Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / İnsanlar ve hayvanlar
imanilmihali.com
İnsanlar ve hayvanlar

İnsanlar ve hayvanlar

İnsanlar ve hayvanlar

Bu başlık biraz korkutucu olsa da maksadımız konuya dini ve özellikle de ahlaki açıdan yaklaşmaktır. Yazı sonunda ise inşallah onlardan alacağımız dersleri ve insan olmanın ne kadar ağır bir mesuliyet olduğunu göreceğiz.

Evvela insanlar âlemine göz atalım ve söze fıtrat yani yaratılış ile başlayalım.

Yüce Allah melekler ve cinlerden çok sonra insan denen bir varlık yaratmış, ona diğer canlı varlıklardan farklı olarak ruhundan üflemiş, idrak ve düşünme kabiliyeti yani akıl vermiş, bu aklın neticesi olarak sorumluluk yüklemiş ve iyi ile kötü arasından iyiyi seçerse mükafat, kötüyü seçerse cezaya muhatap olacağını bildirmiş, cennetten kovulduktan sonraki dünya yaşamının süreli bir sınav olduğunu işaret ederek, kendisine daha doğmadan verilen söz gereği uyup ahirete hazırlananları seveceğini, şeytanlara uyup bozgunculuk yaratacak olanları ise cehennemine mahkum edeceğini buyurmuş, şeytana kanmamak için tek şart ve kalkanın iman olduğunu bildirmiş ve nihayet herkesin, her şeyin fani olduğunu hatırlatarak tüm yaratılmışların ahiret hesabına çekileceğini ve orada zerrece haksızlık yapılmayacağını buyurmuştur.

Fıtratın kısa özeti olan bu izahta insanın yaratılışı ve sınavına ilişkin öne çıkan hususlar ise şöyledir; insan Allah’ın ruhundan bir parça taşımaktadır yani kutsal bir varlıktır, emanet sahibidir yani Allah’a söz vermiştir, akıl sahibidir yani idrak edebilir, özgür bir varlıktır yani irade kullanabilir, kalp ve vicdan sahibidir yani ilahi nizam ve imtihanı anlayabilir, üstün kılınmış bir varlıktır yani kabiliyetlerini salih ve selim işlerde kullanma mecburiyeti ve diğer varlıklara karşı da sorumlulukları vardır, imtihan edilmektedir yani hesaba çekilecektir, fanidir yani her nefis ölümü tadacaktır, hesaba çekilecektir yani herkes bu dünyada yaptıklarından veya yapmadıklarından sorguya çekilecek ve sonsuz hayattaki akibeti buna göre belirlenecektir.

Kısaca özet yaparsak; insan bu dünyaya sınav için gelen, akıllı, ruhlu, vicdan sahibi, emaneti üstlenen, üstün bir varlıktır, idrak edebilir, Allah’ı ve imanı akledebilir, hareketlerinden sorumludur, hesaba çekilecektir.

Ancak tüm bunlara rağmen Kur’an insanı daima ve defaten zalim, cahil, sabırsız, nankör olarak tanımlamaktadır. Demek ki insan denen varlık ile ilgili bazı sorunlar vardır.

Bu sorunları bulmak için müracat edilecek ilk şey muhakkak Kur’an’dır ve ayetlerle bildirilen helak kıssalarına, öğütlere, men edilenlere, sınırlara, izah ve ikazlara bakmak lazım gelir. Bu geniş bir konu olduğu için burada kısaca değinilecektir ve özetle durum şudur; insan emaneti yüklenmiş, daha doğmadan Yüce Allah’a iman edeceğine söz vermiş, Kutsal kitap ve Peygamberlere itimat edeceğine yemin etmiş, helal ile haramı, günah ile sevabı ayırt edebilen, şeytanı en büyük düşman bilmesi gereken, Allah’tan başka ilah tanımaması gereken, dünya süslerine aldanmadan ahirete hazırlanması ve bunun için de nefes nimetini çok iyi kullanması gereken ama öte yandan zalim, nankör ve cahil kibirli bir varlıktır.

Elbette Allah’ın ayetleri sadece Kur’an’da değildir. Aynı ayetler belki daha da fazlası kâinatta ve özellikle bedendedir. O halde gözler evvela bedene ve sonra kâinata çevrilmelidir.

Bedenlere bakıldığında muazzam bir gayb âlemiyle karşılaşılır ki kul bu ellerin sahibi kim, bu ses kimin, bu gölge kime ait demekten kendisini alamaz. Etrafında dönen muazzam kainat gibi bedenindeki galaksileri fark ettikçe tüm kainatın tek bir elden yaratıldığına ikna olur ve her bir hücredeki muazzam kutsallığı anlamaya çalışır. Araştırdıkça iman eder, gördükçe, öğrendikçe sadece Allah’a teslim olması gerektiğine kanaat getirir.

Kâinata bakınca ise insan kendi bedenini görür, yapı taşları aynı olan her bir varlıkta kendisini ve kendisini de yaratan Allah’ın sanatını bulur. Kâinat sadece yıldızlardan da ibaret olmadığı için tabiata ve cihana bakar ki tüm cihan içindeki seçkin yerini anlar. Güdüleriyle değil aklıyla hareket eden insan hayvanları, ağaçları, bulutları gördükçe de tevekkül ve tevbe ile bir kez daha Rabbine yönelir, secde ile teslim olur.

Hayvanlar alemi bile tek başına bir ayrı alemdir ve kutsal pek çok işaret taşır. Kendisiyle bu âlemin mukayesesini yapınca da utanır ve hakikati görmeye başlar.

Hayvanlardan alınacak dersler diye özetleyebileceğimiz bu durum insanın ne denli vahşi, bencil, acımasız, nefsine düşkün ve tevekkülden uzak yaşadığının da resmidir ve bu farklar sınavın neden gerekli ve hakikat olduğuna da bir işarettir.

Özetlersek;

Cihanda hiçbir hayvan kendi benzerini öldürmez, yemek ihtiyacından başka (mesela biriktirmek için) avlanmaz, doyduktan fazlasını yemez, zulmetmez, kıskanır, yuvasını canı pahasına korur, yavrularına şefkat gösterir, sürüsüne ihanet etmez, bozgunculuk yaratmaz, yiyeceğinden fazlasına sahipse paylaşır, kabiliyetlerini yaratılışı istikametinde ve güdüleri ile orantılı kullanır, yaralı olanları mümkün mertebe terk etmez, tabiata zarar vermez, kötülük nedir bilmez, yem veya yiyeceği verene nankörlük etmez, yeryüzünü ve suları kirletmez, savaşlar çıkarmaz, husumet gütmez, barışı bozmaz, terör üretmez …

Bunların doğal olarak çoğu akıl yerine kendilerinde var olan kısa süreli hafıza ve güdüler nedeniyledir. Ancak bu vaziyette dahi hayvanlar zulüm, cehalet ve nankörlükten uzaktır.

İnsan ise zekidir, akıl edebilir, kâinattaki pek çok varlık emrine verilmiştir, örnek olma mecburiyeti vardır, himaye etmesi gereken diğer varlıklar ve tabiat vardır, yeryüzüne huzur ve barışı getirmekle mükelleftir, iman etmek ve Allah’ı bulmak mecburiyeti taşımaktadır, rızkı ve medeti verenin sadece Allah olduğunu anlamak zorundadır,  bu âlemin boşuna yaratılmadığını fark etmek durumundadır, güzelliği korumak ve kötülük yapmamak mecburiyetindedir, kendisine ulaşan Kutsal Kitap ve Peygamberlere itimat ve itikad etmek zorundadır, haysiyetli ve şerefli bir yaşamla miras ve emanete sahip çıkıp, ahirete bu güzel ameller ve imanla gitmek zorunluluğu taşır.

Ama insan zalim, cahil ve nankördür.

Hayvanlardan bir şeyler öğrenmek yerine onlara kendi çirkin halleriyle zulmeder, onların neslini kurutmak pahasına sırf para için yemeyeceği hayvanları dahi öldürür, boynuz veya diş yahut derilerini satarak zulmeder. Oysa yemek için avlanmak hariç tüm av türleri haramdır. Tabiatı kirletmeyen, yangınlar çıkarmayan, bozgunculuk yapmayan o hayvanlara karşılık insan onların da bu yeryüzünde hakkı olduğunu unutarak onların doğal ortamlarını beton yığınlarıyla işgal eder, su kaynaklarını kirletir, açları düşünmeden doymaya ve yedeklemeye kalkar.

İnsan, kainattaki diğer varlıklardan da bir şeyler öğrenmez ki bu varlıklar ister güneş ve ay olsun, ister dağlar ve nehirler olsun tümü kendilerine verilen görevi yani yaratılış gayelerini aksaksız yerine getirmek için çalışırlar.

Oysa insan yaratılış gayesini unutalı çok zaman olmuştur.

İnsanlar her gün görevini aksaksız yerine getiren diğer varlıkların ahirette şikâyetçi olacağından da habersiz vazifesini yapmadığı gibi yapanlara da kötü muamele eder, insanlar yapmadıkları görevlerden, etmedikleri imandan utanç dahi duymadan caiz olmayan şehvetler, haramlar, günahlar ve şeytan pislikleri peşinde koşarlar.

Fuhuş ve zina, kumar, fal, şarap türü pislikler insana mahsustur, fitne fesat insana mahsustur, yalan ve iftira insana mahsustur, savaş ve terör ve de katliamlar insana mahsustur, aşırı ve kötü zan insana mahsustur, gıybet ve dedikodu insana mahsustur, nitekim ahlak insana mahsustur ama kâinatın en ahlaksızı da insandır.

namuslu olması gereken, faziletli, ahlaklı, haysiyetli ve vakur yaşaması gereken insandır ama bunu yapabilen azdır. Araştırıp bilgiyi bulması gereken insandır ama bunu yapabilen de azdır. Ortak insanlık değerleri kendisine Kur’an ile emredilen de insandır ama ayetlere kulak veren çok ama çok azdır.

Çünkü insan zalim, nankör ve cahildir.

hayvanlar güdüleriyle hareket eder, kısmi akıllı, anlamadığımız dille konuşan, hatta arı gibi vahye muhatap varlıklardır. Bu kısmi akıl ve ruh sebepleriyle de veballeri azdır. İnsanın ise mazeret diye kullanabileceği hiçbir şeyi yoktur bilakis fazlası vardır. yani insan her durumda mesuldür, sorumludur, hesaba çekilecektir.

Özgür, üstün, irade sahibi insan yaptığı ve yapması gerekip te ihmal ettiği her şeyden mesuldür. Bu da demektir ki sadece iyilik yapmak yetmez, kötülüğe karşı mücadele de lazımdır. Sadece kendisine iyilik yetmez etrafa ve özellikle Allah’a iyilik yapmak lazımdır. İbadet putuna tapıp namazdan başka bir şeyle meşgul olmamak bu nedenle yetmez. O miracı salih amelle, imanla, sevgi ve nasihatle, affetmek ve hoşgörüyle, yardım ve paylaşmayla da süslemek, iyiliğin yeryüzüne egemen olmasına çalışmak, bunları yaparken kötülük ve zulümle de mücadele etmek lazımdır.

Akıl ve ruhun getirdiği sorumluluklar, insanın emaneti yüklenmesinin neticesi bunlardır.

Öte yandan insan cennetlere varistir ki bu bildiğimiz kadarıyla kâinattaki hayvanlardan hiçbirisine vadedilmemiştir. Yani o muazzam cennetlere gitmek (daha doğrusu geri dönmek) şansı sadece insana verilmiştir. Ama sadece iman sahiplerine ve sadece Allah’ı ilah bilenlere ve insan olmanın gereklerini yerine getirenlere.

Ama insan zalim, cahil ve nankördür.

İnsan fıtratta verdiği sözleri unutmuş, Kur’an’ın ilk emri olan imanı imamla eşitlemiş, dini ibadetten ve tesettürden ibaret sanar, Kur’an’ı anlamadan okuyarak da sevap kazanacağını zanneder bir haldedir, acınası durumdadır.

İnsan hayvanlardan dahi dersler almadan ahlaksızlığın zirvesinde yaşar, namusu, fazileti, şefkat ve mesuliyeti işine geldiği gibi tarif eder ve kullanır.

Böyle olunca da hayvanlarla arasındaki en büyük farklardan olan merhamet ve vicdan melekesinden de uzaklaşır ve ot gibi yaşar şefaat umuduyla saman gibi ölür gider.

Öğrenme güçlüğü çeken dar beyinli hayvanlar, kısa süreli ve kısa menzilli hayatlarına rağmen her gün bir şeyler öğrenir, hiç olmazsa tehlikeleri sezer haldedir. İnsan ise öğrenmek bir yana tehlikeleri fark etmeyi dilemez bile. Bu sayede kanar, aldanır ve ahiretini karartır.

Arının ciddiyet ve çalışkanlığından, karıncaların muazzam işbirliğinden, kuşların ait oldukları toplumun kurallarına sadakatinden, aslanların kahramanlığından ders almayan insan kurallarını kendisinin koyduğu beşeri, yalan ve kutsal olmayan şeyleri din adına yaşar, toplum kabullerini mutlak ahlak ile eşitler ve sanal bir âlemde yanlış vaziyette yaşamayı tercih eder.

Hayvanlar irade sahibi değildir, vebal taşımaz. Ama insan hür irade sahibidir ve yaptığı şey ve sarf ettiği sözlerden mesuldür. Buna rağmen aptal bir cesaretle inkarda ısrar eder, kainatı tanıtan aklına ve kalbine rağmen aldanmayı seçer, inkara yaslanır, küfrün tatlı haram kokularına tabi bir hayatı seçer.

Çünkü haram ve günah çok tatlıdır.

Hayvanlar bilemeyiz ama insanlara bakıp muhtemelen insanın ne denli hain bir nankör olduğunu konuşmaktadır.

Sadece hayvanlar da değil, yağmur taşıyan bulutlar, o bulutları emredilen yere götüren rüzgarlar, çakan şimşekler, düşen yıldırımlar, yere düşen damlalar, gece gündüz yer değiştiren ay ve güneş insana bakıp muhtemelen insan için Allah’ın azabından dolayı tir tir titremektedir.

O’ndan habersiz bir ana doğuramaz, bir yaprak yere düşemezken, bir taş yuvarlanamazken insanın bu cesaret ve pervasızlığı eminiz ki tüm kâinatta şaşkınlık yaratmaktadır.

Ama dedik ya insan zalim, cahil ve nankördür.

İyileri olsa da çoğu böyledir ve bu yüzden cehennem dolacak, cennetler tehna kalacaktır ve cennetlere sadece iman sahipleri girecektir. Boynuzlu hayvanın boynuzsuzla helalleşeceği düşünülürse hak yemek, zulmetmek, adaletsizlik yapmak kadar, yalan ve iftira kadar kötü bir şey yoktur. Çünkü tamamı hak yemekle alakalıdır ve helalleşmeyi gerektirir. Ahiretteki helalleşme ise sevap verme ve günah alma şeklinde olacağından hak yemek çok ama çok fenadır.

Tüm bu hata ve gafletin sebebi insanın kendisidir. Çünkü önce nefsine, sonra dünya süslerine ve nihayet şeytanlara kanmada gaflet gösteren insan için başkaca mazeret yoktur. Ne Allah’ın eli sıkıdır ve ne de tabiat o insana haksızlık etmektedir. Olan o insanın başına kendi amel ve sözleri sebebiyle musallat olan müsibetlerdir.

Çünkü Allah zulmetmez ama insan zulmeder. Allah ise sadece karşılığını hem de tam olarak verendir.

Özetle uçan kuşların ayet oluşu, merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsir ettiği gibi, o kuşun kanadında Allah’ı bulabilenler içindir. O kuşu bir hayvan olarak görenlerin bu nedenle iman sorunu vardır ve erdirici iman kalplere yerleşmeden kulun düze çıkması ve insan olabilmesi de mümkün değildir.

Merhamet insanın vicdanından doğan, Allah’ın rahmetinin gölgesi, şerefli bir histir. Adalet hakkaniyetinin yeryüzündeki tecellisi, hak yeryüzü dengesinin vazgeçilmezidir. Hukuk ise zulmün karşısına çekilmiş beşeri duvar, cihat bu duvarın kutsal boyutudur.

Hayvanlar merhamet hissinden yoksun mudur bilinmez ama aç olmayan hayvanların yanlarından geçen avlarına saldırmayışlarına, yavrular yerine büyük avlara saldırmalarına sebep merhamet hissi olsa gerektir. Keza hayvanların yavrularına gösterdikleri şefkat ve onları büyütmekte gösterdikleri özen onlara sonradan öğretilmiş şeyler değildir, yüreklerinden doğan bir ilhamdır.

Kedilerin can damarı kuyruklarını kesenler, köpekleri katledip çöpe atanlar ne kadar insandır?

Hayvanların ve varlıkların en temel hakkı olan yaşama hakkına sebepsiz musallat olanların ansiklopedilerdeki ve ayetlerdeki adı nedir?

Merhamet ve vicdandan yoksun olanlar insan olabilir mi?

Yaratılanları, Yaratan’dan dolayı sevmeyenler Müslüman olabilir mi?

Hayvanlar yavrularını hayata hazırlarken yaşamak ve hayatta kalmak adına her şeyi yavrusuna öğretir, doğru ve yanlışları gösterir ve yavru hazır olana dek ihtiyaçlarını ebeveyn olarak kendisi karşılamaya devam  eder.

İnsan ise bir günlük bebeğini cami avlusuna bırakacak kadar zalim, doğurduğu yavrusuna erdemleri, gerçekleri öğretmek, gerekirse ceza ile eğitmek, bilgiyle donatmak ve imanı tanıtmak yerine onu sokakların kara cehaletine, merdiven altlarının yobaz tekkelerine terk edecek kadar nankör ve cezaya müstahaktır.

Böyle olunca da insanın aklına şu soru gelir;

Hangisi daha nankör ve zalimdir? İnsanlar mı? Hayvanlar mı?

Bu yazıyı okudunuz mu?

Vicdan ve kamu vicdanı

Vicdan ve kamu vicdanı

Vicdan ve kamu vicdanı Son günlerin en moda sözlerinden birisi olan kamu vicdanının ne demek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir