Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / İnsan ve cin şeytanları, minik şeytanlar
imanilmihali.com
İnsan ve cin şeytanları

İnsan ve cin şeytanları, minik şeytanlar

İnsan ve cin şeytanları, minik şeytanlar

Öncelikle şunu akılda tutmak gerekir ki şeytan, iblis ve cin bahsiyle alakalı bilebildiklerimiz Kur’an ve Peygamberimizce bildirilen kadardır ve bu bilgiler hepten gayba ait bilgilerdir. Bu cihetle ayetlerle kast edilenin gerçek bir açıklama mı yoksa bir benzetme mi olduğunu bilemeyiz. Lakin bu, fikir yürütmemize ve bu ayetlerden ders çıkarıp şeytandan sakınmaya çalışmamıza engel değildir.

Kur’an meallerinde parantez aralarına sokulan isim ve sıfatlara takılmadan işin doğrusunu mealin kendisine bırakmak ve kast edileni anlamaya çalışmak lazım gelir. Çünkü şeytan ne münafıklardır, ne de reçelden yapılmış putlar.

Şeytan, İblis’in, Rabbimize verdiği ahid gereği, insanın düşmanı ve kıyamete kadar da düşman kalacak olanıdır ki kendisi ve askerleri amansız bir şekilde kulları Allah yolundan uzaklaştırmaya çalışır. Böyle yaparak ta insanlar hakkındaki sanısında haklı çıkmaya, insandan üstün olduğunu ispata ve Allah’ın insana duyduğu güvenin boş olduğunu delillendirmeye çalışır.

Kur’an’dan öğreniyoruz ki İblis, dumansız ateşten yaratılmış cinler taifesindendir, dişidir ve daha insan yaratılırken isyan etmiş, huzurdan kovulmuş, aşağılanmış ve lanetlenerek cehenneme mahkum edilmiştir. Yine biliyoruz ki Adem (as) ve eşini kandırarak onları da günaha sevk etmiş ve kendisi ile birlikte insan nüvelerinin de cennetten kovulmasına neden olmuştur.

Buraya kadar ki kısımdan anlaşılacak olan şudur; iblis isyanında haklı olduğunu, insanın nefsine ve kanmaya müsait olduğunu, Allah’a verdiği sözü bile an gelip ufak çıkarlar veya hayaller uğruna unutabildiğini, cennetten kovulmasına sebep insandan çok daha fazla cennete layık olduğunu, ateşten yaratılması cihetle topraktan yaratılan insandan üstün olduğunu, Allah’ın güvenine insandan çok kendisinin layık olduğunu, nitekim baştan itibaren yaşananların tam tersine bir yol izleyerek kendisinin değil en azından kendisi ile birlikte tüm insan aleminin de cehennemlik olmasını diler.

Bunu tabiki tek başına yapması zordur ve muhakkak ki cin taifesinden de rahmani olanlar yani Müslümanlar (Allah’a teslim olanlar) olduğu gibi şeytani yani iblis yanlısı olan batıllarda vardır. Bunların sayısını ve tarafların yüzdesini sadece Rabbimiz bilir ama şeytani dediğimiz cin taifesi de iblise kanan ve bu kanma neticesi insanı karanlıklara mahkum etmek isteyen bir yapıdadır. Müslüman cinler bahsini de cin suresinden biliyoruz ki en başta onlar kendilerine yön vermeye çalışan iblisi beyinsiz olarak nitelemekle ta en baştan hakikati dile getirmektedirler. Bu yazık ki insanlara ders ve ibret olması gereken ama insanların es geçtiği bir ayettir.

İblise uyan ve insanlığa zarar vermek isteyenler sadece cinler değildir elbet. En az onlar kadar zararlı ve belki daha fazla (!) zararlı olanlar ise insan şeytanlarıdır.

İnsan şeytanları topraktan yaratılmış, Adem (as) soyundan gelen, insan olmasına rağmen hayal ve menfaat uğruna şeytanı destekleyip, ilahi iradeye, ilme ve sonsuz mülke isyan eden, kazanımlarını sadece bu dünya ile sınırlayan bedbaht, adi, şerefsiz kullardır ki bilerek veya bilmeyerek hem şeytana köpek olur hem de şeytanı ilah edinerek şeytanın gücünü artırırlar. Şirk işte bu yüzden affedilmeyecek bir suçtur.

Çünkü insan inanmaz ise, namaz kılmaz ise lanetlenmez. İnsanın lanetleneceği zaman Allah’tan başkaca ilahlar edindiği ve ibadetini bile sahtekarlıkla ve menfaat umuduyla yaptığı zamandır. Kısaca, müşrik ve münafıklar bu yüzen cehennemde kafirlerden çok daha aşağıdadırlar.

Şeytani cin taifesi insanlarla oynayan, onlarla alay eden, gaipten bilgi getiremeyeceği halde yalan yanlış bilgilerle insanları kandıran ama insanların kendilerinden medet umması nedeniyle güç ve itibar sahibi olanlardır. O kadar ki iblis bile ahirette Rabbimize özetle şöyle diyecektir;

“Benim insanların bana taptığından haberim yoktu. Dahası onlar bana tapmakla benim günahımı da artırdılar. Ben Allah’tan korkarım. Şimdi ben kendime bile yardım edemezken size nasıl yardım ederim?”

Bu şu demektir; Şeytan insanı zorlamaz sadece süslü gösterir ve kandırır. İşi yapan, günahı işleyen insandır. Dahası Allah’tan başka ilah olmadığı halde, yedek ilahlar edinen ve şeytanı adeta bir ilah mahiyetine sokan yine insandır. Şeytan ise ahirette değil kendisini rab edinenleri, kendisini bile kurtaramayacak ve belki insanın kendisine tapması nedeniyle tevbe kapısının kapanması sebebiyle beraat etmese de cezası hafifletilecek ama insan Allah’ın mülk ve iradesine ortak koştuğu için, hem de kitap ve peygamberlere rağmen bunu yaptığı için ateşlere mahkum olacaktır.

Rabbimiz bilir belki şeytanın tek görevi Rabbimizin emir ve müsaadesi ile bir kötülük sınavı olmasıdır ki zaten iblisin Rabbimizin dilemesi hariç kötülük yapabilmesi de mümkün değildir. O halde kandıran belki affa veya az cezaya uğrayabilecektir lakin insan denen en şerefli ve akıllı varlık cehalet, kibir, açlık ve zulmünün cezasını çok ağır vaziyette ödeyecektir.

“İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.” (En’am 6/112)

İnsan öte yandan sadece iblisin değil kendi çıkar beklentileri adına diğer cinlerin de ıslahına engel olmak suçu işlemektedir. Öyle ki onlara tapmak, onlardan haber ve medet ummak, hazineler bulmak, sihir ve büyü öğrenmek gibi heveslerle, onlara kurban kesmeye kadar varan bir düzlemde günah ve isyan işlemektedir. Bu sayede kendisine tapıldığı hissine de vakıf olan cinler yanlışlarını bulmaktan uzaklaşmakta ve şeytanı terk edip hak yola girmek gibi bir lüzum hissetmemektedirler.

O zaman soru şudur? Şeytani bile olsa bu cin taifesinin de insan ve cinlerden oluşan şeytanları var mıdır ve insanların şerlileri onlara tapmak suretiyle o cinlere kötülük yaparak, o cinlerin “insan şeytanları” sınıfını mı teşkil etmektedir? Ayetlerde kast edilen insan ve cin şeytanlarının iki yönlü olduğu muhakkaktır.

Özetlersek insan cinlere taparak, iblisi ilahlaştırarak, insan ve cin şeytanlara uyarak şirk işlemekte ama aynı zamanda insan cinleri kibre ve yalan ilahlık heveslerine sevk ederek, onların ıslah ve tevbesine de engel olarak şeytanlık yapmaktadır. Yani yanlış yolda olan insan hem kanmakta ve cehenneme odun olmakta, hem kandırmakta ve cin taifesine de büyük kötülük yapmaktadır.

Bu arada reçelden imal putlara kimselerin taptığı yoktu. Cahiliye arapları o putun şahsiyetindeki dişi cinlere (İblis ve askerlerine) tapıyordu. Bunu da bir dip not olarak iletelim. Maksatları da onları Allah’ın yerine koymak değil, Allah’ın yanına yerleştirip, kendilerine şefaat etmelerini sağlamaktı. Yoksa cahiliye arapları Allah’ı çok iyi biliyordu. Peygambrin babasının ismi bile Abdullah’tır. (Allah’ın oğlu) Yani kimse kafir, müşrik terimlerini sulandıramaz ve Arapları Allah’sızlıkla suçlayamaz. Onların suçu Allah’sızlık değil, şirkti. Çünkü Allah’ın yanına birilerini yerleştirip medet umuyorlardı. Tıpkı şu zamanlar gibi değil mi? İslam işte bu yüzden gariban haldedir.

İnsanın, insan şeytanlarına tapması ve kanması da aynı yola çıkar. Çünkü kandıranlara kananlar olmasa, kandıranlar bir süre sonra ıslah olur ve hakikati görürler. Oysa güruh halinde insanların şeytana tapıyor olması, ister cin ve ister şeytan olsun, o varlığa doğru yolda olduğu izlenimini verir ki bu da başta kibir ve aşağılamayı getirir.

“Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık lâyık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.” (A’raf 7/30)

O halde kötülük ile alakalı, batıl olan her şeyden fersah fersah uzak durmak lazım gelendir.

Rabbimiz, Peygamberlere bile musallat olan şeytanlar ve iblis bahsinde insanları defalarca ve örneklendirerek, kıssaları tekrarlayarak uyarmıştır. Kimse sınavın adil olmadığını söyleyemez.

“Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?” (Meryem 19/83)

“Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.” (Şuara 26/221-223)

“İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.” (Bakara 2/14)
Bütün meselenin odak noktası ise cin suresinde olduğu gibi birde Hz. Süleyman kıssasında gizlidir. Önce sureye göz atalım.

“Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!” (Bakara 2/102)

Hz. Süleyman bahsi çok uzun ve özel bir bahistir. Lakin şunu bilmekte fayda vardır ki Süleyman (as)’ın insanlardan ve kuşlardan orduları vardı. Kendisinin emrine rüzgar gibi varlıklar verilmiş, hayvanlarla konuşma ve hükmetme kabiliyeti ihsan edilmişti. Ayrıca maddi ve manevi pek çok zenginlik kendisine verilmişti. Yine aynı zamanlarda sırf bir sınav vesilesi olmak üzere iki melek insanlara sihir öğretiyor ama bunu yaparken kendilerinin bir sınv aracı olduklarını ve bunu öğrenip uyguladıkları takdirde Allah yolundan çıkacaklarını tebliğ etmeden kimseye bir şey öğretmiyorlardı.

Süleyman (as)’ın vefatından bile habersiz (akledemeyen) cin taifesi Peygamberin vefatından sonra sihir ve mülk-kudret peşine düşmüş, maadi ve manevi zenginlikler hayaliyle hatta ölümsüzlük ve yarı tanrılık gibi ütopyalarla hayasız bir yaşama başlamış, adeeta esaret altındaki yılların intikamını almak istercesine insana daha çok düşman olmuştur. Bunu yaparken de Süleyman peygmbere bahşedilen nimet ve melekelerin peşine düşmüş, başta sihir olmak üzere karanlık, nursuz ve batıl ne varsa bu amaç uğruna kullanmaktan çekinmemiştir.

Bugün ki Siyonizm yılanının da hikayesi ve çıkış noktası budur. Sihirler kitabı haline gelen Tevrat ve kabala, Yahudilere(kandırılmış insanlara) düşmanlık beslerken diğer yandan insanları esir ve hizmetçi vaziyetine düşürmek gayesindedir. Bunun tarifi şudur; Yeni dünya düzeni yutturmacası Yahudileri dünya saltanatını hayale zorlarken aslında maksat cin taifesinin iblisin ahdi doğrultusunda insanları Allah’a isyan eder, en azından Allah’tan vaz geçer, hadi hadi Allah’ın yanına şeytanı oturtan bir hale getirmektir.

Yahudilerce, Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırılar, Mescid-i Aksa altında birşey aramalar, Mescidi-i Aksa’yı yeniden inşa etme ve ele geçirme girişimleri hep bu hayalin ürünüdür.

Tüm dünya ve özellikle Yahudiler bunu anlamak ve tedbir almakla mükellefken yazık ki kimseler cennetten kovulup yere indirilen cinlerin akibetini sorgulamaz haldedir.

Kimseler kötülüklerin çıkış noktasında insan evlatlarının olamayacağını kabul etmez haldedir.

Kimseler insan ve cin şeytanları lafını irdelemez haldedir ve cin taifesinin şeytani olanları ile şeytani insanlar, iblisin peşinde dünyayı-yaşamı cehenneme çevirmekte maharet sergilemektedir.

İblis ve şeytanlar kolayca yenilemeyecek, elle tutulup-gözle görünmez halde de olduklarından kolayca yok edilemeyecek vaziyettedirler.

Tek silah; imandır. Çünkü Rabbimiz şeytanları, iman etmeyenlere dost kılmış ve şeytana iman eden kullar üzerinde etkisi olmayacağını hükme bağlamıştır.

“Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.” (A’raf 7/27)

O halde insanoğlunun tek davası, bu davanın da iki tarafı vardır. İnsan, ya iman edecek ya şeytanlaşacaktır.

Dünyanın bugün geldiği noktada Yahudi, Hristiyan, Müslüman, sünni, alevi ayrımı gerçek olmayan bir safsatadır.
Gerçek ayrım, imanlı ve imansız beden ve kalplerdir.

Rabbim bizleri bu iblis hadisesinden uzak eylesin.
Rabbim bizleri imanlı, şeytana uzak kullarından eylesin.
Rabbim, şeytan ve dostlarını helak eylesin.
Rabbim, şeytana hizmet edenlerin toğunu cehenneme mahkum etsin.
Rabbim, bizleri şeytanın kötülük ve vesveselerinden muhafaza eylesin.
Rabbim, batılı hak olana egemen kılmaya çalışan herşey ve herkese cennetleri haram eylesin.
Amin.

“De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (Müminun 23/97,98)

İnsan ve cin şeytanları

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah ile aldatmak

İnsanlığın bir kısmını daima, tamamını bir süre aldatabilirsiniz ama tamamını daima aldatamazsınız. Bu kaide en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir