Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.
imanilmihali.com
İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar

İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.

İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.

Allah hayatı ve ölümü kimin daha iyi iş göreceğini görmek, kimlerin iman edeceğini bilmek için yaratandır. Doğmak nasıl hak ise ölmek ve hesap vermek de haktır.

Ölmek, dünya yaşamında dalıp gittiğimiz beyhude telaş ve koşturmacaların yarattığı kandırmaca ve derin uyku halinden uyanmak, cüzi irademizi ve ruhumuzu emanet sahibine iade etmek, sınav kağıdını sıvan görevlilerine vererek, perde arkasına geçmektir. Ecel, anidir, hesapsızdır, yaşa, cinse bakmaz, müsaade istemez. Ölüm, iyiler için daha iyiye vardıracak bir ara yoldur. Kötüler için ise kötü bir başlangıçtır; engebeler, dikenli yollar, yokuşlardır.

Hadis bizlere başkalarının ölümü de sizi uyandıramıyorsa kendi ölümünüzle nasıl olsa uyanacaksınız demek istiyor. Keza bu dünyada aldanmakta olduğunuz süsler sadece bir rüyadır, sanaldır, gerçek değildir diyor.

“İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanırlar (perdeler kalkar)” diyen Hz. Peygamber (s.a.v.) demek istiyor ki, bu uyanmanın hiç faydası olmayacak. Çünkü mezarda uyananlara bu silkiniş hiç fayda sağlamayacak. Dünyadayken nefsini öldür ki, dünyadayken uyan.

Bir diğer meşhur hadis de “Ölmeden evvel ölünüz”dür.

İnsan, kendisinin âciz ve zelil, dünyanın aldatıcı ve fâni; âhiretin ise çok yakın olduğunu, tam olarak, ancak ölünce anlar. O an çok geç olacağı içinde hayatta iken ölmek lazım gelir ki bu nefsi terbiye ve imanla ve muhakkak Allah’ın yardımıyladır.

Ölmeden ölebilenler, dünyayı misafirhane, bedeni emanet bilir. Ruhunu ve kalbini tevhide açar, sınavı anlar, ihsan ile yaşar, şerlerle mücadele etmek için güç ve cesaret bulur. Başını tevhide, gönlünü imana, yolunu Allah’a çevirebilenler ölmekten de korkmazve zaten ölmeden evvel ölmüş demektir.

Ahiret ilk adımda hesap yeridir o halde hesabını önceden ve kendisi yapanlar ölmüş ve dirilmiş demektir. Ahiret ile ayrı bir yaşam ve dünyaya geçilmiş olur ki beşeri dünya terk edilmiştir. Bu dünyayı manevi anlamda terk edip aşk ile Yaratan’a yönelebilenler ölmeden önce ölmüş demektir.

Ahiret yurdunda işine yarayacak niyet, gayret ve ameli bu yaşamda biriktirebilenler, orada biriktirme şansı olmayacağı için ölmeden önce ölmüş demektir. İnsanların teveccühlerine ve yermelerine dünyada ehemmiyet vermeyen, “varlıkta sevinmeyip, yoklukta üzülmeyen” insan da ölmeden evvel ölmüş demektir.

En mühimi ölmeden evvel ölenler, Hakk’a bu dünyada iken yönelir, şeksiz, şüphesiz teslim olurlar, kendi şahsî istek ve nefsî arzularını ardlarına atıp, Allah’ın küllî iradesine tâbi olurlar. Nefis ve şeytanlara uymazlar, helallerden sapmazlar, haksız ve adaletsiz olana el sürmezler.

Ölmeden evvel ölmeyi başarabilmek, dünyevi korku ve endişelerden sıyrılmak, hakikatle tanışmaktır. Ölmeden evvel ölmenin sırrına erenler, adeta ölümü hayatta iken yaşamış, mahşere çıkmış, hesaplarını vermiş ve gerçeğe tanık olmuşlardır. Artık onlar, benlik duygusuyla, egoyla, şeytan kandırmacalarıyla aldatılamazlar. Münafıklar kandıramaz, müşrikler kendi yanına çekemez, Allah dostlarından başkasının muhabbetleri o gönüllere zavallı gelir.

Onlar maddeden maneviyata geçmişler, fani hayattan baki olana yönlenmişlerdir. Onlar, Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) emrine uyarak, dünyada “garip ve yolcu” gibi yaşamaya başlamışlardır. Dünyayı kalben terk etmiş, fâniye heves ve istek hususunda ölü gibi olmuşlardır. Gönülleri ise Yaratan’a aşk ile doludur, kavuşma özlemi tüm benliklerini sarmıştır. Onlar, Allah rızasından başka hiçbir rıza ve tatminle yetinmemeyi idrak eden, müsibetlere razı, kadere razı, imtihana razı kullardır. Ölmeden önce ölebilenler Allah’tan razı olmuş, Allah’ın kendilerinden razı olması için şerre kilit, hayra yardımcı olmayı seçmişlerdir.

Ecel bu anlamda kullar için büyük bir misaldir, uyarıcıdır. Sadece kendimizin değil başkalarının eceli dahi bizi uyandırmaya kafi olmalıdır ki nereden geldim, nereye gidiyorum sorularına cevap arayanlar kabirlerde pek çok cevabı bulabilmelidir. Herkes kendi eceliyle o cevabı zaten bulacaktır ama o an vakit geçmiş olacak, artık kendimizi düzeltmek şansına sahip olamayacağız.

Dünya hayatının tüm boşverişleri, aldanışları, inanmayışları ecel ile aralanan gerçek perdesinin ardında bizi bekliyor olacaktır ki din, iman ve ihsan emreden Allah’ın vaadinin hak olduğu o zaman açık bir vaziyette anlaşılacaktır.

Ecel ile varılacak bu nokta dünya hayatındaki adeta rüya aleminin sonu demektir ve sadece bir sınav için yaratılan bu dünya yaşamı bu yüzden sanal ve rüyadır. Hayatı yaşamakta olan insanlar ise fıtratın sonsuz enginliğinde, okyanusta bir damla kadar yer tutan bu faniliğin, aslında bir mola veya kısa bir ıslah ve terbiye süreci olduğunu anlayacaktır.

Gerçek, perde arkasındadır ve oraya sadece ecelle gidilir. Burada görünen, duyulan, tadılan, işlenen her şey ise fani, sanal ve sahtedir. O perdenin ardına ecel ile herkes geçecek ve görecektir lakin o an çok geçtir. Yapılması gereken ecel bizi bulmadan, ahirette hesaba çekilmeden kendimizi manen öldürmek (nefsi şeytanlardan temizleyerek imana yönlendirmek) ve hesaba çekmek (eleştirmek, sorgulamak, günahkar olduğumuzu, acizliğimizi itiraf etmek)tir.

Ecel öğretici ve hatırlatıcıdır. Mucizedir. Ders almak isteyen için uyandırıcıdır.

Uykuda olan insanın ecelle uyanması, iman ile davet edilen o hakikatin ancak ecelle görüleceğini ve ölmeden önce nefsi öldürmenin yani kendini hesaba çekebilmenin erdiriciliğini anlatan mucizevi hadislerdendir. Kendimizin eceli bu haldeyken, çok geç olmadan, diğerlerinin ecellerinden dersler çıkarmak ise mü’minlerin şiarıdır.

Uykuda kalmayı seçenler ise elbet uyanacaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır

Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır

Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır Fani olan her şey geçicidir, sahtedir, süsten ibarettir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir