Anasayfa / İMAN ESASLARI / İnsanların çoğu iman etmezler
imanilmihali.com
İnsanların çoğu iman etmezler

İnsanların çoğu iman etmezler

İnsanların çoğu iman etmezler

“Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” (A’raf 7/16,17)

İnsanların çoğu demek, yeryüzünde yaşayan, yaratılmış, akıl-ruh ve şuur bahşedilmiş, hakikat daha doğmadan kendisine tebliğ edilerek fıtratta söz alınmış, hak, Hakk ve hakikat uğruna canını tüketeceğine söz vermiş insanların büyük kısmı demektir.

Gönül dilerdi ki Kur’an insanların çoğunun iman etmiş, haktan ayrılmamış, şeytana uymamış olduğunu ve olacağını söylesin. AMA YAZIK Kİ BİLDİRİLEN GERÇEK BUNUN TAM TERSİDİR!

Dinci tayfasının dediği gibi insanların çoğu tabirinden maksat Müslüman olmayanlar değildir. Yani sadece aya yıldıza tapanlar, sabiler, Hristiyan ve Yahudiler değildir. İman edenlerin de çoğunun şirke düşmek dışında iman etmiyor olmasının bildirilmesi çoğu denilen kümeye pekçok Müslümanın da girdiğinin ve gireceğinin ifadesidir.

Şükretmeyen, bilmeyen, zanna uyan, hakikati zanlardan ibaret sayan, şeytana uyan bu çoğunluk içinde kendisini has Müslüman sanan pek çokları da vardır.

Ve bu pek çokları şeytana, cinlere, yedek ilahlara kulluk ederken, Allah yolunda yürüdüğünü zanneder.

Çünkü şeytanın ahdi açıktır. Ve Yüce Allah iblisin ahdinde haklı çıktığını bildirdiğine göre insanların çoğu ister kabul edilsin – ister edilmesin yoldan çıkmış ve sapmış haldedir. Ve bu ezici çoğunluk bir avuç imanlı kula da makam, para, şehvet, güç vaadiyle baskı ve kandırmaca yaparak imanı yok etmek gayretindedir.

“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.” (En’am 6/116)

İnsanlardan pek çoğunu kandıranların cin topluluğu olduğunu da bildiren Yüce Allah’tır.

“Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.” (En’am 6/128)

Kitap ehlinin de çok azı hariç iman etmeyen çoğunluktan olduğu yine ayetlerde bildirilen hakikattir. Onların bitip tükenmek bilmeyen emeli ise iman sahiplerini, hakikatten ve imandan sonra geriye, imansızlığa döndürmektir. Ve yüce Allah imansızlardan daha acı akıbetleri, imandan küfre dönenler için vadetmiştir.

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.” (Al-i İmran 3/110)

“Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir.” (Bakara 2/109)

Hidayet rehberi Kur’an’ın, rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in bunca gayretine, tebliğine, cihadına ve sözlerine rağmen insanların çoğunun iblise ve nefsine uyması akıllara zarar olsa da gerçektir. Ezeli ve ebedi görüşe sahip Rabbimizin sözleri gerçektir ve gerçekleşecek olandır.

O halde insanları bu gaflete sürükleyen nedir?

Yine Kur’an ifadeleri ile söylersek, ata kabulleri, örfler, çıkar kayıpları, dünya eğlenceleri, eşitliklerin hazmedilemeyişi vb. ön plandadır. Ve bakılacak olursa tamamının dünyevi hırs, kibir ve açlıklardan kaynaklandığı, kanmaya, aldanmaya, körüklenmeye, kışkırtılmaya müsait olduğu görülecektir.

İblisin ve nefsin kandırmacası da işte tam bu zaafları kullanan ustabaşıdır.

İnsanlardan azının iman sahibi olması, azınlık haline gelen iman sahiplerinin veya Rabbimizin başarısızlığı değil, bizzat fıtrat üzere yaratılan insanların kendi başarısızlığıdır. İblisin ve nefsin körüklemelerinin sadece güzel göstermekten ibaret kaldığı hatırlanırsa imansızlık için kimse veya hiçbir varlık insanı zorlamaz. Zorlama olmadan kanan insandır ve sorumluluk çok büyük oranda kendisine aittir. Telkin sahibi iblis elbet cezasını çekecek ve ateşlerde kalacaktır ama kendisine uyanlar da suçu ona atamayacak ve aynı kaderi paylaşacaktır.

Şimdi düşünmek lazımdır ki sokaklarda gezen bu kadar insan ne yapmıştır da şeytana tabi olup imandan çıkmıştır.

Sorsanız herkes Müslüman, herkes mü’mindir. O halde bu çoğu iman etmeyen insanlar kimdir?

Seçkin ümmet Müslümanların tamamının imanlı ve Allah kulu olduğunu kim iddia edebilir? İslam’a girmek ve iman etmek farklı şeylerken kim her Müslümanı mü’min kabul edebilir? Rüşvet, zina, kamu malı talanı, fuhuş, aşırı faiz, zulüm, baskı, kişileri rab edinme, paraya ve güce tapma gibi illetlere Müslüman camiası hiç mi bulaşmamıştır da sadece gayri müslimler ve batıl din mensupları uyarılmıştır?

Kimse kendisini kandırmasın! İkazın çoğu İslam’a tabi olanlaradadır.

Kur’an kitap ehline, batıl din mensuplarına, müşriklere ayrı satırlar açarken yazık ki Müslüman topluluğa da ayrı satır ayırmıştır. Hatta imandan küfre dönenler için kullanılan kelimeler çok ağırdır. Demek ki İslam’a girdikten sonra küfre dönen olmuştur ve olacaktır.

O halde her kul kendisine yapılmış ikaz gibi “insanların çoğu iman etmezler” ifadesini tartmak ve düzelmek mecburiyetindedir.

Akıllara gelen şu saçma düşünce son derece zararlı ve batıldır; “Allah istemeseydi ben kötülük yapamazdım!” Bu kaderi, yaratılış gayesini anlamamış olmanın göstergesi kara cahilliktir. İblis nasıl zorlamaz ise Rabbimiz Allah ta zorlamaz. Külli irade muhakkak hakim olandır lakin cüzi irade ile atılan ilk adım sorumluluğu beraberinde getirendir. İnsan diler ve o işi icra etmeyi arzu ederse sorumluluğu almış olur. Rabbimizin o işe müsaade etmesi kişiden sorumluluğu asla kaldırmaz.

Keza iblis süslü gösterip aldatırken asla zorlamaz ama kanan yani kötü de olsa amelden sorumlu olan cüzi iradesi ile isteyen ve gerçekleştiren insandır.

Hesap günü iblis Rabbimize kendisini şöyle savunacaktır; “Ben onları zorlamadım. Vadettim ama şimdi vaadimden caydım. Onların bana taptığından benim haberim bile yoktu!”

Nefis ise terbiye edilmemişse kötülüğü emrederken güzel gösterir, kibri kabartır, aşağılamayı ve haksız da olsa sahip olmayı arzulattırır. Bu büyüklenme ve şehvet ise kulu uygunsuz, haksız işlere sevk eder. Nefis kulun kendisi olduğundan yine kimsenin savunulacak yanı yoktur.

İmanı veren, nefisleri temizleyen Allah’tır. Lakin kul Rabbinden dilemeli ve niyaz etmelidir. Hiçbir salih amel, ibadet veya niyaz olmaksızın Rabbimizin herkesi iyiliğe sevk etmesi zaten düşünülemez. Çünkü o durumda dünyanın sınav olma özelliği ortadan kalkar ve herkes adeta melekler gibi yaşar.

Oysa dünya sınavdır. Sınavın çoğu insan için acı sonuçlar doğuracağını bildiren de Rabbimiz Allah’tır. O halde bir an önce tevbe etmek, Allah yoluna girmek ve Allah dostları ile dost olmak lazım gelir. Allah’ın düşman ve hasımları, Peygamberimiz ve Kur’an’ın düşmanları bizler için düşman olmuyorsa bir şeyler eksik demektir. Allah için düşman edinmiyorsak, zamana, medeniyete, siyasete, topluma ve insanların çoğuna uyuyorsak kazanmamız da zaten mümkün değildir.

Şirk, imanı yok eden sinsi tehlikedir. Riya, gösteriş, yedek ilahlar edinme, paraya, makama puta tapar gibi tapma hep şirkin alametlerindendir. Kul ben bunlara köle değilim, gösterişten uzağım, ikiyüzlü değilim, Allah’ın sınırlarına uyuyorum diyebiliyorsa tehlike o kuldan uzak demektir. Ama bunların biri bile o kulda yer etmişse arınmak ancak tevbe ile mümkün olabilir.

Günah işlemek insanı kafir veya dinsiz veya müşrik yapmaz. Günah, günahtır ve inşallah affı mümkündür. Ancak şirkin affının olmayacağını bildiren Allah, çok sevdiği insana böylece şu mesajı vermektedir; “Küçük-büyük günahların olsa da affederim, ibadetlerin noksan olsa da affederim. Hak yiyip zulmettiysen, zekat vermekten imtina ettiysen, kurban kesmediysen, farz namazları eda ve kaza etmediysen affedebilirim ama bir tek şeyi affetmem…Bana yedek ilahlar, eş ve ortaklar atamanızı.”

Bu yüzden şirk en melun haksızlık ve zulümdür ki baştan sona Rabbimizin kudret ve ilmini idrak edememektir.

Kullar biz onlara tapmıyorduk, onları şefaatçiler, aracılar diye kullanıp, Allah’a daha çok yakınlaşmak istemiştik deseler de yaptıkları şefaati, kudreti, hesabı başkaları ile paylaştırmak suretiyle ilahi kudrete ortaklar atamaktır.

Oysa Rabbimiz defaten tek ve yüce Yaratan olduğunu bildirerek tüm şirk kapılarını kapatmıştır. Bu haldeyken bahaneler üretip, iyi niyetle bile olsa birilerini ilahi yönetime ortak etme gayreti şirktir ve şirk affedilmeyecek tek suçtur.

Tevhid gönüllüleri, şirki yeterince tanımadığı içindir ki gafletler diz boyudur.

Sokaktaki insan şirki dinsizlik veya imansızlık olarak tanımlayabilir belki ama kâfir ile müşrikin farkını, tevhid ile şirk arası kırmızı çizgileri bilmez. Bilmediği için de şirke battığının farkında bile değildir.

Her namazda okuduğumuz FATİHA şirkin bir numaralı düşmanı ve ilacıdır. Ancak toplum Arapça bataklığına sürüldüğünden beridir ki insanlar Kur’an okumaz ve anlamaz hale geldiğinden kimseler FATİHA ile verdiğimiz sözün farkında bile değildir.

Oysa FATİHA, sadece sistemi olarak “sadece Allah’a ibadet ve kulluk etmeyi” öngörür.

Şirk, sadece Yahudi veya Hristiyanlar için de değildir. Onların hata ve gafletlerine dair hükmü Rabbimiz verecektir. Bizi ilgilendiren kısmı Müslümanların şirk tuzağına nasıl, neden, kimlerin teşvikiyle düşüyor olduğudur.

Düşününce, Kur’an anlaşılır dille okununca, Kur’an hayata rehber edilince hakikat gün gibi ortaya çıkacaktır. Şirki saklamaya, insanları sadece tevhid hayalleri ile yeşil rüyalara sokmaya gayret edenler şirkin kızıl kan rengini gizleyerek şeytana hizmet ettiklerini artık anlamalıdır.

Kızıl rengindeki şirk tevhidin yeşil örtüsünü kana bularken zavallı Kur’an nasipsizleri ne yaptığının farkında bile değildir.

Velhasıl insanların çoğu akıl, ruh ve şuurlarını işletemediklerinden, heves ve arzularına uyduklarından, Kur’an hidayetinden mahrum kaldıklarından dolayı şirke hem de boğazlarına kadar batmış haldedirler.

“Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.” (Yusuf 12/103)

Kurtulmaları da bu kafayla mümkün değildir.

Rabbim bizleri insanların azının sahip olduğu aydınlık, iman ve tevhidde sabit kılsın.
Rabbim insanların çoğunu hidayete erdirsin.
Rabbim, Kur’an’dan nasipsiz Müslümanları Kur’an yoluna kılavuzlasın.
Rabbim İslam’ı yeniden Kur’an dini haline döndersin.
Amin!

İnsanların çoğu iman etmezler

Bu yazıyı okudunuz mu?

siyonizm

Kur’an ayetlerini tersten okumak – Siyonizm

Kur’an ayetlerini tersten okumak – Siyonizm Bir önceki yazımızda “Kur’an hükümlerini tersten okumak” başlığı ile ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir