Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam şeffaftır, şeffaflık ister
imanilmihali.com
İslam şeffaftır şeffaflık ister

İslam şeffaftır, şeffaflık ister

İslam şeffaftır, şeffaflık ister

İslam, huzur, barış ve esenlik nihai hedefini güden ve sadece Allah’a teslimiyeti esas alan muteber tek dindir ve şeffaftır, şeffaflık ister. Özü sözü bir, dosdoğru insanlara da bu dine tabi olan müslümanlar denir ki buna bir de kalbi itikat eklenirse o kul mü’min mertebesine yükselir.

İslam dininin sahibi diğer tüm semavi dinler gibi sadece Yüce Allah’tır ve O kalplerin özünü, karanlıklardaki sırları, niyetleri, akıllardan geçenleri, ıssızlarda, kapı arkalarında konuşulanları hep bilir. Hiçbir şey O’ndan gizli kalamaz.

İslam bu nedenle dışarıdan görünecek ve anlaşılacak söz ve davranışlarla, kalpten ve akıldan geçen niyet ve maksatları birbirinden ayırmış lakin asıl ve kıymetli olan gerçek kalbi irade ve isteklere daha fazla değer vermiştir. Çünkü sözlere riya bulaşabilirken kalplere riya bulaşamaz.

Yine İslam ister ki kalplerdeki bu gerçek niyet ve teslimiyet dile yansısın, hareketlere mesnet olsun ve sözler buna göre şekillensin. Yani İslam, doğru ve gerçek olarak kalpten geçenlerin dil ve hareketle de ispat edilmesini, örnek olunmasını ister.

Dinin temel kaynağı Kur’an’ın en başta kendisi şeffaftır. Saklısı gizlisi, yalanı dolanı olayan Kur’an, basit, sade, anlaşılır vaziyette emir ve yasakları ortaya koyar ve uyulmasını ister. Kur’an buyurur ki kullar da aynı şeffaflıkta olsunlar.

Kullar düz ve dürüst olsa, kalpler temiz ve sadece Allah için atıyor olsa bu gayet kolaydır. Lakin insanların çoğu kalplerindeki fesadı, dillerindeki balla tatlandırdıkları için münafık cesetler olarak aramızda dolaşmakta ve kandırmaya devam etmektedir. Çoğunluk böyle olunca da riya bir yaşam tarzı olmakta, riyakarlar birbirlerinin riyalarını övmeye ve takdir etmeye varacak kadar yüzsüzleşmektedir.

Aldananlar ise doğru ve güzeli Kur’an’dan öğrenmedikleri için kanmakda, münafık ve müşriklerle bırakın mücadeleyi tartışmaya bile girememektedir. Kalplerinde azıcık dahi olsa iman bulunanlar bu münafık hamlelerden ziyadesiyle mahzun iken mücadele edecek güçten çoğu zaman yoksundurlar. Acı olan münafıkların çoğunun aynı zamanda bu dine yön verenlerden teşkil olmasıdır.

Yüce Allah doğru kalbi doğru kelamla süslememizi isterken, bu yalan ve sahte davranışta bulunanları zinhar lanetlemektedir. Öte yandan kalbi pis dili pis olanlar dahi bu münafıklar gibi değildir. Çünkü onlar cahildir, dini tanımamakta, zamana ihtiyaç duymaktadır. Onların elbet bir gün dine dönme ihtimali her zaman vardır.

Müşrik, mürai ve münafıklar içinse dine dönüş çoğu zaman mümkün değildir. Çünkü onlar dini bilen ama işine gelmediği için terk eden kimselerdir.

Şeffaf olmayan, kalbi ve dili ister temiz ister pis niyette buluşturmayan, kalbi ve dili farklı olanlar dinin sevilmeyenleridir. Allah’ın sevmediği kul ise bırakın ahireti bu dünyada dahi huzur ve refaha ermekten uzaktır.

İslamiyet, şeffaf bir inanç ve amel ister ki niyetler, düşünceler, tasvip ve itirazlar hep şeffaf olmalıdır. Niyetleri bilen Allah’tan bir şey saklanamayacağına göre kötü kimselerin riya ile yapageldikleri güzel şeylerin sevap ve değeri yoktur. Çünkü niyet kötüdür, fitne ve fesada müsaittir veya sahtedir.

Halis kulların ise içi dışı bir, niyetleri salih, kalpleri selimdir. Böyle olunca güçleri nispetinde güzelliğe değer katmak hevesindeki bu kullar için en küçük bir amel dahi sevaba mazhardır çünkü kalp ve dil, vicdan ve akıl aynı istikamettedir. Allah, inşallah, böyle kullarına daha fazla güç, irade ve nimet vererek, onların nefislerini temizleyip imanlarını artırarak hayatın daha da güzelleşmesini murad eder. Allah özü sözü bir olan kullarını sever.

Nihayet dine zarar vermek için, kandırmak ve menfaat için, nüfus, güç ve mevkiler için, şeytana verdiği sözler için kalp ve dili aynı rayda buluşturamayanlar tren misali devrilmeye, yok olmaya, cezaya mahkumdur.

Allah doğru ve dürüst olanları sever ve bunun dindeki adı namustur. Namus emanettir ve emanete ihanet eden haindir.

Yüce Allah kendisi her şeyi, en gizlileri dahi bilirken diler ki kulları da herkesin kalpten geçirdiklerini bilsin. Lakin meziyet ve kabiliyetleri buna göre yaratılmadığından bu mümkün değildir. Bunun yolu niyet sahibinin mertçe izahıdır. İşte Allah’ın emri budur. İçi pis olanın ise dilinin şeffaf olması mümkün değildir. Çünkü kuyu kazmak derdindeki zalimlerin bu niyeti açıkça ifade etmesi mümkün değildir. Çünkü ifade ettiği anda etrafındaki en salaklar dahi dağılacak ve kimseler kanmayacaktır.

O yüzden çoban ve koyun sürüsü misali riyakarlar tatlı tatlı kaval çalarak Kur’an’dan ve hakikatten habersiz koyunları bir yerlere götürür ve sonra akşam ağıla geri getirirler. Karınları doyan, kendini emniyette hisseden, yavrularıyla tepişen KOYUNLARIN başka ne isteği olabilir ki????

Allah ise sürüleşmemeyi, koyunlaşmamayı, aklı kullanarak bu çobanları deşifre ve reddetmeyi emretmektedir. Düşmanı tanımamak, yenilmek demektir. Bilmemek mazeret değildir. Aldanmak affedilmeyecek suçtur. Koyun olmak dinin istemediğidir. Rehber Kur’an ve peygamber iken başkaca kılavuzlar aramak cehaletten öte gaflet ve delalettir.

Şeytan, cami avlularında, ekranlarda, gazetelerde, sokaklarda, sofralarda, ışıksız bar ve diskolarda, çok katlı binaların toplantı odalarında, yer altındaki sinsi mekanlarda kol gezer. Kalbindeki intikam ve kibir hissine rağmen, insancıklara süslü laflar eder, masum görünür, tatlı hayaller vadeder. Dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır ki mühimdir. Şeytan kulları zorlamaz ve yalanı doğrudan söylemek yerine yalanı ima eder. Kılıcı tahtadan olan şeytan kula zarar veremez. Lakin buna rağmen kandırmakta muktedirdir.

Şeytanın asli karakter zafiyeti şeffaf olmamasıdır ki münafıklık, mürailik ve müşriklikte de aynı zafiyet vardır. Müslümanlar tam doğru olamayan ama tam kötülerden çok daha iyi halde olanlardır. Mü’minler ise kalbinde Allah, dilinde Allah, amelinde Allah olanlardır.

Hakikat Kur’an’dadır, tektir, gerçektir. Bu hakikate tabi olup ikna olmak, kalbe yerleştirmek kurtuluş için şart olandır. Buna sahip olunmadığı halde varmış gibi göstermek, kalbe imanı sokmaya çalışmak yerine, diğerlerini de imansızlığa sevk etmeye uğraşmak akıl karı değildir.

Allah, hidayet dileyene hidayet, azmak dileyene azgınlık nasip eder. Bu yüzden tevbe ve dua kapısı hep açıktır. Önce diller değil, kalpler selim olmalıdır ki bu güzellik dile ve amele yansısın. Kalpler kapkarayken yüzlerde, dillerde kapkara olur. Bu ise lanetlenmenin, cehenneme mahkumiyetin adıdır.

Kalpler tertemiz olunca zaten dilin çirkin söylemesi mümkün değildir. Çünkü iman kalbe dolunca dil sevmekten, teslim olmaktan, yardım etmek ve paylaşmaktan, huşu ve muhabbetten, affetmek ve el uzatmaktan başka laf bilmez.

Kara kalpler ise dilleriyle zehir saçarken buna bal süsü verirler.

Allah, şeffaf olanları sever ve Allah kandıranları lanetlemiştir.

Cehaletlerinden memnun olarak kananlar, servet ve makamlarla satın alınarak imana yanaşmayanlar, umutsuzluğa düşerek riya ile yaşayanlar ise dini tanımayanlar ve bu haldeyken asla kurtulamayacak olanlardır.

Rabbim bizleri riya ve yalandan uzak eylesin.

Rabbim tüm kullarına dürüstlük ve doğruluğu nasip etsin.

Rabbim bizi Kur’an hakikatlerine nail olanlardan eylesin.

Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir