Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İnsan hakkı ihlallerinin tövbesi olmaz
imanilmihali.com
İnsan hakkı ihlallerinin tövbesi olmaz

İnsan hakkı ihlallerinin tövbesi olmaz

İnsan hakkı ihlallerinin tövbesi olmaz

Tövbe, işlenen gaflet, sürçme, günah ve ihmaller nedeniyle, pişmanlık duyarak, bağışlanmak umuduyla Allah’tan af dilemek ve o işi tekrarlamamaya söz vermektir.

Yüce Allah, rahmeti bol olandır ve tövbeleri çokça kabul edendir. Kul kendisine samimiyeetle yönelirse yani tövbesi nasuh olursa inşallah affedecek ve günah yazmayacak olandır. Hatta bazı tövbeler vardır ki o günahlardan sevaplar dahi çıkartır.

Buraya kadar anılan tövbelere ait kulun yaptığı hata, zulüm ve gafletler, Allah hakkına riayetsizlikle, samimiyetsizlikle yani sadece Allah’a ait olan haksızlıklardır. Haksızlık Allah’a yapılmıştır ve bağışlanma da yine O’ndan istenir.

Peki o halde dünya yaşamında yapılan sürçme, gaflet ve günahlar sadece Allah’a karşı mıdır?

Tabi ki hayır!

Topluma, varlıklara, tabiata, kainata, bedene ve en mühimi diğer kullara ve kamuya yapılan haksızlık ve zulümlerin tövbesi ne olacaktır?

Tövbe, hak sahibine yapılan haksızlık için özür dilemektir. Haksızlık yapılan bir insan veya toplum ise af dilenmesi gereken de o insan veya toplumdur. Yani Allah’a tövbe ederek Allah hakkına dair bağışlanma elde edilse dahi kul ve toplumun hakkına ait günah aynen ortada durmaktadır ve Allah o hakka müdahale etmez, helalleşmeyi kullara bırakır.

Kula veya kullara yapılan haksızlıklarda da elbet Yüce Allah’a yapılan sayısız zulüm vardır ama O affedicidir ve dilerse affeder ama sadece kendisine ait olanı affeder. Kullara ait olan hakka müdahale etmez, affedilmeyi veya affedilmemeyi kullarının iradesine bırakır. Diler ki affetmek olsun, kin ve nefret üremesin ama buna rağmen affetmeyene de kızmaz.

Kısasta da, mirasta da, adaletsizliklerde de … durum hep aynıdır.

Hak sahibine dönene kadar havada asılı kalır ve zulüm yaşamaya devam eder. Vebal artarak büyür ve helalleşme ancak hakkı yenenin hakkını helal etmesi iledir.

Hakkı yenen affederse, hakkını helal ederse sorun yoktur ama etmez ise Yüce Allah dahi o hak yiyeni bağışlamaz, bağışlamak istemez çünkü hak olmanın kaydı ve şartı hakkaniyete dayanmasıdır. Hakkaniyet ise hakların sahiplerinde ve dokunulmaz olarak bulunmasıdır.

Hakkı, sahibinden alan ve başka yerlere taşıyan herşeyin adı haksızlık ve zulümdür ve Kur’an’ın savaşı zulümledir. Hakkı yenen koltuğunda oturanlar, buna rağmen ihsan ve itidalle, tevazu ve hüsnüniyetle affedebilir ve devasa sevaplar kazanır ama hakkını helal etmez ise o hak bu dünyada veya ahirette muhakkak sahibine geri dönmek mecburiyetindedir ve bu dönüş ahirete kalırsa vebali de büyük olur.

Şöyle ki dünyada af dilemek kolay, parasal zararları karşılamak fani servetlerle mümkündür. Ama o helallik alma işi ahirete kalırsa orada para olmayacağı için ve hakkın geri gelmesi mümkün olamayacağı için değiş tokuş sevapları mazluma vermek veya yok ise mazlumun günahlarını zalimlerin üzerine atmak şeklinde gerçekleşecektir ki bir kişinin hakkını yiyen için durum buyken, kamu ve toplumun hakkını yiyenlerin durumu içler acısıdır.

Düşünülsün ki seksen milyonun hakkını yiyenler seksen milyon insana birer sevap verse dünya yaşamında biriktirdikleri tüm sevaplar yok olup gidecektir. Ve bu sadece bir haksızlık veya yolsuzluk içindir. Zulümler mesela doksan tane haksızlığa varıyorsa ahiret hesaplaşması seksen milyona doksan kere sevap dağıtma demektir. Sevaplar bu kadar çok değilse de (ki bu kadar sevabı olan zaten zulmetmez) dağıtılamayan sevaplar yerine mazlumların günahları o zalime yüklenmeye başlar ve cennetler o kula hayal, cehennemler ebedi mekan olur.

O halde haksızlık yapmamak, zulmetmemek ve yenen haklar için sahiplerinden af ve helallik dilemek esas olandır.

Kula veya kullara yapılan haksızlıkların affı tövbe ile olmadığından da o vebalden kurtulmak başka türlü asla mümkün değildir.

Varlıklara, hayvanlara, çiçeklere, ağaçlara, havaya, toprağa yapılan zulüm ve haksızlıklar da aynı mahiyettedir ve sürekli tesbih etmekte olan bu yaratılmışların tümü haklarını elbet alacaktır.

Günahları salih ameller örter ama yenen hakları salih ameller ve ibadetler dahi örtemez. O halde akıl ve kalbin yolu haksızlık etmemek, haksızlık edenlerle oturup kalkmamaktır. Adalete düşman, hakka riayetsiz, münafıklık karakteri olmuşlarla oturup kalkmak, bu dünyada sayısız servet ve makam kazandırabilir ama helal ve hak değilse hem günaha imza atar hem yenen hakların sahiplerine borçlu kılar.

Ehliyetsiz ve liyakatsiz olunduğu halde işlere talip olmak da, o işleri o layık olmayanlara vermek de bu cümledendir ve nerede bir haksızlık varsa orada yenen bir hak vardır.

Hak, yaratılış nizamı, temeli ve adaletle birlikte fıtratın genel kuralıdır.

Hak’ka düşman olan, Hakk’a düşmandır.

Hakk’a düşman olan ise cehennem için yaratılanlardandır ve onlar için üzülmeye gerek yoktur. Mazlumlar içinse sevinilecek nokta şudur ki cennetler mazlumlarla doludur ve zalimlerin tamamı cehennemlerdedir. Hz. Peygamber de mazlumlardan yanadır, Kur’an’da ezilenlerden yanadır, Allah ezilenleri ezenlerin üzerine çıkarmayı dileyendir.

O halde hakkı aramak tüm mazlumların ilk vazifesi, insan olmanın gereğidir. Ama güç yetmiyorsa hak bakidir ve elbet geri alınacaktır. Ama hakkı aramamak haktan vazgeçmektir ve hakkı yenen kalben ve dille bu hakkını helal etmediğini söylemelidir ki alacağı baki olsun.

Hakkından feragat eden, korkarak pısan, dille hakını aramaya cesarete edemeyenler ise Allah’tan değil o kuldan korkmakla sadece hakından feragat etmekle kalmaz aynı zamanda imana aykırı davranmakla Kur’an emrine de karşı gelmiş olur çünkü Allah zalimin feryadına müsaade etmekte, başkaca kötü sözleri istememektedir. Demek ki zulüm ve haksızlık feryat edilmesi gereken bir kötü hal ve gidiştir.

Netice olarak kul ve kamu haklarının sahiplerine iadesi, günahlarının temizlenmesi, ibadetle, duayla, Allah’a tövbe ile mümkün değildir. O kişiye hakkı geri vermek, haksızlığı telafi etmek veya affedilmeyi sağlamak lazım gelir.

YENEN HAK TECAVÜZ GİBİ KALICI HASARLAR VERİYORSA, ÖLDÜRME GİBİ FITRATA DÜŞMANLIK EDİYORSA, ÖZGÜRLÜK VE EŞİTLİĞİ İLELEBET ENGELLİYORSA, MERHUMLARA YANİ KENDİSİNİ SAVUNAMAYANLARA YAPILIYORSA, AÇ BIRAKIYORSA, EZİYET EDİYORSA, İMAN KARDEŞLİĞİNE DÜŞMANSA, YETİM VE ÇOCUKLARI HEDEF ALIYORSA, KÖTÜ ÇIĞIR AÇIYORSA, MASUM KADINLARA İFFETSİZLİK ETİKETİ YAPIŞTIRIYORSA, KAN VE GÖZ YAŞINA SEBEPSE, TERÖRE DAVETİYE ÇIKARIYORSA … ZATEN HELALLİK ARAMAYA GEREK DAHİ YOKTUR! ÇÜNKÜ AF UMMAK NAFİLEDİR.

Yoksa vebal büyük, azap fena, cehennem yakıcıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir Yüce Allah, hayatın, ecelin, mülk ve kudretin, dinin, beraat ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir