Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / İnsanlık serüveni ve iman
imanilmihali.com
İman etmek doğru tercihtir

İnsanlık serüveni ve iman

İnsanlık serüveni ve iman

En önce, zaman öncesinde, hiçbir şey yoktu Yüce Allah’tan başka. Murad etti Allah, Arş’ını yarattı su üstünde uçsuz bucaksız. Bilinmek, tanınmak, şükredilmek istedi… meleklerini yarattı nurundan milyarlarca. İtaatten, tesbihten, emredileni hatasız yapmaktan başka bir halleri olmayan, üçer beşer kanatlı melekleri. Kâinatın her noktası onlarla doldu, her işi gördüler, her oluş onların elinden çıktı aldıkları ilimle, hata yapmadan, noksanlık etmeden, üşenmeden Allah korkusu ve sevgisiyle titreyerek. Kainat ve yaşam onların eliyle ahenk kazandı, onların varlığıyla renklendi yaşam.

Sonra Yüce Allah, nurdan değil bu kez dumansız ateşten bir varlık grubu diledi, cinleri yarattı. Meleklerden farklı, şekil ve boyut değiştirebilen, ruhsuz, hızlı, hata yapabilen şuuru sınırlı varlıkları milyonlarca. Değişik görevler verdi, yeni ilimler öğretti, iş istedi, üretim istedi. Çalıştılar, yaptılar, hataları olsa da itaat ettiler, isyansızdılar.

Nihayet Yüce Allah, insanı yaratmayı diledi.

Elleriyle ruhundan üfleyerek güzel bir surette yeni bir varlık grubu yaratacağını, bunu yapınca tüm meleklerin ve cinlerin secde etmesini istedi hikmetine, kudretine, ilmine insanın nezdinde. Yarattı, topraktan beden verdi, ruhundan üfledi, kelime öğretti, anlar, duyar hale getirdi, ifade etme kabiliyeti verdi, çokça varlıktan üstün kıldı, kalp verdi, vicdan ve iman verdi, cennetlerine yerleştirmeyi diledi.

Lakin secde etmedi İblis kibirle büyüklenerek, ‘Beni ateşten yarattın, topraktan yaratılmışlardan üstünüm ben!’ diyerek. Anlayamadı hikmeti insandaki, kavrayamadı ruhun ve aklın kıymetini, ilahi kudret ve ilmin sınırlarını tahayyül edemedi de isyan etti. Kovuldu huzurdan, yitirdi o ana kadar ki kazandığı şeref ve saygıyı, Yüce Allah’a o denli yakınken, ilahi nizama gözleriyle şahitken göremedi insanın yaratılmasındaki muazzam sanatı. Allah’ın insanı yaratmak ile arzu ettiği muradı anlayamadı gafletinden.

Direndi İblis isyanında, lanetlendi, mahkûm edildi cehennemlere. Dedi ki ‘Rabbim, bana insanların yeniden diriltileceği güne kadar süre ver! Azdırayım onları aleyhine, döndüreyim onları imanlarından, sana değil bana, seninle birlikte başkalarına tapsınlar, o çok güvendiğin insanı öyle azdırayım ki yarattığını değiştirsinler elleriyle, seni unutup vazgeçsinler de bana üstün kıldığın insanın halini gör. Ve bak bakalım insan mı yoksa ben mi layığım cehennemlere?’

‘Tamam’ dedi Allah, ‘Süre verilenlerdensin. Kim ki sana kanar ve aldanır akibeti senle birlikte cehenneme konuk olmaktır, kim ki sana düşmandır konuğum olacaktır cennetlerimde. Bana inanan, salih işler yapanları yanıma, cennetime alacağım da, bana itaat etmeyenleri, zulmedenleri, bana ortak koşanları senle bir yakacağım cehennem ateşlerinde azaplarla. Bu hak ve adil vaadimdir. Saldır insana tüm gücünle, silahlarınla. İmanlı kulların üzerinde sultan olmayacaktır.’

Önce erkeği, onun nefsinden kadını yarattı, üfledi ruhundan, bahşetti kabiliyetlerini, öğretti kelimeleri, cennetlerine koydu insanı Yüce Allah. Cennetlerde her şey var, her şey güzel ve serbestti. ‘Bir tek şu ağaca yaklaşmayın’ dedi Allah, ‘Yoksa isyan edenlerden olursunuz!’

Yanaştı iblis hangi suretle, nasıl bilinmez cennetlere ve seslendi oradan ‘Bu ağacı ilahi ve sonsuz kudrete, ölümsüzlüğe mazhar olmayasınız diye yasakladı Yüce Allah. Haydi durmayın, yiyin.’ Kışkırttı nefislerini, süslü gösterdi ölümsüz olmayı, ilahi kudrete ortak olmayı özendirdi batıl yalanlarıyla. Önce eşi ve sonra Adem (as) tattı meyveden ilk günah olarak.

Kıs kıs gülerken şeytan ilk zaferiyle, Yüce Allah seslendi; ‘Ben size o ağaçtan uzak durun demedim mi?’

Mahzundu, pişmandı, üzgündü insan, secde etti, tevbe etti, af diledi bağışlanmak için.

Memnundu, galipti, kibirle bir kez daha büyüklenmişti şeytan oyunu ve hilesiyle secde etmedi, tevbe etmedi, daha da büyüklendi sözde tuzağıyla.

Affetti Allah insanları, affetmedi İblis’i lakin suç insandaydı, zorlanmamıştı. Nihayet her iki varlık grubu için de bir sınav ve sürgün yeri yaratmaya karar verdi; dünyayı.

Yemin etti insan bir daha aldanmamaya!

Cennet gibi güzel, temiz, sade ve rızık dolu dünyayı yarattı altı günde İblis’in gözleri önünde nice zorluklarla. Göğe ve yere boyun eğdirdi, suları toplattı, bulutları sevk etti, tabiatı var edip, kâinatı dengeleyip, güneşi, gezegenleri, havayı, suyu, toprağı var etti.

Sonra insanı ve İblis’i gönderdi sınav için yeryüzüne. Kıyamete dek sürecek serüven başladı toprağın üzerinde, ümmetler halinde.

Asırlar geçti, her defasında kandı, azdı, raydan çıktı insan da, Yüce Allah rahmetiyle her defasında affetti, Resuller, Kitaplar gönderdi de tanzim etti ıslah olmak isteyenleri, helak etti olmamakta direnenleri.

Şeytan her defasında durmadan kandırdı, fısıldadı, süslü gösterip sayısız şeytan, cani, zalim, yalancı, gaddar nesillere sebep oldu. Kan ve gözyaşı veren zalim insanı kışkırtan İblis çoğunu ağlarına yem etti dişi dul örümcek misali.

Çok az insan vardı kanmayan, Yalvardı, tebliğ ve davet etti Peygamberler. Buna rağmen durmadı insan kan dökmekten, zulmetmekten, şeytana kanmaktan.

Ahir zaman oldu Yüce Allah Kur’an’ı vahyetti Peygamberine. Kıyamete dek baki, son rahmet olarak. Yaşamı, sınavı, hesap ve mizanı, ölçü ve tartıyı Kur’an ile yapacağını duyurdu. Peygamber, 23 yıl taşıdı risaleti örnek ahlakıyla hakkıyla.

Sayısız nimet, hikmet, rızık gönderdi Allah cömertçe sevdiği insana. Her yanından güzellik ve ayet fışkırdı dünya denen imtihan alanının. bedenler, kainat, Kur’an ayetlerle doldu da … bakmaya vakit dahi bulamadı insan o ayetlere, baksa da anlamadan baktı şuursuzca. Kur’an’ı hayatına yansıtamadı bir türlü şeytanın fısıldamaları ve nefsinin dürtüleri yüzünden.

Akşam ezanına yakın ikindi namazı gibiydi İslam. Akşama yakınlaşıldı.

Azdıkça azdı, kandıkça kandı insan kıyamete çeyrek kala. Ecele yenik düşenler kendi kıyameti yaşadı her bir sela ile.

Bazı başlar secde ile, salih amel ile, iman ile meşgulken, niceleri şeytanlık ve tuzak peşinde oldu da yalandan batıl kaleler kurup, zulümler ürettiler.

Zorlamadı şeytanlar, kanmaya pek hevesliydi insan. Dünya kan ve gözyaşına boğuldu zalim, nankör, aceleci ve cahil insan eliyle. Nefisler, paralar, mallar, kadınlar, makam ve nüfuslar ilah oldu imansız kalplere. Her köşe başı ilah doldu, sahte peygamberler sardı ortalıkları.

Doldu taştı cehennem, tehna kaldı cennetler.

Kur’an’a rağmen uslanmadı, durulmadı, akıllanmadı, uyanmadı, hakikate dönüp bakamadı, ayetleri anlayamadı, imana dönemedi insan.

Yaşam … bir akşam üstü bitti önce gelen ses ve ardından gelen devasa azapla. Kükredi yerler, sarsıldı dağlar, coştu denizler, alt üst oldu o muazzam dünya gezegeni, kustu toprak içindekileri dışarıya. Delindi gökler, aktı melekler oluk gibi yeryüzüne, kıyamet ahvaliyle.

Bitti yaşam, öldü tüm nefisler ve tüm yaratılmışlar sessiz ölüme teslim oldular hesap ve mizan gününden önce. Sonra bir kez daha duyuldu davetçinin sesi sur borusundan çıkan sesle. kalktı tüm yaşamışlar yerlerinden de koştular mahşere korkuyla.

Aldılar amel defterlerini insanlar kimi şaştı, kimi korktu, kimi sevinçle nurlandı. Toplanıldı mahşerde. Haklar, sahiplerine teslim edildi bir bir. Helallikler alındı. O gün boynuzsuz hayvan, boynuzluyla helalleşti. Güneşin, ayın hakkı ödendi tek tek. Mazlumlar yenen haklarına karşılık zalimlerden sevaplar aldılar küfeler dolusu. Kalmayınca kendi günahlarını taktılar tasma diye zalimlerin boynuna. Zalimler ayakta duramayacak kadar ağırlaştılar günah ve zulümlerinin ağırlığıyla.

Allah’tan başkasına kulluk edenler, nefsini, kişileri, mal ve servetleri, şeytanları, dişileri ilah edinenler … anladılar gerçeği de, yalvardılar ‘bir kez daha dönelim dünyaya da adam gibi yaşayalım’ diye. Lakin imtihan bitmiş, fidye dönemi çoktan kapanmıştı.

Anne yavrusundan, baba ailesinden kaçtı utançla. Zebaniler bağırdı; ‘Cehennem bölüğü buraya! Allah sizinle konuşmayacak bile.’ Cennet melekleri seslendi; ‘Cennetlik mü’minler buraya, ne mutlu sizlere!’

Üçüncü bölük hesaptakilerdi. Şefaat için, huzura çıkmak için beklediler korkuyla. Allah’ın razı olduğu, sözü dinlenir varlıklar şefaat dilendiler ALLAH’IN RAZI OLDUĞU KULLARIN KÜÇÜK GÜNAHLARI İÇİN. Rahmetliydi Allah affetti bazısını da cehennemine sokmadı.

Şehitlerin, salihlerin, Peygamberlerin yanına aldı mü’minlerini, imanlı kullarını.

Müslümanlıkla yetinenleri, zulme direnmeyenleri, salih amel işlemeyenleri, imanı dilde kalanları cehenneme gönderdi Allah ibadetlerine rağmen. Affetmedi zulmü, hırsızlığı, zinayı, bozgunculuğu, gıybeti, yalanı, iftirayı, yeryüzünü kirletmeyi, işleri zorlaştırmayı, kamu ve kul hakkı yemeyi.

Suçladı küfre sapanlar, müşrikler birbirlerini ve aldatan şeytanlarını Yüce Allah’a. ‘Rabbim bizi bunlar aldattı, onlara iki misli azap ver.’ ‘Korkmayın’ dedi Allah ‘Hepinize iki misli azap var. Aldanmasaydınız!’.

Hayat … ilk günkü gibi cennetlerde başladı Allah’ın razı olduğu kullar için.

Kâfirler, müşrikler, gafil ve cahil nankörler içinse cehennem yokluk denizleri oldu.

Allah’ın rızası galip geldi, hakikat ortaya çıktı, aldatan şeytanlarla aldanan mahlûklar rezil ve pişman olurken, kul ve insan kalabilenler cennetlere hak kazandı.

Yaşam sonsuza dek kaldığı yerden akmaya yeni baştan başladı.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira Yüce Allah’ın, mübarek kelamı Kur’an’da lanetlediği şeylerden birisi elbette “yalan ve iftira”dır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir