Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / İnsanlık serüveni, belirli süre ve din günü
imanilmihali.com
İnsanlık serüveni, belirli süre ve din günü

İnsanlık serüveni, belirli süre ve din günü

İnsanlık serüveni, belirli süre ve din günü

Yaratılış bilemediğimiz zaman ve mekanda, bizden çok önce başladı. Tek olan Allah, önce melekler ve cinleri ve nihayet insanı yarattı. Her şeyi mükemmel uyum ve düzende icra eden melekleri nurdan yaratan Yüce Allah, dumansız ateşten yarattığı cinlere hata etme hakkı/kabiliyeti nasip etti ancak anladığımız kadarıyla onlara akıl ve ruh bahşetmedi.

İnsan ise nur veya ateşten değil topraktan yaratıldı ki ruh ve akılla mesuliyeti artırılan insan hata yapma melekesine ilaveten hür kılınarak, tercih hakkı ve hüküm verme kabiliyetiyle donatıldı. Bu sebeple de yeryüzüne ve cennetlere varis kılındı, yaratılanların çoğundan (tamamından değil) üstün hale getirildi.

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsra 17/70)

Lakin o esnada meleklerin zalim ve cahil insandan bahsetmesi, ilk insan olarak bildiğimiz Adem (as) ve eşinden önce de insanlar olduğuna mı delildir yoksa o insana benzeyen varlıkların da ruh ve akıldan muaf olduklarına mı, yoksa meleklere gayba dair bilgi mi verildiğine … bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey var ki Kur’an bize insanın yaratılış serüvenini değişik surelerde izah etmekte ve yine doğum olayının hikmetinden de bahsetmektedir. Ayrıca yeniden diriliş ile ilgili de yemin eden Kur’an, hayat döngüsünü, fıtratın gayesini, Allah’ın muradını ve dünya imtihanı ile ahiret hesabını çok net ve açık biçimde ortaya koymaktadır.

İnsani dişi bir cin olan İblis’in oyunuyla cennetlerden yeryüzüne indirilmiş, tevbesi kabul olunduğu halde yeryüzü sınavına tabi olmuştur. İblisin isyanından ve insanların gafletinden habersiz olması mümkün olmayan Yüce Allah tüm serüveni bu isyan ile başlatmış ve belirli süreye kadar yeryüzündeki yaşamı var etmiştir.

“Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık…” (Ahkaf 46/3)

Buradaki yaşam bir imtihandır, deneme ve tekamüldür, seçim ve ayırma işlemidir. Ve hepsi budur. Burada servetlere ermek, sayısız günahlarda yüzmek, şehvetlerde ve haramlarda boğulmak veya ölümsüzlük peşinde koşmak değil insanca ve fıtrata uygun yaşamak vardır. Bu Allah’ın muradı, fıtratın gayesidir.

İnsanca yaşamakla geçen ömürler güzel akibetlerle ödüllendirilecek ve karanlık kalpler isyan ve inkarın cezasını ateşlerle çekecektir. Bu Allah’ın ahdidir ve hele ki iblise uyup şirk koşanlar için af söz konusu dahi değildir.

Din günü, ahiret günü, yeniden diriliş günüdür ki zamanı ve bilgisi sadece Allah’tadır. Lakin ayetlerden anlaşıldığı üzere topu topu on gün bu dünyada kalacak isek ve bizim bin yılımız ahiretteki bir güne denk geliyorsa ve yaşam milyonlarca yıl önce değil iddia edildiği gibi sadece 9.600 yıl önce başladıysa kıyamete çok zaman kalmadığı ve ahir zamanda olduğumuza göre de hesap yaklaştı demektir.

Din gününün ne kadar süreceğini de bilmekten aciziz ama Allah hesabı çabuk gören olduğuna göre bu güne dek yaşamış yaklaşık 107 milyar insanın hesabının sayıaya rağmen çok zaman almayacağını düşünmek doğru olandır. Hesaplaşma ve yerleşmeden sonraki zamanı sonsuzluğa dek diye kabul ederiz ve şart koşarız ki Allah aksini dileyene kadar. Ahiret mekanlarında geçecek sürelerin müddetini, cennet ve cehennemdeki katlar arasındaki yükseliş ve düşüşleri ise idrakten dahi yoksunuz. Cehenneme gidenlerin oradan çıkışı var mıdır, varsa ne zamandır onu da bilemezyiz. Sadece umut eder ve Peygamberimizin hadisine inanırız ki Şehadet kelimesini dilinin ucuyla dahi olsa bir kez söyleyenler için cehennemin ebedi olmayacağını düşünürüz.

İşte insanlığın tüm serüveni yaratılış, misak, yeryüzüne gönderiliş, ecel veya kıyametle ölüş, yeniden diriliş ve hesaptan ibarettir. Yani tüm yaratılış ve macera Allah katında başlamış ve orada sonuçlanacak şekilde tasarlanmıştır. Bu dünya o senaryoda yoktur ve orada sayısız güzellikler ile sayısız azaplar bir aradadır.

İnsan bu hadisenin tam ortasındadır ve tüm bu kainat insan denen varlığın imtihan salonu olarak tanzim edilmiştir. Yıldızlar, güneş, toprak, yağmur, rüzgar, zaman, hastalık, servet, çöl, okyanus, martılar hep bu serüven için vardır ve berzahın sadece bu yanına aittir. Bunlardan belki bazıları berzah yani perde arkasında da olacaktır ama aynı şekil ve yapıda olmayacakları kesindir.

İnsanın da ahirette dirildiği anda şekil ve yapı olarak aynı kalmayacağını düşünsek de doğrusunu Allah bilir demek zorundayız çünkü ayetler bize bu konuda bilgi vermemektedir. Yalnızca cennet hurilerine dair bir kelam vardır ve bu bize ipucu vermektedir. Yine de doğrusunu daima ve sadece Allah bilir.

“Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir! (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık. Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık. Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.” (Vakıa 56/27-40)

Ahirette geçirilecek sürenin sonsuzluğu karşısında dünya imtihanının ve hele bir insan ömrünün kısalığı okyanusta bir damla veya gökte bir kum tanesi kadardır. Bu kısacık hayata ise insan öyle zulümler, savaşlar, kan ve göz yaşları sığdırır ki meleklerin daha en başta söylediklerini haklı çıkarır ve insanların çoğu hakkında iblisin zannını doğrular mahiyettedir.

Maalesef Yüce Allah da bunu buyurmakta ve insanların çoğunun imanlarına mutlaka şirk karıştıracağını, iblisin insanların çoğu hakkında haklı çıkacağını ve insanların çoğuna uyanların sapacağını ve cehennemin dolacağını bildirmekle insanlığın bu sınavda nasıl başarısız olduğunu ikaz ve ihbar etmektedir.

Peygamberimizin sünnetleri de aynı istikamettedir ve daha da acısı ahir zamanın çok daha sıkıntılı geçeceğidir ki bugün yaşadıklarımız bunun delilidir.

Yani insanlık azı hariç imana ve fıtrata, emanet ve hikmete, Kur’an ve İslam’a sahip çıkmamıştır, çıkamayacaktır. Netice ise üzücüdür, dolu cehennemler ve tenha cennetlerdir.

İnsan, hala yaşıyorken, sınav devam ediyorken düzelmek ve tedbir almakla mükellefken anlaşılmaz bir vurdumduymazlık içindedir ve nefisler, şeytanlar, yedek ilahlar ortalıkta cirit atmaktadır. Küfrün çok daha ötesinde şirk içinde yüzen insanlık dünya aldatmacasının en pahalı modeli olan para, makam, kadın ve şehvetin esiri olarak nehirde sürüklenen kuru yaprak gibi meçhule ve azaba doğru süzülmektedir.

“Allah’a yönelen, O’na ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.” (Hac 22/31)

İnsanın yaratılış gayesi, fıtratı, misakı, yaşamı, eceli, hesabı ve mizanı Kur’an’dadır ki Kur’an Allah’ın rahmetinin bir eseridir. Cennetlere varis olmak büyük nimettir. Hz. Peygamber hidayettir. İslam esenlik anahtarıdır ve fakat insan zalimdir, nankör, aceleci ve gafildir.

Ahir zaman sınavın son beş dakikasıdır ki kıyamet veya ecelden hangisi öncedir Allah bilir. Lakin herkesin eceli kendi kıyametidir ve ecelin on dakika sonra gelmeyeceğini kimse bilemez.

O halde imana, Kur’an’a, Allah’a dönme vaktidir.

Tropikal ormanlarda bilinçsizce ilerlememek veya gökten düşen kuru yaprak gibi savrulmamak için imana sarılmak ve Allah’ın emri istikametinde yaşamak lazım gelendir.

Fıtratta verilen misaka en çok şimdi sarılmak zamanıdır.

Yoksa bu serüven çok acı bitecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İlk isyan

Yüce Allah topraktan yaratacağı insana diğer tüm melek secde etmesini isterken, aslında kendi kudretine ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir