Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam; okumak, anlamak ve gereğini yapmaktır
imanilmihali.com
Kur'an'a iman

İslam; okumak, anlamak ve gereğini yapmaktır

İslam; okumak, anlamak ve gereğini yapmaktır

Din, batılı tarifçilere göre sosyal bir ihtiyaç, tabiatçılara göre bir sebep ve sonuç, maddecilere göre de açıklanamayan sorulara verilen mucizevi cevaplardır.

Onlar böyle diyedursun din, bunların hiçbiri veya tamamıdır. Din yaşamın ta kendisi, Allah’ın düzen, kudret ve ilmine en yakışan yaşam şeklidir. Bilinen ve bilinmeyen, iyi ve kötü, erken veya sonra olan – olacak ne varsa hepsi dinin içindedir ve din hayat demektir.

Din hukuk kuralları gibi aleni, sosyal örfler kadar bilinen, kullanma kılavuzları gibi sade ve basit bir kurallar bütünüdür. Diğer beşeri talimat ve kuralların aksine dinin sahibi Yüce Allah olduğundan din hayat kadar bakidir, gerçektir, muazzam ve muntazamdır ve adaletlidir.

Din, ihtiyaç hissetmek, noksanlık duymak, sonra bir gece yıldızlara bakarken “Bu hayat boşuna var edilmedi” diyebilmek, sonrasında da “Bu hayatı ve düzeni bir yaratan olmalı” diyebilmektir. Bundan sonrası tarif olunamaz bir açlık ve susamışlıktır ki kul aklının ve kalbinin rehberliğinde hakikat yolculuğuna başlar.

Sayısız tecrübe ve yanılgılardan sonra er yada geç herkesin varacağı nokta Yüce Kur’an’dır ki en ateist bile hiç değilse meraktan bir kez Kur’an okumuş veya bir kısmına mutlaka göz atmıştır. Buradan da şu sonuç çıkar ki dinin ilk ve gerçek adresi muhakkak Kur’an-ı Kerim’dir.

İlahi kitabımıza kadar gelebilen akıl sahipleri için artık iki seçenek vardır. Bu muazzam Allah kelamını ciddiye alıp, itibar ve riayet etmek veya bahanelere sığınıp inkar veya ihmal etmek.

İnkar veya ihmal edenler nasipsizlerdir ve dinden alacakları feyz ve şeref te o nisbette az olacaktır. Ama Kur’an’ı ciddiye alıp itibar edenler her harf ve ayetle, her sure ve cüzle çok derinlere dalabilme ve hakikati tüç çıplaklığı ile görebilme hazzına sahip olan mutlu insanlardır.

O kadar ki Yüce Kur’an 14 asırdır okunmakta ve hala sıkmadan, bunaltmadan haz ve zevk vermektedir. Dahası insanlık her okuyuşta yeni ve güncel hakikatleri ayetlerin kelimelerinde bulabilmekte ve böylece Kur’an’ın kıyamete kadar sürecek egemenliği de tescil edilmiş olmaktadır.

O halde şu gerçeğe varılır ki; Kur’an dinin ilki, esası ve sonrasıdır. Yani Kur’an olmadan din olmaz.

O zaman akıllara şu gelir ki dini tanımak için Kur’an’ı okumak, anlamak ve bedene yerleştirmek lazımdır. Aklın ve kalbin bu hazmı sağlayabilmesi ve hayata rehber edebilmesi de inanmakla, güvenmekle, itibar etmekle ve muhabbetle olur. Bu sayılanların şartı ise muhakkak anlamakla başlar çünkü bilmek ilgi duymak ve anlamaktan ibarettir.

Aklın ve kalbin kabulü ise, okunan şey doğal olarak ANLAYABİLECEĞİ lisanla olursa gerçekleşir. Bu yapılırsa dinin sınırlarının anlaşılması, dini kuralların hafıza raflarına yerleştirilmesi, din ateşinin kalpte filizlenmesi mümkün olur. Ve bu kabul kulu imana, tevhide, Allah sevgi ve korkusuna götürür. Çünkü bu muazzam ilim ve kudret, bu sonsuz rahmet ve merhamet, bu adil ve kusursuz kudret sevgi ve korkuyu, umut ve boyun eğmeyi beraberinde getirir. İşte bu noktadan sonra kulun hayatı değişmeye başlar. Okumakla başlayan serüven böylece engin denizlere varır, dünya ve ahiret bağlamına hakim olur, sınavın şart ve şekline temas eder ve kötülük denizlerinden sıyrılıp, iyilik okyanuslarına doğru kulaç atmalar başlar.

Okunmadan, anlayarak okunmadan temas edilen Kur’an ise ‘eskilerin masalından, hikayelerden, örf ve hurafelerden, klasik bir romandan öte gidemez ve din anlaşılamayacağı için de sahiplenilemez ve tabi olunamaz. Bu şu demektir ki din yoksa veya dine riayet yoksa beyhude hayatlara mahkumiyet kalıcıdır.

İnanarak, anlayarak, isteyerek Kur’an’a tabi olmanın faydası sadece dini tanıtmak ve sevdirmek değildir elbet. Hatta bu yolculuğun ilk adımıdır ki hemen peşinden sonsuz bir aşk ve umut dediğimiz İMAN gelir. İman, kalbe yerleşen ilahi sevginin ta kendisidir ve akıllardaki tüm soruların cevabı bu dört harfte gizlidir.

İbadet ve ahlak, fazilet ve erdem, şeref ve haysiyet, dürüstlük ve fedakarlık, tevazu ve kardeşlik hep bu imanın getirisidir ve din, iman var olduğu sürece muteberdir.

Yanlış insanların yanlış tercihleri gibi başkalarına, sadece akla yatanlara değil de gerçek Yaratan olan Allah’a iman varsa, kul acılara, açlıklara, korkulara, tuzaklara mağlup olmaz. Bu hayatın geçici bir sınavdan ibaret olduğunu, başa gelen her şeyin bir sınav sorusu olduğunu bilir ve buna göre davranır.

İnşallah ömür yitip ecel vakti geldikten sonra da hak ettiği ödüle kavuşur ve sonsuz hayatta bahtiyarlardan olur. Dini, imanı, Kur’an’ı inkar eden, hakkını vermeyenler ise mutsuz, sahipsiz ve mükafattan yoksun kalır.

O halde en sondaki mükafatın, ahiretteki sorgunun, adam gibi yaşamanın, iman etmenin, dine tabi olmanın, Müslüman ve mü’min olabilmenin ilk şartı Kur’an’ı bilmek, inanmak, anlayarak okumak ve Allah’ın emir ve yasaklarından haberdar olmak, Peygamberimizin (sav) tefsir ve örnek ahlakı ile taçlandırdığı dini hayata egemen kılmaktır.

Kur’an’ı bilmek ve okumak ilk şart olduğu için de anlamadan okunan Kur’an’ın faydadan çok zararı vardır. İlk başta bu eser sahibine haksızlık, akla ihanet ve imana düşmanlıktır.

Kur’an’dan nasiplenemeyen bu insanlık sürüsünün durumu ortadadır ve ne yazık ki bu kesimin zararı sadece kendisine de değil tüm insanlığadır. Bugün dünya üzerindeki kan ve gözyaşının tek sebebi bu Kur’ansızlardır.

Kur’an okuduğu, anladığı, dine tabi olduğu ve iman ettiği halde tüm bu Kur’an yoksunlarının zulüm ve haksızlıklarına ses edemeyenler de elbet suçludur. Çünkü Allah ve ahiret korkusu yerine kullardan, sahte yasalardan, baskı ve işkencelerden velhasıl ölmekten korkan iman sahiplerinin imanları ancak fani hayat kadar değerlidir.
Oysa iman katıksız ve saftır. Sarsılmaz ve bölünmezdir. Şaşmaz ve yanılmazdır.

Dil ucuyla iman edenler, Kur’an’ı anlamadan okuyanlar, dini mezheplere, tarikatlara, meşreplere bölenler tüm yolların Allah’a çıktığını inkar edip, o mukaddes din olgusundan bile rant elde etmeye çalışanlardır. Bu ticaret ise en tehlikeli ve zararlı ticarettir ki ayetleri saklamak ve değiştirmekle eş değerlidir, iman edilecek hususların bir kısmına iman edilmediğinin ispatıdır.

Yüce Allah imanı, hayatı, dini, ahireti, kalbi, aklı, ruhu, gaybı, kainatı, iyilik ve kötülüğü…ayetleri ile açıklamış ve örneklemişken, kardeşlik ve sevgiyi emretmişken, şeytana uymayı yasaklamışken buna uygun davranmayanların akibeti elbet karanlık olacaktır.

Kur’an’ı bilmemek ve Allah emirlerini unutmak mazeret değildir.

Bu dünya er yada geç bitecek, ecel gelecek ve herkes tonlarca altın ve gümüşü olsa da, yüzlerce soy ve evladı olsa da toprak altına girecek, hakikati görecektir. Orada ‘birileri nasılsa bize itibar eder, şefaat ve yardım eder de kurtuluruz’ zehriyle kandırılan İslam alemi ahiret günü Allah’ın razı olmadığı kullara kimsenin şefaat edemeyeceğini ve şefaatin tümüyle Allah’a ait olduğunu elbet görecektir.

En büyük şefaatçi ise Kur’an’dır.

Yüce Allah’ın razı olmadığı, Kur’an’ın şefaat etmediği kimse için Rahmet Peygamberinin (sav) şefaat dileyeceğini uman ve bunu kafasını Kur’an yerine Arapça’ya gömen geri zekâlılar ise cahil, hain ve riyakâr olanlardır. Bunlar şeytanın ahdinden habersiz İslam alemini şeytan hileleri ile kandıran, kibir, mevki ve para ile ruhları satın alıp kendisine ve iblise asker etmeye çalışanlardır ki mü’minler ahiret yurdunda onların kanlı çığlıklarını yakından duyacaktır.

Yüce Allah (cc) ve Kur’an şaka yapmaz. Ayetlerin bir kısmı müteşabih olsa da pek çoğu muhkem yani açık ve anlaşılırdır. Cehennem ateşi anladığımızdan farklı olsa da cehennem hakikattir, azap gerçektir, Allah sözünde duranların en yücesidir.

Özetle, Kur’an bu yaşamında, ahiret yurdunun da selameti ve ilk adımıdır ve O’nu okumak, anlamak farzdır. Bu yapılmadığı sürece 70 yıl camiden çıkılmasa nafiledir, beyhudedir.

Kur’an’sız din, din değil, Kur’an’sız iman, iman değil, Kur’an’sız hayat, Ademi(as) hayat değildir.

Kur’an’sız hayat tam aksine; şeytani, akılsız, nafile, sahte, batıl, yanlış ve karanlık hayattır.

TERCİH; HER KULUN KENDİSİNE AİTTİR. Çünkü her kes kendi günah ve sevabı ile sorgulanacak, ne avlat ne mallar fayda etmeyecek, kimseden yardım görülemeyecek, zerre kadar haksızlık yapılmadan yapılan ve yapılmayan her şeyin hesabı sorulacaktır.

Artık dileyen iman eder ve dileyen etmez.

Kur’an ortada, göz önündedir. Kimse ne kadar ömrü kaldığını bilemeyeceği için yarın bile geç olabilir.

Zaman, Kur’an İslam’ına dönmek, tevbe etmek ve dini has ve saf olarak sadece Allah’a özgülemek zamanıdır.

Modalar, teknolojiler, para oyunları, şehvet ve arzular, dünyevi açlıklar, beşeri ihtiras ve kibirler ise şeytanın vesveseleri, nefsin kirli oyunlarıdır.

Kur’an bu pislikleri kalplerden ve akıllardan atan tek yol göstericidir ki Peygamberimizin (sav) tüm gayesi bu yol göstericiyi hayata egemen kılmak ve tebliğ etmek ve insanların daha rahat ve kolay anlayabilmesini temin maksadıyla yaşayarak göstererek örnek ahlak sergilemektir.

Allah’ın sınırları herkes için aynı ve adildir.

İman; önce Allah’a sonra ahirete imanla başlar ve Kur’an’a iman, tüm insanlık dininin tüm Peygamber mesajlarının ortak gereğidir.

Kur’an yoksa din olmayacağına göre de, Kur’an yoksunlarına Müslüman demek mümkün değildir. Hele mü’min olabilmek bu nasipsizlerin asla erişebileceği bir meziyet değildir.

Allah’a emanet olun, Kur’an’la kalın.

İslam; okumak, anlamak ve gereğini yapmaktır

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir