Anasayfa / Global siyonizm / İnsanlığın bu yüzyıldaki durumu
imanilmihali.com

İnsanlığın bu yüzyıldaki durumu

Maalesef içinde bulunduğumuz zaman dilimi, şeytana çokça kıymet veren hatta ondan yana olan zalimlerce şekillendirilmiş, çerçevelenmiş, başlıca birkaç kutba ayrılmış vahim haldedir. Umut daima vardır ama kurtuluş güç olacaktır. Küresel siyonizm sokakları, ekranları, hastaneleri, finans piyasalarını ahtapot gibi sarmış, her köşeye sinmiş, hayatın tüm alanlarına nüfus etmiş haldedir. Güçlüdür, sinsidir, organize ve azimlidir. Ardına aldığı karanlık güçlerle yeraltlarında kertenkele adamlar, uzay gemileri, klonlanmış askerler imal etmekte olan bu şebeke, dev teknolojik gücü ve üretim kapasitesiyle iktidarları değiştirebilecek, insanları evlere hapsedecek, gökleri ve göklerden yeryüzünü zehirleyebilecek, kaderi zorlayacak güçtedir.

İnanç boyutunda din kitaplarını yeniden kaleme alıp beşeri siyasetine uygun hale getirecek, ulusların sağlığıyla oynayabilecek, açlık oyunlarıyla korkutabilecek, en inanılmaz masalları kabule zorlayabilecek kadar sistemli ve azimli olan küresel siyonizm, Ortadoğu’dan sonra şimdi tüm dünyaya el atmış, planının bir sonraki aşamasına geçmiş haldeyken, tüm diğer dünya insanlığı savunmada kalmak durumundadır. Çünkü hazırlıksızdır, tembeldir, güç alabileceği manevi değerlerden yoksundur, çoktandır işgal edilmekte olduğunu yeni yeni anlamaktadır.

İslam düşmanlığını 11 Eylül’den sonra ayyuka çıkartan şeytanlar uzak hedeflerindeki dinsizliğe uzanan yolda ki en büyük engel İslam’dan kurtulmaya çalışırken, bir yandan da diyaloglar yaratmak, ılımlılaştırmak yalanlarıyla etkisizleştirmek istedikleri dini, akıllardan ve kalplerden hatta lügatlerden silmeye çabalamaktadır. İslam mensupları da kendisini tanıtamadığı, dini doğru yaşayamadığı için onların ekmeklerine yağ sürer vaziyettedir. Bu gaflet nedeniyle de kurtarıcı ve birleştirici olması gereken İslam öcü haldedir ve iticidir. Hristiyan alemin tevhide hicretini engelleyen bu durum ise Allah vaadinin yeryüzüne egemen olmasına manidir.

İslam’a içten saldıran aslında şeytani ama kimliklerinde Müslüman yazan kesim ise beslendikleri odaklarca neye hizmet ettiğinin farkında olmadan, dinin altını oymakta, gelecek nesillere de zihnen ve bedenen (!) şeytan tohumları ekerken, gelecek umutlarını da dünyevi çıkarlar uğruna yok etmektedir. Bunların hegemonyasına çoktandır girmiş Kur’an’sız kitleler ise Kitab’a müracaat etmeyi düşünmedikleri, Kur’an’ı hayatın dışına ittikleri için kurutuluş ışığını bir türlü yakalayamamaktadır. Kararlı ve güdümlü bir el kitlenin Kur’an’la kucaklaşmasını engellemektedir. Allah korusun İslam’ı gençlerimize doğru şekilde öğretemezsek onlar diğer dinlere göç etme durumunda kalacaklar. Çünkü şu an tanık oldukları İslam’ı sevmiyorlar.

Öte yandan Türk düşmanlığı zirvelere çıkmış, tarihi intikam hırsıyla, Türklüğü yıkmadan İslam’ın yok edilemeyeceği biliciyle ve Anadolu toprakları düşman çizmeleriyle kirlenmedikçe hedefine varamayacağını çok iyi bilen şeytanlar, Türk adını tarih ve kültür sayfalarından teker teker kaldırmak niyetindedir. İnsanlık suçları dört yanı sarmış, insan hakları sözlüklerde kalmış, mazlum , fakir ve gelişmemiş halklar devlerin oyuncağı halinde kaderlerini gelişmiş ülkelerin tercihlerine bırakmıştır.

Gıda ve sağlık başta olmak üzere insanlığın temel ihtiyaçlarının karşılanmasına ve yaşamalarına kendileri karar vermek arzusundaki kodamanlarca, halklar açlığa mahkum edilmekte, gıdaların yapıtaşlarıyla oynanmakta, suni gıda üretimi ile doğal ve fıtri olana isyan bayrağı açılmaktadır. Milyarlarca türden trilyonlarca varlığa hesapsız nimet veren Allah’ı unutturarak, kendilerini ilah yerine koyan bu yarı tanrı adamlar eliyle dünya makineleşmiş, sentetik hale dönüşmüş bir sanal alem olma yolunda hızla ilerlemektedir.

1990’da devlet – kamu sosyalizmi, 2008’de ise neoliberal kapitalizm çöktü. Koronavirüs ile Çin modelinden hareketle, ekonomide “sosyalist neoliberalizm/şirket sosyalizmi”, politik/sosyal olarak da “dijital diktatörlük ve kuantum aşı” ile köleleştirilmiş ‘hibrit insan’ türü dayatılıyor. Küreselciler Koronavirüs bahanesiyle her ne kadar tepki çekse de yayılmaya başlayan dijital gözetleme projeleri “sosyal mesafe uyarı sistemiyle” dünya insanlarını izlemeye alıyor. Okumaz ve aklı kullanmaz isek küresel oligarşinin kölesi olacağız. Bilimsel mandacılık ve GDO’lu gıda ilk kırmamız gereken zincir. Asıl felaket gıda üzerinden tezgahlanıyor. Covid-19 bunun yanında basit kalacak. Küresel finans endüstrisi GDO ile oynayarak temel gıda unsurlarının tohum kontrolünü 50 yılda ele geçirdi. Korona virüs ve benzerleriyle küçük çiftçi / aile işletmeleri yok edilerek tarım ve hayvancılık ulus üstü şirketlerin tekeline alınmak ve gıda ile insanlığı kontrol etmek istiyor.

Bilgisayar, otomasyon ve uzay teknolojileriyle, televizyon ve medya gücüyle algı yaratmada sıkıntı çekmeyen şeytanlar, eğitimden kültüre her alanda istediği düşünceyi toplumlara aşılayabilmekte, geleceğin gençlerinin eğitimlerine kendi vizyonları istikametinde yön verebilmektedir. Dini hobi gören, ahlakı zayıflık farz eden bu kandırılmış gençliğin cehaletinden de istifade ile ideoloji yahut manevi anlamda anarşiler yaratabilmekte, terörü hem de İslam’ı nirengi verip yayabilmekte sıkıntı çekmeyen şeytanlar, dünyanın istediği yerinde günlük yüz dolara ayaklanmalar çıkartabilmekte, üç gün içinde halkları göçe zorlayabilmektedir. Örnek mi? Fransız Le Figaro gazetesi; “ABD’yi, Sovyetler Birliği’nin kaderi bekliyor. Makalede Sovyetler Birliği’nin çöküşünden 30 yıl sonra ABD’yi de benzer bir kaderin beklediği”ni yazdı.

Halkına ateş açmaktan çekinmeyen faşist diktatörlere teslim edilmiş haksız ve batıl yönetimler sayesinde, dünya küreselliğe, yeni dünyaya doğru hızla yol alırken, ekranlardan durmaksızın bunun kaçınılmazlığı algısı yaratılmaya çalışılmaktadır. Ulus devletler ve sağlıklar tahakküm altında, halklar esir, fabrikalar kapalı, ekonomiler iflas noktasındayken de özgürlük ve mülkiyetler, iradeler mahkum olmuş haldedir. Hayatın diğer tüm alanlarında da durum çok farklı değildir.

Buzulları eriten, ormanları yakan, ozon tabakasını delen, sözde küresel ısınmayla mücadele eden ama aslında küresel ısınmayı hızlandıran şeytanların maksadının buzulların erimesi ile buzul altındaki, insanlığın bağışık olmadığı bakterilerle dünyayı salgına mahkum etme ve bu yolla nüfusu azaltma istekleri artık malumdur. Keza hedeflerindeki Kudüs manevi krallığını yeniden hayata geçirdiklerinde bölgenin bol yağış almasını ve dolayısıyla yeşillenmiş bir cennet olmasını da dilemeleri de.

Bu arada ülkeler batmış, ekonomiler çökmüş umurlarında olmayacaktır. Radyasyon ile, havadan biyolojik ilaçlamalarla (chemtrails), 5G elektro manyetik dalgalarıyla, kanser yapıcı ısıl işlemli, alüminyum ambalajlı gıdalarla, GDO’lu yiyecek ve içeceklerle çoktandır zehirlenmekte ve hasta edilmekte olan insanlık şimdilerde de çipli yaşama, dijital paraya, dünya vatandaşlığına, zorunlu aşılara, uzaktan eğitimlere, hürriyetsiz ve mülkiyetsiz yaşamlara alıştırılmaya çalışılmaktadır. Ve bu daha başlangıçtır.

Temmuz 2018’de Nova Scotia (Kanada)’da “Beş Gözün patronları Gina Haspel (CIA), Alex Younger (MI6) Mike Burgess (Avustralya) yeni dijital savaşı başlatana değin, Çin Batı ile aynı seviyede rekabet eden ve uzun vadeli bir üstünlüğe odaklanmıştı. Beş Göz İttifakı, soğuk savaş dönemindeki UKUSA Anlaşması denen bilgi anlaşmasından doğmuştur. Asıl olarak Sovyet Rusya istihbaratının şifrelerini çözme amacıyla yapılmış Birleşik Krallık ve Birleşik Devletler arasındaki bir istihbarat paylaşımı anlaşmasıdır. 1950’lerin sonunda Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda da İttifaka katılmıştır. Bu beş İngilizce konuşulan ülke bugün bildiğimiz Beş Göz İttifakını oluşturmaktadır.

Bu beş ülke arasındaki istihbarat paylaşımı anlaşmasının kapsamı zamanla genişledi ve çevrimiçi etkinliklerin izlenmesi de dahil edildi. Yıllar boyunca anlaşma beş ülke arasında iyi saklanan bir sır olarak kaldı. 2003 yılına kadar var olduğu aleni olarak bilinmiyordu. 2013 yılında Edward Snowden NSA çalışanı olarak ele geçirdiği belgeleri sızdırdığında birçok şey açıklığa kavuştu. Bu dokümanlar hükumetlerin, vatandaşların çevrimiçi etkinliklerini izleme kapsamını ortaya çıkardı ve uluslararası istihbarat paylaşımı ağının sanıldığından daha büyük olduğunun kanıtlarını içeriyordu.

Beş Göz İttifakının çekirdek ülkelere ek olarak, iki tane daha uluslararası istihbarat paylaşımı anlaşmasının mevcut olduğu onaylandı. Dokuz Göz ve On Dört Göz İttifakları olarak bilinen bu anlaşmalar, Beş Göz Anlaşması kadar sıkı olmamakla birlikte internet gizliliği üzerinde yaygın bir kullanıma sahiptir. Bu üç ittifakın kısaca açıklamaları şöyledir:

Beş Göz: ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda.
Dokuz Göz: Beş Göz + Danimarka, Fransa, Hollanda, Norveç.
On Dört Göz: Dokuz Göz + Almanya, Belçika, İtalya, İsveç, İspanya
Dokuz Göz ve On Dört Göz İttifakları aslında Beş Göz İttifakının uzantılarıdır.

Bu ülkeler Beş Göz İttifakında olduğu kadar fazla istihbarat paylaşmasalar da, uluslararası istihbarat paylaşımına bilinçli olarak katılmaktadırlar. Bu doğrulanan ittifaklar haricinde On Dört Göz İttifakı ile bilgi alışverişine girdiği bilinen veya şüphelenilen ülkelerden de bahsetmek gerekir. Üçüncü Taraf Katılımcılar: İsrail, Japonya, Singapur, Güney Kore’dir.

Bu başlayan savaş sonucu ivme artıran küresel dijitalizm ulus devletlerden faklı ve hızlı şekilde emri vaki yapıyor, küresel finans elitleri Korona virüs ile Çin modeli bir despot devlet yapısı yani “Büyük Birader” devleti dayatıyorlar, yani izole-gözetlenen bir toplum düzeni.

Atmosfere binlerce ton tebeşir tozu savuran, uzaya on binlerce iletişim uydusu fırlatan, ormanları yakmakta sakınca görmeyen bu şeytani zihniyet, suni deprem ve kasırgaları (HAARP) ile ilahlığa soyunurken, ekonomileri, siyasetleri, insanlık medeniyet ve birikimlerini de yerle bir etmektedir. Siyonizmle el ele yürüyen küreselcilerin tüm bu gayretleri ise yeni Pompei’lerin uzak olmadığını göstermektedir. Dünyanın masum insanları ise halen uyanmamış ve çaba göstermeye başlamamıştır.

Küresel takvime göre;

Ocak (Avustralya yangınları), Şubat (Afrika çekirge istilası), Mart-Mayıs (Pandemi), Haziran (Protesto ve ayaklanmalar) şeklinde gösteriliyor. Takvimin Temmuz ayı ‘Güneşteki anormal patlamalara’, Ağustos ayı ‘Yellowstone Milli Parkındaki patlama ve püskürtmelere’, Eylül ayı ‘Uzaylı (!) istilasına’ ayrılmış vaziyette. Ekim ve Kasım ayları ‘epidemi’ ile tekrar resmedilirken geri plana göktaşı yağmurları konmuş vaziyette. Nihayet Aralık ayı ise … ‘ASTEROİD Çarpması’ şeklinde resmedilmiş.

Yine küreselcilerin PLANNEDEMIC dedikleri mizansende görünürde sırasıyla; korku, bilgi kontrolü ve sansür, evlere kapanma ve izolasyon, Başkan Trump’ı suçlama, katı kamu tedbirleri ve kontrolü, zorunlu aşı gösterilirken, açılmamış daha çok resim vardır !

Toplam kalite yönetimi (TKY)’ne aşina olanlar bilirler ki tepede sınırsız bir hayal yani vizyon vardır. Ucu açıktır. Tadil edilebilir bu vizyonun altında kümler şeklinde ve hiyerarşik düzende, ana görevler, bunların altında alt görevler, bunların da altında projeler vardır. Özetle tepedeki vizyonun hayata geçebilmesi için en alttaki projelerin hayata geçmesi gerekir. İşte küreselcilerin hiyerarşik planı aslında buna benzer şekilde işler ve sistemi sempatik gösterip medya-yalanla desteklemek en tepe ana görevlerdendir. Bunda başarılıdırlar çünkü asırlardır kendilerini ve maksatlarını komplo teorisi olarak anılmakla korumuşlardır. En alttaki projeler ise yıllardır her gün, her saniye uygulanmakta, sürekli güncellenmektedir. Hitlerin iktidara getirilmesi de, corona virüsünün yayılması da, İsrail devletimin kurulması da Hollywood’un satın alınması, haber ajanslarının kurulması ve mecbur edilmesi, birer alt projedir.

Sırada daha çok proje ve hedef vardır ki en bariz ipucu İlluminatinin 1995 yılında çıkardığı oyun kartlarıdır. (Bkz. İblisin Ahdi Kitabımız) Yazılı olmayan olsa da çok iyi korunan bu şeytani plan, insanlığı yok etmek gayeli hunhar bir darbedir. Çözüm oyunu ve planı fark edip tedbir almaktadır. Yapılanların tamamının iblisin ahdine hizmet olduğu ise tartışılmaz bir gerçektir. İspatı zor olsa da süper güçlerin dijitalizm tutkunlarının şeytanla ahitleşmesi, İsrailoğullarından beri süregelen tüm teknoloji ve taktiklerine esas teşkil eder Dolayısıyla tapmakta oldukları şeytanı yeni dünyanın efendisi yapmak arzuları onları güç, ilham ve şehvet aldıkları şeytana köle yapmıştır. Sanırlar ki şeytan (karanlık güçler) yere egemen olduğunda ilahi nizam ve kaçınılmaz akıbet değişecektir.

Küresel darbe planları bu maksatla olduğundan iblisin ahdini harfiyen yerine getirmeye çalışırlar. Onlarla mücadele de aynı esasları bilmek ve tedbir almakla mümkündür. Bir tek hamleleri bile bu ahdin dışında değildir, hele aksine hizmet eden, faydalı bir tek eylemleri, keşifleri yoktur. Dolayısıyla küresel zihniyete teslim olanlar iblisin uşağı olmuş demektir. Lakin bunu fark edip anlamak için iblisin yeminini ve bu yeminin hemen öncesi ve esnasında yaşananları bilmek gerekir. Görülecektir ki tüm hırs, kin ve düşmanlık, Allah’a değil insanadır. Gayeleri sistem değiştirmekten ziyade yalan bir sisteme insanları aşık etmek, telef etmektir. Allah’ın vaadi ise en derin ikazdır. Bu yalanın ifşasıdır, uyarıcıdır. İnsan bu nedenle oku’mak ve anla’mak zorundadır.

Tamamen İblisin ahdi istikametinde oynadıkları bu oyunlarla fıtratı değiştirmeyi gaye edinen şeytanlar elbette kazanamayacaktır ama bizlerin sınavı dünyayı kurtarmak değil, tevhidden ve insanlıktan yana olarak emek sarf etmektir. Çünkü ameller kadar niyet ve gayretler de ödüllendirilecektir. İblis, ettiği yemin istikametinde yaratılanı değiştirmeye, insanı ilahlaştırmaya, dinleri yok etmeye, dünyayı pisletmeye, zulmü yaymaya, kopya yaşam üretmeye ilk defa bu denli yaklaşmıştır. Kendisince haklıdır ve ne kadar övünse yeridir ama bizler için bu yüz karası bir durumdur, insanlık ayıbıdır ve Peygamberleri bile utandıracak bir acizliktir. Hiçbir dinde olmayan cehalet, korku, ilimsizlik, boş vericilik altında insanlık sonuna razı, celladına aşık halde beklemektedir.

Peki bu durum sürecek, İblis hayata egemen olacak mıdır? Hayır! İnsana rağmen bu son Kur’an ile bildirilen son olmadığı için hayata geçemeyecektir. Lakin Yüce Allah, insanın kımıldanmasını, kalplerde inanç kıvılcımlarının yeniden çakmaya başlamasını ve cezasını biraz olsun çekmesini beklemektedir. Bu arada zalimlere de süre ve imkan vererek helaklerinin hak olmasına, o zalimleri belirlemeye çalışmaktadır. İblis, kapasitesiz aklı, kötülüğe odaklı hırsı, kibri ve cehaleti ile böylesi tutarsız bir düşmanlıkla bir manevi krallık hayali kursa da, mahzun ve mahcup olmaya mahkumdur. İnsanı cennetlerden attıran İblis, şimdi bir kez daha o cennetlerden ilelebet yoksun bırakmayı düşünse de pekala kazanmayacağını bilmektedir. Lakin kutsaliyet kattığı davasına hizmete den insan şeytanlarıyla zulümleriyle kandırabildiği kadar çok insanı cehennemlik etme derdindedir.

Allah’ın hak vaadi elbette bu değildir! Ümmetleri ayrı yaratmış Allah, onların her birine bir örf, lisan, kültür, tarih, benlik, karakter, kader ve ecel tayin etmişken, dünya sınavının bu halde devamını dilemişken üç beş çapulcunun zulmüne sessiz kalacak değildir. Kaderi hızlandırmak veya Allah’ı kadere zorlamak derdindeki şeytanlara boyun eğecek hiç değildir.

Görülecektir ki bedenler düzmece Corona’yı, aşısı hiç geliştirilmemişken yenecektir. Yahut Allah kullarına nasip edeceği bir ilhamla olmaz denen o aşıyı nasip edecektir kısa zamanda. İradesi elinden alınmış halkları, devlet ve fertleri yeniden hür iradeli hale getirecek Allah bunu belki azap yoluyla da olsa elbet yapacaktır. Zorlanma altındaki mazlum insanlık zulme karşı ayağa kalkamasa da ahiret hesabında bahane üreteceğinden Allah zulme uzun süre sessiz kalmayacaktır. Nihayet salgınla biten, zalimlikler insanlara unuttukları değer ve kıymetleri yeniden hatırlatacak, son peygamber belki herkesin kalbine inecektir.

Siyonist kutsiyetinde deccal olarak anılan kötü ve kötülük belki bu yaşadıklarımıza sebep yarı tanrı adamlardır belki yakın zamanda salgın ve ölümleri iyice artıracak başka birileri. Ama şu malumdur ki bilerek eritilen buzullar altındaki bağışık olmadığımız bakteriler (Wuhan laboratuvarlarında bekleyen 1.500 yeni virüs de) corona’dan çok daha fazla hasar verecek, teknoloji ile gelen radyasyon/EMP bizleri daha fazla etkileyecek, susuzluk ve aşırı ısınma neticesi gıda üretimlerinde sorun yaşanacak, güneş yakacak, susuz bırakacak, soğuk donduracak, belki kütlesel savaşlar olacaktır. Çünkü bir zulüm ve cihad olmalıdır ki insanlık o cihada yeltenebilsin ve Allah’ın yardımı sonradan gelsin.

Şartlar zordur, daha da zorlaşacaktır. Ta ki insanlık o zulme baş kaldırana, Allah’a gerçekten yönelene değin. Peki şeytanlar planları bozulsa bile duracak mıdır? Asla! Derhal yeni bir plan yapacak ve insanın yeniden gaflet uykusuna yatmasını bekleyecektir. Faşist liderler, savaş ve borsa baronları zulmetmeye devam edecek, insanlık bir kurtarıcı umudunu hep sıcak tutacaktır. Muhammed Mustafa’nın ve Mustafa Kemal’in ümmete veya millet değil tüm insanlığa bir lütuf olduğunu anlamayan dünya yeni kurtarıcılar beklerken, eski vefasızlıklarının da cezasını elbet çekecektir.

Ahde vefasında, Allah’a verdiği sözde gafleti bulunan insanlık, şeytandan uzaklaşacak olsa da türbülans uzun müddet sürecektir. Çünkü çabuk teslim olmayacak şeytanlar elektriksizliğe, petrolsüzlüğe, kan ve gözyaşına mahkum edecekleri kazanımlarını kolay terk etmeyeceklerdir. Zafer muttakilerin olacaksa da nice canlar ölecektir. Umut hep var olacak, tevhid nuruyla aydınlanan dünya iyiliğe ve güzele yakınlaştıkça, kalpler İslam’a hicret edecektir. Şeytandan uzaklaşan her bir kalp ise şeytanın güçsüzleşmesi demektir ki bir müddet sonra köşesine çekilmek ve nihayet gereği kalmadığında eceline teslim olmak zorunda kalacaktır.

Yeni dünya gerçekleşecek ama bu dünya şeytanın değil Kur’an’ın altın çağı ile gelen mutlu dünya olacaktır. Kaleleri, sınırları, bayrakları olmayan bu krallık kalplere çöreklenecek, tevhid dünyaya ve yönetimlere bu sayede hükmedecektir. Yeşeren dünya, mavileşen denizler, temizlenen sular, bereket fışkırtan topraklar ile cennete dönen dünya insan ve mahlukatın tamamıyla yaşama layık olduğunu ispat edecek, Allah’ın fıtrattaki zannını ve muradını haklı çıkaracaktır. İblis ahdinde nasıl yanlışsa, dünyanın sonunda kazanamadığını ve yanlışlığını bir kez daha görecektir. Bir zaman saadet ve huzurla yaşayan arınmış insanlık, cennetlere hazır olduğunda, cehennemler dolacak sayıya eriştiğinde zamanı sadece Allah’a malum bir anda kıyamet bir sesle gelecektir.

İnşallah bu sesten hemen önce ya ikinci sesten evvel inanan kalpler ruhlarını tatlı bir yelle teslim edecek, ikinci sur’la gelen dehşet anları ancak zalimlere nasip olacaktır. Endişe ve korku veren bu sesin ardından, ikinci sesle tüm nefisler ölecek ve Baki bir tek Allah kalacaktır. Az bir zaman sonra da tüm beşeriyet dünyadayken yalanladığı hakikatleri yakından ve çıplak gözle görmek üzere … uyandırılacak ve mahşer alanına toplanacaktır.

Dünya efesi ABD, barış ve adalet dağıtmak bahanesiyle ülkeleri kan gölüne çevirmekten korkmaz iken şimdilerde beka derdine düşmüş haldedir. Küresel medyaya ve insanların çoğuna göre Trump şu an ülkesini kaosa sürükleyen bir maceraperestten ibarettir. Peki ABD’de gerçekten olan nedir?

20 nci yüzyılın iyi veya kötü bir dengesi vardı. ABD süper güçtü, ideoloji transferi, siyasal gücü ve finans mekanizması ile söz sahibiydi, siyasi ve askeri olarak ülkelerin iç işlerine müdahildi. Sonra ABD’nin yeni başkanı Trump, ülke olarak ideoloji transferinden vazgeçtiklerini söyledi. ABD daha önce ülkelere demokrasi götürmek için kendince sözde tezler geliştirmişti. Sivil Toplum Kuruluşları (STK) üzerindendi yapılanlar, Birleşmiş Milletler (BM) organlarıyla da. Amerika kapitalizmin baş ülkesi, başkentiydi. Trump’ın karşısındakiler de aslında karşısında değil üstündekilerdi.

Trump evanjelikleri yönetime dahil etti, Yahudi lobisinin etkinliği azaldı ama onları yok sayamayacağından Kudüs ve Golan tepeleri gibi konularda seçim vaadlerini yerine getirdi. Lakin Trump küçük, güçlü bir ABD hayaliyle gelmişti, dışa ideoloji ithalatı yapmayacak, yerli ve milli üretimle güçlenecek, halkın refah ve huzurunu artırarak yeniden güçlü ve seçkin ABD’yi hayata geçirecekti. Bu ise küreselcilerin, kendilerine jandarma ettiği ABD’nin silahlarını bırakması anlamına geldiğinden tam bir faciaydı. Olayların çıkış noktası da bu oldu ve ABD askerleri Ortadoğu’dan çekilirken, küreselciler de ABD’nin ipini çekmeye, çoktandır yedek tuttukları Çin’i, yeni ABD yapmaya koyuldular. Atatürk’ün devlet modelindeki isabeti gören Trump, Cumhuriyet Türkiye’sini kopya etmeye çalışırken, küreselciler elbette buna rıza göstermeyecek ve planlarını tatbike koyulacaklardı.

Ulus devlet demek, üniter, çoğulcu, laik, sosyal, hukukun üstünlüğünü savunan, tam bağımsız, halk egemenliğine dayalı, sınırları belli yönetim demektir. Küresel yapı ise; tek veya az sayıdaki kişi tarafından yönetilen, katı kuralcı, yasaklayıcı, halkın yönetime katılamadığı, polis devlet modelini tarif eder. Bu modelde, merhamet yoktur, adalet kayrılmakta ve kamu lehine kullanılmakta, hürriyet ve mülkiyet hakkı azalmaktadır.

Kapitalizm ve emperyalizme, komünizm ve faşizme düşman, halkın refah ve mutluluğunu, tam bağımsızlığı esas alan ulus devlet modeli (Üniter devlet yapısı ve idaresi) Atatürk devletçiliğidir. Tüm batı ve diğer devletler kaçınılmaz olarak Küresel despotizmin yok edilmesi için deha Atatürk’ün bu projesini tatbike mecburdur. Bugün ülkemizde hunharca saldırılara maruz bırakılan Atatürk’ün dünya ekonomi ve sosyal yaşamının kurtuluşu olduğunu elbette Türk halkının Atatürk’e hasım olan kesimi de görecek, görmekten öte mecburen o yolu izleyecektir.

Ulu önder bu yaşanacak kitlenmeleri bir asır evvel gören, hayal eden dehadır. O’nun din, siyaset, dış ilişkiler, ekonomi, tarım, sanayi, eğitim vs. tüm alanlardaki isabetli öngörüleri dünya madde yaşamının tartışılmaz rehberi ve kurtuluş reçetesidir. Bunu en azılı düşmanlar bile kaçınılmaz olarak görecektir. Öte yandan Türk İslam medeniyeti dünyanın vicdan ve inanç boyutunun tartışılmaz çözümü olmak zorundadır. Çünkü insanı yok sayan küreselci terörüne karşı insanı yüceltmek; eşitlik, sınıfsızlık, adalet ve yardımlaşma ile, birlikte olmakla, sevmekle mümkündür. Merhameti hayattan çıkartıp, yaşamı ruhsuz hale getirmek isteyen robotik sevdalı küreselcilerin karşısına antitez olarak fıtratı koyamazsa insanlığın hiçbir şansı olmayacaktır.

Batı içindeki bu fıtratı yanlış dine tabi olmaları sebebiyle tarif edemese de içlerini acıtan ıstırapların temelinde İslam’ı ve Kur’an’ı tanımamaları yatmaktadır. Bu yüzden Atatürk’e sosyal yaşamı kılavuzlamak zorundaki Batı, kalbini de İslam’a açmak zorundadır. Türk ve İslam ortak paydasında en azından ilkelerinde buluşacak dünya insanlığının yenemeyeceği güç yoktur. Bu ise rozet Atatürkçülere, yobaz dincilere bırakılacak bir misyon değildir. Türk aydınları, bilim ve ilim adamları artık devreye girmeli, doğrular tanıtılmalı, yaban otları temizlenmelidir.

Medeniyeti, ilmi en gerçek yol gösterici kılan, kula kul olmanın yanlışlığını gösteren Mustafa Kemal Atatürk, sadece Allah’a kul olmayı ve sadece Allah’a imanı tanıtan Muhammed Mustafa (sav) dünya insanlığının tek çaresidir.

Silahsız küreselciler mücadelesini askeri varyasyonlarla değil teknoloji ile yapacak, ekonomileri batırıp, kapitalist sistemi sıfırlayıp, sosyaliteyi yok edip, duyguları robotlarla takas edip, yapay zekalı makineler ve uydularla, çipler ve hacklenmiş insanlarla dijital dünyalarını Çin merkezli olarak kuracaklardı. Uzay ve dünya altyapısını kurmak içinse bir zaman ve dünyayı meşgul edecek bir dert lazımdı ki corona bu iş için üretilmişti. Ülkesiz ve ülkeler üstü olan küreselciler, yüz binlerce insanı öldürmek pahasına toplumları evlere hapsederken uzayı uydularla doldurdular, atmosferi tebeşirlediler, sokaklar baz istasyonları ile doldu.

20 nci Yüzyılda düzen Truman ile kurulmuş, roller dağıtılmıştı. Şimdi 21 nci yüzyılda dünya yeni bir sistem teklifiyle karşı karşıyadır. Cümle aralarında bu teklifi görmek mümkündür. Dünyanın bu teklif karşısında alacağı pozisyon ABD’nin akıbetine bağlıdır ve ABD’de iki güç; Cumhuriyetçiler ve demokratlardır. Cumhuriyetçilerin arkasında ırkçı kitle, beyazların üstünlüğünü savunan Anglosaksonlar, ayrıca dini gruplar Hristiyanlar, evanjelistler, demokratların ardındaysa hispanikler , finansçılar, dijitalciler, Afroamerikanlar vardır. Ülkede ayrıca 40 milyon siyahi ve 45 milyon kadar Hispanik yaşamaktadır.

Küresel mekanizma; ‘kapitalizm artık miadını doldurdu, dünyaya barış ve huzur getirmiyor, dünyayı hor kullanıyor, küresel ısınmaya sebep oluyor, dünya kaynaklarını tüketiyor, refahı sağlayamıyor, kapitalizm artık ABD’yi taşıyamıyor’ demektedir.

20 nci yüzyıl dengesi BM kurulurken roller dağıtılmıştı, kuruluşlar vardı. (Şimdi o zulüm ve gözyaşı üzerine kurulu küresel sistemler de çatırdamaktadır.) Küreselcilerin hamlesini birkaç yıl öncesinden fark eden ve etkin devlet hedefine yürüyen ABD, BM’nin alt kuruluşu olan DSÖ’nden, yine Paris iklim anlaşmasından, Kadın çocuk fonundan çekildi. Trump ABD’yi içine kapattı. Çin’e yasak koydu, vergileri artırdı, ambargo ve yaptırımlardan bahsetti, ülkesinde istihdam yaratmak istedi. Şirketler doğal olarak korktu.

Bir kısmı ABD’ye geri gelirken, gerçekten de ülkede Coronaya kadar işsizlik azalmıştı. Salgınla birlikteyse işsizlik arttı, ekonomi zedelendi. 2018 yılında ABD iç borcu 14,3 trilyon dolardı. (2020 henüz belli değil.) Bunun 9,5 trilyon doları ev banka kredileri, 1,2 trilyon doları ise öğrenci okul kredileriydi. ABD’de ciddi bir öğrenci kitlesi vardır. 50-150 bin dolar borçla mezun olurlar. 2 yıl içinde ödemezlerse takibe düşerler. 150 bin dolar kredi borcu alanın mezun olunca ayda 1600 dolar geri borç ödemesi lazımdır. Kapitalizm vazgeçilmez paranın, kaçınılmaz sistematik kullanımıdır, hayatın gerçeğidir. Onu kötü ve silah kılan insanlığın doymak bilmez açlıkları ve servet sahiplerinin üstünlük kibirleridir, emeğe saygısızlıklarıdır.

Para onlar yüzünde sadece zenginler arasında dolaşan bir nimet haline gelmiştir. Yani kapitalizm düzeltici tedbirlerle yoksullara adalet ve refah pekala sağlayabilir ama zenginler buna müsaade etmemektedir. Dahası işsizlik ABD’de azalmaya başlayınca küreselciler dehşete kapılmıştı çünkü planları işsizliğin artmasına dayalıydı. İnsanların umudunu yok etmeleri, dijitalleşmeye giden yolda ilk şartlarıydı. Umut yeşermeye, kapitalist sistem doğrulara kanalize edilip halka ilaç olmaya başlayınca küreselciler panikledi ve acil eylem planlarını belki de vaktinden önce eyleme koydular. Yani işsizliği patlatanlar da sistemi kötüleştirmek adına gayret eden küreselcilerdi.

Küreselciler dünya ısınmasını durduralım, enerji politikasında değişiklik yapalım, fosil yakıt (kömür, petrol, doğalgaz) değil yenilenebilir, güneşe dayalı enerjiler kullanalım diyorlar. Bu sayede kontrollü bir enerji yaratacaklar. Petrol zengini ülkeler zenginken söz dinlemiyor, dize getirecekler, bela edecekler dünyaya. Kendileri de bu arada zenginleşecekler. Beslenmeyi değiştirelim, doğal tarım ve hayvancılığı bitirelim güneş proteini ile beslenelim, aile yapısını değiştirelim diyorlar. Tarihten din ağırlıklı gelen aile yapısını bozmadan dini bitiremeyeceklerini biliyorlar. Bireysel bir düzen kuralım diyorlar.

Nötr insan döneminde kadın erkek diye bir şey kalmayacak, fıtrat alt üst olacak. Herkese maaş verelim, bunu vücut enerjinizle geri ödeyin diyorlar. Yani reklam panolarına baktığınız her dakika için karşılığı parayı hak edin diyorlar. Bunu milyonlarca kişi için düşünürsek insanlar yaptığı işe göre enerji üretecek, para kazanacaklar. Borç böyle ödenecek. Bill Gates in vücut enerjisinden kripto para üretme dediği bu. (Patentini bile aldı.)

Kapitalist sistemde devletler hantal kaldı, demode oldu diyorlar. Bunun için de Blockchain tabanlı yüz yüze ticaret ve sosyalleşme öneriyorlar. Vatandaşlar devletle ve birbirleriyle yüz yüze temas kursun, devletler kamusal düzeni sağlamada yeterli değil, Ulus devletlerin ömrü bitti dünya vatandaşlığına geçin, Devlet vatandaş ilişkisini yeniden tanımlayalım, devlet kimliğine gerek yok, otorite ve asayişi sağlayamıyor diyorlar.

Devletin harcama yapmasına gerek yok, dünya çapında aynı dijital paraya geçelim, devletin kayıt ve arşivine de gerek yok herkes kaydını Blockchain’e yaptırsın diyorlar. Yeni bir sosyalleşme kuralım, bunda da tarihten gelen cemiyet, aile, akraba ilişkileri olmasın, dünyanın korunması için insanlığınızdan vazgeçin, dininizden, inançlarınızdan dolayısıyla duygudan, merhametten, sadakatten ve doğruluktan vazgeçin diyorlar.

Tüm bu zaaf dedikleri veya değişmesini önerdikleri şeyleri de yakında kaşıyacak ve hoşnutsuzluk yaratıp yüceltecekler. Bunları insanlara ideolojik olarak topluca anlatan aydınlar ise maalesef yok.

Yeni sistem şu; Yeni dünya kuracağız, bu dijital dünya olacak, bu dünyada insanlar yüz yüze iletişim kuracaklar, herkes güvenliğini sağlamak adına mahremiyetini bize verecek, herkes sisteme biyometrik çiple entegre olacak, tanınmayan, tanımlanmayan insan kalmayacak ama bu arada dinler, diller, vatanlar olmayacak. Bill Gates, her yirmi yılda bir salgınlar olacak diyor, sağlık veri tabanının kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor İnsanlar bir ülkeye, başka şehre giderken hastalık taşıyıp taşımadığını toplum sağlığı adına bilmeliyiz, bunu da deri altına koyacağımız ışıkla okunabilen dijital veri tabanı ile yapalım, insanlar kapıdan geçerken otomatik olarak sağlık durumunu görsün, geçsin ya da geçemesin… diyorlar.

Birinci dünya savaşından önce de Marksizm üzerinden yeni bir ideoloji yaratılmıştı. Bunun daha gelişmişi olarak Çin’de modern (yapay zekaya dayalı, faşizm ağırlıklı) sosyalizm, batıda demokratik sosyalizm (geçiş sürecinde) öngörüyorlar. Bu yeni durum Marksizm değil. Alt yapısı hazır diyorlar.

ABD’de kırk milyon civarı öğrenci var. Borçsuzluk ve bedava eğitim adına sisteme kaydoluyorlar. Hepsi borçlu, şirketler % 65 oranında yüksek okul-üniversite mezunu arıyor yani okumaya mecburlar. Düşük tahsilliler işsiz kalıyor. Ulus devletlerin sözde bu tıkanmışlığında, çözüm aramak yerine suni bir ‘ulus devlet dışı’ model teklif ediyorlar. Uzaktan insanlık lehine görünüyor ama iş öyle değil. Dünyayı ve sağlıkları kurtarıp parasızlığı engelliyor görünüyorlar ama bedelini telaffuz etmiyorlar.

Karga ve tilki masalındaki gibi ağzımızdaki peyniri almak derdindeler. Bunlar zaten kazanılmış haklarımız ve insan olmanın, insan haklarının gereği. Sistemi tedaviye uğraşmak yerine kötüye kullanıp manipüle ediyorlar. Yeni ideolojiyi çoktan üretmişler, a’dan z’ye tasarlamışlar, her şeyleri ve alt yapıları hazır. Şimdi sonuçlar elde etmek için sebepler yaratıyorlar. Onlarca yıldır gayeleri doğrultusunda sinsice çalıştıklarının da itirafı bu.

Teklifleri, artık devletler ve özel sektörler salgınlar için filan milyon dolarlık bütçe ayırmasın, halkların mutluluğuna odaklansınlar, biz coronayı hallederiz şeklinde. Bu da coronanın doğal olmayışının kanıtı. İdeolojilerini yaratmış, bunu tüm alanlarda yapmışlar. Parça parça deklare edip duyuruyor, zamana bağlı olarak oynuyorlar, askeri tatbikat gibi, senaryo safhalarına uygun olarak.

Hazır finansal ve sosyal olarak güçlenmeye çalışırken, hazır dibe vurmuşken sistemi komple değiştirelim diyorlar. Demek ki itirazlarımız sürdükçe bizleri dipte tutmaya da devam edecekler. Sistemi sıfırdan kuralım ama bizim istediğimiz gibi olsun diyorlar. Küresel elitler, FED / Dolar-kredi operasyonları ile küresel çapta “batmayacak kadar büyük” bankaları iflas ettirerek ulus devletleri istikrarsızlaştırıp para isyanları – gıda isyanları çıkarmaya çalışıyor. Bu nedenle de 2021 dünya için zor bir yıl olacak görünüyor. ABD’de eski başkan Obama bile demokratlar adına değil, küreselciler adına konuşuyor. Sağlıktan ekonomiye evrilen bu oyunda daha filmin tanıtımındayız. Din, mezhep, ırk etnisite temelinde hiperenflasyon nedenli para açlık isyanları önümüzdeki aylardan itibaren küresel boyutta tezgahlanacak. Özellikle 2021’de.

www/666 İblis veletlerinin oyunlarıyla insanlık, borç-işsizlik sarmalına sokuldu. Hiperenflasyon sonrası daha ölümcül ve kolay bulaşan Koronavirüs mutasyonu ile insanları eve kapatarak üretim çarkını durdurup, milli devleri ekonomik olarak çökertmek istiyorlar. Sığırlar kesilmeye götürülürken kolay kontrol etmek için demir parmaklıklar arasından geçirilir. Negatif faiz, nakitsiz toplum ve sanal para ile kitleler küresel finans oligarşisinin ‘elektronik mezbahalarına’ yönlendiriliyor. Uluslar üstü bankacılık 2008 krizinden daha acımasız ve büyük bir durumla karşı karşıya. Sağlık talepleri de aynı şekilde.

Yeni durum, yeni sistem diyorlar. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak yalanına inandırmaya çalışıyorlar. Evet hiçbir şey belki eskisi gibi olmayacak ama onların dediği gibi değil, fıtrata uygun olarak değişecek her şey. Önerdikleri sistemde insana biçilen rol, dijital sistem entegrasyonu ile 1.0 sayısal değere dönüşecek, ortada insan kalmayacak. Bir sonraki adım ise android adamlar, yapay zekalı makineler yani 2.0 adamlar.

Global bir insan modeli oluşturmak isteniyor. Dileyen dilediği bedeni ve cinsiyeti seçecek. Teninden, cinsiyetinden hoşnutsuz, ırkçılıktan bezmiş olan Afrikalılar, zenciler, koşarak gidecek bu davete. Fıtrat dışı bu teklif bunalmış kitleler için cazip gelecek, sosyalist kışkırtmalarla yaraları kaşıyacaklar.

ABD’de olaylar ırkçı başladı ama bu kadarla kalmayıp genişledi. Memnuniyetsiz kitleler çoğunlukta olduğu için yayıldı. Elbet bastırılacaktır ama ikinci dalga dünya genelinde olacak. Bu ikinci dalgayı sadece corona diye anlamamak lazım gelir. İlk dalga hayatın tüm alanında kendisini gösterdi, corona belirtisi, ekonomik zorluklar, evlere hapis, değişen sosyolojiler vs. şeklindeydi. İkinci dalgada hayatın tüm alanlarında yaşanacak ve daha sert tedbirler ve zayiatlar demek olacak. Üçüncü dalga ise İspanyol gribi gibi en ölümcül ve yıkıcı olanı şeklinde tarif ediliyor. Dördüncü ve Beşinci dalga ise kıyamet planı olacak. (Beşinci dalga filminden hareketle bunu anlamak mümkün)

Mesele … sarı öküzü vermemektir. Birinci dalgada insanlık teslim olursa yahut ikinci ve üçüncü dalgalarda korkar ve geri çekilirse küreselciler umutla devam edecek ve kazanacak. Onun için dünya uluslarının şu andan itibaren insanlığa sadık kalarak karşı koyması hayati öneme haiz. Dünya üzerinde korkulan odur ki aynı anda sosyal, ekonomik, ahlaki patlamalara şahit olacağız. Kamuları idare edenler buna şimdiden hazır olmalı. Bilimden, sosyoloji ve ekonomiye kadar her alanda yönetenler büyük resmi görüp tedbir geliştirmeli. Yoksa küreselcilerin takvimine uyarak hiçbir devlet ya da teşekkül ayakta kalamaz. İnsanlığı, polis ve askerin tedbir ve müdahalelerinin sertleştireceği zor günler bekliyor. Öte yandan sistem değişirken kurumları anlamsızlaştıracak, yetersiz bırakacaklar. Bu yüzden ülkelerde onlar tarafından kurgulanmış, cumhuriyet, insan hakları, kapitalizm ve adalet adına bireysel ve kurumsal dev yıkım ve isyanlar olacak.

ABD, sistemlerini yerleştirmek yolunda silah gücü, nüfusu, sermayesi ile küreselcilere en büyük engeldir. Bu yüzden kendi içinde çatıştıracaklar. Bu yüzden ABD’deki ırkçı-dinci hoşnutsuz mekanizmayı devreye sokmak istiyorlar. Ülkenin enerjisini kendi içinde tükettirecekler. Mevcut sistem (gecekondu) biz bunu yıkıp yenisini (saray) yapacağız diyorlar. Eskiyi yıkmazsak yenisi yapılamaz diyorlar. Bu tabloya zaten ülkemizden de alışkın olduğumuz için önce yıkmak peşinde olanları anlayabiliyoruz. Çözüm üretmeden ve gafletle önce yıkalım, sonra o boşluk ve kaostan istifade ile yenisini tesis ederiz diyorlar.

“Krize şükürler olsun ki son beş yılda büyük bir değişim gerçekleşti. Umarım ki daha fazla gelişim için yeni bir krize gerek kalmaz.”(Christine Lagarde, IMF Murahhas Üye, Davoıs, İsviçre, 22 Ocak 2015)

“Ciddi bir krizin boşa gitmesini kimse istemez” (Rahm Emanuel, ABD’li Bakan, 21 Kasım 2008)

ABD’de yaşananlar bu sebeple sıradan bir ırkçılık olayı değil. Böyle okumak lazım. Polis şu ana dek çok siyah öldürdü. Kuzey güney (1861-1865) savaşlarına da sebep olan köleliğin, yasalarla kaldırılması Abraham Lincoln’ün suikaste uğramasına sebep oldu. Sonrasında pek çok zenci olayları oldu. Bu olay farklı çünkü küresel aklın ABD’den ayrı hareketle küresel dayatması yoktu. Evvelce birlikte hareket ediyorlar, küreselciler zulümleri görmezden geliyor hatta durumdan istifade ediyordu. Eskiden gösteri ve yağmalar olunca küreselciler susardı.

Pagan aklın küresel uzantıları, Siyonistlerle kol kola mesela Müslümanları hedef alan tüm vahşetlerde sessiz kalmayı tercih etmişti. Bunları hiç akıldan çıkarmamak lazım çünkü hiçbiri masum değil. Şu an ise durum kötünün iyisini seçmekten ve en yakın düşmanı bertaraf etmekten ibaret. Bu son olaylarda küreselciler bunu sistem değişikliği için fırsat olarak görüyorlar, zaten başlatan da kendileri. Sonunda yapay zekanın her şeyi kontrol ettiği, kapitalizmin sosyalizmle yer değiştirdiği, temel maaşa dayalı dijital yapı modeli sunuluyor. Sayısal olarak baktığımızda her şey kontrol altında ama fıtrata uygun değil. Merhamet, vicdan önerdikleri bu yeni sistemde yok!

Küresel mekanizma, yeni ideolojiyi çoktan yazmış vaziyette. Bu durum tamamen red veya kabul edilecek bir şey de değil. Her ulus ve birey bu dijital nizam içerisinde kısmi etkileşimle, kendi modelini yaratmak zorunda. Çünkü bazı şeyler biz istemesek de değişecek, önemli olan korunabilmek ve insanlıktan vazgeçmemek, devletler içinse kırmızı çizgiler bağımsızlık, hürriyetler ve milliyetçilikler. Elbette dini duygu ve inançlar da mutlaka korunması gerekenlerden.

Ekranlarda konuşanların ‘ne dediği’ aslında önemli değil, ‘kim adına dediği’ önemli. Konuşanın ulusunu, üniversitesini, gazetesini değil, gerideki söyleteni anlamaya çalışmak doğru olan. Konuşanın küresel bir görevi varsa, mühim olan o. Yok eğer konuşan sistem dışındaysa olayı zaten göremez ve masumane de olsa (ama küresel menfaate hizmet ederek) bilgilendirmeye çalışırken oyalar, yanlışa sevk ettirir. Masum akıllarla proaktif analiz yapılmadan bu bela, teşhis ve tedavi edilemez.

Karşıt fikirlere komplo teorisi diyorlar ama komployu teorileştirmek akıllı insanların işidir, var olan komployu verilerden ve ipuçlarından istifade ile ortaya koymaktır. Oyunu kuran bir üst akıl var. Bunlar 21nci yüzyıl için ulus devlet modeli dışında yeni bir teklif getiriyor. Bu teklifi kabul ettirmek için tüm senaryo ve alt sistemleri, taslakları hazır. ABD’de yaşananlar AB’ye oradan da dünyaya sıçrayacak. Ülkelerde sosyal çalkalanmalar, iç çatışmalar sergilemeleri mümkün.

Türk milleti olarak olayı iyi okumak gerekir. Devletsizliğin ne demek olduğunu, Libya, Suriye ve Ortadoğu’da örnekleriyle defalarca gördük. Oradan kanı, organı için kaçırılan çocukları, yetim bırakılanları, sahillere vuran bebek cesetlerini tanıyoruz, göçleri ve mültecilerin canlı tanığıyız. Kendimiz daha özgün fikirlerle kendi modelimizi gerçekleştirmeliyiz. Bütünü görmek için konuya tüm yönlerden yaklaşmak zorundayız, at gözlükleri ile bunu başaramayız, medyanın yüzeysel yönlendirmeleri ile de ışığı asla göremeyiz. Devletler üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duran üst aklın, kuruluş ve ulusları yönetenleri de ele geçirebileceği ihtimaliyle her daim sorgulamak ve parçaları birleştirmek esas olmalıdır.

Trump siyonistlerin maşası olmadı. Evanjelistlere bağlı kaldı. Siyonist solcu demokrat aday Joe Biden ise küreselcidir, Siyonistlerle el eledir. Türkiye de hedeftedir ve statü değişikliği için iç kargaşa mümkündür. ABD çatışmaları yeryüzüne dağılacak, ülkeler aynı derdi yaşayacaktır. Çünkü küreselcilere lazım olan ilk şey kaostur. Örnek mi? Du Wei, Çin’in İsrail büyükelçisiydi. 17 Mayıs 2020’de evinde ölü bulundu. Çin 24 ülke ile dijital/sanal para anlaşması yapmaktaydı ve İsrail de buna dahildi. Bu projenin mimarı Du Wei dolar imparatorluğuna savaş açan ve afyon savaşından (1839/42) beri Çin’de olan Rothschild’lere çok yakındı.

ABD Dış işleri bakanı Pompeo’nun Çin – ABD savaşında lider olduğu biliniyor. Çin büyükelçisi Du Wei, bir diplomattan fazlaydı. Tam da Pompeo’nun İsrail’e ayak bastığı gün öldürülmesi gayet açık bir mesajdı. Çin’deki yetmiş ekonomi profesörünün 45’i İsraillidir. Yahudi sermayesi Çin’den çıkar. Pompeo Afganistan’a gitti Taliban’la anlaşma oldu. Bu hafta 900 teröristin serbest bırakılacağı açıklandı. Ardından İsrail’e geldi ve Du Wei öldürüldü. Pompeo Çin’de uygulanan operasyonlarda sert önlemler kullanacak.

Rothschild’lerin üç ayağı Londra, Çin ve Ortadoğu’dur. Frankfurt’ta Thomas Schafer, Çin’in İsrail Büyükelçisi Du Wei ve Suriye’nin finans devi Ghaith Boutani infaz edildi. Üçü de birbirine çok yakın ve Rorthschild’lerin adamıydı. Suikastler zinciri siyasi yelpazeye evrilebilir. Kaossuz düzen olmaz! Küresel fırtınalardan hasarsız kurtulmak maalesef mümkün değildir ve bazı değişimler global yapılar gereği mecburen yaşanacaktır ama bunları abartmamak, yerli ve uyanık olarak köleleşmeden bünyeye uydurmak doğru olandır. Çin, Rusya, ABD yardakçısı değil, yerli ve milli, tam bağımsız Türkiye kurtuluş reçetesidir. Bu cihetle tüm yanlışlarına ve Ortadoğu zulümlerine rağmen ders almış ve strateji değiştirmiş Ulus Devletçi (Atatürkçü!) Trump ile aynı rotayı izlemek, ülkemizin lehinedir.

Batı medeniyetinin içi koftur. Türk İslam medeniyeti ile tüm dünya elbet tanışacaktır. Türk İslam medeniyetinde duygu, merhamet, sevgi ve paylaşma vardır, herkes eşittir, ölüme terk edilen olamaz. Corona gösterdi ki batı koftur, yaşlıları feda ederler, merhametleri yoktur, sağlık sistemleri tam bir harabedir. Kapitalizme uygun özel sağlık sigortaları ve yüksek tedavi giderleri ile bilhassa yoksul halk devletin şefkatli kollarından mahrum haldedir ve göstermelik para yardımları bile yaraya merhem olamamaktadır. Oysa Türkiye Atatürk Cumhuriyetinin halk sağlığı tabanlı güçlü devlet modeliyle ayakta kalabilmiş ve insanımız sağduyusu ve vicdanıyla bu belayı el ele defedebilmiştir. Lakin küçük ve haklı sebepler bir zaman sonra kamuya isyana dönüştürülmek istenmektedir.

Siyahi bir insanın haksız yere öldürülmesi ile başlayan olayların talan ve yağmaya döndürülmek istenmesi ise göstermiştir ki bu olay sıradan değildir, küreselci oyunudur. Oysa GEZİ olayları gibi vakur ve haklı reaksiyonlar, talana, çılgınlığa, masumlara saldırıya asla izin vermez. Nitekim milyonların katıldığı gezi olaylarında provokatörlerin birkaç ATM ve dükkan saldırısı hariç, eylemcilerin hiç biri en ufak bir taşkınlık yapmamıştır. Çünkü spekülatif değildir, haklı gerekçeyle başlamış ve asil vaziyette devam etmiştir. ABD olayları ise kurgudur, artacak bir şiddet potansiyeline sahiptir. Demokrat belediyelerin verdiği destekle küreselcilerin kontrolünde tırmanan olaylar eyaletlere yayılmış haldedir ve Avrupa ve diğer ülkelere de sıçraması bu yüzden kaçınılmazdır.

ABD akıttığı Müslüman kanların bedelini ödüyor, ödeyecektir. Ulus devlet ABD’de, küreselciler davasından vazgeçmeyeceği için dünya iki ateş arasında kalacak, nükleer, biyolojik nice saldırılar, ayaklanmalar olacak, iflaslarla gelen gıda terörü ve açlık oyunlarına şahit olunacaktır. 3 Kasım 2020’de yapılacak seçimi demokratlar az farkla kazanırsa Trump hile var diyerek itiraz edip koltuğu terk etmeyebilir. Demokratlar bu yüzden farkı açmak istiyor ve Trump’a dört koldan saldırıyor. Şu an demokratlar önde gibi. Evanjelist Hristiyan ve Yahudi arası ittifaklar da inşallah bu sayede bozulacak ki Hristiyan dünya yanlışını anlasın.

Gıda tedarik zinciri ve fiyatları meselesi bu dönemde sağlık boyutunun önüne geçiyor. Sonbahar ve sonrasında küresel boyutta ‘para isyanları’ ve ‘açlık isyanları’ test edilecek. Şimdi maske takıp üretmek ve yoğun sosyal politikalar ve normalleşme zamanı.

Kadınlar ve zenciler Trump’a karşı, dükkanları yağmalananlar, yatırımını ABD’ye taşıyıp iflas edenler, mortgage ve okul kredisi mağdurları da. Lakin para uğruna ruhlarını ve duygularını, bu arada özgürlüklerini satmaya hazır bu azınlığın aksine, dünya insanlığı, insanlığını korumaktan yana. Trump küçük, etkili, yerli, refah güçlü bir ABD yaratmak istiyor, küreselciler memnun değil. Dupont ve Rockefeller aileleri de demokrat adayı destekliyor. Kamusal ve kapitalist sistemin çalışmadığını ispat etmek için küreselciler, ufak meseleleri kaşıyıp büyütecek, tarım, hayvancılık, uzaylı istilaları sırada… İlluminati 1995 kartlarını hatırlayınız.

Analiz ve haber farklı şeylerdir. Siyaset üstü, vatansever, ilme yakın, inançlılar meseleleri daha iyi görürler. Batının bileşenleri Roma devlet düzeni veya Hristiyan inancı değil kapitalist pagan kültürüdür. Bu çarpık inanç, tefeciliği yaşam tarzı eden siyonistlerin tüm dünyaya kakaladığı çok tanrılı ve paraya tapan yanlış yaşam biçimidir. 1500’lü yıllardan itibaren batının hükümdarları ardındaki asıl yöneticiler pagandır. Göz önünde olmayan ama stratejik kararları hazırlayıp onaya sunanlar, kirli projeleri sinsice hayata geçirenler hep onlardır.

Yönetenlerin pagan inancı ve yönetilenlerin Hristiyan olması elbette büyük sorundu ve 325 yılında Teslis’i İncil’in emri kılan bu şeytanlar, ‘İsiris, Horus, Osis,’ üçlemesiyle paganizmi Hristiyan teolojisine (Teslis) soktular. 20 nci yüzyıla dek, ortak hareket ettiler. Devletleri halklar değil, idareciler, seçilenler yönetir. Artık ayrışıyorlar. Çünkü Hristiyanlar yanlışı fark etmeye başladı ve kazanımlar paganlara yetmemeye başladı. Davos başkanı Kapitalizme reset atacağız diyor. (Nuh tufanı yaşanmayacak ancak sonrası için planlarında olabilir.)

Küreselizm, kapitalizmin bir sonraki adımıdır. İdeolojik pencereden bakarsak dijital diktatörizmdir. Hakim olması için de ABD’ye verilen görevin değişmesi lazımdır. Trump’ı destekleyenler büyük Amerikancılardır (Siyonist, ırkçı, evanjelistler) yani özel seçilmiş halk ve devlet inancındadırlar. Dünyanın efendisi olduklarına inanırlar. Arka plandaki pagan akıl ise artık desteğini çekmekte, yollarını ayırmaktadır, Floyd meselesi suni yaratılan krizin önceden belirlenmiş çözümüdür. Prensip şudur; Önce kriz yarat ve sonra işine geldiği gibi çöz!

Bu arada ölen zenci George Floyd ile öldüren polis Derek Chauvin’in “El Nuevo Rodeo Club” da iç ve dış güvenlik görevlisi olarak 17 yıl birlikte çalıştıkları, yağmalanan yerlerin yüksek sigortalı yerler ve Soros’a ait mağazalar, yine olayların arkasında “Antifa” (faşizm karşıtı aşırı solcu militanlar) olduğu iddia edildi. Kesin olmayan bu bilgi doğruysa zaten işin mahiyeti de anlaşılır olacaktır. Chauvin’in karısının (Kellie Chauvin) Laoslu, Mrs. Minnesota kazanmış Asyalı bir güzellik kraliçesi olduğu gerçeği ise gösterir ki olay bir ırkçı saldırı asla değildir.

Siyahlar işsiz, öldürülüyorlar. Fakirler ve orta direk neredeyse birleşiyor. Küresel olmayan şirketler can çekişiyor. Para paganlarda. Maden, akıl ve para sahibi banker onlar, şimdi onlar sistemden çıkınca geriye sadece silahlı kovboylar kalacak. Para ise Çin’e ve İngiltere’ye, ABD’de kalsa da küreselci tekellere kaydı. Çünkü bu küreselciler topraksızdır, vatansızdır, aidiyetleri yoktur, vatan ve milletleri yoktur.

Think Tank şirketleri kriz aktörüdür. Trump’ı indirmek istiyorlar. Covid % 50 oranında Trump’ın oyuna mal oldu. Çünkü işsizlik vadetmişti, işsizler şu 40 milyon oldu. Stres altında çok kitle var. Analiz aklı kullanarak, olasılıkları değerlendirmek demektir. ABD’de 2.500 think tank kuruluşu var. Bizde ise maalesef yok.

Olayları ulus devletler üzerinde okumak yanıltıcı olur. Fetö’yü anlamadan Türkiye’nin son 15 yılını nasıl tercüme edemezsek 150 ülkede aynı anda yapılan bu olayları da küreselcileri yok sayarak izah edemeyiz. Devletler üstü aklı görmek lazım. 20 nci yüzyıl enerjisi fosil (petrol, kömür, doğalgaz) olmayacak. Yapay, güneşe ve elektriğe dayalı füzyon enerji olacak. ABD, Paris iklim anlaşmasından çıktı çünkü 2030 yılına dek sanayisinin bazı şartları yerine getirmesi gerekiyordu. Oysa bunu yaptığı anda ekonomisi bitecekti. DSÖ’nden de, kadın-Çocuk fonundan da çekildi. Denilecektir ki BM bünyesinde bunları kuran ABD neden çekiliyor? Hayır!

Bunları ABD kurmadı, arka plandaki küresel pagan akıl kurdu. Devlet başkanları geldiklerinin ilk ayında önlerine konan planlara sadece imza attılar. Roosevelt gitti Truman geldi. İlk ay sonunda NATO, BM, Marshall Planı, Atom bombasını imzalattılar. Planlar önceden hazırdı. Şu anda da on yıl sonrasına dair tüm planlar bile hazırdır, küreselciler hukuktan sinemaya, tıptan devlet yapılarına dek her şeyi senaryolaştırmıştır, onlarca yıldır oynamaktadırlar, Hollywood ile animasyon yapmaktadır, algı yaratmaktadır. Hiçbir şey yeni ve plansız ve ihtiyaç kaynaklı değildir.

Blockchain ekonomisinin işleyişi ekonomistlerce bilinir ama ideolojisini bilmek lazımdır. Ekonomistler maalesef gerideki stratejik planı okumaktan acizdir. Oysa dijital küreselciliğin tabanı Blockchain’dir. Salgın buna vesile oldu daha doğrusu salgın bu yüzden çıkartıldı. Bill Gates ABD vatandaşı ama dijital dünya projesi küreseldir. Bunların kanunlaştırma mekanizması ise BM. Yani bu projeler Büyük ABD’nin değil, global işbirlikçilerin.

Küreselciler ABD’nin kurulmasındaki itaatsizlikleri görüp tüm dünyayı dize getirmek için yönetimlere Başkanlık sistemini getirdiler. Şimdi tüm başkanlık sistemlerini (uzay filmlerindeki gibi) tek başkanlıkta toplayıp adeta galaksi-gezegen imparatorluğu kuracaklar. Bu sayede 180 ülke, 50 veya daha az adam ile yönetilecek, konu ve itirazlar kapanacak, sadece kendilerinin veto hakkı olacak. Bunun içinde devletleri federasyon şeklinde birleştirip mesela 20 devleti tek devlet yaparak çoklu sesleri kısmak derdindeler. (Osmanlı İmparatorluğunu yeniden tesis hayalleri de hem dini sıfırlamak hem de olası ayaklanmaları engellemek adına bu küresel kumpas nedeniyledir.)

ABD’de demokratlar, % 60-65 oy alıp, kargaşa yaşanmadan iktidarı devralalım istiyorlar. Siyahların 1/3’ü Trump’a oy veriyordu şimdi vermeyecek görünüyor. Kadınların oyunu da kaybettiler. Trump’ın ardında sadece milliyetçiler ve Hristiyanlar kaldı. Kimin kazanacağını göreceğiz.

Küresel tutkunlar, ABD’nin geçen yüzyıldaki rolünü değiştiriyorlar. ABD’nin seçilmiş devlet ve halk olmadığını kendileri de corona günlerinde artık gördü. Psikolojik baskı altındalar, asırlarca inandıkları üstünlük kompleksi artık bitti. Ülke enerjisini sınırlar dahilinde harcayacak. Batı modernitesini kuranlar şimdi yıkıyor. Tek tanrılı dinlere de operasyonlar var. Transhümanizm diretiyorlar.

Dijital dünya kurgusu şöyle; dijital sosyalizm, dijitale entegre vatandaşlar, çip üzerinden birbirine balı insanlar, kapitalizme neşter atalım diyorlar, köle ticareti ile zenginleşenler, şimdi dünyayı köleleştirmek derdinde. Koronavirüs ve türevlerinin katalizörler olduğu “sibervatan” ve “infodemi”nin egemenlik ve milli güvenlik boyutu kullanılarak yeni tip demokrasi / polis devlet modelleri gayesindeler.

Dünya koronavirüse odaklanmışken çok daha tehlikeli bir salgın “infodemi” ulus devletleri ve insanlığı tehdit ediyor. Sosyal medya üzerinden ekonomik-sosyal-siyasi gelecek endişesi, korku-panik servisi yapılıyor. Bu corona tatbikatının ileriki safhasıdır ve daha ileriki safhalara geçiş hazırlığıdır. İspanyol gribinden hatırlanacağı gibi ikinci dalga endişe ve korku, üçüncü dalga ölüm dalgasıdır. (Hollywood filmlerine atıf yaparsak dördüncü dalga toplu yıkım ve beşinci dalga nüfusun neredeyse sıfırlanması (500 milyona düşürülmesi) safhasıdır.) Şu an ikinci dalgayı yaşamaya başladık bile.

Küfürle değil tatlı dille kandırılır insan. Bu iblisten bir taktiktir. Tatlı yalan; sosyal statüyü, devlet yapısını, enerji kullanımını, teknoloji kullanımını değiştirelim, maaş verelim, gelir eşitliği sağlayalım şeklinde. Duyunca güzel geliyor. Ama öyle değil. 2021 ocak ayından itibaren gelir adaletsizliğini izleyin. Demokratik sosyalizme kayacaklar. Çin sosyalistti küreselci oldu, ABD cumhuriyetçiydi demokratik sosyalist olacak. Bu niyet okuma değil analiz. ABD olayı büyüyecek belediyeler taraf tutuyor. Trump destekçileri olayları körüklemekle suçluyor. Kavga yeni başladı.

Dijitalde eğitim online, nakit para yok, kripto para var. Kumkent Şia merkezi, Kabe, Vatikan … boşaltıldı, saldırıyorlar. İbadetini evde yap diyorlar. Papa online hattı kuruldu, vaaz veriyor. İnternetten günah çıkarma başladı. Kuveyt’te ezan ‘Haydi namaza’ diyen kesim ‘evde namaza’ şeklinde değiştirildi. İnsanlık birikimi sıfırlanıyor. 1.0 testi bu. Algı yönetiliyor, göz önündeki yerlerde çıktı virüs. Virüs şov yapılıyor. 5G tabiatta mutasyon yaratıyor, 2018 yılında raporu mevcut. 2019 da ABD’den ve Kanada’dan virüs çalan profesör seviyesinde Çinliler yakalandı. 5G ile çekirgeler yönlendiriliyor. Tarıma saldırtacaklar.

Google’ın kendisinin de dahil olduğu Alfabet çatı şirket projesi 4ncü sanayi devrimine giden yolda geniş bir yelpazeye sahip. Google Kuruluşundan 17 yıl sonra, 2015’te önemli bir değişikliğe gitti. Alphabet adında bir çatı şirket kurdu, Google da Alphabet’in altına geçti. Alphabet resmi olarak 2 Ekim 2015 tarihinde Kaliforniya’da kurulan bir şirket. Kuruluş amacı da yeni bir sektöre girişten ziyade Google’ın elini rahatlamak. O dönem Google bünyesi altında yer alan pek çok farklı alanda hizmet veren yan şirketler, Alphabet adı altında buluşup Google’a kardeş oldular. Hatta Google’ın kurucuları Larry Page ve Sergey Brin de Google’daki görevlerini bırakıp yeni şirkete geçtiler. İkili 2019’da ise Alphabet’deki görevlerini tamamen terk edip, yerlerini Google CEO’su Sundar Pinchai’ye bıraktılar.

Alphabet, Türkçe’de alfabe anlamına geliyor ve bunun şirket için de büyük anlamı var. Kuruluş hikayesinde biraz yatırımcıları rahatlatmak, biraz da tüm birimleri daha da basitleştirilmiş bir sistem ile yönetmek anlayışı yatıyor. Bundan önce Google’ın farklı alandaki şirketleri de arama motoruyla ilişkilendiriliyordu. Bu değişiklikle sağlık, hizmet ve yapay zeka gibi farklı alanlardaki şirketler kendilerini Google’dan ayırmış oldular.

Peki Google’ın kardeş şirketleri hangileri? Verily (Dünya sağlık verilerini analiz eden ve hastalıklara çare arayan şirket, aynı zamanda sağlık için akıllı cihazlar da yapmaya çalışıyor.), Calico (Şirketin amacı günümüzün son teknolojisini kullanarak yaşlanmayı önlemek ve insanların sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamak.), Waymo (Alphabet’in otonom araçları üzerine çalışan şirketi), Deepmind (İngiltere merkezli yapay zeka şirketi), GV (yatırım kararlarını alıyor.), Capital G (!)(Yatırım ve danışmanlık), X: (temiz enerji, otonom araçlar, gıda temini, uydu, lojistik ve sağlık alanlarında teknolojik geliştirmeler yapıyor.), Google fiber (fiber ağlarla örmek), Jigsaw (zorlu jeopolitik sorunlarla, şiddet olaylarıyla, sansür ve siber saldırılarla mücadele), Makani (Alphabet’in yenilenebilir enerji ve rüzgar türbinleri üreten şirketi.), Sidewalk Labs (gelecekteki şehirleri yaratmak amacıyla kurulan şirket), Wing (insansız hava taşımacılığı, drone), Loon (hava balonlarıyla hızlı internet hizmeti verme projesi). Şirketlerin ilgi alanlarına bakar mısınız?

Kökenleri hep aynı. Kurgu aynı. Rusya’da ünlü milyarder Dmitry Itskov 2045 projesini kurdu. Itskov ölümsüz olmak niyetinde ve bunu yaşlılık tedavisiyle ömrünü uzatarak değil, zihniyle anılarını bilgisayara aktararak başarmak istiyor. Itskov zihnini dijital evrene yükleyerek, Matrix filmindeki gibi sanal bir dünyada yaşamayı ve Neo gibi bir “dijital avatar”a dönüşmeyi planlıyor.

2045 öncesinde süreci bütünüyle tamamlamak istiyorlar. Bu tarihte robotlaşma bitecek, dünyayı robotlar yönetecek diyorlar. ABD’de transhümanist parti bile kuruldu. İlk transhümanist dernek, sonra araştırma enstitüsü kurulmuş vaziyette. Beyaz sarayda Obama 2015’de “Beyaz Saray Beyin araştırmaları derneğini” kurdu. Arkasında DARPA (Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı) var. Bilim adı altında dernek ve enstitüler, felsefe dernekleri, kökeninde insanlığın biriktirdiği ne varsa atıp vahiyden uzak yeni bir dini insanlığa inandırmaya çalışıyorlar. Bilinmeyene koşma, kaostan düzen çıkartma planlarının temel çatısı. (İlluminati prensiplerin, hatırlayın)

Oxford sözlüğü 2016 yılında “gerçeklik ötesini” (post-truth) yılın kelimesi seçti. Artırılmış gerçeklik, hibrid gerçeklik gibi illüzyonist bir dünya içindeyiz. Uzaktan evimize bir görüntü geldi. Ne diyeceğiz? Cin mi? Oysa sadece Hologram. Gökyüzündeki çalışmaları tek tek incelersek bir illüzyonist teknoloji ile insanlığın yüz yüze kalacağını görürüz. Alt alta tüm kurumları listeler ve projelere, bu insanların beyanlarına bakınca da insanı kapmak istediklerini görürüz. Yani fıtratı değiştirmeye çalıştıklarını.

Kamusal düzen lafını yakın gelecekte daha sık duyacağız. Kamu yani otoriter bir yerel (!) yönetim olmadan olmaz. Kendileri adına o coğrafyayı kontrol edecek bir ara birim her daim gerekli. Çin kamu devleti diye başarılı oldu, bu sayede Coronayı yendi diyecekler. Oysa Çin yapay zeka devleti olduğu için başardı, ardındaki küreselcilerle. Peki Çin’de durum ne? Acınası! Orada neden, nasıl diye sorulmaz, İTAAT edilir, otorite o kadar baskındır. İşte bundan sonra şu süreç ulus devlet otoritesinin yıkılıp daha büyük bir kamusal düzen, yapay zeka alanı oluşturacak. İnsanlık bunu kabul eder mi? Hayır? Eskiden insanlığa kabul ettirmek için askerler zorla tel örgü altına toplardı. Şimdi insanlık enjeksiyon ve programlanabilir tozlarla, deri altı çiplerle mutlu köleler rızasıyla güle oynaya kendi kamplarının içine isteyerek girecek. Zorla süngüyle değil.

Maksatlarını böyle ifade etmiyorlar tabi. Ya ne diyorlar? Biz kanseri yeneceğiz, insanı güçlendireceğiz, diyorlar. (İblisin ölümsüzlük ağacı kandırması gibi) Doğru mu? Doğru. Teknoloji ve tıp ile insanlığın iyileşmesinde sorun yok. Kansere çoktandır tedavi bulunduğunu artık sağır sultan bile biliyor, kanseri onların yarattığını da. Buraya kadar tamam. Ama devamında iyileştirme adına hissizleştirip hafızasını müdahale edilirse insan kalır mı? Bugünkü insan merhametli, duygusu ve kültürel değerleri olan, dini değeri olan, aşkı, sistematik düzeni ve aile yapısı olan, şiiri olan duygusal bir varlık. İnsanı yarı hibrid yaptığınız anda robotik olduğunda karşılaşılacak tablo ise bilim kurgu filmlerindeki androidler . Şimdiden herkes kararını vermeli.

Peki, diğer dinler ayakta duracak mı? Kendisinden başkasına tolerans göstermeyen bu yarı tanrı adamlar elbette o dinlere de rıza göstermeyecek. Artan bir baskı ve algıyla insanları mevcut dinlerinden kopartacak, hatta ölümsüz yaşama kabul şartı olarak özgürlük ve dini inançlardan arınmayı şart koşacaklar. Hafızalar onlara teslim edildiğinde ise bu otomatikman olacak. O zaman ne yapmalı? Dünya insanlığı bu gidişi sorgulamalı. Sorulması lazım. Şu an insanlığa sorulmuyor. İnsanlık sessizce tercih hakkı tanınmadan bir noktaya itiliyor.

Bilim adamı diye ekrana çıkan çoğu aydınlar yazık ki dar kalıpçı, sığ fikirli ve dünyadan habersiz. Eğitimleri salt matematiksel. Zaten çoğu da onların okullarından mezun, aldıkları eğitim de yapılmak istenenlere paralel. Çalıştığı alan, proje ve sistemin dışındaki konulardan haberi yok. Yurdumuzda da durum aynı. Sözel ve sayısal olarak toplumların yıllar önce ayrılmasının sebebi de bu değil miydi? Oyunun muntazamlığını görebiliyor muyuz? Manevi değerlerle bilimin kardeş olmasını engellemek adına oynanmış ne mükemmel ve basit bir oyun?!

Biz insanlar çok iyi niyetliyiz. Kötülüğe ihtimal vermiyoruz. Bu nedenle o mekanizma tepeye oturabildi. UNESCO müdürü öjeniktir. Ünlü bilim adamları aynıdır. Aydın denen kişi çıkıp aydınlatıyorken hem kendi alanını hem de filozofik bakışı anlatmalı, bilgisi olmalıdır. NASA nedir, ne yapar bilmeli, DARPA’yı tanımalıdır. Arkasında kim var bilmeli, sadece bilim mi yapıyorlar, arkada fetö gibi bir cemaat var mı diye sorgulamalıdır. Maalesef bizde öyle bir şey yok. Biz insanlar yaralı engellilere merhametle eğiliriz. Onlardan daha merhametliyiz. Kaza geçireni, engelliyi öldürün, yaşlıyı enfeksiyon kapmışı öldürün diyen aydın bilim adamı olabilir mi? Bu mudur vaadleri? Kurumsal yapılardaki mekanizmayı iyi anlamak lazımdır.

Diyorlar ki biz insanı önce teknik olarak yaratacağız. Beynini yaşatacağız, söz! Ne bu? Google’ın projesi: Hafıza nakli, bilgisayara. 2030’a kadar hafızayı alıp robota koyacaklar, sentetik deri ile kaplayacaklar. Çin haberlerde robot spikeri gösterdi bile, ABD ordusu sentetik deri kuşanmaya yakında başlayacak. Dünyada daha çok örnekleri var. Bu günlerde sosyal medyada sadece kadının belli bölümlerini oynatan robotlar var. Olmayan bir insan üretiyorlar. Gelecekte insana gerek yok diyorlar. Sanatçı, sporcu, şair robotlar olacak yapay zeka sayesinde. Bazı isimleri ödüle boğuyorlar kasten ki idol olarak karşımıza dikiyorlar. Hafızayı robota aktaralım gül gibi yaşayın diyorlar. Ruh yok, kasayı eskiyince değiştirin, ya da beğenmez, sıkılırsanız. Hatta cinsiyetinizi de. Facebook, hafızanızı bize verin torunlarınıza yaşatalım diyor.

Duygusalız, merhametliyiz, fikir, inanç ve kültürlerimiz çok renkli. Yeni dünyada sağ sol olmayacak, merkezi bir otorite olacak (kamusal düzen) yapay zeka teknolojisi ile entegre edilecek. Uzaktan müdahale edecekler. Para derdi de olmayacak. Gelir, evrensel temel gelir (maaş) ile sağlanacak. İkna için paraya boğup, çalışmayı sınırlayacaklar, evde oturun sanal alemle meşgul olun diyecekler. (İnsanların robot suretlerinin olduğu zamanları senaryolaştıran ‘Suretler’ filmini izlemelisiniz.)

Siber silahlar ile biyoteknoloji ve genetik silahlar, nükleer silahlardan tamamıyla farklıdır. Koronavirüs bu teknolojilerin küresel boyutta ilk yıkım kapasitesi testi olup, sırada 5G’nin küresel testi ve tekrarları var. Ekonomik-sosyal-siyasi dönüştürme testleri sırada bekliyor.

Bu bilimsel çalışmalar organizedir. Mahiyetini tam bilemediğimiz bir şeyler oluyor. Fıtrat ne diyor? Bunlar nedir? Rızkı veren Allah’tır, bunlar kim, o para nereden, nasıl gelecek, neye karşılık verecekler?

Bu arada insanlık sosyal yönden de kıskaç altında. Bahse konu terim ise ‘Balon Sosyalleşme’ yani Corona sosyalleşmesi. Dijital sosyalleşme parolaları şu; ‘Social Distancing Contact Tracing’ sistemin takibinde ol, birbirini takip et, ispiyonla. Teknoloji sosyalleşmeyi değiştiriyor. Teknolojinin ardındaki üst akıl ona uygun sosyoloji de geliştirir. İnsanlık o yeni teknolojiye uymuyorsa, o teknolojiye uyacak insanlık da geliştirir. Neyle? Zihni işgalle, inandığın değerleri enjekte etmekle, zihne ulaşamıyorsan vücudunu hack’lemekle, yeni bir insan oluşturarak. Küresel etkiye sahip uzay, dijital, finans ve sosyoloji projeleri hepsi aynı aklın mahsulüdür. Bunları teker teker anlamazsak büyük resmi göremeyiz, oynanan oyunu da.

Beyin formatımız uzay projeleri denince, güneş odaklı projeleri anlamıyorsa akıbetimize başkaları karar verir. Bu yüzyılda en büyük projeler güneş endeksli olanlardır. Genetik ve dijital, hacklenebilir-kendi tasarladıkları sosyal insan modeli için olmazsa olmaz şarttır. Genlerle oynamaları lazımdır. Dijital tip yaratma çalışmaları çoktan başlamış haldedir. Elon Musk’ın beyne dair projeleri malumdur. CRISPR-Cas9 projesi ile genetiği değiştirilmiş bebekler doğdu, klonlanmış koyunları biliyoruz. Corona virüsü de hayvandan alınmış ve klonlanmış neden olmasın?
Geçen ve bu yüzyılda da üst aklın adamlarının aklı aynıdır.

Dünya çapındaki hedefleri değişmemiştir. Aile gibiler, ısrarcılar. Akıl kullanımları daha ileri (üstün değil çünkü üstün olma hali iyilikle ölçülür.) Bunlar iyi insanlar değil. 20 nci yüzyılda kamu devleti oluşturmuşlardı. Rusya…Sonra Çin. Sosyoloji değişti mi? Evet! Yazarı kim? Karl Marx. Hocası, ardındaki finansör kim? Rothschild. Lenin’in hocası kim? Rothschild’ın ekibi. Mao’nun finansörü aynı. Marx hareketi kapitalizme karşı devrimdi. İlk ofisi New York’ta açtılar. Dünyanın en büyük iki borsasından birinin olduğu yerde. Lenin’in propagandasını onlar yaptı.

21 nci yüzyılda corona sosyalleşmesi ile sosyoloji değişmiyor, değiştiriliyor. Mesela eğitim, zorunlu, çocukların sosyalleşmesi, evde değişti mi? Evet! Corona ile mücadele etmek ayrı şeydir, corona sosyalleşmesi yaratan üst akılla mücadele etmek ayrı şey. Bu aklı tanımadan corona ile mücadele edilemez. Ülkelerdeki corona aşı çalışmalarını izliyoruz, ama Çin’den yapılan bir açıklama var; yeni tip corona tespit edildi (ateşsiz) diye. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’de bir çok beyanda bulunuyor. Hatırlayalım Bill Gates 2017 yılında ne demişti; ‘bir bilim adamı bir virüs yaratıp dünyanın başını ağrıtabilir!’ Birileri hayvandan insana bulaşan virüs üretilebilir mi? Evet. Kim çalışıyor buna? Neden denetlenmiyor? Wuhan’daki laboratuvarlar üzerinde ciddi iddialar, tartışmalar var, neden kimse dokunamıyor?

Bir de küreselci başında tıp doktoru olamayan (Felsefeci) başkanı bulunan Dünya Sağlık Örgütü’nü hatırlayalım. DSÖ en büyük finansörleri (milyon dolar) şöyle; ABD 115,8, Çin 57,4, Japonya 41, Almanya 29,1, İngiltere 21,9, Fransa 21,2, İtalya 15,8, Brezilya 14,1. Bunlar vukuatın en çok olduğu ülkeler aynı zamanda! Bu ülkelerde yaşananlar bir rol-aldatmaca mı, yoksa DSÖ’nün direktiflerine birebir uydukları için mi bu haldeler?

Ulus devletlerin, küreselcileri yenebilmesinin ilk şartı bunları tanımaktır. Tanımak için 21nci yüzyılda şu an değiştirilen sosyolojiyi, ayağımızın topraktan kesileceğini anlamak lazımdır. Kendimizi yıllarca beşeri işlere, para kazanmaya verdik. Şimdi hepsi bir kaos ile gitti. Sosyal mesafe bundan sonra da gelirleri azaltacak, gıda sektörünün müşterileri azalacak, kafeteryalar batacak, yarısı kapanacaktır. Klasik ticareti bırakın yoksa batarsınız diyorlar. Klasik ticareti bile bu yeni sosyalleşme değiştiriyor. Klasik ticareti dijitale taşıyın diyorlar, (Block Chain). Kripto para bunun adımlarından sadece biri.

21 nci yüzyılda insana verilen bir rol var, bir yaşam, bir aile yapısı var. Mesela otoriteleşme geliyor; aşırı sosyalizm yani faşizm. 20 nci yüzyıldaki fabrika, ürün, teknoloji zenginlerdeydi. İnsanın üstünlüğü söz konusuydu, üreten insandı. Artık hedef beyin, yer altı madenlerini, tarım alanlarını uydudan keşfedip zengin olanlar şimdi tüm gücüyle insanın beynine, biyolojisine saldırıyor. Çünkü istenen insanı oluşturmadan, istenen dünyayı kuramazlar.

İstedikleri insan ne? Beyni hacklenmiş, biyometrik çip takılmış, verileri uzaktan kontrol edilebilir, bir kameradan geçerken bile kimliği, geçmişi okunabilen, asi mi ılımlı mı anlayabilecekleri, sağlık durumunu takip edecekleri, mesajlarını okuyabilecekleri, özel hayatı olmayan insan modeli. Bu dünyanın gerçekleşmesi neyle olacak? Teknolojiyle, aşıyla. Aşıdan korkumuz ise hidrojen. Hidrojen 2030’a kadar insana enjekte edilecek. İnsandaki genetik şifreyi çalmaya çalışıyorlar. İnsanlık hiç bir şeyi sıfırdan yapmamıştır. İçindeki yazılımdan, bilgiden, kültürden, şuur ve enerjiden üretmiş, geliştirmiştir. Bu güç nereden geliyor? Doğuştan.

Bu enerjiyi kimse rızasıyla vermez, değiştirilmesine müsaade etmez. O halde bunu zorla yapacaklar, aşıyla, teknolojiyle. İşte 2.0 human plus insan dedikleri bu. İnsanı da, cinsiyetleri de değiştirecekler. Filmlerde de var. Hedeflerine gerçekten yakınlar. Ülkeler kanunlarını süratle değiştiriyor. Bunlara karşı çıkanı yakın gelecekte deli diye içeriye atacaklar. Şimdi aşıdan korkmalı mıyız? Nano çip ve hidrojen ile genetik şifremizi ele geçirip bizi biat eden insana dönüştürecek aşıdan… evet korkmalıyız.

İnsanlar akım, felsefe, adam, lider, ekol, kitap vb. inanır. İnançlar, itirazlar, reddedişler bile rengarenktir. Tüm insanlığı aşı ile aynı şeye inanır, aynı şeyi sever, aynı düşünür kılmak istiyorlar. Standart insan modeli derdindeler. Corona onlara fırsat sunuyor çünkü ölüm korkusu insanlığı eve hapsetti. Birinci dalga sonunda deniyor ki işini, ticaret ve hayatınızı buna göre ayarlayın, yoksa batacaksınız! Sinirler bozuldu, psikolojiler çöktü, aile kavgaları arttı. Bizden bu dönemde istedikleri tam olarak da bu. Coronadan sonra kafeler de rahatça oturulabilecek, tatile huzurla gidilebilecek mi? Hayır! İnsanlar iş ararken hep corona benzeri günlerde ne satabilirim diye düşünecek. Peki para olacak mı? Şimdilik var, ya o zaman? Aşırı sosyalist (faşist) sistem dengeleri, huzur ve işbirliğini tesis edebilecek mi? Hayır, klanlara bölünmüş, seçilmişlik teması bu sistemin vazgeçilmez şartı. Peki seçilmişler ve seçilmemişler kimler olacak?

Politikacıların, birçok bilim adamının, kilit insanların dilinden düşürmediği ikinci dalga nedir? Ya sonraki dalgalar? Daha sıkı sosyolojik değişimin olacağı, iflas ve çatışmaların, gıda noksanlarının yaşanacağı süreç. İnsanlar şimdi biraz nefes alsın diye balon sosyalleşmesi diyorlar. Yeni Zelanda şu an uyguluyor. İngiltere, İskoçya, Belçika ve Avustralya düşünüyor. Balon sosyalleşmeyi çıkaran da aynı ekip. Bu sosyalleşmede temaslar on kişi ile sınırlı kalacak. O kişiler başkalarıyla görüşmeyecek. Bu balon Türkiye’ye henüz gelmedi, gelecektir. Genelde corona sonrası sosyalleşme diye ortaya atılan hep önceden tasarlanmış şeyler, yeni değil, sonuç da değil. Projeler çok uzun süredir var, senaryoları Hollywood filmlerinde çoktandır kurgulanıyor, algılar yaratıldı bile.

Balon sosyalleşmesi insanı cemiyet, cemaat, toplumdan uzaklaştırıp, kişiselleştirip, psikolojik problemlere sokarak, teslim alınabilir, yalvartacak noktaya getirmekten ibaret. Yaşamı tenhalaştırmak gayesine hizmet eden asosyal hareketleri, değişen toplumda başımıza gelecekleri, sonuçlardan hareketle de, üst aklın gayesini baştan anlayarak da bulmalıyız. Çözüm bilgilenmekte, o aklı tanımakta, projelerini de.

Devleti yöneten akıllar olayı fark edip psikologlarla tedbir almalı. Toplum geleceğini düşünmeli. Çöken sistemler sadece ekonomi veya tıp alanları değil. Sosyolojilere de saldırıyorlar. Artık cep telefonlarından konumla takibin önemi yok. Şimdi biyolojik veri, akıldan geçenler, nabız, kan dolaşımı, sağlık durumu verileri çok daha kıymetli.

Ülkemizde veri güvenliği kurulu, Cumhurbaşkanlığı dijital dönüşüm ofisi kuruldu. Bu kurumlar Proaktif çalışmalıdır. Cumhurbaşkanlığı bilim teknoloji ve yenilik politikaları kurulu; Gıda arz güvenliği, biyo güvenlik, siber güvenlik, iletişim altyapısı, tıbbi cihaz ve ilaç /aşı alanlarında çalışmalar başlattı. Bu adımlar gayet güzel.

1917 de devrimle sosyoloji değişti, 1991’e kadar ölen belli değil. Türkler, azınlıklar kaç tane öldü belirsiz. Sırf Ukrayna’da yer değiştiremediği için 1,5 milyon kişi öldü. Çin’de 60 milyon öldü. Çin’de yapay zekaya geçiş neredeyse tamamlandı. O koca nüfusun kontrolü için ve rejim gereği zaten bu kaçınılmazdı. Ama insan kalmadı, soru soramıyorlar. 70 yıl denedikleri komünizmin şimdi farklı versiyonunu devreye sokacaklar, demokrasiden nefret ediyorlar, yönetimler göstermelik, halk iradesi tanımayacaklar, kültür ve tarih, ortak geçmiş olmayacak.

Bu teknolojiyi ekranlardan kabaca biliyoruz. Bu sosyolojiyi, manyetik dalgalarla üretilmiş teknolojik ortamı ve bu devasa kaosu kendimiz yönetemezsek sistemin adamlarına köle oluruz. Çözüm neyi alıp neyi reddedeceğimizi bilmekte. Para sonraki aşama. Özgürlüğü olmayan, herkesi aynı yapıya getirip düşünemeyen insan kılmak niyetindeler. Maalesef bu Balon sosyalleşmesi ikinci dalga ile gelecek, üçüncü dalgada mecbur olacak.

Tüm dünya devletleri çalışmalı, bu gidişin şakası yok. Farkındalık şart. Hem devlet hem toplum, yeryüzünde iyiler dayanışma içerisinde olmalı, birleşmeli. Umut var ama durum zor. Allah yardımcımız olsun. Allah fıtratını koruyacaktır ama o döneme dek farkında, diri, mert ve cesur olmalıyız. Minneapolis olaylarını sadece bir polis-zenci olayı diye görürsek aldanırız. Bir polisin ABD’de bir siyah şüpheliyi (George Floyd) sahte (!) 20 dolar ile marketten alışveriş yaparken gözaltına alıp boğularak ölmesine sebep vermesi üzerine başlayan olaylar ABD ulus devletini parçalamak için en olası yöntemi, ihtimali kullanıyorlar. (O sahte parayı ona kim verdi? Olayların tırmanmasına ve diğer eyaletlere yayılmasına kimler çalışıyor?)

Sırada diğer azınlıklar, eyaletler var. Hem hoşnutsuzluk yaratıp hem eyalet devletler yaratmak hem de en güçlü Ulus devleti dize getirmek derdindeler. Bugün üçüncü gün. Basın bölgeye giremiyor. Valilik acil durum ilan etti. İsyanlar başka şehirlere sıçradı. Federal ordu göreve çağrıldı. İsyan dalgasının hedefi şüphesiz Trump. Destekçisi de ilginç ama azılı Trump düşmanı, solcu ve sosyalist, hem Yahudi hem de siyonist olan, meşhur George Soros ile yakınlığıyla bilinen bir siyasetçi; Jacob Frey. Ya ne yaptı? Olayların büyümesine katkı sağladı ve belediye binasını eylemcilere hiç direnmeden teslim etti. Yani olay zenci hareketinden çok daha büyük.

Peki hemen soralım, daha 30 Mayıs 2020’de İsrail polisi, sabah namazını Mescid-i Aksa’da kılmak isteyen engelli Filistinli Iyad Halak’ı suçsuz yere öldürdü. Arap dünyası tek kelime ses edebildi mi? İki cinayetin ve tepkinin farkı olup bitenin en güzel izahıdır.

Bununla bağlantılı olarak geçenlerde dinozorların neslinin tükenmesine sebep olan asteroidin dünyaya mümkün olan en ölümcül açıyla isabet ettiği haberi yayınlandı. Ne demek istiyorlar? Asteroidleri silah olarak kullanmak ve istenen bölgeye çarptırabilmek için çalışmalar yapılıyor demektir. Yakın zaman önce ülkemizde Sivas, Malatya, Kars, Artvin’den de görülen göktaşı düşmesi yaşandı. Bunları doğal olarak kıymetlendirmek yapılacak en büyük hatadır. Çünkü olanlar Uzay uydu hakimiyet teorisi kapsamında gelişen ve dijital dünyanın alt yapısı ile alakalı şeylerdir.

DART: NASA’nın ilk gezegensel Savunma Görev Projesi (Asteroid Yönlendirme Denemesi)’nin adıdır. Sinsi, gizli bir proje. NASA bu proje ile istediği bölgeye göktaşı düşürmeye çalışıyor. 2020 hızlı başladı. 20 nci yüzyıla dek insanlığın biriktirdiği, alışkın olduğu sosyolojisini, algılarını, yaşamını değiştirmek istiyorlar. Beyinleri değiştirip dijital dünyaya aktarmak projeleri var.

Kaynakta aynı akıl var. Proje yeni değil. Salgınla mücadele ve o salgının arkasındaki akılla mücadele ayrı şeyler. Dünyanın her yerinde 5G protestoları vardı. Salgınla birlikte bloke edildi. İnsanlar eve hapsoldu, protestolar bitti. Corona sistem kurucuların o denli işine yaradı ki akıllar şu hükmü vermekte sakınca görmüyor; bir cinayetten en karlı çıkan kim ise, Katil O’dur! 5G Çin’de yaygın değildi, şimdi role sayıları 10.000’i aştı. Bir diğer İngiliz şirket 40.000 uydu fırlatmak için (uydu lisansı müracaatında) bulundu.

ABD’nin ‘gizli görev uçağı’ (X37B) 6. kez yörüngeye gönderildi. Ne yapıyor? Uzayda güneş ışığını depolayacak güneş çiftliği kurmaya çalışıyorlar. Ayda veya başka yerde. Uydulara ışık verecekler aynı zamanda lazer istiyorlar. Bunu ne yapacaklar, hem gökyüzünde istenen resmi çizecekler, hem gökten silah yapacaklar, (Avustralya orman yangınlarının çıkışındaki lazer görüntülerini hatırlayın) hem dünyaya ışık gösterisi yapacaklar. (Mesih ve Mehdi’lerin gökten gelen mucizeleri de bu şekilde yaratılacak)

Üst aklın yapay güneş ve yapay ay projeleri var. Depolanan güneş enerjisi, 200 milyon derecelik ısıya erişecek, oysa şu an kendisi 15 milyon derece. Çin’de Almanya’da denemeleri yapıldı. Fransızların ayrı projesi var.

Elon Musk 2017’de uzay aracı göndermek istedi başarısız oldu. Bu yıl başardı. Astronotlar NASA’nın. (2014’te girişimci Elon Musk’ın şirketi SpaceX ve havacılık devi Boeing, NASA’nın ekip transferi için açtığı ihaleyi kazanmıştı. SpaceX, astronotları taşıyan uzay aracı Crew Dragon’u 30 Mayıs 2020 günü Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden Falcon 9 roketi ile ateşledi. (SpaceX firmasına ait Starlink projesi kapsamında 30 yılda toplam 42.000 araç (minik uydu) gönderilecek. İnternet erişim denemesi ise 1 Ocak 2021’de başlayacak. Proje maliyeti ise 10 milyar dolar.)

Burada hemen bir detay paylaşalım ki; Elon Musk’ın ilham aldığı kişi; Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu yüzden Türkiye’ye gelir gelmez Anıtkabir’i ziyaret etmiştir. O da Atatürk gibi “İstikbal Göklerdedir” diyenlerdendir! Peki bizler, Gazi’nin 100 yıl evvel ettiği sözün bu zamanda ne kadar önemli ve yerinde olduğunu anlayabiliyor muyuz?

Uzayda hareketlilik var ama her zamanki gibi içlerinde Müslüman yok. Bunun nedeni insanlığın bilmesini istemedikleri gerçeklere şahit olunmaması. (İblisin Ahdi kitabımıza bakınız) Amaçları 21 nci yüzyılda kurulacak dijital dünya düzeninin alt yapısını hazırlamak. Peki güneşle neden uğraşıyorlar? 21 ncü yüzyılda beslenmenin bitkisel veya hayvansal değil güneşten alınan proteinler ile olacağı kabul ediliyor. Biteceğini varsaydıkları suyun arıtma işinin keza güneşle yapılması veya buharlaşmanın engellenmesi. Kendilerine güneş çocukları diyorlar (iblis) güneş endeksi hareketi diyorlar. (Masonik tüm yapılanmalarda malumdur ki güneş; Baal’dır, aydınlatan şeytandır.)

Çin ayın karanlık yüzüne araç gönderdi, indi. ABD aya yine insan göndermeye çalışıyor. Avrupa Uzay Ajansı güneş rüzgarlarını tespit için dev projeler peşinde. Dünyada manyetik alan değişiyor. Uydulardan bazıları çalışmıyor, sık arızalanıyor. Manyetik alanın 250.000 yıl önceki gibi Kanada’dan Alaska’ya kaydığını görüyorlar. Güneş batıdan doğar diye korkuyorlar. Kıyamet alameti gibi. İnançlar İslam’a kaymasın endişeleri var. Bilim insanları dünyayı güneş partiküllerinden ve kozmik radyasyondan koruyan manyetik alandaki zayıflamanın aratarak sürdüğünü kaydediyor. Ne var ki buna neyin sebep olduğu hala çözülemedi. Öte yandan bazı din alimleri suni olarak kıyamet tartışmaları başlattı. İnsanların kafasındaki beklentileri biliyorlar, o algılarla oynayarak beklentilere cevap verecekler. Suni tırmanış görülecek kıyamete doğru. Bu da sanırız sonbaharda başlayacak.

Dünyadaki haberleri iyi izlemek, birleştirmek gerekir. Arkada hep bir amaç vardır. % 99 bilim insanı gayet doğal ve masumdur. İşten eve gidip gelir. Bir de % 1’den az bir kesim vardır ki işleri şeytanlık ve üst akla hizmettir. Bunlar dijital dünyayı kurgulayan sistemin içindedir.

Çin’de birinci dönemde salgını kontrol etmek için dijital kartlar kullanılıyordu. Şimdi cep telefonu ile yapıyorlar. Yapay zekalar, çipli tanıma sistemleri çoğu şehirde devreye girdi. Mesajlara, maillere, videolara, özel hayatlara ulaşacaklar. Bir sonraki adım ise 6G ile çiple tam kontrol. Şu an hükümetlere sınırsız otoriteleşme yetkisi veriliyor ama dijitalleşmemek, daha doğrusu kontrollü, tedbir getirerek dijitale transfer olmak lazımdır. Bunun için de yerli yazılım, çağdaş proje üretimi ve farkındalık şarttır. Global şeytanlara devletlerin tek tek karşı koyması da zordur. Yani bela küreseldir ama kurtuluş şimdilik milli olacak görünmektedir. O yüzden Avrupa devletleri ferdiyetçiliğe dönmek üzeredir. AB’de bu yüzden dağılacak yahut güçlerini birleştirip tek devlet olmayı seçecekler. Dijitalleşenlerin ulus devlet kimliğinin kaybolacağı ise bellidir.

Göktaşlarıyla algılarla oynuyorlar. Kıyamet alameti diyecekler. Projeleri ortada ama korkuyorlar. İnsandan korkmuyorlar, insanlıktan da. Halk uyanırsa belki ama insanların uyanacağı yok. Güneşten korkuyorlar. Güneşten gelecek bir rüzgar dijital dünyanın tüm alt yapısını alt üst edebilir. Güneş ışığının sistemlerine zarar vermesini, dünyaya kontrolsüz ve filtresiz ulaşmasını engellemeye çalışıyorlar. Hatırlayalım daha önce de fiber kablo yatırımlarına son verme gerekçeleri karşıt fikirdekilerin sabotajlarından korkmaları ve tüm altyapıyı tehdit olmaksızın uzaya taşıma düşünceleriydi.

Ama şimdi ki tehditlerinin adı güneş! Bu da bizi bir başka noktaya taşıyor ki altyapıyı kurdukları anda uzaya izin vermedikleri ve kendilerinden olmayan hiç kimse çıkamayacak. Çıkarsa vuracaklar, vurmasalar da sistemlerini çalışmaz hale getirecekler. Kendileri için bir yerlerde (boşlukta, ayda veya Mars’da) üs kurma niyetleri de artık sır veya hayal değil çünkü işler kötüleşirse veya daha uzun yaşam imkanı buldukları anda oraya göç edecekler.

Bill Gates 12 kilometre yukarıya 800.000 ton tebeşir tozu ekmekle güneşin ultraviyole ışınlarının dünyaya ulaşmasını engellemek istiyor. (küresel ısınmayı engellemek (!) adına) Yoksa ekinleri ve nesli bu mahrumiyetle enerjisiz bırakıp hasta etmek sebep olmasın? Ama zaten dünyayı ısındıran gökten gelen ışınlar değil, yer ısınıyor.(Sera gazı etkisiyle). Dolayısıyla en büyük endişeleri Allah’tan korkmak.

Bilimsel çalışmaları aynen almamak, analiz etmek gerekir. Bilimin üstünde dünya ve insanlığı kendi inancı doğrultusunda kurgulamak niyetindeki üst akıl; dünyayı yönetmek, üstünlüğünü ispat etmek, insanı köleleştirmek, fıtratı değiştirmek, aklı ve hayatı bloke etmek, biyometrik çiple ve değişik enjeksiyonlarla aklı ve vicdanları teslim almak için çalışıyor. Artık sır değil. İşte karşıtlık da burada. Bilim ve teknolojiye kimse karşı değil bu akla karşı olmak lazım.

Göktaşı olayı NASA çalışmasıdır. Bu yüzyılda çok yakın zamanda UFO’lar görülecektir. 2.000’li yıllardan beri üretimleri gizlice zaten yapılıyor. NASA ve ABD donanması UFO kayıtlarımız mevcut demeye başladı bile, CIA çakma görüntüleri veya insan imali UFO görüntülerini uzaydan gelen diye yayınlayıp duruyor. Göklerde bulut şekilleri olacak, son aşama Mesih deklaresi olacak. Batıya Mesih, doğuya Mehdi getirecekler. Sahte ama getirecekler. Peki şimdi bu senaryoyu siyonist felsefe ve evanjelist beklenti ile birleştirirsek ne görürüz? Kaos, kıtlık, açlık, salgın, ölüm … yani türbülans. Mesih öncesi deccalın gelmesi ve dünyanın asgari kırk gün belalardan başını kaldıramaması lazım. Tatlı dille gelecek ama dünyayı arzu edilmeyen yerlere taşıyacak bu deccalı öldürecek olan Mesih. Mesih getirileceğine göre öncesinde dünyada derin vukuatlar olacağı da sürpriz değil.

Peki deccalın ordusu dedikleri kim? İslam alemi! Yeni düzenlerinin baş karargahı neresi olacak; Kudüs! Vadedilmiş topraklar neresi; ülkemizin bir miktar topraklarının da dahil olduğu sözde Babil, Asur ve eski İsrail Krallık sınırları. Yetkili ağızlar; üç dinin kutsalı Kudüs’ün dünya Müslümanlarının kırmızı çizgisi olduğunu hatırlatmaya başladı. Coronalı bu günlerde bunu nasıl yorumlamak gerekir? Siyonizm asla uyumaz, Ortadoğu yakında kaynamaya devam edecek, jeopolitik çıkarlar vazgeçilmez olarak yarınlarda da üstünlük faktörü olmaya devam edecek. En azından konunun sıcak kalması lazımdır.

2045’in kıyamet miatları (Maya, Keops vb.) olduğu, evanjelistlerin Mesih için beklentisinin 2025 olduğu ve dünyanın 2023 için nice planlar yaptığı da hatırlanırsa corona’nın 2,3,4 ve 5 nci dalgaları önümüzdeki beş yıl içinde can yakacak demektir. Olayları bütün halinde görmeye çalışmak bu nedenle mühim. Başımıza taş düşmeyecek belki ama akıllarımıza taş düşürme derdindeler. Süreci iyi okumak lazımdır. Göktaşı düşüşünü hızlandıracaklar. Önce 2000 ve sonra 2012 Marduk masalları bunların erken provasıydı, algı yaratma çalışmasıydı. Şu an yaşananlar ise ötelenmiş planın tatbikat olmayan hali. Kim bilir belki bu da bir tatbikattan ibarettir? Projelerinin artık final safhasındayız. Bu kış çok daha zor geçecek ve bunlar daha bildiklerimiz. Daha bilmediğimiz, bizden saklanan, zamanı gelmemiş nice projeleri olduğu da muhakkaktır.

Halklar olaylara duyarsız kalır ve sıradan magazin gibi izlerse durum gerçekten daha da kötüleşecektir. Türkiye belki hedef değil ama global bir sömürüden bahsediyoruz. Tüm ülkelerde kaos derinlemesine yaşanacak. Göktaşı düşmesi artacak hatta büyükleri düşecek. Lavlar, suni depremler kaçınılmaz olarak gelecek. Belki Mesih’in veya deccalın mucizeleri olarak. Yellowstone Millî Parkı bu işin muhtemel başlangıcı olacak. Denver hava alanının ne zaman, nasıl devreye gireceği ise henüz belli değil. Uzaylı istilası ise muhtemelen Empire States Building’den başlayacaktır.

Akla sahip çıkmak lazım. Kıyamet geliyor diyenlere inanmamak gerekir, bunlar kurgudur. Üst aklın projeleri yavaştan hayata geçmeye başladı hepsi o kadar. Son noktada başarısız olacaklar ama o zamana dek dayanmak gerek. Çünkü bu muazzam alemin, bir sahibi var. (Fil vakasını hatırlayın) Ve O kendi kurduğu sistemi bozdurmaz; Allah! Ama insanın sınavı o şeytanlara süreç boyu kanmamak ve Allah’tan vazgeçmemek.

Çinli, virolog Dr. Shi Zhengli diyor ki corona virüsü buzdağının ancak görünen yüzü, dünya çok daha kötü salgınlarla yüzleşecek… (Yani diyor ki elimizde üretilmiş daha çok (1.500) virüs var, asıl hamlemizi daha yapmadık. Ayrıca eriyecek buzullar altındaki insanın bağışıksız olduğu virüsleri de kast ediyor.) Çin kaynaklı cep telefon reklamlarına bakın. Teknolojinin güzel, ucuz, cezbettirici yanı gün boyu ekranlarda. Rakip firmaları ezip geçmiş haldeler. Rekabetten korkan, tarafını belli etmekten çekinen pek çok şirket var ve fakat çoğu altına yatırım yapmakta ve olanı izlemekle meşgul. Çünkü küresel zihniyet altyapı ve yatırımlarıyla rakiplere hayat hakkı tanımıyor, ortak kabul etmiyor. Çok yakında belki Google bile tarih olacak. Tıpkı yapay güneş sistemi devreye girdiğinde alternatif enerji kaynağı olan petrole hayat hakkı tanımayacakları gibi! Ya da o dev şirketleri bünyelerine katacaklar.

Ülkeler bireysel tedbirlerini almaya çalışıyor ama birlik olmadan sorunu çözmek bir hayli zor. Lakin bu noktada birleşmiş milletlerin etkin rol oynayabileceğini düşünmek de çok inandırıcı değil. Çünkü uluslararası görünse de BM’de küreselcilerin maşasından ibaret, tüm alt kuruluşları da. Öte yandan Koronanın bir kirlilik mirası da; atık eldiven ve maskeler. Şimdi çok ciddiye alınmıyor olsa da o atıklar salgının yayılmasında etken rol oynayacak, belki başka varlıklara bile bulaştıracak yahut geri dönüp tekrar insana yapışacak. En basit haliyle tabiat o naylon ve plastiklerle yoğun kirlenme altında kalacak.

Rockefeller vakfı, Beyaz Saray’a ’Covid-19 Ulusal Eylem Planı’ sundu. Buna göre süreci akademisyenler, siyasiler, iş adamlarından oluşacak bir kurul yönetecek, önerilen şey dijital izleme ve tanımlama sistemi. Yapacak firmalar; apple, facebook, google?! Virüsü küreselciler üretti deyince deniliyor ki en çok onlar zarar etti, yanlış! Facebook’un kurucusu Mark Zuckenberg, salgın döneminde servetine tam 31,4 milyar dolar kattı. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos ise 29,9 milyar dolar kazandı.

Bilim insanları 2020’de 100 gün boyunca güneşte hiç güneş lekesi gözlemlenmediğini açıkladılar. NASA bilim insanlarına göre bu durum dünyada aşırı soğuk, ürün kaybı kıtlık ve güçlü volkanik patlamalar yaşanmasına sebep olabilir. Yani demek istiyorlar ki; iklim değişiklikleri geliyor, hazırlanın. Tekrar edelim bu üst akıl o denli kibirlidir ve felsefelerinde kadim kabala kültürü o denli yerleşiktir ki seri katiller gibi akıllı olduklarını ispat etmek, uyarmak ve haklı çıkmak isterler. Yani söylemeden ve haklı çıkmadan eylem yapmazlar. Unutmayın; Aselsan’da mühendislerimizin bir kısmı HAARP teknolojisine karşı teknoloji geliştirdikleri ve fonksiyonlarını engelleyebildikleri için öldürüldüler.

Küresel oligarşinin para kasası ABD’li milyarder George Soros tıpkı Bill Gates gibi tüm dünyanın aşılaması için etkili bir aşıya ihtiyaç olduğunu söyledi. Bu şeytan sözcüleri tüm dünyayı aşılamak istiyorlarsa bilin ki şeytani bir planları vardır. Çare? Yerli aşıdır. Yine George Soros; Covid-19 AB’nin sonunu getirebilir diyor. Ne demek istiyor; Avrupa Birleşik Devletleri kurmak istiyoruz. Ülkeleri eyalet yapacağız. Apple-Google iş birliği ile geliştirilen Covid 19 izleme sistemi kamusal sağlık kuruluşlarının kullanımına sunuldu. 22 farklı ülkeden kamu sağlığı kurumlarının sistemi test etmek için başvuruda bulunduğu açıklandı. Devletler rızasıyla veya para bulmak umuduyla küreselcilere birer birer teslim oluyor.

Şunu çok iyi anlamak zorundayız. Yapay zeka yalanları, düşünebilen bir bilgisayar yaratamaz! Çünkü zeka, şuur, akıl, bedenle veya beyinle değil ruhla alakalıdır. Ruh robota aktarılmayacağına göre de hafızalar bilgisayara kopyalanabilse bile insan ölmüş olacaktır. Ruhu ve dolayısıyla hafızayı bu sebeple robota taşımaları imkansız. Ama dinden ve Kur’an’dan habersiz insanlığı kandırmaya devam ediyorlar. Konunun İslam açısından izahı ise baştan sona tevhide aykırıdır, şirk ötesidir, ahiret inancı dahil, tevhid düşmanlığı dahil pek çok karanlık küfür içermektedir. Bu yüzden küreselcilerin en zorlanacağı kesim İslam alemi olacaktır. Bizler ikna olmayacağımız için de iki şık var; ya toptan imha olacağız, ya bizi maaşla, ılımlı (!) İslam’la vs. kandıracaklar.

Yarının ne göstereceğini bilmek imkansızdır. Akıl süzgecimizden süzülerek gelen fikirler ve basiretler dahilinde bir şeyleri tahayyül edebiliyorsak da kesin konuşmak doğru değildir. İnşallah diyerek başlanacak öngörüler ise Allah delirse manası taşıyacağından daha uygun olacaktır. Bugün dünya şeytanların hükmüne girmiş görünmektedir. Batı’nın dini yedeğe alması, küresel siyonizmin insanları virüs bahanesiyle evlere hapsetmesi, teknoloji adına sağlıklara ve özel hayatlara müdahale edilip hürriyet ve mülkiyetlerin sınırlandırılması, yakın gelecekte makineleşen dünyada insanların yapay zekalı makineleşmiş hayata mahkum edilmesi ile yarınlar doğal akıştan ve fıtrata uygun halden çok ötelere, maalesef acı kayıp ve şeytanlıklara gitmiş olacaktır.

İblis, yemininin arkasındadır ve sürekli çalışmaktadır. Yüce Allah ise vaadinin arkasındadır ve mutlak gerçekleşecek bir gaybı haber vermektedir. İnsanlık ise ecel veya çıkar korkusuyla daha yakın tehlike olan şeytanlardan korkmakla imanı da yedeğe almış vaziyettedir.

Tevhidi yeryüzüne yaymak ve sevdirip örnek olmak borcundaki İslam kendisi karanlıklara yumulmuş vaziyette olduğundan aydınlatıcı olamamakta, sahipsiz ve lidersiz kalan insanlık çıkar yol aramakta ama bulamamaktadır.

Corona günlerinden sonra tüm dünyanın dilinde olan şey ‘artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıdır’. Bu doğru mudur? İmanı anlayabildiysek doğru değildir. Her şey aynıdır, akmaya ve yaşanmaya aynen devam edecektir. Aksini kabul edersek birilerinin gidişatı değiştirme gücüne sahip olduğunu kabul etmiş oluruz ki bu şey şeytan bile olsa ilahlık vasfı kullanmış olur. Oysa her şey Allah’ın takdiri ve bilgisi dahilindedir. Allah zulmetmez ama insan zalimdir. Tüm bu yaşananlar da zalim insan ürünüdür. Ve Allah’ın fıtratı, sünneti asla değişmez, değişmesine de müsaade etmez.

İnsanlık o kadar zalimdir ki maddenin en küçük yapı taşlarını ararken karşılaştığı maddesiz, çekingen, şuurlu parçacıklara (gluon, lepton ve kuarktan da küçük) bir yandan ‘tanrı parçacığı’ diyebilmekte, bir yandan da hayatı ve kainatı ısrarla Big Bang olayına (Büyük Patlama) yaslamaya çalışmaktadır.

İslam alemi yazık ki bilim sancağını üç asırdır Batı’ya kaptırmıştır ve o tarihten bu yana ürettiği tek bir ilim yoktur. Hele ki uzay ve otomasyon ilmi (fizik, kimya alanları dahil) alanında sınıfta kalmıştır. Buna sebep yine kendisidir ama neticede Batı Allah’ın yıldızları da, çiçeği de, kelebek kanadını da aynı atomla yaptığını, o atomun en küçük parçasının şuurlu bir enerji veya kütle olduğunu İslam olmayanlardan öğrenmeye mecbur haldedir. Uzaya çıkan Müslüman olmadığı için, yer altı ilimlerine heves olmadığı için vaktin uzay ilimlerinde çok ileri gitmiş İslam alemi şimdilerde uzay denilince sadece astroloji yani fal anlamaktadır.

Bir ve beraber olamayan İslam alemi kendi içindeki suni kavgaları ile çıkar çatışmaları yaşarken parçalanmakta, bir avuç Siyonist’e boyun eğmekte, insan haklarından mahrum, savaş ve çatışmalara mahkum, açlık ve göz yaşına mahkum yaşamaktadır. Yerinden yurdundan edilen Müslümanların, Ezilen Uygur Türklerinin, Balkanlar’da bombalanan Pazar yerlerinin hesabı sorulmadıkça bu acılar da sürecektir. Halkı mezheplere, tarikatlara bölünmüş İslam, diğer yandan da ılımlılaştırılmaya, dinler arası diyalog yalanlarıyla Hristiyanlaştırılmaya, öte yandan israiliyat ile Yahudileştirilmeye, bir diğer yandan da manasız bir Arapçılıkla Arap örflerine esir edilmeye çalışılırken başını kaldırması elbette mümkün değildir. İlme düşman, aklı kenara koymuş İslam’ın ölüm uykusu devam ettikçe tevhidin yeryüzüne egemenliği de zor olacaktır. Çünkü o İslam’ın yaşayan örnekleri, dini temsil etmekten çok uzaktır.

İnsan beyni değirmen taşına benzer, içine yeni bir şeyler atmazsanız kendi kendini öğütür. (İbn-i Haldun)

Bugün İslam’ın son kalesi Anadolu’dur, Türklerdir. Halimizi, Kur’an süzgecinden geçirir ve neticeye bakarsak göreceğimiz şey siyah Mercedeslerle gezen tarikat şeyhleri, rüyasında darbe gören din adamları, münafıklık eden yöneticiler, halktan kopuk bir yönetim, hak ve adaleti karşılayamayan bir yargı, hurafeleri reddedemeyen bir inanç, sünneti farzların üzerine çıkarmaya hevesli bir Müslüman kitle, kenara konmuş bir Kur’an ve Arapçaya mahkum bir din ile karşılaşırız. Bu vaziyette ayakta kalmak bile zorken şeytanla ve bozguncu zalimlerle mücadele etmek ve onları yenmek, İslam’a davet etmek hayaldir. Bunun mesuliyeti ise dine değil bizleredir. Dünyayı Müslüman etmeye çalışanlar evvela kendilerini Müslüman edemediği için, İslam içinde onlarca İslam türediği için, Hristiyanlık ve Yahudilik altına hatta çok aşağılarına layık görülen İslam’ı Müslüman halklar ayağa kaldıramadığı için … bırakalım Allah’a yardımı, Allah’ın yardımına bile mazhar değiliz.

Bireysel kurtuluşu gerçekleştiremedikçe de toplumsal kurtuluşumuz asla mümkün değil. Kaldı ki ahiret hesabı bireyseldir. Herkes kendi günahını üstlenecek, kimsenin kimseye faydası olmayacaktır. Bu cihetle hiç olmazsa Müslüman camia kendi esenliği için çalışmalıyken bunu bile yapmamakta, para ve makamlar uğruna müstehcen, zalim, para babası şeytanların peşinden sürüklenmekte, ekranlarla beyni yıkanır, havadan kısırlaştırılırken dahi ses edememektedir.

Yarınlar Allah’ın vaadine uygun selamet zamanları olacaktır. Bu kesindir. Kesin olmayan bizlerin halidir. Toplu bir helak olmasa bile hallerimiz helak olmuş toplumlar gibi acınasıdır. O toplumların helaklerine sebep iğrençliklerin her birinin toplamı ve daha fazlası bugün toplumda görünebiliyorsa bu Kur’an’a layık olmadığımız anlamına gelir.

Şan ve şerefimiz Kur’an’da olduğu için de halimiz içler acısıdır. Bu mukadderat değildir elbet lakin Tek Allah’a ve ilki Mustafa’ya rağmen bu millet hala akıllanmamış, doğruyu bulamamış ve aldanmaya aşık vaziyettedir. Muhammed Mustafa ile Allah’a kulluğu, Mustafa Kemal Atatürk ile kula kulluk etmemeyi öğrenmiş bu millet, dini ve milli töresini unutmuş halde, kopya batıcılıkla, Arap sempatizanlığı arasına sıkışmış vaziyettedir.

Sosyetik aydınların entel tercümeleri, yobaz dincilerin tecavüzleri ile dolu günlük yaşam, Kur’an okuma yarışmaları, diziler, magazinler ile sürüp giderken uyanma nasıl olacaktır? Kur’an hayatımızda yoktur ki bizi uyandırsın? O’nu duvardan indirmedikçe, anlayarak okumadıkça da o Kur’an bizim olmayacaktır.

Türklük tüm bu kaosun ortasında itici gücümüzdür. Allah’ın sevgili kulları Türkler, tarih boyu tevhidden yana olmuş, şeytana hep düşman kalabilmiş, zalime göz açtırmamış nadide bir millettir, Allah’ın yeryüzündeki ordularıdır. Böyleyken ve daha bir asır önce yedi düveli karşısına alıp varlık mücadelesi verdiği halde, Atatürk gibi bir tecdit eri sayesinde insan olmayı hatırladığı halde nankörlük ve balık hafızalı tembelliklerle çalışmak ve üretmek yerine , gölgede serinlemeyi seçmektedir.

Tevhid hayalleriyle yeşil cennetleri arayan millet, şirk bataklığında debelenirken akıbetinin şeytana dost olmak olduğunu hala fark edememiştir. İman, Kelime-i Şehadet’e de, Kur’an’a sığmayacak kadar da yücedir. Çünkü dinler üstüdür ve hayatın, sınavın gayesidir. Allah’ın dini tek, imanı tektir. O iman, şeytana karşı tek koruyucumuz, Allah’ın vaadi uğruna cihad ederken alacağımız tek güçtür.

Tüm beşeri kabiliyet ve imkanlar, tüm servet ve mallar, tüm nimetler insanca ve inançla yaşamak için bahşedilmişken, bu nimetleri şer ve pislik uğruna feda etmek ancak insana yakışır. Haksızlık sadece insana mahsustur. Evrene ve mahlukata örnek olmak borcundaki insanlık, kendisi varlıklardan daha acınası haldeyken, örnek değil kötü örnek olmaya mahkumdur. Yapılacak şey, akıl ve kalp ile uyanmak, Kur’an ile yeniden doğmak, Türklüğün yüce değerlerini ve Atatürk Cumhuriyetinin felsefesini yeniden hatırlayarak silkinmektir. Varlığı bile düşmana korku veren Türklüğün, taşıyacağı İslam sancağı, yalnız ülkenin veya Ortadoğu’nun değil, dünyanın kurtuluşudur.

İslam dünya dini olacaktır. Bu Allah’ın vaadidir. Türklüğün asil, mert, namuslu ve cesur karakteri de dünyaya örnek olacaktır. Bizler şimdiden bu ikisine sahipken ve ecelin bizi ne zaman alacağını bilmediğimiz halde hoyratça zamanı boşa harcıyoruz. Ne İslam’ı ve ne de Türklüğü öğrenmiyor, anlamıyor, kulaktan dolma bilgilerle kahve köşelerinde pişpirik oynamayı tercih ediyoruz. Oysa her geçen saniye ziyandayız.

Yakın zaman siyonist hedeflerde acı dolu savaş yılları olarak geçiyor. Maalesef hedef topraklar da bu vatanın şehit kanıyla sulanmış toprakları. Evanjelikler siyonizm emrinde ülkeyi parçalamak, savaşa sokmak derdinde, küreselciler kan emmekle meşgul, Avrupa tehdit olarak görüyor, tüm dünya İslamofobi hastalığına tutulmuş vaziyette nefretle bakıyor, komşularla bile ilişkiler bozulmuş ve biz hala … uyuyoruz.

Kader kulun Yüce Allah ile birlikte dokuduğu bir kumaştır. Oysa biz kadercilikle musibetlerden ders almayarak, gayret etmeyerek helaki hak eder haldeyiz. Beşeri galibiyetlerle meşgul günübirlik çingene hayatlar yaşarken ne ileri bakıyor ve ne de tarihten ders çıkarmaya çalışıyoruz. Böyle olunca da tarih sürekli tekrar ediyor. Petrolün biteceği, savaşların yaşanacağı, nüfusun sekiz milyarı da geçeceği yarınlar çok daha çetin olacak. Kurtuluşu Nuh’un gemisi diye düşünürsek acaba kaçımız o gemiye binmeyi hak ediyoruz. Yarınlarda kaçımız, hangi vaziyette kalacak? Beşeriyetin istediği nizam ile ilahi, nizam arasındaki fark her geçen gün açılırken, beşeri galibiyetlere sahip olsak da manevi olarak çöktüğümüzü ne zaman anlayacağız? Ya çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağız?

Küresel diktanın geçeceğini vadettiği sistem henüz denenmemiş, başarısını ispat edememiştir. Dolayısıyla uzun yıllar denenmeli, pilot uygulaması yapılmalıdır. Bu ise milyonlarca insanın canı pahasına kobaylaştırılması demektir. (Şimdilik bu görev Afrikalılara verilmiştir.)

NOT: sürdürülebilir, kabul edilebilir risk, pilot uygulama, dijital tanzim, yeniden tanımlama gibi Türkçeye ithal süslü tercüme kelimeler ihtiva eden tüm söylemler küreseldir, proje mahsulüdür. Keza hep bir ağızdan küresel diktanın sözlerini tekrar edenlerde sistemin adamıdır.

Küreselcilerin yapacaklarını anlamak için yaptıklarına ve yapmakta olduklarına bakmak lazım gelir. Kanser yapan plastiği hayatımıza sokan, alüminyum kaplı gazlı içecekleri marketlere sokan, sigara ve alkolü üreten, parayı vazgeçilmez kılan, uyuşturucuları, eşcinselleri kabul ettiren, mezhepleri doğurtan, savaş-terör-ayaklanma çıkartan bunlardır. Yakın gelecekte de yapacakları bunlardan şiddetli olacaktır.

Gençlerin ve çocukların aydınlatılması çok önemlidir. Atatürk’ün gençliğe hitabı ve 23 nisanı dünya çocuklarına bayram olarak hediye etmesinin manası buradadır. Suyun akışına uymayan, akıntıya karşı kürek çekip menziline varan dünyada tek devlet adamı Atatürk’tür. Yükselen yeni nesil cumhuriyeti yüceltecek olandır. Dünyanın diktatörlerle boğuştuğu ve faşizme teslim olduğu yıllarda Atatürk’ün halka demokrasiyi izahla geçen ömrü ve gençleri yarınlar için tedbirli olmaya çağırması boşuna değildir.

Küreselciler de bunu engellemek için milli motifleri sistem dışına çıkarmak ve eğitimi tekelleştirip, uzaktan eğitim modeliyle kontrollü (!) hale getirmek istemektedir. İşte tüm bunlar yüzünden Allah’ın vaadini çok iyi okumak ve anlamak lazım gelir. Çünkü o vaad haktır, mutlaktır, kaçınılmazdır. Dünyayı değiştirmek mümkün olmasa da kendimizi değiştirmek her daim olasıdır. Bu sebeple gaflet uykusundan bir an önce uyanıp Hakk’a yönelmek doğru olandır.

Yüce Allah bize koskoca cennette bir tek ağacı yasak etmiştir. Ama biz o meyveyi kopardık. Bu hayatta da Yüce Allah bizden tek bir şey istedi; iman. Biz o imanı da kopardık. Ders almadık, almıyoruz.

Zorunlu aşılarla, çipli yaşamlarla, salgınlarla, mitlere uygun şeytanlıklarla, klonlanmış uzaylı kılığındaki sürüngen kertenkele adamlarla, ışık ve lazer oyunlarıyla bize sunulacak deccal ve Mesih yalanlarına hazırız. Hayata komplo diye bakarken teori üretemez haldeyiz. Şeytan çalışırken biz izlemekle yetiniyoruz. İnsan şeytanları, cinleri ve İblis’i gölgede bırakacak şeytanlıklara imza atarken, muazzam servetler harcarken… biz çalışmıyor, gardımızı almıyoruz. Tüm İslam alemi Allah’a güveniyor ve Allah’ın yardımını bekliyor. Lakin unutuyoruz; Allah ancak kendisine yardım edene yardım eder. Peki biz Allah’a yardım ediyor muyuz? Allah kendisini ananı anar, peki biz O’nu anıyor muyuz?

“Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin…” (Bakara 2/152)

Allah’ın vaadi gerçekleştiği gün biz hangi tarafta, ne vaziyette olacağız? Hz. İbrahim’i yakan ateşe ağzındaki bir damla suyla koşan karınca kadar bile değiliz. Sakalla, tesettürle, namazla eşitlediğimiz dinden anladığımız maalesef bu kadar. Din bu yüzden erdirici ve kurtarıcı olamıyor. Bırakalım dini ve milliyeti, insanlık onuruna yakışmayan muamelelere bile sessiz kalıyoruz. Eşitlik ve adaleti, hak ve hürriyeti savunamayacak haldeyiz. Yüce Allah’ı gücendiriyor, Peygamberi utandırıyor, aziz şehitlerimizin kemiklerini sızlatıyoruz!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir