imanilmihali.com
laik

İslam ahlakı

İslam ahlakı

İSLAM AHLAKINA GENEL BİR BAKIŞ

GİRİŞ

Ahlak; sergilenen davranışların hakkaniyete uygunluk derecesi, doğru ve yanlışı ayırt etme melekesi, birey veya toplum olarak iyiyi veya kötüyü rehber edinme alışkanlığıdır.

Güzel Ahlak; imana demirlemiş, yüzünü Allah’a çevirmiş, Kur’an’a sadık kalmış, Peygamber efendimize gönülden yaklaşmış, ibadete niyet ve meyletmiş, hayatın manevi manasına vakıf olmuş, sevgi, merhamet ve adalet ile yoğrulmuş insanların kalp sesi, vicdan sesi, yaşam felsefesidir.

Kötü ahlak ise bunun tam tersi; karanlık dehlizlerde kaybolmuş, inançsız veya inancı zayıf, dünya eğlencelerine dalmış, akaidi zayıf, ahiret inancı gelişmemiş, idraki pasif, hırs, kin ve hasetle yoğrulmuş, doğruya istikametlenememiş, hak ve hukuka riayet etmeyen insanların nefes alıp verirken sergiledikleri rezilliklerdir.

Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmuştur;

(Nimete kavuşmuş olanlardan, tevazu gösterene ve kendini hep kusurlu bilene, helalden kazanıp, hayırlı yerde sarf edene, fıkıh bilgileri ile hikmeti [tasavvufu] birleştirene, helale harama dikkat edene, fakirlere acıyana, işlerini Allah rızası için yapana, huyu güzel olana, kimseye kötülük yapmayana, ilmi ile amel edene ve malının fazlasını dağıtıp, lafının fazlasını saklayana müjdeler olsun.) [Taberani]

Ahlakın evrensel manada karşılığı refah ve mutluluğu sağlayacak tarzda doğru veya mutsuzluğu ve haksızlığı artıracak tarzda yanlış yolda olmak, o toplumca istenen veya istenmeyen şeyleri yapmaktır. Burada muhatap öncelikle insan ve topluluklar, sonra yasal ve beşeri ilkeler, kural ve kaidelerdir.

Bireysel anlamda ahlak; kişinin güzel, samimi, adil, doğru ve dürüst işler sergilemesi, bu halleri yaşam tarzı haline getirmesidir. Bunun tam aksi ise kötü ahlak veya ahlaksızlıktır. Toplumsal anlamda ahlak; toplumun iyi yönde refah ve huzurunu sağlayan, gelişim ve özgürlükler ile hukuka saygınlığı artıran, yaşam istek ve arzusu yaratan örf ve adetlerden kaynaklanan, şirk ve batıldan ayıklanmış davranış biçimlerinin tamamıdır.

Ahlak kurallar bütünüdür ve emareleri sebep ve sonuçlar şeklinde kendisini gösterir. İyi ahlaklı kişilerden kurulu toplumlar esenlik ve huzurla gelişirken, kötü ahlaklı insanlardan kurulu medeniyetler bazı kişilerin kalkınmasına karşın genelde felaket, mutsuzluk ve çaresizliğe sürüklenir.

Zayıf ahlaklı veya ahlaksız toplumlarda toplumun değer yargıları ve iyi alışkanlıkları ötelenir, yerine uydurma, menfaat odaklı, tercüme veya empoze edilmiş sahte ve yabancı hatta maksatlı uygulamalar dayatma şeklinde topluma şırınga edilir ve böylece yavaş yavaş o toplumun kalitesi düşürülür ve bir süre sonra da ahlaksızlık kriz halinde daha çok şırıngalara ihtiyaç gösterir.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Sizin imanca en güzeliniz, ahlakça en güzel olanınızdır.) [Hakim]

(Ya Rabbi senden, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak dilerim.) [Harâiti]

(Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.) [Beyheki]

(Güzel ahlak, büyük günahları, suyun kirleri temizlemesi gibi temizler. Kötü ahlak ise, salih amelleri, sirkenin balı bozduğu gibi bozar.) [İ. Hibban]

Ahlak topluma, inanışlara, zamana, coğrafyaya, teknolojiye, sıkıntı veya refah rüzgârlarına göre değişiklik gösterir. Yani değişkendir. Yerleşik ahlaki kurallar uzun süreli olmayabilir ve planlı ve istikrarlı artagelen reklamlarla eski bir anda yenisi ile değiştirilirken ahlak bambaşka bir şekle dönüşüverir. Yeni moda bu ahlak ahlaksızlık olsa da tanımı kişilerin menfaatine uygun olduğu sürece sorun teşkil etmez.

Ahlaksızlık toplumu bir virüs gibi sarar ve toplumun en uzak uzuvları bile bundan etkilenir. Panzehir bulunmazsa da uzuv çürür ve kopar. Güzel ahlak ise topluma egemen olabilirse yüzler güler, haneler bereketlenir, hukuka saygınlık ve sosyal güvenceler artar, karanlıklar kaybolur ve insanlar dünyada cenneti yaşamaya başlar.

Hadis-i Şerif’lerde şöyle denmiştir;

(Güzel ahlak, senden kesilen akrabanı ziyaret etmek, sana vermeyene vermek, sana zulmedeni affetmektir.) [Beyheki]

(Din, güzel ahlaktır.) [Deylemi]

(Cennete götüren sebeplerin başlıcası, Allahü teâlâdan korkmak ve iyi huylu olmaktır. Cehenneme götüren sebeplerin başlıcası da, dünya nimetlerinden ayrılınca üzülmek, bu nimetlere kavuşunca sevinmek, azgınlık yapmaktır.) [Tirmizi]

İnsanların topluca güzel ahlaka abone olması mümkün değildir. Ancak kural ve kanunlar aslen bu zorlama için vardır. Yani iyi ve ahlaklılar korunurken, ahlaksız ve kötülerin caydırılması, men edilmesi, ve suç işlediğinde cezalandırılması ahlakın yerleşmesi anlamında toplumun, hükümet ve devletlerin görevidir.

Topluma ve zamana göre değişen bu alışkanlıklar, kurallar ve davranış şekilleri isteyerek veya istemeden zararlı yönlere kayabilir. Birisini veya bir grubu abartılı olarak isteyerek ve hatta iyi niyetli olarak yüceltmek o kişinin mesela ilahlaşmasına yol açar. Tam tersi bir kimsenin kasıtlı olarak hasetle kötülenmesi o kimsenin zamanla toplumun gözünden düşmesi sonucunu doğurur.

İyiler ahlaksız toplumlarda gün gelir hain olur, eski ahlaklı toplumdaki hainler gün gelir yeni zamandaki ahlaksız toplumda ahlak abidesi olur. Kişilerin ahlakı toplumu etkileyemezse, toplum ahlakı tüm bireyleri etkiler. Çoğunluğun dediği olur ve toplumlar bu nedenle layık oldukları şekilde yönetilir.

Değişen, değiştirilebilen, esnek ahlak yaratılır, yaşanır ve benimsenir. Kötü, çirkin ve pis toplumun o andaki değer yargılarına ve genel kabullerine göre bir zaman iyi bir zaman kötü damgalanabilir.

Değişmeyen tek ahlak ilahi ahlaktır yani Kur’an ahlakıdır.

Beşerin değişen, menfaat odaklı, yanlı, taraflı, haksız ahlakı tersine Kur’an ahlakında oynama olmaz, değişme olmaz, haksızlık hiç olmaz.

Kur’an ahlakı egemen olması gereken, yaşanması Yüce Allah tarafından buyurulan değerler bütünüdür ve temelinde adalet, sevgi, içtenlik ve mütevazilik vardır.

Tanım olarak Kur’an ahlakı; Cenab-ı Hak’kın Yüce Kur’an ile bildirdiği, birey ve toplumların uyması zorunlu olan, hak ve adaletle yoğrulmuş, yapılması istenen iyi davranışlar ve uzak durulması gereken yasaklar bütünüdür. Bu tanım içinde bireylerin kendi rızası, toplumların ortaklaşa isteği, akılların yanlışı ve doğruyu ayırt edebilme melekesi vardır.

Ahlâk bu çerçeve içinde, “insanın bir amaca yönelik olarak kendi arzusu ile iyi davranışlarda bulunup kötülüklerden uzak olmasıdır” şeklinde tanımlanabilir. İslâm ahlâkı Kur’an-ı Kerîm’e dayanır. Yani her yönüyle Cenâb-ı Allah tarafından vahiy yoluyla belirlenmiş bir davranışlar manzumesidir. Kur’an-ı Kerîm’de Rasulullah (s.a.s.)’a hitaben: “Sen en yüce bir ahlâk üzeresin ” (el-Kalem, 68/4) buyurulmuş ve Hz. Peygamber’in kendisi de: “Ben ahlâkî prensipleri tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmuştur. (İbn Hanbel, Müsned, II, 381)

İyi niyet ve tüm işlerde sadece Allah rızası gözetmek duygularının yanı sıra, Allah’u Teâlâ’ya karşı bir sorumluluk duygusu taşımak İslam ahlâkının temel prensiplerindendir. Allah’u Teala’dan korkmak, onun emirlerine saygı göstermek ve bu emirleri aksatmaksızın yerine getirmek, yasakladığı her şeyden kaçınmak İslâm ahlâkının temel ve ilk prensipleridir. Diğer bir prensip de müslümanın diğer mahlûkâta karşı son derece merhamet, adalet ve şefkatle davranması, zayıf ve muhtaç olanlara yardım etmesi, ana ve babaya saygılı olması ve onların gönüllerini kazanmaya çalışması v.s. hususlarıdır. Bütün bunların yanı sıra insanın kendi duygularına hakim olması, mütevazî, sabırlı, edepli, hayâlı ve insaflı olması gibi prensipler de Müslümanın başkasına karşı sorumlu olduğu hususlardır.

İslâm ahlâkının temel prensipleri olarak sadece bunlarla amel eden ve bu prensipler çerçevesinde hareket eden bir toplum her zaman dimdik olarak ayakta durabilir. İnsanlara karşı daima yumuşak davranmak, hatalarına rastladığında, bu hatalarını son derece yumuşak bir ifadeyle ve onları üzmeyecek bir tarz ve üslupla söylemek gerekir. İnsanları ikaz ederken de aynı üslûbu uygulamak Müslümanın prensibi olmalıdır. İslâm’ın insanların hayatlarında görülen pratik ahlâkı insanın kendisine, hemcinslerine, çevresinde ve Allah’a karşı olan bütün görevlerini içine alır. Bütün bunlara baktığımızda İslâm ahlâkı hürmet, hizmet, merhamet, edep, hayâ, nefse hâkimiyet, tevazu, adalet ve benzeri hususlar üzerinde yükselmiştir.

Kötü davranış biçimlerinden ancak Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı okuyarak anlamak, imanı güçlendirmek, emredilen amel ve ibadetlere sıkı sarılmak suretiyle kurtulmak mümkündür. İslâm’da maksat insanların ahlâkını daima iyiye doğru yönlendirmektir. Hz. Peygamber; “Ahlâkınızı güzelleştiriniz.”, buyurmaktadır.

Yine Hadis-i Şeriflerde buyrulmuştur ki;

Ebu Ümâme (r.a) anlatıyor: “Rasulullah (a.s) buyurdular ki: “Ben, haklı bile olsa münakaşayı terkeden kimseye cennetin kenarında bir köşkü garanti ediyorum. Şaka bile olsa yalanı terkedene de cennetin ortasında bir köşkü, ahlakı güzel olana da cennetin en üstünde bir köşkü garanti ediyorum.” [Ebu Davud, Edeb 7, (4800).]

Hz. Ebu’d-Derdâ (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (a.s) buyurdular ki: “Kıyâmet günü, mü’minin mizanında güzel ahlâktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teâla hazretleri, çirkin düşük söz (ve davranış) sahiplerine buğzeder.” [Tirmizî, Birr 62, (2003, 2004); Ebu Dâvud, Edeb 8, (4799)]

Kaynağını Kur’an-ı Kerim’den alan ahlak nizamı, imanı tamamlayan, ihsanı kemâle erdiren, hayatı güzelleştiren, sâhibini Allah’ın rızasına yaklaştıran davranışlar bütünüdür. İlahi dinlerin gayesi ve peygamberlerin gönderiliş sebeplerinin en önemlisi, yeryüzünde güzel ahlâkı hâkim kılmaktır. İslam peygamberinin, ” Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” sözünü, Yüce Allah, “Andolsun ki, Allah’ın Resul’ünde sizin için; Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır” ayeti ile teyit ederek bu hakikati vurgulamıştır.

İslâm’da ahlâkı imandan ayırmak mümkün değildir. Zira bütün Kur’anî emirlere boyun eğmek imanın gereğidir. Bu emirlere uymakla da en üstün ahlâkî değerler elde edilir.

Kur’an-ı Kerim bize ahlak ve güzel huyu çok güzel tanımlamıştır;

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı. “Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır. Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır. Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur. Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın. (el-İsrâ, 17/23-39).

İnsan daha doğarken iyi ve güzele kılavuzlanmıştır. Yani insan; iyi ahlak üzere rotaya oturtulmuş, caydırıcılara karşı uyarılmış ve yanlış yaptığı takdirde hatadan dönmesi ve o hatayı tekrarlamaması için tövbe imkânı ile nasiplendirilmiş, doğru yaşam tarzları kendisine Kur’an’da binlerce kıssa ve ayetle açıklanmış, kalbi ve vicdanı ile gönül gözü açılmış vaziyette yaratılmıştır.

Birde bunun tam tersi yani kalbi mühürlü ve gözleri kapalı körler vardır ki onlar sevgi ve adaletten nasibini alamamış, Yüce Allah’ı gerektiği gibi tanıyamamış kimselerdir. Bu kimseler Kur’an’da lanetlenen menfaatçi, yalancı, kâfir ve şirk odaklarıdır ki onlar için yaşam sadece bu dünyadadır ve para, güç makam sahip olunması gereken her şeydir.

Sonu ve gaybı bilen Allah onların akıbetinden haberdardır ki onların bu bataktan çıkmasına rıza gösterir, iman ışığı ile onları aydınlatmaz ve karanlıklarda kaybolmalarına göz yumar. Bu sayede onları diğer insanlar için bir sınav vesilesi yapar.

Hadis-i Şeriflerde dendiki;

(Güzel huy gibi asalet, tedbirli olmak gibi akıllılık olmaz.) [İbni Mace]

(Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim]

Ahlak imanın göstergesi, ibadetin başlangıcı ve sonucudur. Tevhid inancının bu üç yağı birbiriyle içiçedir ve iman ilk adımdır. İman olmadan bireyin ahlaklı olması ibadetli olması mümkün değildir. Buradan hareketle ahlak öncelikle iman etmeyi gerektirir ki sonrası zaten kolaydır. Ahirete ve hesap verileceğine inanan bir insanın ahlaksız olması kolay ve mümkün değildir.

Ahlak bireyin iç dünyasından, toplumsal alana kadar her alanda kendisini gösterir. Kur’an ve doğruluğu ispatlanmış sünnetler ışığında ahlak, yaşamın her anında söz, eylem ve niyetlere damgasını vurur.

Bizlerin ahlaklı veya ahlaksız olarak adlandırılmamız da aslen Kur’an ahlakına ne kadar uygun yaşayıp yaşamadığımızla alakalıdır.

Burada kast edilen ibadet yoğunluğu, dini kıyafet veya mezhep-tarikat üyeliği değildir. Çünkü ibadet ahlaktan tamamen farklıdır ve ahlak gibi ibadette sahte olabilir. Bu yüzden iki sahte olabilecek şey birbirinin delili olamaz. Ama iman ilim gibi gerçektir ve varsa var yoksa yoktur. İman bu nedenle sabit ve güçlüdür. Ahlak ve ibadet ise insanları kandırmada vesile olabilir. İzafidir ve doğrusunu, takiyye olup olmadığını sadece Allah bilir.

Hadislerde deniliyor ki;

Zeyd İbnu Talha İbnu Rükâne (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (a.s) buyurdular ki: “Her bir dinin kendine has bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı hayadır.” [Muvatta, Hüsnü’l-Hulk 9, (2, 905); İbnu Mâce, Zühd 17, (4181, 4182).]

Ayrıca İslâm yalan, küfür, lânet okuma, alay etme, kibirlenme, koğuculuk yapma, gıybet etme, riyâ, cimrilik, kıskançlık, vs. gibi duygu ve davranışların kesinlikle yasaklandığını bildirerek, Müslümanın bütün bunlardan da uzak kalması gerektiğini açıklamıştır. Nevvâs İbnu Sem’an (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (a.s)’a iyilik (birr) ve günah hakkında sordum. Bana şu cevabı verdi: “İyilik (birr), güzel ahlâktır. Günah da içini rahatsız eden ve başkasının muttali olmasından korktuğun şeydir.” [Müslim, Birr 15, (2553); Tirmizî, Zühd 52, (2390).]

Toplum ahlak kulpuna yapışmak için imanlı ve bilgili olmak durumundadır. Çünkü bilgi ve iman Kur’an’ın ilk iki emridir. Okumak, anlamak, inanmak olarak tercüme edilebilecek bu ikili saf ve mutlaktır. Kaypak, esnek, oynanabilir değildir. Nitekim yüzyıllardır din düşmanı birileri toplumun ibadet ve ahlakı ile oynayıp dururken iman ve bilgisiyle oynayamamıştır.

Müşrik ve münafıklar maçı kazanamasalar da maalesef düzmece hadisleri, rivayetleri, dinde tarikat, mezhep şeklinde bölünmeleri ibadete sokmuş ve imanı yaralamışlardır. Bilgiye zarar verememişlerdir çünkü İslamiyet’te din kişiye yani Peygambere değil Kur’an’a has kılınmıştır. Bu kelamlar bütünü değiştirilemediği için de din değişmeden durabilmiştir.

Mü’min için ilme ve imana sarılmak yani Allah’ın ipine sarılmak esastır. Şu söz güzeldir; “müftüler fetvada verse kalbine danış!”. Bu din ilminde ululaşmış kimseleri yok saymak değil fakat akıl ve kalp sesiyle doğruyu bulmak anlamındadır. Çünkü hayat birden fazladır.

Bir hayat kâinattadır, erişemez sadece görürüz. Bir hayat dünyadır, görür ve etkileyebiliriz. Bir hayat ise içimizde, bize has ve en geniş olanıdır. Kâinat bir kitap, insanın kendisi başka bir kitaptır. Allah ise ayetlerinin okunmasını ister. Ayette sadece Kur’an’daki kelime grupları değil, kâinatta ve içimizde olup biten her türlü mucizedir.

Dış dünyada bizi birileri kandırabilir, bilgiyi yanlış bile yönlendirebilir. Ama kalbimizdeki cevher bizi sadece Allah’a yönlendirir. Kalbe danışmak işte tam bu anlamdadır. Bilgi kesin, ispatlı ve güçlüdür. İrfan ise bilgiden geriye kalanlardır.

Toplumları bir arada tutan ve güçlü kılan ahlaki değerler, geçerliliğini yitirdiği ve yok olduğu takdirde toplumun her ferdi bundan zarar görür. Güzel ahlâkı korumak Yüce Rabbimizin emridir. Aynı zamanda toplum hayatını sürdürmenin ve insanlık onurunu yüceltmenin bir gereğidir. Unutmamalı ki Mü’minlerin en önemli görevlerinden biri ahlâkî meziyetlere sahip olmak, nesillere güzel ahlaki hasletleri kazandırmaktır.

Kısaca özetlemek gerekirse;

Ahlak imanın göstergesidir. İmanlı insan güzel ahlak sahibidir. Kur’an ve Peygamberin şahsı ahlakın ta kendisidir ve mü’minin ahlakı asıl budur, bu olmalıdır.

Ahlak için bir kaynak aradığımızda da bu yüzden öncelikle Kur’an’a bakmak gerekir.

Aslolan Kur’an’dır çünkü doğrudan Allah kelamıdır. Sünnet ve hadisler de Kur’an’a aykırı ise sahih değildir. Diğer dini kaynaklar (rivayetler, söylentiler, yorumlar vb.) asla gerçek sünnetin ve haşa Kur’an’ın üstüne çıkamaz, çıkmamalıdır.

Esinlenilen kaynak; islamahlaki.com

İslam ahlakı

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen cimrilik nedir

Dinen cimrilik nedir

Dinen cimrilik nedir Cimrilik; ihtiyaçtan fazlasına sahip olduğu halde paylaşmayan, eli sıkı olan, ihtiyacı olmadığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir