da ayrı bir tecellisidir. Çünkü tevhid mahlukatta Allah’ı müşahede etmek, deliller görmek olduğu gibi her nefeste Allah’ı bilmek manasına gelen geniş bir ifadedir. La ilahe illallah ‘Ben yokum ya rabbi Sen varsın’ demenin lafzî ifadesidir.‘Mâşaallah’ kelimesi bu tevhidi ikrar ettiğinizin, sabit kadem olduğunuzun başka başka sahalarda tecelli etmesinin tasdiki manasındadır.

Bârekallah diyerek de ‘bu nimeti benim için mübarek eyle’ kaydını koyarız Efendimiz (sas)’den beri devam eden köklü kültürümüzde ‘maşallah’ ile beraber ‘barekallah’ kelimesi de kullanılır. Bu, “Allah diledi oldu; fakat Allah bunu sana lütfuyla vermiş olsun ki, sende bu mübarek olsun” anlamına gelir. Çünkü her nimet Allah’ın lütfundan değildir, bazen kahrından da olabilir. Biz bunu asla bilemeyiz. ‘Maşallah’ diyerek nimetin Allah’tan olduğunu tasdik eder, ‘barekallah’ diyerek de ‘bu nimeti benim için mübarek eyle’ kaydını koyarız. Peygamber (sas) de bu şekilde yapmıştır.

Mâşaallah, Allah’a hamd manasına da gelir. Kişi bir nimete mazhar olduğunda onun Allah’ın dileğiyle olduğunu ifade eden bir söz kullanması hem kendisinin sahibi olan Allah’ı hatırlaması bakımından tevhid, hem de nimetin sahibine karşı teşekkür etmiş olur.

Mâşaallah tesbih olarak çekilmez; çünkü bu kelimenin Allah’ın nimetleri görüldükçe söylenmesi istenir.

Mâşaallah müşahedesiz, görmeden olmaz.

Mâşaallah diye üzerimize yazmakla onun tesirinden azami istifade edemeyiz. Bunun için niyet lazımdır. Telaffuz ederken de niyetin sağlamlığı hem nimetin devamına, hem de nimetlerin ve bilhassa itikadımızın, kulluğumuzun muhafazasına vesile olacaktır. Bela ve musibetlere, kişinin günahla yaptığı ortaya çıkan zahiri saltanata Mâşaallah demek yaptığı kabahati Allah’a yüklemek gibi düşünmektir ki, bu küfürdür. Bu, içki içerken besmele çekmeye benzer. Fâsıklıktan öte kişiyi dinden düşürür.

İstihza yoluyla ‘Mâşaallah’ demek veya Allah’ın haram bir şeyine baktığı zaman da ‘Mâşaallah’ demek, şehevâni, nefsani boyutta bu ulvi kelimeyi kullanmak da kişiyi -Allah muhafaza- istihza makamında olduğu için dinden düşürüverir.

MÂAZALLAH

“Allah korusun, Allah’a sığınırım” demektir.

Gelecek bir tehlikeye karşı Allah’a sığınmak için söylenen, yegâne sığınılacak varlığın Allah olduğu ikrar edilerek Allah’dan yardım istenmekte kullanılan bir dua cümlesidir. Bu cümle, Kur’ân’da iki âyette geçmiş ve Yusuf (a.s.)’ın evinde kaldığı bakanın karısı Zeliha’nın kapıları kapatıp muradına ermek için, “hadi gel” demesine ve kardeşi Bünyamin’i yanında alıkoymak için yüküne su tası koydurup sonra yükleri aratması, tas bulununca Bünyamin’i alıkoyması üzerine üvey kardeşlerinin “onun yerine birimizi alıkoy” demelerine karşılık bu istekleri red ifadesi olarak “Mâazallah” dediği bildirilmiştir (Yûsuf, 12/23,79).

İSTİÂZE; Sığınmak, korunmak ve sarılmak anlamındaki “a-v-z” kelimesinden türeyen istiâze; şeytanın ve kötü insanların şerrinden, her türlü zarar, bela, âfet ve musîbetlerden Allah’a sığınmak demektir. “Teavvûz” ve “iltica'” ile aynı anlamdadır.

Kur’ân’da istiâze; “eûzû billâhi” (Allah’a sığınırım) (Bakara, 2/67), “eûzü bi’r-Rahman” (Rahman’a sığınırım) (Meryem, 19/18), “eûzü bi Rabbi’l-felâk” (Sabah’ın Rabbına sığınırım) (Felâk, 113/1), “eûzü bi Rabbi’n-nâs” (İnsanların Rabb’ına sığınırım) (Nâs, 114/1) ve “meâzallah” (Allah’a sığınırım, Allah korusun) (Yûsuf, 12/31, 58) cümleleri ile ifade edilmiştir.

Kur’ân okunacağı zaman (Nahl, 16/98) ve şeytan kötü bir düşünce telkin ettiği zaman (A’râf, 7/200) Allah’a sığınılması emredilmiştir.

Felak ve Nâs sûrelerinde; yaratıkların, karanlık gecelerin, büyücülerin, hasetçilerin, insanlara kötü düşünceler fısıldayan sinsi vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınılması tavsiye edilmiştir. Kur’ân’da Musa (a.s.)’ın, hesap gününe inanmayan mütekebbirlerden (Mü’min, 40/27) ve cahillerden olmaktan (Bakara, 2/67); Nuh (a.s.)’in bilmediği bir şeyi Allah’tan istemekten (Hûd, 11/47), Yusuf (a.s.)’ın kendisine yapılan zina teklifinden (Yûsuf, 12/23) ve suçsuz bir insanı cezalandırmaktan (Yûsuf, 12/79) Allah’a sığındığı bildirilmiştir.

Bütün bunlardan anlaşılan o ki insanın; hem kendisinin kötü ve haram olan söz, fiil ve davranışlardan hem de insan, şeytan ve diğer varlıkların şerrinden, hoşlanmadığı şeylerden ve sahip olduğu nimetleri kaybetmekten Allah’a sığınması gerekmektedir. Yegâne sığınılacak ve kendisine sığınanları koruyabilecek olan Allah’tır. Bunun için mü’minin; her söz, iş ve görevine Allah’ın adı ile başlar. “Eûzü billâhimineş-şeytâni’r-racîm” (Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım) cümlesi ile Allah’a sığınır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.); nimet ve sıhhatin yok olmasından, ilâhî azap ve gazaptan (Müslim, Zikir, 96), delirmekten, hastalıklardan (Ebû Dâvud, Vitr, 32), cehennemden, zenginliğin, kulak, göz, kalp ve cinsel organın şerrinden (Ebû Dâvud, Deavat, 68, 74), açlık ve hıyanetten (Ebû Dâvud, Vitr, 32), âcizlik, tembellik, korkaklık, bunaklık ve cimrilikten, kabir azabından, hayat ve ölüm fitnesinden, ağır borçtan, düşmanların galip gelmesinden (Buhârî, Deavat, 35), canlıların ve her şeyin şerrinden (Müslim, Zikr, 61, 62), zulmetmekten ve zulme uğramaktan (Ahmed, V, 191) sapmaktan ve saptırmaktan (Ebû Dâvud, Edeb, 103), küfürden (Nesâi, İstiaze, 16), huyların, amellerin ve arzuların kötüsünden (Tirmizî, Deavat, 126), boğulmaktan, yanmaktan (Nesâi, İstiaze, 61) ve kederden (Buhârî, Deavat, 36) Allah’a sığınmıştır.

Namaz dışında Kur’ân okumaya başlarken, namaz içinde `sübhâneke’ duasından sonra, `besmele’den önce `eûzü’ çekilmesi sünnettir.

Atâ İbn Sirîn ve Nehâî gibi bazı âlimler Nahl sûresinin 98. âyetindeki “Kur’ân okuduğun zaman Allah’a sığın (eûzü çek)” emrini vücûb kabul ederek Kur’ân okumak isteyen kimsenin mutlaka eûzü çekmesi gerektiğini söylemişlerdir.

Kur’ân okumaktan maksat, Kur’ân’ı anlamak, emir ve yasaklarına uymaktır. Kur’ân okumaya başlanacağı zaman “istiâze” emredilmesi buna yöneliktir. Şeytan’ın vesvesesinden kurtulmak, Kur’ân’ı iyi düşünüp anlayabilmektir. Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm cümlesi Kur’ân’dan bir âyet değildir. Bu cümlenin dayanağı Nahl sûresinin 98. âyetidir.

“Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’ deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.”(Kehf 18/39,40)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen kader ve kadercilik nedir

Dinen kader ve kadercilik nedir

Dinen kader ve kadercilik nedir Kader, ellerimizle işlediğimiz nakıştır. Yaşamın ve dinin önündeki en büyük ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 1 =