Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İslam ezilenlerin dinidir
imanilmihali.com
İslam ezilenlerin dinidir

İslam ezilenlerin dinidir

İslam ezilenlerin dinidir

Mazlum; haksızlığa uğrayan ve baskı altında ezilen, kendisine zulmedilen, zulüm gören, mecazi anlamıyla boynu bükük, sessiz ve uysal (kimse) manasınadır.

Müstaz’af ise, Kur’an’da birçok defa geçen ve ayrıcalıklı öneme sahip olan bir terimdir. Önemlidir, zira insanlık tarihi boyunca sadece dozajı ve failleri değişen zulümlerin, baskıların, sömürülerin, işkencelerin MAĞDURLARINI ifade etmektedir. Müstaz’aflar, istiz’af’a (İnsanları aşağıladıktan sonra ezme ve hor görme suçuna) muhatap kılınan kişi veya kişilerdir.

Ve İslam, ezilen, hor görülen, kıskanılan ama intikam alınan, kan ve göz yaşına boğdurulan ama esenliğe erecek olan mazlumların, müstaz’afların dinidir.

İslam alemi ilk günden itibaren küfür cephesinin ve yine İslam’dan korkanların hedefi olmuş, bu korku müslümanların işkenceler görmesine, öldürülmesine kadar giderken, bu zulüm en hafifinden toplum dışına itilmeyle, servet, nüfus ve makamlarınca alaya alınmakla kendisini göstermiştir.

Müslümanlar neden mazlumdur

İslam, esenlik ve barışı gaye edinen, sadece Allah’a teslimiyet yoludur ve Kur’an ile bildirilen emir ve yasaklar herşeyden mukaddestir. Bu emir ve yasaklar ise hak ve adalete tamamen uygun, hoşgörü, af, yardımlaşma ve paylaşmayı emreden, zenginleşmeyi, zulmü yasaklayan, sabırla doğruluktan ayrılmamayı öğütleyen kaidelerdir.

İslam, riba (haksız faiz), yalan, haram, kafirlerle işbirliği, küfür, iftira, lüks, israf, kötü zan, açık arama gibi illetleri yasaklarken beşeri hukuktan ziyade ilahi adaleti gaye edinir ve bu nedenle İslam’a gönül verenler hak ve hukuka saygılı, namuslu ve dürüst insanlardır.

Lakin bu halleri, İslam’a tabi olmayan küfür cephesinin dünyevi heves ve arzularının kamçıladığı günah ve haramlarda yarışmak hayaline tamamen terstir ve küfür ve şirk cephesi haram ve günahla sürekli para, nüfus ve güç kazanırken, İslam cephesi hep ortak kalkınmayı ve adaletten ayrılmamayı gaye edindiğinden güç kaybına uğramıştır.

Egemenlik ve yönetim erki anlamında da haramdan korktuğu için ticarete dahi uzak duran İslama alemi, yönetimlere talip olmamış, servet biriktirmemiş, tefecilik yapmamış, ilme saygı duyarken bilimle arasına mesafe koymuş, beşeri hukuku hep küfür cephesi oluşturduğundan ilahi adalete sığındığı halde, beşeri hukukun en çok zararını gören kesim olmuştur.

Dahası, maneviyatlarındaki muazzam yükseliş, dünya sevgisine gark olmuş küfür cephesini korkutmuş, akıldan önce vahye ve kalbe önem veren Müslümanların bu tevazuları, onları ezmek isteyen canilere fırsat vermiş ve hatta tahrik etmiştir.

İslam aleminin abartılı kader anlayışı da bu eziyetlere imkan tanımış, çevreye zarar vermekten korkan İslam gönüllüleri şer ve beladan uzak durmak adına çoğu zulmü affetmiş, görmezden gelmiş ve sağduyuyla öfkelerini yenmiştir. Sabır ve sebat bu anlamda öne çıkmış ve şer cephesi çoğu zaman Allah’a havale edilmiştir.

Kandırmak ve aldatmanın olmadığı İslam kalplerinde hile ve yalana da yer yoktur ki bu sayılanlar nüfus ve para anlamında zaten güce ulaşmaya engeldir.

Aşırı dünya sevgisi tüm kötülüklerin başıdır ve tüm dünya kısmen de İslam alemi servetlere tutkundur. Malesef en başı da müşriklerle, Müslüman Ortadoğu ülkelerinin kralları, şeyhleri çekmektedir. Suudi Arabistan, Katar, Yemen, Kuveyt gibi ülkelerde halkın durumuna ve Kralların yaşam tarzlarına bakılırsa ezmek ve ezilmenin ne demek olduğu daha net anlaşılacaktır. O halde bakan gözleri buğudan kurtarmalı ve net görüş sağlayan Kur’an gözlükleriyle bakmak lazım gelir ki hakikat görülebilsin.

Müslümanların bu hale gelmesinin yanlışları sayılamayacak kadar çok olsa da; Kur’an’ı okumamak, anlamamak, hurafe ve rivayetlerden sıyrılamamak, her sakallıyı müslüman sanmak, ölülerden medet ummak, şefaatçi ve aracılardan, türbelerden medet ummak, kafir ve müşriklerle dost olmak-ticaret yapmak, aklı arka plana atmak, dini bilmemek, ibadetteki farklılıklar nedeniyle din kardeşiyle İMAN KARDEŞLİĞİ tesis edememek , şirk ve küfür cephesini tanımamak sayılabilir.

Küfür ve şirk cephesinin durumu

İslam’ı inkarla kalmayıp, itham eden, yok etmeye uğraşan küfür cephesi, beşeri hukuku kendisi kaleme almış, ilahi adaleti yok saymış, oluşturduğu uluslararası teşkillerle ayakta durmak isteyen müstakil toplumları bu sayede ortak karara zorlamıştır.

Ticaret ve siyaset, finans ve sanat gibi tüm etkinliklerde haksız bir reklam ve rekabetle, her türlü hile ve yalana müsait ortamlarla, oluşturdukları sahte algılarla, faiz ve haram yollara müracat etmekle küfür cephesi İslam üzerinde egemenlik ve baskı kurmuş, defalarca tüm küfür ve şirk cephesini toplayıp İslam ordularının üzerine sürmüştür.

Kendisini düzeltmek ve ahirete hazırlamak için didinen müslümanlardan satın alabildiklerini affeden, satın alamadıklarını dize getirmeye çalışan küfür cephesi, tek millettir, ortak gayede buluşan şeytanlar sürüsüdür.

Bu küfür cephesi, para ve nüfusa sahip, zulüm ve haramdan çekinmeyen, şiddetten medet uman, hastalık üreterek salgınlar yaratan, sinsi ve organize bir beladır ve insani işlerin köşebaşlarını tutmuştur.

Allah’tan değil ama hukuktan korkan, lüks ve israfa meyilli, yoksula yedirmek yerine maceralara para yatıran, tabiat ve çevreye önem vermeyen, hak ve adaleti önemsemeyen bu cephe nüfus, para ve siyasette etkin olmuş, mazlumları sömürgeleştirmeye, ezmeye, mümkünse yok etmeye çalışmıştır.

Ezen ve ezilenler

Ezmek güç, hırs, kural tanımazlık, kibir, büyüklenme ve nihayet şeytanla dostluk gerektirir ki küfür cephesinde mevcuttur. Ezilmek ise güçsüz, ayrı, bölünmüş olmayı gerektirir ki bugün dahi İslam aleminin durumu budur.

Küfür cephesi var olmak, yaşamak için sürekli kan içmeye mecburdur ve bu aç kurtlar sürüsü için av olarak en yakında da sessiz kuzular gibi yaşayan müslümanlar vardır.

Şirk ve küfür, dünyalıklara verilen azami önemin ve şeytanın hilelerinin etkisiyle azmakta, haddi aşmakta, sapmakta hünerlidir ve bunda sakınca görmez. Bu sayede elde ettiği güç ile kural tanımaz haldedir ve terör dahi silahları arasındadır. Maalesef ezilenler, kobaylar, mazlumlar, ölenler hep müslümanlardır.

Küfür cephesinin iki devleti dahi çarpışsa ölenler yine müslümanlardır ki bugün Ortadoğudan kaçırılan çocuklar yabancı ülkelere götürülmüş, orada askerler olarak yetiştirilmiş ve yarın olası bir savaşta müslüman ordularına karşı kullanılmaya hazır hale getirilmiştir.

Uyanış ve çare

İslam alemi cihadı sadece savaş sanmakta direndiği sürece bu durumun değişmesi mümkün değildir.

Oysa cihad, Allah adına, Allah yolunda verilen her türlü hak ve adil mücadelenin adıdır ki bu meyanda kalem kılıç kadar keskindir. Nefisle savaşmayı öne çıkaran İslam, önce fertleri düzeltmeyi ve sonra toplumu ıslahı esas alır. Bu nednele İslama tabi olanlar haram ve günaha mesafelidir, hoşgörü ve sabırla bezeli halde yalan ve hileden uzak durur, fitne ve fesattan çekinir, çoğu zaman içine kapanık haldedir.

Çevreye saygılı, vatanını seven, ezana hürmetli İslam aleminin en büyük belası bir ve birlik olamamaktır ki küfür cephesinin ilk muradı işte bu birliği engellemektir. Şaka gibidir ama mezheplere, tarikat ve cemaatlere, hizip ve fıkralara bölünmüş İslam’ın her bir kolu diğerini dinden saymaz haldedir. Bu halde de tek ses olmanın imkanı yoktur. Küfür tek cephe iken İslam asla tek cephe olamamıştır.

İslam alemi, aynı Allah, aynı Kur’an, aynı Hz. Muhammed(sav)’e tabiyken orucu bozan şeyler, rekat sayıları, abdestin farzları gibi alakasız şeyler yüzünden birbirine düşmandır, düşman edilmiştir. Bu kan kokan oyunun adı siyonizmdir ve İslam siyonizmin, israiliyatın zulmü altında inlemektedir.

İslam dostları zulüm ve şiddetten korkmadan, sadece Allah’tan korkarak taraf olmalı, kenetlenmeli ve dini bölmekten vazgeçmelidir. Allah’ın ipi Kur’an, bu kardeşliği sağlamak ve egemen kılmak için defaten emreder ki asıl olan soy kardeşliği değil dava kardeşliğidir ve bu dava kardeşliğinin adı iman kardeşliğidir.

Bu kardeşlik sağlanmadıkça gayelerde ortak olunamaz ve asla birlik sağlanamaz. İman ve amel bu yüzden birbirinden bağımsızdır. İbadet ve ameller, hayır ve hasenat, hatta ahlak dahi söz ve hareketlerle alakalıdır ve coğrafyaya, zamana, örflere ve kamu hukukuna göre az da olsa fark yaratabilir ama iman bütündür, değişmeyendir ve herkes için aynıdır. Bölünmüş İslamın her bir ferdi aynı imana sahip veya gönüllüdür. Buna rağmen ameller bu kalbi imanı esir alıyorsa ve ayrışmaya sebep oluyorsa suç sadece küfür cephesinde değil aynı zamanda içimizdeki mü’min kokulu kafirlerde, münafıklardadır da.

Arapçaya mahkum edilmiş Kur’an nasıl bir küfür oyunuysa, tefsir ve meallerdeki hile ve oyunlara nasıl sessiz kalınıyorsa ibadet alanındaki oyunlar da küfür cephesinin ve arkalarındaki şeytanın zaferleridir.

Oysa imanın tek amel şartı zulümle mücadeledir ve maalesef İslam alemi zulme direnmek dışındaki tüm amelleri inatla imana sokmak isterken, zulümle savaştan zinhar kaçmakta, korkmakta ve çekinmektedir.

Şehit olma hali İslama gönül verenlerin düğünüdür. Bu arzu dünyevi korkuları silip yok eden, ahireti hatırlatan, Allah yolunda cihadın en şereflilerinden olduğu halde Allah için sevmesi ve Allah için sevmemesi gereken İslam alemi hurafelerden ve rivayetlerden, uydurma hadislerden bir türlü başını kaldıramamaktadır.

Allah’ın yardımının elbet geleceğinden dahi emin olamayan İslam alemi, kan ve gözyaşı dökerken bir olmaya da, cihad etmeye de, kurtuluş ve esenliğe de hazır değildir.

Ahir zamanın kaçınılmazları

Zaman ahirdir, ahir zamandır. Bu kötüye gidiş mukadderat olmasa da olmakta olandır. Yani kötü çoğalacak, iyilik azalacak, kıyamete yakın bu zulümlerin dozu ve şiddeti de artacaktır. Bunun kaçınılmaz neticesi ise elbette var olmak için ayağa kalkmaktır ki tüm dinlerde anılan bu savaşın adı SON SAVAŞTIR.

Armageddon gibi süslü adlarla anılan bu son savaşa muhtemelen çeyrek kalmıştır. İman cephesiyle küfür cephesinin, ırk, din, dil, milliyet ayrımı yapmaksızın karşı karşıya geleceği bu savaşta belki çok canlar ölecek ama muhakkak kazanan (Allah’ın ordularının da yardımıyla) iman cephesi olacaktır. Çünkü Allah’ın emri budur ve İslam kıyamete kadar baki kalacaktır.

“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran 3/139)

O halde yan yatıp beklemek değil doğru olan bir an önce toparlanmak ve Kur’an ile yeniden yapılanmaktadır. Çünkü Kur’an, olmuşu, olacağı izah ederken, stratejiyi de belirlemekte, taktikler de vermektedir. Müslümanların yapması gereken bunları okumak, anlamak, benimsemektir.

Bilmek lazım gelir ki Allah ezilenleri, ezenlerin üzerine çıkartmayı dilemektedir.

“Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.” (Kasas 28/5)

Uyanışın ilacı

İmanı tazelemek, iman kardeşliğini yüceltmek, Kur’an’a sarılmak, dini tek parça haline getirmek, dini yaban otlarından ve manevi mikroplardan temizlemek yapılması gereken ilk iştir. Münafıklardan, hurafelerden, Kur’an dışılıktan kurtulacak İslam, imana ve Allah’a bağlı, şehit olmaya hevesli, düşmanı tanıyan, dosta ve Allah’a güvenen toplumlar, ordular yaratacaktır.

İslam alemi sadece Allah’a teslim olmalı, sabır ve sebatla doğruluk çizgisinde durmaya devam etmeli, ilahi nizam ve buyruklara ters şiddet ve tacizlerden sakınarak, kafir ve müşriklerle olan irtibatını derhal kesmelidir.

Borç, lüks, israf belalarıyla kanı ve cüzdannı emilen İslam alemi maddi olarak güçsüzlüğünün bedelini sömürülmekle ödemektedir. Bu yüzden lüzumsuz harcamalardan kaçınmalı, paylaşmalı, yardımlaşmalı, azla yetinmeli ama namerde muhtaç olmamalıdır.

İlim ve akıl İslam alemine yol gösterecek, kalplerdeki iman bu yolu aydınlatacaktır.

Barışçı yollar öncelikle tüketilecek, imana gelenler geri çevrilmeyecek, akıl kullanılacak, kalbe danışılacak, eğitim ve öğretim ile aydınlık ufuklara yelken açılacaktır.

Nihayet zamanı geldiğinde canlar ve kanlar iman ve Allah yolunda akmaya hazır olacak ve akacaktır.

Netice

Yüce Allah, tek ve muktedir olandır.

O, ezilenleri ezenlerin üzerine elbet çıkaracaktır. Çünkü şeytanın güdüsüyle ahlaksızlık ve imansızlık detyasında yüzen küfür cephesi, kural tanımazlıklarıyla Allah’a isyan ve küfür halindedir. Kaybetmeye mahkumdur çünkü hak kazanacaktır.

Allah, cehennemleri dolduracağına ahdetmiştir. Bu öyle yarattığı için değil ama öyle olacağını bildiği içindir. Yani çoğu insan cehenneme gideceği akibeti Yüce Allah’a malum olduğu halde yaratılmıştır.

İman kardeşliği ezilmemeye karşı en kuvvetli ilaçtır, şifadır, panzehirdir.

Hak kazanacak, batıl yok olacaktır. İslam’ın nuzül maksadı bu değil midir?

Şehitler oldukça toplumlar üzerindeki rahmetler de artarak devam edecektir.

Ezanlar susmayacak, vatan semalarından şanlı bayrak dalgalanmaya devame decek, tüm yeryüzü ibadethane olacak şekilde pisliklerden elbet temizlenecektir.

Şeytan kıyamet sonrasına kadar (insanların yeniden dirileceği güne kadar) süre istemiştir. Lakin kendisine verilen süre bu değildir ve zamanı meçhuldür. İnanırız ki bu süre kıyametten önceki bir süredir ve bu kötülüklerin kıyametten hemen önce veya en geç kıyametle sona ereceğidir. Zaten berzah ötesi kötülük veya iyilik yeri değil hesap verme yeridir.

Allah katında din İslam’dır ve bu ahiret yurdunda da baki kalacak dinin, beşeri hayat kıyametle yok olsa da ahirette var olacağına delildir. buradan çıkacak kesin sonuç ise şudur ki batıl hakkı yenemez.

Kuvvetli silahları, kudretli bombaları olsa da Fil Ordusunun başına gelenler, küfür cephesini de baş aşağı etmeye yetecektir. Allah’ın orduları (melekler, kuşlar, mahlukat, yağmur, depremler, göçük ve heyelanlar, rüzgar, ağaçlar, vb.) devreye girecek ve hak kazanacaktır.

Küfür cephesinin elindeki o şer maksadıyla üretilmiş kan kusan ve korkulan bombalar patlamayacak, silahlar atmayacak, gemiler yüzemeyecek, uçaklar uçamayacaktır.

Ancak çare ve ilaç bir olmak , birlik olmak, oyuna gelmemektir.

Çare imandır, iman kardeşliğindedir. Kim nasıl ibadet ederse etsin tüm ibadet ve dualar sadece Allah içindir ve Allah’ın imanlı kulları yani mü’minler ancak kardeştir.

Modern zamanın en büyük belası işte bu imana mesafeli olmaktır ve teslimiyeti kabul etmemektir. Oysa, beşeri galibiyetler ancak beşeri mutluluk ve saadetler getirir. Gerçek esenlik ve hayat ise ahiret yurdundadır ve iman ahiretin anahtarıdır.

Hem inanıyor görünüp hem şerre teslim olmak ise münafıklıktır.

Şirk, şeytanın dini, Allah’ın yanına ortaklar koyma dininin adıdır. Müşriklik, İslamın damarlarına kadar girmişken bunu temizlemek yine sadece Kur’an ile ve Allah’ın dilemesiyledir. Çünkü imanı veren ve bilen Allah, nefisleri temizleyen yine sadece Allah’tır.

İmanlı kalpler, tevbe ve dua ile Allah’a yöneldikten, Kur’an İslam’ıyla tanıştıktan sonra korkulacak hiçbir şey yoktur.

Son söz

Küfür cephesi, imanlı kalpler uyanmadıkça ezmeye devame decektir. Oysa Allah ezilenlerin ezilmesine razı olmayandır. O, diler ki kulları kendisini ezdirmesin, Kur’an istikametinde ayağa kalksın ve cihad etsin, Allah dostları ile aynı safta saf tutsun.

O, diler ki, iman kardeşliği ve esenlik yeryüzüne egemen olsun.

O, diler ki, zulme karşı durarak imanlar, İmam-ı Azam misali, ispat edilsin.

O, diler ki, İslam Kur’an’a dönsün.

Din düşmanlarının, din içindeki münafıkların, yahudi kırması müşriklerin, şeytana biat edenlerin, zalim ve adaletsizlerin, dini bölenlerin varacağı yer ateştir.

Cennetlere sadece iman edenler girecektir ve iman kalpte filizlenen ilahi bir goncadır.

İslam alemi, kalplerine ve Kur’an’a danışarak, gerçek dindarları ve sahte dincileri tanımak mecburiyetindedir.

İslam alemi, din savaşlarında yan yana can veren değişik mezhep ve tarikata mensup atalarının kardeşliğini anlamalı, anlamsız ayrılıklara son vermelidir.

Dinde milliyet fikri önemli değildir, cinsler, ten renkleri, lisanlar mühim değildir. Lakin hür ibadet için, selametle yaşayabilmek için toprak ve bayrak lazım olandır. Bu yüzden vatan sevgisi imandandır. Ezan seslerinin dinmemesi için bir toprak ve sınır lazımdır ki bu sınırın içi vatandır.

Vatana sahip çıkmak, vatanı savunmak sadece beşeri hayat için değil aynı zamanda Allah yolunda cihad için de şart olandır. Bu uğurda can ve kan dökmüşlere vefa da iman borcudur.

Rızkı, nimeti, şifayı veren Allah kurtuluş yolunu da gösteren ve kurtuluşu da nasip edecek olandır.

Hakka ve akla uymayan gaye ve hevesleri beyhude olan küfür cephesinin vicdana ve Allah’a yönelen kalpleri ezmekten başka çaresi yoktur. Onlar da bilirler ki hak ve hakikat İslam’dadır. Fakat kibir ve hırsları, menfaat ve nüfusları İslam’a tabi olmaya engeldir. Çünkü tabi olurlarsa o nüfuslarla büyüklenemeyecek, o servetlerle şımaramayacaklardır. Ahiretleri karanlık olduğu için de bu dünyada zevk ve sefa arayışları daima sürecektir. Çünkü dünya kafirin cennetidir.

Kafir ve müşriklerle, münafıklar güruhuyla aynı akibete mazhar olmamak içinde yapılacak şey onlarla irtibatı bir an önce kesmek, onların heveslerine uymamak, kanmamak ve aldanmamaktır.

Harama, günaha, haksız ve adaletsiz olana, yalana, yanlışa, fitne ve fesada tevbeli bir İslam aleminin yapamayacağı şey yoktur. Yeter ki Allah ve KUR’AN yolunda bir olunsun, birlik sağlansın.

Rabbim, mazlumlara yardım eylesin.

Rabbim, mazlumlara tek ses ve yürek olabilmeyi nasip etsin.

Rabbim, Kur’an’a dönüşü nasip eylesin.

Rabbim içimizdeki şehit olma arzusunu yok etmesin.

Rabbim iman versin, nefislerimizi temizlesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İman ehlinin itaati

İman ehlinin itaati

İman ehlinin itaati Evvela merhum Elmalı Hamdi Yazır’ın tefsirinden notlara bakalım; “İman ehlinin idareci ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir