Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam hukukunda boşanmanın hükmü
imanilmihali.com
İslam hukukunda boşanmanın hükmü

İslam hukukunda boşanmanın hükmü

İslam hukukunda boşanmanın hükmü

Yüce Allah kulları arasına sevgiyi koyan ve eşleri birbirine ısındırandır. Böyle olması İslam’ın sağlıklı ve namuslu nesiller yetiştirebilmesi ve dinin hak yoldan selametle devamı içindir. Bu nedenle evlenmek farz olmasa da sünnettir ve nikah ile birleşen imanlı kalpler aile olmakla birlikte birbirlerinin de mesuliyetini alırlar.

Boşanmak helal olmakla birlikte çirkindir lakin şartlara bağlı olarak gerçekleşmesi çoğu zaman geciktirilmesinden yeğdir. Bu nedenle de mübahtır.

Meseleye girmeden önce bir husus unutulmamalıdır ki Peygamberimizin durumu ile diğer mü’minlerin durumu farklıdır. Bu fark hem izdivaç hem de talak anlamındadır. Burada sadece diğer mü’minler ele alınacaktır.

Boşanma hukukunun asıl buyurulduğu ayetler, talak (boşanma) suresinde yer almaktadır. Burada vurgulanan ilk mesaj ise konunun keyfiyete değil zorunluluğa bağlı olması ve her iki tarafın da hak kaybına uğramamasıdır. Bu hak hem maddi hem de manevi anlamdadır ve boşanma ile mevcut veya muhtemel evlatların mağdur olmamasına özel önem verilmektedir.

“Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde, onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik hâlinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayâsızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır. Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki âdil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur. Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir. İşte bu, Allah’ın size indirdiği emridir. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını büyütür. Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için (çocuğu) emzirirlerse (emzirme) ücretlerini de verin ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız, çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir. Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı dar olan da, Allah’ın ona verdiğinden (o ölçüde) harcasın. Allah, bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.” (Talak 65/1-7)

Konunun Bakara suresinde yer alan ayetlerinde de boşanma işleminin tıpkı izdivaç gibi güzellikle yapılması, zorlama ve tehdit içermemesi, hak mahrumiyetine yol açmaması vurgulanmaktadır. Çünkü ulvi maksatlarla gerçekleşen evlilik sonrasında gerek tarafların ve gerekse evlatların mağdur ve rüsva olması istenecek en son şeydir ve ayetler bu riski bertaraf etmek için olması gerekenleri belirtmektedir.

“Eşlerine yaklaşmamağa yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde) dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Eğer (yemin edenler yeminlerinden dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Dönüş yapılabilecek) boşama iki defadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek, ya da güzellikle bırakmaktır. (Evlilikte) tarafların Allah’ın belirlediği ölçüleri koruyamama endişeleri dışında kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şeyi geri almanız, sizin için helâl olmaz. Eğer onlar Allah’ın belirlediği ölçüleri gözetmeyecekler diye endişe ederseniz, o zaman kadının (boşanmak için) bedel vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Allah’ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir. Eğer erkek karısını (üçüncü defa) boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. (Bu koca da) onu boşadığı takdirde, onlar (kadın ile ilk kocası) Allah’ın koyduğu ölçüleri gözetebileceklerine inanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönüp evlenmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın, anlayan bir toplum için açıkladığı ölçüleridir. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2/226-232)

Nafaka bedeli ile boşanma sonrası taraflardan birinin (özellikle kadınların ve çocukların) sıkıntı yaşamaması ve kötü yollara mahkum kalmaması, eşlerden birinin vefatı durumunda da tıpkı boşanma hali gibi geride kalan eşin maddi sıkıntılara düşmemesi hedeflenmektedir.

“Kendilerine el sürmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. (Bu durumda) -eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak müt’a verin. Bu, iyilik yapanlar üzerinde bir borçtur. Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikâh bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah’a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara 2/236,237)

“İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların meşru biçimde kendileri ile ilgili olarak işlediklerinden dolayı size bir günah yoktur. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların hakkıdır. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir borçtur.” (Bakara 2/240,241)

“Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikâhlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut’a verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.” (Ahzab 33/49)

Burada hülle kavramına da değinmekte fayda vardır.

Sözlükte “helâl kılma” anlamına gelen halle fiilinden türetilen hülle kavramı, üç talakla boşanan bir kadının ayrıldığı kocasına dönebilmesi amacıyla bir başka erkekle evlenmesi anlamına gelmektedir. Bu işlem tahlîl veya tahlîl-i şer’î tabirleriyle de ifade edilmektedir. İslâm dini boşama suretiyle kadınlara zarar vermeyi yasaklamış ve buna yol açan sonsuz sayıdaki boşama hakkını da sınırlandırmıştır. Kur’ân’da “Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. (…) Eğer tekrar (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onunla evlenmesi kendisine helâl olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa ve her ikisi de Allah’ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde sakınca yoktur. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.” buyurulmaktadır (Bakara, 2/229, 230). Üç talakla boşanan eşlerin tekrar evlenebilmeleri için boşanan kadının başka biriyle evlenmesi ve bu evliliğin hilesiz, muvazaasız, sahih bir şekilde ve evlilik amacına uygun olarak yapılması ve zifafın gerçekleşmesi gerekir. Hz. Peygamber, ikinci eşiyle zifaf olmadan birinci eşiyle evlenmesinin helal olmadığını belirtmiştir (Buhârî, Talâk, 4; Ebû Dâvûd, Talâk, 49). İlk eş ile evlenmeyi helal kılmak için yapılan ve hülle adı verilen hileli evlilik, İslâm ilkelerine, kadının hakkını ve itibarını korumak amacıyla boşamanın üç ile sınırlandırılmasına ters düşmektedir. Bu yüzden Hz. Peygamber, hülle yapan ve yaptıran erkeği Allâh’ın lânetine uğramış kişiler olarak ilan etmiş (Ebû Dâvûd, Nikâh, 15; İbn Mâce, Nikâh, 33), hülle yapan erkeği kiralık teke olarak aşağılamıştır (İbn Mâce, Nikâh, 33). Ashab-ı kiram da hüllenin helal olmadığını belirtmiştir. İslâm mezhepleri, hülle şartıyla yapılan evliliğin haram olduğunu kabul etmişler; Hanefîlerden İmam Ebû Yusuf ve Muhammed ile İmam Şafiî bu nikâhın ilk koca ile evlenmeyi helal kılmayacağını, İmam Malik ve Ahmed ibn Hanbel de, hülle şartıyla yapılan evliliğin fasit olduğunu söylemişlerdir. Ancak, üç talak ile eşinden ayrılan kadın, hilesiz, muvazaasız, sahih bir şekilde ve evlilik amacına uygun olarak başka bir eşle evlenir ve ölüm veya geçimsizlik nedeniyle ayrılık meydana gelirse, ilk eşle evlenmesi helal olur. (DİB)

Talak ile ilgili ayetlerin iman penceresinden irdelenmesinde karşımıza şu hususlar çıkar;

Öncelikle evlilik müessesesinin; eğlence veya şehvet tatmini için değil, doğal şehvetin meşrulaştırılması, mukaddes olan aile hayatnın tesisi ve İslam’ın geleceği nesillerin sağlıklı şartlarda yetiştirilmesi maksatlı olduğu vurgulanmaktadır.

Evlilikte esasın karşılıklı sevgi ve istek olduğu açıktır. Bu nedenle zorlama olmayacaktır. Boşanmada da aynı esaslar ele alınmakta ve çıkar yahut başkaca art niyetler için evliliklerin heves uğruna zarar görmesine müsaade edilmemektedir.

Mut’a türü gecelik eğlencelere yönelik haram nikahlara veya farz ayetlere rağmen hülleye yani sahte nikahlara da izin yoktur.

Boşanma hakkı aslen erkeğindir lakin bu hak başkalarına veya kadına da verilebilir ama temel şart tarafların makul ölçüde maddi kayıptan kurtulmaları, sonraki yaşamlarına ahlak çizgisinde devam edebilmeleri, evlilikte olan çocukların asla zarar görmemeleridir.

Her ne kadar kutsal ve şart olsa da eşler arasında sevgi bağının kalmaması, farklı dinlere mensup olunması, zina, şiddetli geçimsizlik gibi evlilik maksadına ters ve tedavi edilemez hallerde evliliğin devamı değil esas olan boşanmanın gerçekleşmesidir. Burada da evlilik müessesesinin meşruluğu ve güzelliği korunmak istemektedir. Lakin bu bir heves olmaktan öte bir mecburiyete dayalı olmalıdır.

Meselenin fıkhi boyutu bir hayli derindir lakin burada iman yönüyle incelenen konuda karşımıza şu sonuç çıkar; evlilik sünnet, boşanma çirkin bir helaldir. Ayetler mezhepler arası yorumlara meydan bırakmayacak kadar açıktır.

Hırs ve kızgınlıkla gerçekleşebilecek boşanmalara karşı ise tedbir olarak üç defa şartı getirilmekle, esas olanın boşanma değil, evliliğin devamı olduğu işaret edilmektedir.

Şahitlerin varlığı ve sayısı ayette belirtilirken aynı zamanda o şahitlere veya diğer yakınlara arabulucu olma görev ve yetkisi de verilmektedir. Bu da evliliğin devamının çok zorunlu bir hal yoksa boşanmadan ziyade düşünülmesi gerektiğini buyurur.

Adalet ve hakların muhafazası şahitler ile de teminat altındadır ve yalancı şahitlerin vebali büyük olacaktır.

Zina ile ilgili diğer ayetlerle birlikte düşünüldüğünde ise yemin ve ispat mecburiyeti buarada da görülür ve yok veya yalan yere boşanma şiddetle yasaklanır.

Anne karnındaki veya emzirme çağındaki çocukların mağduriyetleri dikkate alınarak ve dul kadınların gereksiz iftiralara konu yapılmamasını temin maksadıyla ayetlerde sınır, emir ve yasaklar buyrulmuştur.

Özetle; boşanma meselesinde önemli olan niyet ve samimiyet, adalet ve mecburiyettir. Şehvet veya heveslerle evlenmek te boşanmak da arzu edilmeyendir. Aile kurumunun mukaddesliği ve evlatların geleceği en başta gelen hususlardandır.

Nikahı düşüren haller fıkıh kitaplarında mevcuttur. Zina, aldatma, namusa laf getirme, sevgisizlik, şiddetli geçimsizlik, saygı ve itibarın tükenmesi gibi mücbir sebepler durumunda evliliğin devamı yerine aslolan boşanmanın gerçekleşmesidir.

Nikah bahsindeki gibi boşanmada da asıl korumaya alınan müessese dinin kendisidir. Özendirilen mahremiyet ve meşruluğun zarar görmemesi temine çalışılırken öte yandan eşlerin veya çocukların kötü yollara düşmelerine de mani olunmaya çalışılmaktadır.

Erkeğe kadına nispeten verilen öncelikli haklar dikkate alındığında evi geçindirmek ve para kazanmakla mükellef erkeğin boşamada asıl söz sahibi olduğu, nadir hallerde kadının boşanmak için maddi haklarından vazgeçmek veya erkeğe bizzat para vermek suretiyle boşanmayı isteyebileceği de görülmektedir.

Anne karnındaki bilinen veya bilinmeyen bebelerin bu aşamada zarar görmemesi ve iftiralara meydan verilmemesi için belirtilen kurallar ve bekleme süreleri dikkate alınmalıdır.

Erkeğin kadına fasılalar ile boşanma kararını iletmesinin emredilişi bir ihtimal sevginin canlanması umuduyladır. Boşanma tebligatı durumundaki bu ifadelerin bir anda sarf edilmesi ise dinen uygun değildir.

Bebelerle (erkek ve kız için dinen mükellefiyet yaşı takriben onbeştir) veya para karşılığı veya çok kısa heves ve anlar için yalandan nikahlanmak dine kesinlikle aykırıdır.

Mü’min; Allah’ın emri üzere evlenmeyi borç sayan, sevgi bağlarına ve hakkaniyete dayalı aile kurumunu mukaddes gören, aile içinde adaleti ve hakkaniyeti egemen kılan, sabırla ve güzellikle yöneticilik icra eden, eşine ve çocuklarına doğru ve güzeli nasihat eden, gayri meşru ortamlarda dolaşmayan, mahremiyeti ön plana çıkaran, sohbet ve muhabbeti muhafazaya çalışan ancak meşru ortam oluştuğunda da en çirkin helal olan boşanmayı geciktirmeyen ve bunu ayete uygun eda ederek her türlü hak kaybını engelleyendir.

Şahitler, evlendirme ve boşamaya yetkili din adamları, eş ve çocuklar için ana gaye evlilik kurumunun bekası ve sarsılmaz mukaddesliğidir. Buna zarar verecek her türlü yanlış düşünce ve amel zinhar yasaktır, çirkindir.

Kısaca, gelecek nesillerin namuslu ve imanlı yetiştirilmesi için zorunlu olan evlilik müessesesinin zarar görmemesi, sevginin heves, gayrimeşru şehvet, hırs ve düşmanlıklara galip gelmesi esas olandır. Adalet, samimiyet ve hakkaniyet ise hem öncesi hem sonrasında muhakkak sağlanması gerekendir. Ve zaruri hallerde evliliğin devamı yerine boşanmayı tercih etmek hayırlı olandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir