Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam coğrafyası ve Anadolu
imanilmihali.com
İslam coğrafyası ve Anadolu

İslam coğrafyası ve Anadolu

İslam coğrafyası ve Anadolu

İslam, diğer semavi dinler gibi Arap yarımadasında hayat bulmuş, Mekke merkezli olarak Peygamberimizin kavminden başlayarak tüm cihana yayılmıştır.

Ayetlerde takip edilen sıra ve verilen mesajlar özetle; Mekke’de iman, Kur’an, tevhid ve Allah kavramlarını, Medine’de münafıklık ve şirk bahislerini, yeniden yaşanan Mekke dönemi ise ahir zamanı, iman detaylarını, toplumsal hak ve adalet konularını, İslam’ın özetini yani tefsirini emreder.

Arap yarımadası Kabe’ye ve İslam’a ev sahipliği yapmakla şanslıdır ve insanlığın hala yakalayamadığı aydınlık ve refahı daha o yıllarda yakalamış olmakla bahtiyardır.

Bu coğrafyada Peygamberimizin vefatı esnasında iman edenlerin sayısının yaklaşık yüzbin olduğu (ama bunların bir kısmının Peygamberimizin vefatıyla dinden çıktığı) hatırlanırsa bu az sayıda insan asrı saadeti görmüş ve yaşamıştır. Yani peygamberimizin etki ve katkısıyla o bölgelerde huzur ve barış egemen olabilmiş, gelir dağılımı dengelenmiş, savaşlar cinayet olmaktan çıkarılmış, eşitlik ve hürriyet tesis edilebilmiştir.

Peygamberimizin vefatıyla birlikte insanlar kıyamete kadar mesnet olmak üzere değişmeden muhafaza edilecek Kur’an’a uymak yerine, başkaca bir peygamber/varlık/rehber aramış, zekat vermemek isteğiyle başlayan hezeyanlar neticesi dinden çıkmalarla iman kardeşliği yara almıştır.

Dört halife döneminin ilk ikisinde kısmen sağlanan iman beraberliği sonraları bozulmuş, din yavaş yavaş mihverden uzaklaşmış ve üçüncü halife zamanında başlayan emevileşme ve dinci saltanat neticesi Hind’in oğlu Muaviye’den başlayarak Kur’an’ı referans alanlar üzerinde baskılar artmış, din Arap yarımadasına ve arapçaya özgülenerek mevali (Arap olmayanlar) denen kavram egemen kılınmıştır. Abbasiler döneminde de durum değişmemiş, nihayet Osmanlı imparatorluğunda da saltanak çıkarları ön plana alınarak has dinden uzaklaşılmıştır.

Asrı saadeti takip eden yıllarda İslam alemi bilgi ve ışık yayar haldeyken sonraları bilgi, teknoloji ithal eder hale gelmiş, bu ithallere dini alıntılarda karışmış, Gazali’nin becerileri (!) ile vahiy aklın önüne geçmiş, bilimden uzaklaşan İslam yavaş yavaş gerilemiştir.

Nihayet Arap yarımadasında arzulanan ve canlı örneği yaşandığı halde muhafaza edilemeyen refah ve huzur ortamı bir daha asla yakalanamamıştır.

Arap yarımadasında buna en temel sebepler; örflerden kurtulamamak, ata kabullerini reddedememek, şefaatçi ve aracı arayışlarını sonlandırmamak, paraya düşkünlük olarak sayılabilir ki tamamı peygamberimizin ümmete ait yıkılış ihbarlarında mevcuttur. Aynen de gerçekleşmiştir.

Kölelik, cariyelik, çok evlilik, kadın haklarını gasp gibi alışkanlıklara dayalı erkek egemenliği, kavimlerin servet ve erkek sayısı ile orantılı güçleri, servete dayalı hegemonyalar nedeniyle eşitlik ilkesi tesis edilemediğinden, sihir ve büyü toplumdan silinemediğinden, kadın ikinci sınıf görüldüğünden ve muhtaçlara paylaşım/yardımlaşma yolları din hilafına kapatıldığından gidişat eksi kutba doğru gerçekleşmiştir. Adak ağacı, putperestlik gibi eski kutsal varlıklar da terk edilemediğinden Peygamberimizin vefatıyla birlikte o coğrafyadakiler doğru yoldan uzaklaşmış ama bu kez de korkuya teslim olmuşlar, dini ‘Allah’tan korkmak’ odaklı hale getirmişlerdir.

Allah’a sevginin ötelendiği bu durum ise samimiyeti ortadan kaldırmış, riya ve şiddeti ön plana çıkarmış, ganimet hırsı aslen dine aykırı olan çıkar savaşlarını ganimet elde etmek için meşru kılmıştır.

Asıl önemli husus ise bu yeni düzeni tesis edenler ayetlerin yerine uydurma hadisleri geçirerek, duruma uygun hadis yazmaları için alimleri maaşa bağlıyarak hem ayete yani İslam’a hem de gelecek nesillere ihanet etmiştir.

Yozlaşma bu şekilde başlarken dindar kesim baskılanmış, en kıymetli mezhep imamları bile aynı düşünmedikleri için öldürülmüş, uydurma fetvalarla İslam alemi karanlıklara ve cehalete geri döndürülmüştür.

Dinde bölünme ve diğerlerini din dışı ilan etme uygulamaları da bu döneme aittir.

Yönetenlerin ehlibeyti ve Hz. Ali’yi katletmeleri de ahde vefasızlığın en büyük göstergesi olarak tarihe geçmiş, ama Kur’an’ın nurlu aydınlığı bunlara rağmen ayakta durabilmeyi başarmıştır.

Sonuçta İslam alemi bitişik olduğu Hristiyanlık ve özellikle yahudilikten etkilenerek kabuk değiştirmiş, İsrailiyat dinin içine kadar girmiş ve Kur’an dini sekteye uğramıştır.

Sonraları dine bulaştırılan dinci terör belası da bu emevi zihniyetinin makam korumak adına şeytanlarla işbirliğinden doğmuştur.

Mezheplere, cemaat ve tarikatlere ayrılan İslam bu haliyle hayata damga vurmaktan uzak düşmüş, birbiriyle kavga eder ve öldürürken düşmanlarını sevindirmiştir.

Arı ve duru din ise Kur’an sayfalarına mahkum kalmış ve Kur’an duvara asılmıştır.

Peygambere ait tarihi izlerin şirk korkusuyla silinmesi ama öte yandan Kabenin devasa oteller arasında minicik kalması hep bu dönemde yaşanan göstermelik kurtuluş çabalarıdır ki tamamında hem siyonist yahudiliğin parmağı ve hem de maddi veya makamsal çıkarlar vardır.

Bugün Ortadoğu Arap baharlarına kanacak ve yüz dolar için ordusuna, polise kurşun atacak kadar çaresiz ve şaşkın haldedir ki Mısır bunun en canlı örneğidir.

Birlik olamama ve İslam kardeşliğini tesis edememenin ceremesini ise başta Irak ve İran çekmiş, sıra Suriye’ye gelmiştir.

Zengin petrol kaynaklarına rağmen geliri düzenli dağıtmayanlarca yönetilen bu ülkelerin mevkilerini borçlu olduğu yabancılar tarafından kılavuzlanması, diğer İslam ülkeler için de birleşmeyi zorlaştırır hale getirmiştir. Kutuplaşan İslam birbirine düşman kılınmış, mezhepsel ayrılıkların herbiri kendi dinini tesis ederken, Kur’an unutulmuştur.

Bu bozulma süreci kişisel bazda da riyayı öne çıkarmış, şirk sokaklarda gezer olmuştur.

Doğal olarak Kur’an istikametinde tutunmaya çalışan bir kesim vardır ve bunlar nasihat görevini yapmaktadır lakin sayıları cüzi bu kesimin haykırışları devasa oteller nedeniyle uzaklara gidememektedir.

Dünyaperestliğin ve şeyhperestliğin ön plana çıktığı modern zaman Arap İslamcılığında ahiret inancı bile tartışılır olmuş, terör uygulamak suretiyle dünyayı İslamlaştırmak ütopyası ile coğrafya kana bulanmıştır.

Bu yüzyıl açısından bakarsak ta anılan yarımadadaki müslüman devletler, birlikten uzak, birbirine düşman ve Kur’an’a mesafelidir. Herbiri kendi dinini kaleme almış ve diğerlerini hiçe saymış haldedir.

Bu ülkelerdeki insanlar korkuya, sevgisizliğe, açlığa ve bilimsizliğe muhtaç haldedir ve umutlar – Kur’an’a dönüş akla bile gelmediğinden- öleli çok zaman olmuştur. Bu çaresizlik ise şiddete meyil, savaşa çanak ve bilgiyi baskılama gibi daha menfi sonuçlar doğurmaktadır.

Bu nedenle o coğrafyada barış ve huzur ortamı sağlanmaktan çok uzaktır.

Arapçadan latince ve Yunancaya çevirilerle oyalanan batı artık ingilizce, fransızca eserleri bu yarımadaya servis etmektedir.

Batı bu kötü gidişe doğal olark müdahale etmiş, en kıymetli kütüphaneleri yerle bir ederek, inanç sahiplerini yakıp öldürerek, mezhep savaşlarını körükleyerek, silah satarak, ahlaki yapıya dıştan tesir ederek çöküşü hızlandırmıştır.

En büyük tahribatı ise dincilik, saltanatçılık ve israiliyat vermiştir ve bu halen böyledir.

Anadolu ise;

Dine sonradan girmiş olmasına rağmen, Gazali’ye kadar aydınlık ve bilgi yaymış, cesaret ve mertlikle bezeli kahramanlık erdemleriyle örnek bir devlet olmuştur. O kadar ki haçlı seferlerini neredeyse tek başına defeden Anadolu, Osmanlı zamanında da İslam’ın bayraktarlığını yapmış ve insanına hür yaşama imkanı tanımıştır. 1. ve 2. Kılıçaslan ile Selahattin Eyyübinin başarıları bu nedenle muhakkak okunmalıdır.

13 ve 14 ncü yüzyıllarda Anadolu’da filizlenen tasavvuf kaynaklı güzel insanlar marifetiyle din bu coğrafyada ‘Allah sevgisi’ tabanlı olarak yerleşmiş, samimiyet ve ihsan ile bezenmiş, salih amele yönelmiş, İslam baş tacı edilmiştir. Öyleki bu devirlerde İslami pek çok eser Anadolu kaynaklı olmuştur. Mevlana, Yunus Emre, Ahmed Yesevi, Maturidi, hacı Bektaş Veli bu dönemin baş mimarlarıdır. Malesef bugün tarikatler marifetiyle tasavvufta ekseninden çıkmış haldedir.

Anadolu insanı bu sevgi tabanlı din ve inanç gereği kardeşlik bilincini birlikte yaşatmış, vatan ve bayrak bilincini gerçekleştirmiş, etnik ve kültürel farklılıklara rağmen bu topraklarda yaşayan 72 millet kardeş olabilmiştir.

Sonraki zamanlarda da durum değişmemiş, Çanakkale, Sakarya bu ruh ve inançla kazanılmış, Kurtuluş savaşının muzafferiyeti bu sayede mümkün olabilmiştir.

Lakin dinde tahribatın olmadığını söylemekte isabetli olmayacaktır. Çünkü araplardan sonra ama aynı şekillerle dış ve iç müdahaleler aynen yaşanmış, dincilik ve israiliyat var gücüyle çalışmış ama Anadolu insanındaki kardeşliği, imanı ve takva sevgisini yıkamamıştır. Bir seviyeye kadar gelmiş, lakin işi henüz bitirememiştir. Lakin gidişat böyle Kur’an’dan nasipsizlik şeklinde devam ettiği takdirde başarıya erişeceklerine dair şüphe yoktur.

Bu tezgahlanan dış kaynaklı oyunlar tıpkı arap yarımadasındaki gibi iç mihraklarla da desteklendiği için teşhis, tespit ve mücadele zor olmaktadır. Genellikle din kisvesi altında yürütülen bu mücadelenin tüm tarafları bu işi din adına yaptığını söylediği için de iman ve küfür birbirine karışmış haldedir.

Müteakip dönemde de durmayacak hatta artarak devam edecek bu dini siber saldırılara karşı uyanık olmanın tek yolu ahde vefa, iman kardeşliği ve Kur’an’a sadakattir ki ortadoğu bunları unutalı çok zaman olmuştur.

Anadolu insanının bu şirksel mikroplara (şeytani saldırılara) araplardan daha dayanıklı olmasının en önemli göstergeleri; laiklik ilkesi, bilimsel gayret ve altyapı, çağdaş ve medeni yaklaşım, demokrasi taraftarlığı, eşitlik ve kardeşlik ilkesi, paylaşılan tarih ve kültür, kendi kendine yetebilme, hoşgörü, sevgi, barış temennisi, tevazu ve nihayet şirke karşı duruştur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurtuluş savaşı esnası ve sonrasında cehalete ve yobazlığa karşı açtığı savaş, çöküşü tersine çevirmiş, tekkelerin kin kusan mevcudiyetleri, şeyhlerin haksız üstünlükleri iptal edilmiş, hurafeler, batıl ve yanlış inançlar dinden ayıklanarak Kur’an dini tazelenmiştir.

Merhum Elmamlılı Hamdi Yazır’ın onbir yıl emek harcayarak kaleme aldığı Kur’an meal ve tefsiri, Atatürk emriyle kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı bu ayıklama işinin lokomotifi olmuştur. Kendi lisanı ile anlayarak Kur’an okuyan insanlar kanmamak dediğimiz bağışıklığa bu sebeple sahip olmuşlar, kardeş kavgalarına ve her türlü teröre karşı durabilmiştir.

Bu sayede İslam yaban otlarından temizlenebilmiştir. 

Tıpkı vatan müdafasında olduğu gibi akli ve manevi kalkınmada da insanlar kardeş olabilmiş ve ülke kısa zamanda çağdaş ve etkin bir role ulaşmış, tüm Ortadoğu’nun gıpta ettiği, lider kabul ettiği ülke haline gelmiştir ki bunun ilk ve en önemli gerekçesi laikliktir.

Diğer arap ülkelerinde asla yaşanmayan bu anlayış yokluğuyladır ki her türlü dini sömürü bu yerlerde sıklıkla görülmekte ve insanlar kan ağlamaktadır. Bu kayıp ise kardeş kavgalarını engellemekten öte kardeş savaşlarının başlıca sebebi olmuştur.

Öte yandan arapların korkuya dayalı imanları, Anadolu insanının sevgiye dayalı tevhid bilincine yenik düşmüştür. Onların yaşadığı bu korku ise başkaca dünyevi korkuları ve ilahi korkuyu bastırmak için dinden uzaklaşmayı zorunlu kılmıştır.

Yahudilik inancı ve papalık makamı bu deformasyonu bizzat körükleyerek, dağılan komunist bloktan (1982) sonra ehlikitaba yeni hedef olarak İslam’ı göstermiş en başa da Türkleri koymuştur ki bunun etkileri (1984’ten itibaren) son otuz yılda ziyadesiyle görülmektedir.

Siyonist ve haçlı mantıklı saldırılara karşı, Arap yarımadasının acınacak hali ve Anadolu’nun bugüne kadar gelmiş kazanımları ile kurtulması çok zordur.

İslam alemi bir ve birlik olamadıkça, Kur’an’a dönüş mucizesi yaşanmadıkça da kurtuluş zor hatta imkansızdır. Bu kader de değildir. Çünkü yazan ve çizeni bizzat müslüman tebaa ve islam devletleridir. Allah zulmetmeyeceğine göre bu zulmü yaratanlar Kur’an ile arasına mesafe koyanlar, koyduranlardır.

Kur’an rehber ve ışık kabul edildiği anda kanlı kardeş savaşları duracak, birleşme mümkün olacak, akıl kalple mütareke yapacak, bilim parlamaya başlayacak, Allah’ın rahmeti ve iyileşme yeniden hissedilir olacaktır.

Oysa bugün İslam alemi tevhidden o kadar uzaklaşmaktadır ki Yüce Allah müslümanlara hem de Kabe’nin içine yıldırımlar yönlendirmektedir. Rahmetsizlik o kadar had safhadadır. Korkulur ki yakın da azap yılları başlayacaktır.

Yüce Allah’ın emirlerine, Peygamberimizin ihbarlarına rağmen müslüman camia hala aklı din dışı bırakmaya hevesli ve gönüllüdür. Bu haliyle din bir hobi veya meraktan öte gidememekte, hayata yansıyamamaktadır. Bu başarısızlığın da temel sebebidir.

Tüm dünyada yahudi ve hristiyanlar ve diğer din mensupları (devletler ve yöneticiler değil insanlar) hızla İslam’a kayarken, İslam alemi bir türlü İslam’a yanaşamamaktadır.

İslami terör diye yaftalanan dinci oyunları ile yaşayanların sahnelediği İslam dine etiket olmakta ve bu yobaz ve maksatlı kimseler nedeniyle de İslam hak ettiği değeri alamamaktadır. Oysa yanlış ve çirkin olan din değil dine tabi olduğunu söyleyen şarlatanların yapageldikleridir.

İslam’ın zulüm ve terör ile asla adı anılamaz iken bunlara tamah edenler nedeniyle (çoğu para karşılığı) zalimler ve teröristler müslüman olarak adlandırılmakta, İslam çirkin hatta tehlikeli gösterilerek İslam’ı ve Türkleri saf dışı bırakmak için sahnelenen çirkin oyunlara alt yapı hazırlanmaktadır.

Bu oyunlara da dıştan ve içten sayısız yardakçı bulunması acınacak başkaca bir meseledir.

Lakin unutulmamalıdır ki “Allah ve peygamberi muhakkak galip gelecektir.” Bu Yüce Allah’ın ahdidir. Ama bu doğru yolda olduğumuz anlamına asla değildir. Aksine iman edenler hep birlikte, Allah adına zulme baş kaldırmayı akıl edene kadar bu gidişat devam edecek gibi görünmektedir.

Anadolunun bu zamana kadar korunabilmiş haline güvenmek yapılacak en büyük hatadır ki artık karşı tarafın tek düşmanı kalmıştır (diğerleri ele geçirilmiştir) ve hedefin tam ortasındaki İslam ve Türklüğe tüm gücüyle saldırmakta sakınca görmemektedir. Bu gaye için milyar dolarların önemi yoktur.

Türklük ve İslam’ın son kalesi Anadoluyu ele geçirmek için önce fikirlere saldırılmış, sonra terör illeti icat edilmiş bunlar başarılı olmayınca topyekun savaşa karar verilerek sınırlar ve bedenler hedef alınmıştır. Yani artık bu savaş cebren ve ölüm pahasına yapılacaktır.

Dahası karşı tarafın zamanı da (kendi ifadelerine göre) daralmış, yeni dünya düzenine geçiş için kaybedecek zaman kalmamıştır. Bu nedenle ricalar bitmiş, tehdit ve zorlamalar başlamıştır.

Tehdit ve zulümler, savaş ve saldırılar tabiki kendi halkları ile değil, müslümanları birbirine kırdırarak gerçekleşecektir ki bunun için İran ve Suudiler birer ordu hazırlamıştır bile.

Yani yeni dünya düzenini tesis edecek (ve ölecek, öldürecek) askerler müslüman askerler olacaktır.

İslam alemi bu kadar acımasız bir sonla karşı karşıyadır. Tüm imanlı kalpler bunun yanlış olduğunu biliyor olsa da karşı gelmek hiç akla gelmemektedir. Çünkü herkes zayıflıktan dem vurmakta ama birleşerek kuvvetlenmeye ihtimal bile vermemektedir.

Cılız birlik çağrıları ise Kur’an eksenli olmaktan ziyade çıkar odaklı olduğundan tesirsiz kalmaktadır.

Tüm Ortadoğu Türk’e ve İslam’a ihanetinin bedelini ödemektedir. 

Kurtuluş bu nedenle sadece Kur’an’dadır. Bu ise okumak, anlayarak okumakla mümkündür. Arapçayı kutsallaştıranların oyunları bu yüzden çok acımasız ve zalimcedir. Tüm İslam gönüllülerin tek ortak paydası olan Kur’an bu iman kardeşliğini yaratabilecekken, Kur’an’dan uzak tutma gayretleri nedeniyle İslam coğrafyasının elleri kavuşamamakta, kalpleri birleşememektedir.

Anadolu için bu çare; laik, dindar, adil, güçlü, ve demokratik olmaktadır. 94 yıllık Cumhuriyet geleneği bunun en güzel örneğini vermiş sonuçlarıyla adeta ikinci bir Asr-ı Saadet’i tüm dünyaya göstermiştir.

Daha düne kadar komşusunun, arkadaşının memleketini, mezhebini, inancını bilmeyen insanlar bugün ötekileşerek parça parça olmuşsa bunun tek sorumlusu asla o oyunu hazırlayanlar değil aynı zamanda ve daha çok o oyuna gelenlerdir.

Allah rahmette sınırsız, sevgide emsalsiz ama azapta en çetindir. Zerrece kimseye haksızlık yapılmadan hem bu dünyada hem ahiret yurdunda karşılıklar sahiplerine ödenecek ve Kur’an bizlerden şikayetçi olacak, peygamber bizi Kur’an’ı hayatın dışına itmekle suçlayacaktır. hal böyleyken Allah bizden nasıl razı olacak ve Allah’ın razı olmadığı bizlere kim, nasıl şefaat edebilecektir?

Tablo korkunç ama nankörlük ve cehalet en tepededir.

Rabbim Kur’an’ı tüm İslam alemine rehber eylesin.

Rabbim dünya insanlarını Müslüman yapma hevesindeki münafık sahtekarları İslam’ın kırbacıyla helak eylesin.

Rabbim iman ve tevhide saygılı halis kullarını şerden, şirretten uzak eylesin.

Rabbim, iman kardeşliğine atılan zehirli okları sahiplerine geri göndersin. Amin!

İslam coğrafyası ve Anadolu

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir