Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kadere iman / İnsan kaderini mi yaşar
imanilmihali.com
kader

İnsan kaderini mi yaşar

İnsan kaderini mi yaşar

Kader ve kazaya iman, iman edilecek şeylerdendir lakin kader mevzu biraz karmaşık ve aslen gayba da ait olduğundan muammadır. Üstelik kulun sadece kendisinin değil, içinde yaşadığı tüm kader halkalarının izleri kaderinde etki eder ve bu karmaşık yapı çoğu zaman insan idrakinin ötesindedir.

Bilinen bir şey var ki bu hayatta hiçbir şey tesadüfi değildir ve her iş ve oluşun bir nedeni vardır. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz ki her canın doğması bir murada hizmet eder.

Kader planlı, belli, yazılı da olsa bu malumluk sadece Yüce Allah’a aittir. Yani kul olarak bizler yaşadıklarımızı bilen, yaşayacaklarımızı da gören Yüce Allah’ın yarattığı aciz kullar olarak hakkımızda verilen ilk hükümler ve verilecek son karar yani akibet arasında nefes tüketiriz.

Kader baştan sona yazılmış ve değişmez değildir. Öyle olsaydı dünya bir imtihan olmaktan çıkardı. Bizler kaderin kazası dediğimiz kader taşlarının hayata geçirilmesi olaylarını yaşar ve bunlara tepki veririz. Bu reaksiyonlar iyiye ve hayra hizmet ederse sevap, kötülüğe ve şerre hizmet ederse de günah kazanırız.

Bu kazalar Yüce Allah’ın Kur’an’da bildirdiği üzere yılda bir iki kez büyük ebatta gerçekleşir. Muhtemeldir ki biri bolluk ve refah, diğeri sıkıntı ve yokluk olmak üzere gerçekleşen bu iki sınav kulun yoklukta sabrını, bollukta şükrünü sınamak içindir. Daha da ileri gidersek bu ciddi sınavlar imanın sözde mi, gönülde mi olduğunun da ispatıdır.

Lakin attığımız her adım, içtiğimiz her su, işittiğimiz her söz kaderin kazası değildir elbet. Günlük işler, mübah hususlar, iman sınavını etkilemeyecek basit şeyler beşeri hayatın gereği olarak yaşanır ve kul bunlara tepki verirken de her ne kadar doğru yoldan ayrılmamak mecburiyetindeyse de yapacağı yanlış tercihler akıbetini karartmaz. Yani suç ve kusurun da küçük ve büyüğü vardır.

Kader büyük meselelere ait, mecburi istikametler gibidir. Kimden, ne zaman doğacağımız, ecel vakti, evlilik ve çocuk yapma, büyük hastalık ve kazalar gibi bazı şeyler ve tabi servet durumu kaderin yazgısıdır. Bu yazgı içinde mesela adam öldürüp hapse girmek, ağaçları hunharca katledip günahkar olmak, zulmetmek vs. yoktur olamaz. Çünkü Allah zulmetmez ama kul zulmeder.

Bu sayılanlar insanın kendi iradesi ile seçtiği yanlış yollardır ve kaderin kazasından ziyade fıtrata ait asıl sınav ile alakalıdır. Yani ara durumlar şeklinde cereyan eden kader bahsinden ziyade, final sınavı dediğimiz hayat imtihanının sonucuna etki ederler ve sorumluluk kader de değil bizdedir. Çünkü bizim karar vermemizi gerektiren bir durum vardır ve biz tercihimizi kullanırız. Bu tercih bize aynı zamanda da sorumluluk yükler.

Bu tercih kullanma işi cüzi iradenin ifadesidir ki Yüce Allah ilahi irade ve kudretiyle buna razı olur veya olmaz. Olursa destek ve güç verir, olmaz ise o işi nasip etmez ve teşebbüs niyet aşamasından öte gidemez. Bu halde genel kanı odur ki Allah iyiliğe teşebbüs eden kula gerçekleşmese bile tam iyilik yazar, kötülüğe niyetlenen biri sonradan vazgeçer veya o kötülük gerçekleşmezse kötülük yazmaz. Bu Rabbimizin rahmetinin bir göstergesidir.

Yine Yüce Allah o kadar merhametli ve sevgi doludur ki kötülük işleyeni bile tövbe etmesi için bekler, hemen günah defterine yazmaz ve kulun yaptığı diğer iyilik ve ibadetleri o günaha kefaret kabul eder. Böylece küçük günahlar affedilmiş olur. Büyük günahların da affı söz konusudur ve bunlar için adres Kur’an’dır. Yüce Allah tek bir şeyi affetmez; ŞİRK.

Şirki sirk sanan cahil bir Müslüman kitlesi olduğumuz için bunun ne demek olduğunu, açık ve gizli şirkin manasını kestiremiyor ve yazık ki boğuluyoruz. Bu konu uzatmamak adına şöyle özetlenebilir; Şirk ister ara ister final sınavında boş kağıt vermek, bilerek yanlış cevabı işaretlemektir. Sınavı ciddiye alamayan, sonucundan çekinmeyen bu davranışın muhakkak cezası büyük olacak, af kapıları bu isyana kapanacaktır. Ve bu son derece adildir.

Cehalet, gaflet ve hatta ihanet şeklinde gerçekleşen şirk dışı küçük ve büyük günahların ise Rabbimize yönelindiği takdirde affa uğrayacağı muhakkaktır. Dua, tövbe, istiğfar, mağfiret kapılarını Yüce Allah bu yüzden var etmiştir ve iman, ibadet, ahlak ve salih amel ile zikir, tefekkür gibi ulvi güzellikler hep bu affa hizmet eden hususlardır. Bilinmelidir ki hiçbir kul günahsız değildir ve affa tabidir. Peygamberimizin bile beşeri yapısından dolayı hata ettiği, Kur’an ayetleri ile sabittir. Lakin Yüce Allah daha yaşarken o muazzez kulunu affettiğini ve cennetlerine koyacağını ifade etmiş, ahlakını, iman ve ibadetini örnek göstermiştir. Maalesef bu güzel melekeler bizler için geçerli değildir ve biz nefsimizi terbiye etmeye, imanı muhafazaya, salih amel işlemeye daha çok muhtacız.

Çünkü bizler Peygamberimizle mukayese edecek olursak haddi aşmış günahkarlarız.

İşte beşeri olan hususlara ait yaptığımız tercihler bu yüzden kader ile doğrudan bağıntılı değildir ve sorumluluk sadece bize aittir. Eğer, yaptığımız yanlış ilahi irade gereği olmak zorundaysa yani planlanmışsa (birini öldürmeye vesile olmamız gerekiyor veya trafik kazasında o gün alkollü araba sürmemiz gerekiyorsa) doğrusunu Allah bilir bu kaderin kazası olabilir. Ama bu ufak bir ihtimaldir. Öte yandan asıl büyük ihtimal bizim günahlardan uzak kalamayışımız ve sorumsuz davranışlarımızdır.

O öldürdüğümüz kulun eceli planlıdır, zamanı bellidir ama yeri, şekli belli midir bilinmez. Ağaçtan kopan bir dal ile onun hayata veda etmesi kader olabilir ama bizim onu öldürmemiz acaba kader midir?

Daha ötelere gidecek olursak keşfettiğimiz her bir yeni bilgi, ürettiğimiz her bir yeni makine, bulduğumuz her yeni enerji kaynağı veya her tıbbi gelişme sadece bizim kaderimizle alakalı değildir. Etrafımızdaki küçük kader halkalarından başlamak üzere, tüm insanlığa ve gelecek nesillere uzanan bu işin sonuçları bizi de etkileyecektir. Yani hayra hizmet eden bir şey bize sevaplar, şerre hizmet eden şeyler bize günahlar kazandıracaktır.

O şeyin keşfedilmesi, insanlarca bilinir hale gelmesi eğer Rabbimizin dilemesi ileyse ve bu bize nasip olduysa akibet ve vebali de muhakkak farklı olacaktır. Lakin unutulmaması gereken husus şudur ki; Allah azmak isteyene azgınlık, hidayet isteyene hidayet nasip eder. Bizim ne uğrunda nefes tüketip, hangi gönülle bir şeyler keşfetmeye gayret ettiğimizdir asıl ödüllendirilecek veya cezalandırılacak olan.

Biz uyuşturucu üretmeye çalışıyor ve bunun basit bir yolunu buluyorsak bu bizi suçtan kurtarmaz. Biz iyiliğe uğraşıyor ve Allah bize iyilik vesilesi nasip ediyorsa bu bize sevap kazandırır. yani yoldan karşıya geçemeyen yaşlı teyzeye yardım etmek Yaratan Rabbimizin bize sunduğu bir sevap kazanma şansıdır. Öte yandan o yaşlı teyzeyi görmezden gelmek veya iterek düşürmek, çantasını çalmak ise nefsimizin oyunudur. Çünkü kader bizi o çantayı çalmaya zorlamaz. Kader bizimle o yaşlı teyzeyi aynı anda aynı yerde buluşturur ve bir sebep yaratır. O sebebi iyi veya kötü kullanmak bizim cüzi irademizle verdiğimiz bir karardır ve vebal bize aittir.

Yazılı beşeri hukukun bizi cezalandırması veya ödüllendirilmesi günahı azaltır veya sevabı artırır mı bilemeyiz ama kanaatimizce asıl sınav sonuçlarının açıklanacağı yer ahiret yurdudur. Bizim hastalıklarla, yok yere mahpusluklarla, eziyet ve yokluklarla geçen ömrümüzde göstereceğimiz sabır muhakkak asıl ödüllendirilecek olandır. Birisinin bizim hakkımız yemesi ve mesela mirastan mahrum etmesi kader oyunu olabilir. Bu sınav hak yiyenin de, hakkı yenen olarak bizim de bir sınavımızdır. Gereksiz ve suçlu olmadığımız halde yitirdiğimiz haklar bizim muhakkak sevap defterimize yazılacaktır. Para ve servetten de öte hakkın iadesi asıl meseledir ve bu dünyada da ahiret yurdunda da hak muhakkak sahibine iade edilecektir. Ahiret yurdunda mal veya para olmayacağı için de hak iadesi sevap ve günah değişimi şeklinde gerçekleşecektir.

Velhasıl, kader akıl erdiremeyeceğimiz, derin, kompleks, ama asla rastgele olmayan bir muazzam ağdır. Sahibi, Yaratan’ı, müdahale edeni sadece Rabbimizdir. Bizler kaderimizi bilemez, kazalarını yaşarız.

Rabbimiz insanın da, toplumun da, kainatın da kaderini elinde tutan, ezeli bilen tek İlah’tır. O dilediği zaman dilediği müdahaleyi yapar, insanlığa mesela bir aşıyı veya bir yeni meyveyi nasip eder. Ama Allah zulmetmez. Zulmeden sadece insandır ve zulümler kaderin bir parçası değildir. Deprem ile yıkılmak kader olabilir ama depreme dayanıksız evler yapıp satmak kader midir?

Müsibet Allah’tan, zulüm kuldandır.

Kaderimizi elbet yaşarız ve boynumuz kıldan incedir ama yaptığımız, gördüğümüz herşey sadece kaderin bir parçası değildir ve bizi vebalden kurtarmaz. Kader halkaları içinde insanlara etki ettiğimiz herşey bize bir sonuç yükler. İyi işler veya kötü etkiler bizi takip eder ve topluma kazandırdığımız mesela kötü alışkanlıkların zaman içinde vereceği zararlı etkiden de ilk keşfeden ve teşvik eden biz olduğumuz için cezasından kurtulamayız.

Doğrusunu muhakkak Allah bilir.

Bize düşen kader bahsini fazlaca zorlamadan iman etmek, iyilik ve hayra hizmet etmeye gayret göstermek, şerden ve şirretlerden uzak durmaktır.

Allah’tan korkmuyorsanız bu kader değil sizin imansızlığınızdır.

Abdestsiz geziyorsanız bu kader değil sizin edepsizliğinizdir.

İyiliklerde yarışıyor ve muhtaca el uzatıyorsanız da bu sadece kader değil aslen sizin kalp güzelliğinizdir.

Rabbim yazımızı güzel yazsın,
Rabbim bizleri bahtiyar kullarından eylesin,
Rabbim bizleri cüzi irademizle doğru karar veren kullarından eylesin.
Amin!

İnsan kaderini mi yaşar

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen kader ve kadercilik nedir

Dinen kader ve kadercilik nedir

Dinen kader ve kadercilik nedir Kader, ellerimizle işlediğimiz nakıştır. Yaşamın ve dinin önündeki en büyük ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir