Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / İnsan ilmi ve kadavralar medeniyetinden İslam’a geçiş
imanilmihali.com
İnsan ilmi ve kadavralar medeniyetinden İslam'a geçiş

İnsan ilmi ve kadavralar medeniyetinden İslam’a geçiş

İnsan ilmi ve kadavralar medeniyetinden İslam’a geçiş

Medeniyet, akla ve bilime değer veren din düşmanları ile dine sevdalı ama ilimden uzak akılsızlardan teşkil insanlar topluluğudur ve birileri akıl ve aşkı bir araya getirmemeye yeminlidir.

Batı, ruhsuz ve makineleşmiş acınası hali ile huzur ve esenlikten uzak ama para içinde yaşarken makinelere ve endüstriye teslim olmuş halde, Doğu, kan ve göz yaşına mahkum vaziyette yaşamaktadır.

Tüm dünya insanlığının kurtuluşu ise İslam’dadır.

Ancak bu sayede akıl ve kalp buluşacak, medeniyetlerin birbirine düşman olduğu değil, ayrı medeniyet olmalarının Allah’ın hikmeti olduğu anlaşılacak ve nihayet farklılıklar dinin mozaiğini teşkil edecektir.

Batı bugün dertlerine laboratuvarlarda çözüm ararken kadavralar üzerinde çalışmakta, ruhu ve insan denen varlığın hikmetini hesaba katmamakta, bilim adına ürettiği sayısal veriler bu nedenle huzuru getirememektedir.

İslam alemi ise cennet hayaliyle yaşarken, beşeriyetin yükümlülüklerini yok saymakta, adeta afyon almış haşhaşiler gibi yeşil rüyalar görürken aklı kullanmaktan uzak yaşamaktadır.

Kadavralardan kurtulup insan mayasını teşhis ve bunda saklı erdemlere erebilmek ise ancak İslam ve iman ile mümkündür, Kur’an’ın hidayeti ile olasıdır.

Başta müslümanlar olmak üzere tüm dünya Kur’an’a dönmek, küresel esenlik ve barış için sadece Allah’a teslim olmak zorundadır. Bu elbet ve er yada geç olacaktır lakin o ana dek daha çok göz yaşı dökülecek, çok kanlar akacaktır.

Dünya geleceğin teminatını petrolde değil de insanda görmeye başladığı anda sorunların kaynağı tespit edilmiş olacaktır. Bu sayede şeytanlar tanınacak, suni çatışmalar engellenecek ve insanlık akın akın İslam’a hicret edecektir.

Müslümanlar bu nedenle yardımcı ve örnek olmak zorundadır ve önce kendisini hesaba çekmelidir. Müslüman olmak, cennetler cepte demek asla değildir aksine müslüman olmak vebaldir, mesuliyettir.

Bu görevi ve imkanı layıkıyla taşımayanlar ise inkardan da büyük günahlara imza atmakla, İslam’ı başkalarına kötü ve çirkin göstererek İslam’ın yeryüzüne egemenliğine engel olmaktadır. Yani dünya İslam’a geçecekse önce müslümanlar kendisini düzeltmeli ve örnek olmalıdır.

Batı, doğunun aşkına bakıp kendisine vazife çıkarmalı, sahip olduğu teknoloji ve bilimi aşkla buluşturmalı, İslam’ın yaşayan örneği müslümanlara değil de bizzat ve birinci elden Kur’an’a yönelerek, O’ndaki mucizeleri görebilmeli, bu kudret ve ilmi tanıdıktan sonra tekrar insan bedenindeki ayetlere dönerek kainatı keşfedebilmelidir.

Makine putuna tapar haldeki batının kendisi için de, dünyanın tamamı için de iman etmekten ve İslam’a tabi olmaktan başka çare ve usul yoktur.

İnsan ilmi ile kast edilen de budur. Yani et ve kemikten ibaret sanılan insandaki hikmeti arayan, sırlarına vakıf olma yollarını araştıran insan ilmi sayesinde kalbin bir et parçası olmadığı, aklın beyinden ibaret olmadığı anlaşılacaktır ve ruhun kıymeti ve ölümsüzlüğü, bunun sonucu olarak da Allah ve ahiret hesabı bilinir olacaktır.

Kadavralar medeniyeti batı, gafletinde direndikçe ve Kur’an’a yanaşmadıkça huzur ve refahı asla yakalayamayacak ve zulmetmeye, kendisi de acı çekmeye devam edecektir.

Müslüman dünya, müslümanlık gibi büyük bir nimete halen sahip olmakla şanslıdır ama bu kafi değildir. Çünkü imanın zirvesine taşınamayan, gereği yapılmayan, lafta kalan, riyaya ve şekilciliğe bulaşan, hurafelerden kendisini kurtaramayan, adeta terörle birlikte anılan din İslam değildir, Allah’ın dini değildir.

İnsanlığın selameti bu anlamda İslam’da, İslam’ın bekası müslümanlar elindedir.

Dünya üzerindeki acı ve ızdırapların bitmesi ancak dünya insanlığının gözlerini beden ve kainattaki ayetlere, Kur’an’daki hakikatlere çevirmesi ile mümkündür.

Müslüman dünya için ilk yapılacak şey ise asırlardır kitli duran akıl kapılarının kilitlerini açmak ve düşünceleri hür, iradeleri özgür bırakmak, içtihat ve tecdite müracat etmektir.

İslam, batıya bir adım yaklaştığı anda batı İslam’a daha çok ısınacak, batı İslam’a ısındıkça İslam onları şefkatle kucaklayacak ve bu sayede, Peygamberimizin buyurduğu gibi ‘Hristiyanlar yarın, yahudiler yarından sonra elbet müslüman olacaktır’.

Herkesin ferdi mükellefiyeti dine girmek, gereğini yapmak noktasındadır lakin bir de toplumsal ve beşeri vazifeler vardır ki insan sosyal bir varlıktır ve sınav kişisel olsa da tüm insanlığın ortak geleceğinin belirlenmesinde önemli bir etkendir.

Kişi sadece iyi ve örnek olarak kalmamalı, etrafına da ışık yaymalıdır ve hatta kötülükten sakınmakla yetinmemeli ilaveten şerle mücadele etmelidir ki din ve iman zaten bu demektir.

Doğu mistik kabullerini akla dayandırırsa, batı bilimini aşkla buluşturursa dünya daha güzel ve yaşam çok daha huzurlu olacaktır.

“ .. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff 61/8)

Bu kavuşmaya düşman olanlar şeytani cephedir ve hak dinlerin ortak ve nihai paydada buluşmasına engel olma gayretiyle aslında tüm insanlığa düşmanlık etmektedir. Şeytani maksatlarla ve sırf kendi çıkarları için haçlı seferleri düzenleyenler, katliam ve zulüm üretenler, terörü sokaklara salanlar milliyet ve dinelri ne olursa olsun şeytandır, şeytancıdır, şeytancıktır, şeytan soyudur.

O halde dinler ve milletlerden bağımsız olarak kurtuluş dünyanın İslam ve iman sancağı altında güçlü ve kardeş bir ümmet olabilmesinde, iman kardeşliğini tesis edebilmededir.

Şeytan ise tevhide düşman ve insanı kıskanan olarak kibir ve cehaletiyle zaten ezeli azaba mahkumdur ve gayretleri nafiledir. Ancak yazık ki ona kanan ve aldanan sayısız kul vardır ve çözüm çok da kolay değildir. Mücadele Allah için yapılmalı, kan ve göz yaşına razı olunmalı, dost ve düşman ayırt edilmeli, inkara sapanlar ana veya baba dahi olsalar itaat edilmemelidir.

Tüm mücadele esas ve yöntemleri ise Kur’an’dadır ve Kur’an nasıl ki savaşlara dair taktik ve teknikleri öğrettiyse, şeytanlarla mücadelede de usulleri göstermektedir.

Akıl ve kalp buluşursa batı ve doğu ‘Bir’ olabilecek, kan ve göz yaşı yerini inşallah esenliğe bırakacaktır. Bu kolay olmasa da, gerçekleşecek olandır ve başarıda emeği olanlar, emeği nispetince ödüllendirilecektir. Bunu engellemeye çalışan şeytan uşakları ise verdikleri zarar nispetinde azabın katmerlisine muhatap olacak, bu dünyada hayvanlar gibi ahirette şeytanlar gibi acı içinde helak olacaklardır.

Batı, müslümanlara değil Kur’an’a bakarak İslam’ı tanımalı, Doğu, batıyı kafir değil, insanlığın bir başka medeniyeti olarak görmelidir. 

İnsan ilmi ve kadavralar medeniyetinden kaçış ile anılan budur. İnsanın ruh ve manevi yapısı hesaba katılmadan üretilen bilim noksan, kadavralardan elde edilen sonuçlar tam olsa da yetersizdir. Esenlik ve refah ise insandaki hikmeti sezebilmekte ve aşkla aklı buluşturabilmektedir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir