Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / İslam dininin korunmasını emrettiği 5 temel değer
imanilmihali.com
İslam dininin korunmasını emrettiği 5 temel değer

İslam dininin korunmasını emrettiği 5 temel değer

İslam dininin korunmasını emrettiği 5 temel değer , hayat, din, akıl, mal ve nesildir. Bunlara riayet her müslümanın gönül borcu, bunlara riayetsizlik İslam’a tabi olmama halidir.

İslam dininin korunmasını emrettiği 5 temel değer

Dinimizde şu beş şey koruma altındadır; hayat, din, akıl, mal ve nesil. İslamiyetin insanlara tanıdığı temel haklar veya İslam’da beş temel hak olarak da tanımlanabilecek bu değerleri şöyle ayrıntılamak mümkündür;

1. Hayat Hakkı (Canın muhafazası):

İslam dini, yaratılanlar içerisinde insanı en üstün görmüş ve insanın hayatını korumayı da temel ilkeler arasına koymuştur. Kur’an-ı Kerim’de haksız yere bir cana kıymanın bütün insanları öldürmüş gibi ağır bir suç olduğu ve bir hayatı kurtarmanın da bütün insanlığı kurtarma gibi yüce ve değerli bir davranış olduğu ifade edilmiştir. Burada diğer canlıların hayat hakkını da unutmamak lazım gelir ki onlar da taşıdıkları canı sadece Yüce Allah’a borçludurlar ve meşru ve zaruri bir sebep olmadıkça öldürülmeleri hele zulüm ve aşırılıkla öldürülmeleri de günahtır.

Hz. Peygamber (s.a.v) Vedâ haccında bütün Müslümanlara hitaben,

“Bugün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ve masûn ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öylesine masûndur.” (Buhârî, İlim, 37, Hac, 132; Müslim, Hac, 147) buyurarak, insanın yaşama hakkının dokunulmazlığını belirtmiştir. Başka hadiste de şöyle buyurmuştur:

“Yedi helâk edici şeyden sakınınız. Bunlardan biri de haklı durumlar müstesna, Allah’ın haram kıldığı bir cana kıymaktır.” (Buhârî, Vesâyâ, 23; Tıb, 48; Hudûd, 44; Müslim, Îmân, 144; Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 10)

Savaş hâlinde bile savaşa katılmayan kadın, çocuk, yaşlı, din adamı gibi kişilerin öldürülmesi yasaklanmıştır. Ayrıca bir insanın başkasını öldürmesi yasaklandığı gibi kişinin intihar yoluyla kendisini öldürmesi de yasaklanmış ve en büyük günahlar içerisinde sayılmıştır.

Öldürme olayına karşılık kısasın getirilmesindeki hikmetlerden birisi de muhakkak canı emniyete alma ve caydırma prensibidir.

2. Din Hakkı (Dinin Muhafazası):

Her insan imanı ve bir dini tercih etme veya etmeme özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük dilediğini yapma ve dilemediğini yapmama özgürlüğüdür. 

“Dinde zorlama (ikrah) yoktur.” (Bakara, 2/256),

“Sizin dinizin size benim dinim bana…” (Kafirun, 109/6) mealindeki ayetlerde bu hususa vurgu yapılmıştır. İslam devletinin hakimiyetinde yaşayan gayri müslimlere, dinlerini yaşama hakkı verilmiştir.

Bu hususta peygambere dahi düşen tebliğ, davet ve nasihattir ki hesap sorma sadece Allah’a aittir.

3. Akıl (Aklın Muhafazası):

Akıl, insanoğlunun en üstün vasfıdır. Çünkü, Allah’ın emânetleri, akıl sayesinde kabul edilir ve yine akıl sayesindedir ki insan, Allah’ın rızasını elde edebilir. İlmin kaynağı ve kökü akıldır. Akla nisbetle ilim, ağaca nisbetle meyve, güneşe nisbetle nûr, göze nisbetle görme gibidir. İnsanı kâinattaki diğer canlı-cansız varlıklardan ayıran ve ona üstünlük kazandıran akıldır.

Kur’an-ı Kerim’de akıl ve düşünmeye sevkeden “Düşününüz!”, “Hala düşünmez misiniz?”, “Onlar hiç düşünmezler mi?”, “Bakınız!”, “Bakmazlar mı?”, “Ey akıl sahipleri ibret alınız!” gibi ikazlar akla verilen önemi göstermektedir.

Allah’ın aklını kullanmayanlar üzerine pislik attığı düşünülürse aklın kıymeti daha iyi anlaşılır ve bu cihetle zihni bulandıran, dini ve Allah’ı unutturan herşey günah ve yasaktır.

Böyle önemli bir cevherin korunması için İslam dini sarhoşluk veren şarabı ve bilinç kaybı-sarhoşluk sınırından sonraki tüm içkileri haram kılmış ve bu harama riayet etmeyenler için cezalar koymuştur. İslâm hukukunda ayrıca insanları uyuşturup akıl ve muhakeme kabiliyetlerini yok eden diğer bütün maddelerin kullanımı da haram kabul edilmiş ve şiddetle yasaklanmıştır.

Bu içeceklere ilaveten algısal veya psikolojik olarak kandırmalar, bilinci yanıltmalar, gerçeği saptırmalar da duru ve saf idraki engellediğinden manevi birer haram konusudurlar. Müşrik ve münafıkların hali buna örnektir. 

4. Mal (Malın Muhafazası):

İslam dini, mülk edinme hakkını da teminat altına almıştır. İslam, yeryüzünün halifesi olan insanın, insanlık onuruna yakışır bir hayat sürmesini istemektedir. İslam zenginliğe bir ölçüde karşı değildir. Zenginliğin belli bir kesim arasında dolaşan bir güç olmamasını, fertler arasında yaygınlaşmasını öngörmektedir. Bu nedenle zekat kırkta bir değildir. Bu asgari miktardır. Asıl olan ihtiyaç fazlasını infak etmektir.

Dinimiz, insanların canlarına kastetmeyi büyük günahlardan saydığı gibi, mallarını gasbedip çalmayı da büyük bir günah saymış, hatta hırsızlık suçuna karşılık el kesme gibi ağır bir müeyyide getirilmiştir.

İsrafın haram olması ve aşırı cömertliğin yasaklanması da mal ve nafakaların gereksiz yere zayi edilmesine tedbir maksatlıdır. Lüks ve konfor düşkünlüğü ise pek çok etkenin yanısıra kendisine zarar veren bir amel olduğu için de men edilmiştir.

5. Nesil (Neslin Muhafazası):

Neslin devamı ve gelişebilmesi için, evlilik müessesesine ihtiyaç vardır. İnsan neslinin devamı, nesebin muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun temel taşı olan aile müessesesinin kurulması, hayırlı ve namuslu evlatlar yetiştirilmesi meşru evlilikle mümkün olur. Dinen reşit olan insanlar arası, rızaya dayalı ve nikâh akdine dayanan evlilik müessesesi, İslam toplumunun esasını oluşturmaktadır. Bu nedenle durumu olanlar için evlenmek sünnet (farz değil) ve boşanmak en çirkin helallerdendir.

İslâm toplumunun güçlü olmasına önem veren dinimiz, çocuk ve neslin çoğalmasını benimsemiş ve bunu teşvik etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.):

“Çok doğuran sevimli kadınla evlenin, zira ben (kıyamet gününde) sayınızın çokluğuyla (diğer) ümmetlere iftihar ederim.” (Ahmed b. Hanbel, I/412). buyurmuştur.

Lakin burada da dikkat edilmesi gereken husus; çok sayıda çocuk yaparak topluma dert haline getirmek ve dilencilik ettirmek değil nitelikli evlatlar yetiştirerek toplumun bekasını sağlamaya yardım olmalıdır.

İslâm’da çocuk sahibi olma ve neslin devamını sağlama, ibadet kabul edilmiştir. Bu, önemine binâen ona herhangi bir sebeple zarar verme, rahme düşmüş çocuğu düşürme, zâyi etme; doğan bir çocuğu öldürme gibi kabul edilmiştir. Özellikle anne karnında şekillenmiş, uzuvları belirmiş çocuğun düşürülmesi haramdır. Çünkü Rasûlullah (s.a.s.) kadınlardan biat alırken, onlara: “Çocuklarını herhangi bir şekilde öldürmemeleri” şartını koşmuştur. Cahiliye inançlarına da set çeken bu şart çok önemlidir. Çocuk, doğmadan evvel ananın tasarrufu altındadır. Ama doğduktan sonra artık çocuğundan ana değil baba sorumludur. Öyle ise “çocuklarını herhangi bir sebeple öldürmeme” şartı, rahimlerde bulunan ve henüz cenin olan çocukları öldürmeme şartıdır.

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Mümtehine, 60/12).

Zina ve fuhuşun, diğer tüm cinsi sapıklıkların, aynı cinsler arası ilişkilerin, sübyan veya sabilerle, hayvanatla ilişkilerin yasaklanması da bu cihetledir. Öte yandan rızaya dayalı olmayan evlilikler, muta nikahları hep haramdır.

Başlık, mehir gibi maddi hakların tespiti, boşanma ve nikah akdi, çocuğu emzirme süresi gibi detaylara giren Kur’an, İslam hukukuna da hayat vermiş ve konuyu emirlerle muhafaza altına almıştır. Yabancılarla evliliklerde ise müslüman olmayan kadınları almak caize yakın ancak iman etmedikleri sürece müslüman olmayan erkeklerle evlilik caiz değildir. Bunun nedeni de aileyi çevirmekle görevli asıl kişinin baba olmasındandır.

Yetimlerin haklarına verilen devasa önem de aileden mahrum bu insanların topluma zararlı hale gelmesini engellemek ve ahde vefayı temin içindir.

Sonuç olarak denilebilir ki;

İslam bu beş temel hakkı korumayı esas almıştır ve bunu telkin etmekte ısrarlıdır. Dine ve imana gönül verenler için bu kaideler farz mahiyetindedir ve kutsaldır. Mahreme saygı, rızka saygı, namusa riayet, bilinci kontrol, can hakkına saygı gösterme gibi İslami ahlak değerleri de bu bahsedilen temel haklara riayetle hayat bulmaktadır.

Kişi önce kendi haklarına ve sonra sırasıyla aile, akraba, komşu, toplum ve kamu haklarına riayet edecek, kendi haklarını muhafaza ederken, diğer temel haklara saygıda kusur etmeyecektir ki ettiği anda hak çizgisinden çıkmış zulüm çizgisine girmiş olur. Bu durumda da dinin gereği hafife alınmış ve harama alışılmış olur.

Hakkaniyet ve adalete, doğru ve dürüst yaşamak, şehvetin meşrusundan taşmamak, sapıklık derecesinde nefis oyunlarına aldanmamak, öfkelenmemek, affetmeyi ve hoşgörüyü alışkanlık haline getirmek, sağduyu ve tevazuyla yaşamak, Kur’an’a tabi olmak bu temel hakların elde tutulmasında en değerli etkenlerdir.

Haklar elbet sahiplerine iade edilecektir ve mazlumun, yolcunun, muhtacın, yoksulun hakkını yiyenler zulümleri nispetinde ezeli cehenneme mahkum olacaklardır. Çünkü onlar sadece hak etmekle kalmayan ama İslam’a da savaş açanlar ve Allah’ın sınırlarına uymayanlardır. 

Rabbim bizleri bu haklardan mahrum etmesin.

Rabbim bizleri başkalarının temel haklarına musallat olan zalimlerden eylemesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

2 Yorum

  1. Allah okuyanlardan da razı olsun

  2. ALLAH RAZİ OLSUN . ÇOK GÜZEL.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir