Anasayfa / BAŞ YAZILAR / İslam iffet ve namusu emreder
imanilmihali.com
İslam iffeti ve namusu emreder

İslam iffet ve namusu emreder

İslam iffet ve namusu emreder

Namus kelimesi dilimizde yaygın olarak ırz, iffet, haya, edeb, doğruluk, dürüstlük, itibâr, güvenilirlik, ahlâkî ölçülere bağlılık, emniyet, şan, şeref, temizlik gibi fazilet ve yüksek değer taşıyan hasletleri ifade etmek için kullanılır. Namus kelimesi dilimizde daha çok “utanma duygusu” karşılığında kullanılmaktadır.

Bu anlamda Peygamber Efendimiz;” Bütün peygamberlerce söylenegelen bir söz vardır; o da, “utanmazsan istediğini yap” sözüdür” buyurmuştur (Buhâri, Enbiya, 54; Edeb, 78; Ebû Davud, Edeb, 6; İbn Mâce, Zühd, 17; Mâlik b. Enes, Muvatta’, Sefer, 46; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., IV, 121, 122; V, 273). Görüldüğü gibi utanma duygusu her devir ve her millet için geçerlidir.

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde de nâmus sözcüğü karşılığında “iffet, haya, mahrem yerini koruyan” vs.. ifadeleri kullanılmış ve bu duygulara sahip olan kimseler övülmüş; bu duyguları çiğneyip saygısızlık edenler ise yerilmişlerdir (el-Enbiya, 21/91; el-Müminûn, 23/1-7; et-Tahrim, 66/12; el-Meârir, 70/29-30). Ayrıca, iffetli (nâmuslu) olmanın ahirete taalluk eden yönü de vardır (el-Ahzâb, 33/35).

Bir kimsenin mahrem, gizli sırları olup, işlerinin ve hâllerinin iç yüzüne vâkıf olana, onun namusu denir. Hayırlara ait gizli hâllere vâkıf olana da namus denir. Cebrail aleyhisselam, diğer meleklerce bilinmeyen vahyin sırlarına vâkıf ve mahrem olması cihetiyle ona, namus-i ekber denir. Din anlamında da kullanılır. İslamiyet’e namus-i ilahi de denir.

Namussuz; genelde iffetsiz, edepsiz, hayâsız, şerefsiz, fahişe gibi mânâlarda kullanılıyorsa da, emniyeti, nizamı bozanlara, İslamiyet’e uymayanlara, Allah’ın kanunlarını yani dinimizin emir ve yasaklarını çiğneyenlere de denir. Bu bakımdan namussuz; kanunsuz, yani kanuna uymayan, dinimizin emirlerini çiğneyen kişi demektir. Bu tarife göre, namaz, oruç gibi Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmeyen, yalan söyleyen, hırsızlık eden namussuz demek olur.

(Ar namus, tertemiz) demek, (Hayâsı, utanması yok) demektir.

(O namussuzun biridir) demek, (Şerefsizin biridir, dinden, imandan haberi yok) demektir.

Namusu korumak hem erkeğe hem de kadına farzdır ki namusun doğru sözlü, iffetli, şerefli, emanete sadık olduğu hatırlanırsa namusu korumak boyunların borcudur.

“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab 33/35)

“Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.” (Me’aric 70/29)

Namus o denli büyük bir erdemdir ki ona yok yere iftira atmanın bedeli de ağırdır.

Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.” (Nur 24/4)

İffet, namusun izahı yerine kullanılan ahlaki bir terimdir ve ruhi ve bedeni ahalkı koruyanların vasfıdır.

“Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: “İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı bundan kaçındı. Andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacak.” (Yusuf 12/32)

“(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. ” (Nisa 4/24,25)

“Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Nur 24/33)

İzdivaç ancak iffetlilerle yapılırsa makbuldür ve tevbe etmedikçe iffetsizlerle yuva kurmak dinen caiz değildir. Tevbe halinde ise hüküm artık Allah’ındır ve iffetsiz bir müslüman hür kadındansa iffetli bir cariye yeğdir.

“Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir.” (Maide 5/5)

“Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.” (Meryem 19/20)

“Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.” (Tahrim 66/12)

İffet tıpkı namus kavramı gibi sadece namahrem şehvetlere mal edilemeyecek kadar derin bir mevzudur ki vakar olma hali yani gurur ile sebat etme durumu iffetlilere hastır. Dilencilik eden, çabalamadan hazıra konmak için izzet ve şerefini yok sayanlar, üç kuruş için hak yemekten çekinmeyenler ve hakkı olmadığı halde çeşitli yardımları almakta sakınca görmeyenler iffetten mahrum olanlardır.

“Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.” (Zariyat 51/19)

Namus sadece bedensel olarak ihlal edilmez. Bu ihlal aynı zamanda ve belki daha da çok gözlerledir ki gizli şehveti şirk olarak tanımlayan peygamberimizin sünneti kulaklara küpe olmalıdır.

“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar…” (Nur 24/30,31)

Namus ve iffetin korunması hak ve caizdir ki aile içinde bu mesuliyet fertlere ait olsa da yuvanın genel namusu erkeğe havaledir. Bu nedenle kadın eşin bu namusa söz getirmesi durumunda tedbir almak da erkeğin mesuliyetidir. Burada son çare olarak anılan dövme bahsinde itilaf bulunsa da ayet açıktır ve zamana ve örfe göre değişme durumu bizce söz konusu değildir.

“Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.” (Nisa 4/34)

(Ayette, “gayb”, eşinden uzakta bulunan erkeğin namusu, malı ve her türlü hakkı anlamındadır. Mü’minler için en güzel örnek Hz. Muhammed Aleyhisselâmdır. Bu âyet-i kerimeyi en iyi anlayan da şüphesiz ki odur. Kesin olarak biliyoruz ki o ömründe bir defa olsun elini kaldırıp bir kadına vurmamıştır. “Kadınlarını dövenleriniz iyileriniz değildir” buyuran da odur, “İçinizden biri, karısını köle döver gibi dövüp sonra da gece onunla yatabilir mi?” diyerek karı koca ilişkilerinin sevgiye dayanması gerektiğine dikkat çeken de odur. Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi’nde, çok can alıcı konulara temas etmiştir. Bu hutbesinde kadınların haklarının gözetilmesini ve bu konuda Allah’tan korkulmasını özellikle vurgulamıştır. Kadının, evlilik sorumluluklarını yerine getirmemek, kocanın haklarını ihlal etmek, onun şahsiyet ve vakarını zedeleyici tavırlar sergilemek veya iffet ve namusunu tehlikeye sürükleyebilecek durumlara meyletmek gibi olumsuz davranışlara girmesi hâlinde, aile yuvasının devamını sağlamaktan birinci derecede sorumlu olan kocanın, içine düştüğü mecburiyetten dolayı bazı tedbirlere başvurması tabiidir. Bu tedbirler, zaman, mekân ve sosyal şartlara göre farklılık gösterebilir. Âyette son seçenek olarak zikredilen darp meselesi de çok istisnaî bir tedbirdir. Böyle bir tedbirin fayda getirmeyeceği, tam tersine zarar getireceği bilinen durumlarda, İslâm bilginleri, kesinlikle bu seçeneğe başvurulmaması konusunda ittifak hâlindedirler. (DİB))

Namusu yani mahremiyeti araştırmak bahsi ise açık aramak, ayıp aramak, kötü ve aşırı zanda bulunmak, gıybet ve iftira yollarına sebebiyet vereceğinden gayet sakıncalıdır. Ortada açık ve malum bir hal var ise şahitlik Allah emridir. lakin bu vaziyette dahi ıslah esas olandır. Aksi durumda yani namus bekçiliği yapıp mahremiyeti aralamaya çalışmak caiz ve doğru değildir.

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat 49/12)

Namussuzluk edenlerin fasık ve kafir olarak adlandırılması ise Kur’an’ın yüceliğinin bir başka göstergesidir ve erdemden yoksun bu namussuzların hali sadece bacak arası ile açıklanamayacak kadar kötüdür.

“Onlar (fasıklar), Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara 2/27)

“Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.” (Nuh 71/26,27)

İffet ve namus ahlakın ve dinin olmazsa olmazlarındandır ve Kur’an emridir. İşin doğrusu, tamı, hakikati elbette Kur’an’dadır. Şeref ve şan adına olan her şey Kur’an’dadır ve bu da demektir ki ahlak, ibadet, amel adına olan her şey Kur’an’a uygun ise namusludur, iffetlidir.

“Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiya 21/10)

İnsan doğuştan temiz ve şerefli kılınmıştır. Doğru yoldan ayrılmayı dileyen kendisidir ve ayrıldığında da akibeti karanlıklardır.

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsra 17/70)

Mükafatlar, erdemi, izzet ve şerefi, namus ve iffeti koruyanlar içindir.

“Kitab’a sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükâfatını zayi etmeyiz.” (A’raf 7/170)

Nihayet utanma duygusu dediğimiz haya namusun en meşhur halidir ve Peygamberimiz hayayı gayet net izah etmiştir.

Hz. Peygamberde utanma duygusu (haya, nâmus) ile ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır: Allah gerçeği söylemekten sakınmaz (haya etmez)” (Buhârî, İlim, 50); Allah’dan gereği gibi haya ediniz” (Tirmizi, Kıyâme, 24; Ahmed b. Hanbel a.g.e., I, 387); Îman yetmiş küsür şubedir, haya da imandan bir şubedir” (Müslim, İman, 57, 58); “Utanma duygusu insana hayır getirir (vakar ve sekinet kazandırır)” (Müslim, İman, 60, 61). Ancak, ilmi ve dini konuları sorup öğrenme konusunda utanma olmaması gerektiğini de özellikle belirtmişlerdir (Buhâri, İlim, 50). Yine dinimizce bir müslümanın ırzı (nâmusu), diğerlerine kesinlikle haram kılınmıştır (Ahmed b. Hanbel, a.g.e., III, 491).

Âyet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi, utanma duygusu, aynı zamanda inanmış olmanın bir gereğidir. Kişilerin nâmus, şeref ve haysiyetleri söz konusu olduğundan, bu duyguya sahip çıkmak ve onu yaşatmaya çalışmak çok önemlidir. Çünkü bu duygunun azaldığı veya yok olmaya yüz tuttuğu toplumlar ahlâken dejenere olmaya da yüz tutmuş demektir. Ahlâki çöküntüye uğramış toplumların varlıklarını uzun süre devam ettiremedikleri hususu ise târihi bir gerçektir.

Son söz

Namus kavramı; İslam’a uygunluk, Allah emirlerine riayet çerçevesinde olup beşeri ve toplumsal olarak daha ziyade ar ve cinsel manada meşhur olmuşsa da aslında namus vakarlığı, iffet ve erdemi, iffet, şan ve şerefi de içine alan bir dev mizaçtır.

Namus değişik manalarda kullanılan emanetin adıdır ki Cebrail (as)’ın adı da, İslam dininin adı da NAMUS’tur.

Namusu korumak ve namuslulara dil uzatmamak, namusluların doğru yolda kalmasına yardımcı olmak, namussuzluğa düşme meyilinde olanlara yardım etmek, namussuzluktan sonra tevbe edenlere el uzatmak caiz ve doğru olandır.

Asıl namussuzlar ise; bedenen işlenen zina durumları değil, münafıklık ve şeytanlıkla ahlaki değerleri yere batıran, kötü çığır açan, iffetsiz kadınlardan daha iffetsiz olan dincilerin yapageldikleridir ki onların namussuzlukları sadece ahlakı değil ibadet ve imanı da namus çizgisinden çıkarır.

Mü’min namusuna ve iffetine düşkün olan, şan ve şerefi sadece Kur’an’da arayan, namussuzların günah kokulu sofralarına oturmayan, ahlaksızlığı özendirmeye gayret edenlere, dilencileştirmeye çalışanlara kanmayanlardır.

Çünkü namus emanettir ve Allah emridir. Bu nedenle de arı ve pak kalmak zorundadır.

Ve namus çarşafla örtünüp korunacak kadar önemsiz bir şey değildir. Çünkü asıl örtü takvadır.

Benzer yazı; İslam’da namus kavramı

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir