Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / İslam ülkeleri bağımsızdır ama özgür değildir
imanilmihali.com
İslam ülkeleri bağımsızdır ama özgür değildir

İslam ülkeleri bağımsızdır ama özgür değildir

İslam ülkeleri bağımsızdır ama özgür değildir

Yüce Allah kullarını özgür, eşit ve şerefli yaratmış, onu yeryüzüne ve cennetlere varis kılarak güven ve sevgisini ispat etmiş, yaşam ve ölümü, tabi ki sınavı, kimin daha iyi işler yapacağını görmek ve iman edip etmeyecekleri bilmek için var etmiştir.

Din, samimiyet isteyen, zorluk ve zorlama kabul etmeyen, kolaylık dileyen yöneliştir, erdirici güçtür.

Sınav, zıtlıklar arasından doğru veya yanlışı seçme sınavı, hesap tercihlerin vebalidir.

Dinin nüvesi insandır ve diğer canlıların tercih hakkı, akıl durumlarına bağlı olarak yoktur. Yani din insan içindir. Ortak insanlık değerleri (maruf) Kur’an’ın insanlar için seçtiği yaşam şeklidir. Bunun en büyük kaidesi ise hür ve özgür olmadır ki özgür olmayan insan tercihleri iradesini kullanarak yapamaz ve bu sınava aykırıdır.

Özgür olmak ise başkalarının ve kamunun haklarına tehdit oluşturmadan, Allah’a haksızlık etmeden, din adına dilediğini yapmak, dilemediğini yapmamaktır. Yani sadece dilediğini yapmak özgürlüğün sadece yarısıdır.

Dilemediğini yapmamak ise zorlanmamak, kabul etmek zorunda kalmamaktır.

Dine uyarlanacak olursa özgürlük; hür olarak irade ile iyi ve kötü arasından dilediğini seçmek ama başkalarına zarar vermemek ve sonuçlarına katlanmak, aynı zamanda istemediği kimse ile evlendirilmemek, okula gitmek yerine çocuk yaşta gelin edilmemek, tesettüre zorlanmamak, arapçaya mahkum edilmemek, tarikate zorlanmamak, zorla örflere, hurafelere kurban edilmemektir, namussuzluk korkusuyla öldürülmemektir.

Dinen özgür olmama hali ise dine tahakküm eklemek, dinin gereklerini şart koşarak dindar, daha iyi dindar rekabetini başlatmak, takvayı yeryüzünde değer ölçüsü yaparak riyaya imkan sağlamak, din dışı ilan etmelerle rakipleri ekarte etmek, din sektöründen paralar kazanırken başklarını yok saymaktır.

İslam ülkelerinin tümü sözde bağımsızdır. Dışa bağımlı olsalar da tamamı kağıt üstünde ayrı bir millettir. Lakin halkları özgür değildir, tahakküm altındadır.

Özellikle kadınlar, Kur’an’ın erkeklerin mücadeledeki kuvvet ve becerileri nedeniyle kadınlardan ayrı olarak övülmesi ayetleri bahane edilerek ikinci sınıf vatandaşlığa mahkum edilmekte, dinen tüm insanlar eşit değilmiş gibi en çok onlar zarar görmektedir. Keza namusun korunması sanki sadece kadının göreviymiş gibi bir çağdışı ve erkekimsi-emevisel anlayış yaratılarak kadın namusunu korumaya mahkum edilirken, erkeklerin namussuzluklarına getirilen cezalar nedense hafif olmaktadır.

Araba sürmekten, sokağa yalnız çıkmaktan men edilen kadınların okuma yazmaktan da geri bırakılması, oy kullanamaması en temel özgürlüklerinin elinden alınması demek değil midir?

Aklı dışlayan, bilimi inkar eden, baskı altında inleyen, hurafelere mahkum edilen insanlar dini de hür yaşamaktan uzaktır. Çünkü devlet ve din işleri birbirine girmiş, dinin değişmez kabul edilen kuralları modern zaman yaşamlarına aynen aktarılarak beşeriyata dahil edilmiş, iradeler satın alınmış, dinde kalmak ve dinin gereklerini uygulamak yasalaştırılmış, şeriat adı altında on dört asır evveli kurallar yaşama huzur ve asayiş olarak tanıtılmıştır.

İslam cennetlere giden yolları öğütleyen ama cehenneme götüren yolları da serbest bırakan bir dindir. Dileyen iki akibetten dilediğini seçmekte serbesttir ama lakin İslam ülkeleri (Ülkemiz hariç) krallık yönetimleri altında bu dileklerden uzaktır ve zorla cennetlere götürülmek istenmektedir. Oysa zorla gidilen yer cennet olamaz, olsa olsa başka cennetler olur.

Kadınların ikinci sınıf insan muamelesi görüldüğü, bir erkeğin sayısız kadınla evlenmenin serbest olduğu, kadınların araba kullanmasına dahi yeni yeni müsaade edilen bu ülkelerde Kur’an’ın on dört asır önce Peygambere verdiği “kadınlardan da biat al” emri nedense unutulmuş ve kadınlar seçme ve seçilme hakkından asırlar boyu mahrum bırakılmıştır.

İstemediği erkeklerle evlendirilen, küçük yaşta anne olmaya zorlanan, istemediği işlere mahkum edilen kadınlar için o ülkelerde hürriyetten söz edilemez. Mezhepsel farklılıklar da bu tahakküm altında egemen mezhebin baskısıyla karşılaşmakta ve bu sayede toplum ve din bölünmektedir. İşin aşırılaşmasının sonu ise teröre varan çatışmalardır ve Ortadoğu bu acıları yaşamaya devam etmektedir.

Keza dinde olmadığı fıkıh alimlerince ispat olunan recm cezası hala uygulanabiliyorsa bu dinden beslenen güç odaklarının işine geldiği içindir ve ahirette verilecek cezalar bu dünyaya uygulanmakta, kişilerin günah işleme hakkı elinden alınmaktadır. Dinin ve İslam toplumunun bekası ve devlet çıkarı elbet ilk sıradadır lakin dine dayandırılan cezaların kamusal olarak cezalandırılması tezat teşkil etmektedir. Doğrusu dine dayanan suçların cezasının dinde buyrulduğu şekilde verilmesi, Ridde olaylarında olduğu gibi din ve kamu işlerinin birbirine karıştırılmamasıdır.

Bu arada dinde zorlama olmaması demek, özgür olmak demek, İslam’ın kuyusunu kazmak, İslami inançlarla alay etmek, İslam’ı aşağılamak asla değildir. Burada bahsedilen günahsız kul olmayacağı ve Allah’ın en büyük sıfatının rahmet olduğudur. Dahası Kur’an, iman etmeleri için Peygambere dahi zorlama yetkisi vermemişken şimdilerde bu yetkiyi kullanmaya teşebbüs edenler Peygamberde olmayan yetkileri kim adına ve ne hakla kullanmaktadır?

Erkekler için de mesela ramazan ayının rahmeti zorlayıcı bir etkendir ve oruç farzını yerine getirmeyenler cezalandırılır. Oysa oruç tutmamanın dinen cezası yoktur. Keza dinden çıkmanın dahi cezası ahirette verilecektir ama dinden çıkanlara ölüm cezası verilmekte ve bu din kaynaklı gösterilip dini ceza verildiği iddia edilmektedir. Oysa suç dini, ceza beşeridir.

Bunun gibi sayısız örnek daha bağımsız ülkelerdeki özgür olmayan insanların tahakküm altında yaşadığına delildir. Bu nedenle yaşadığımız yönetim şeklinin ve laikliğin kıymetini bilmek lazım gelir.

Dinin özgürce yaşanması için, ezan seslerinin dinmemesi için, dinin samimiyet ve muhabbetle eda edilebilmesi için bağımsız ülke olmanın yetmemesi nedeniyle kullar biat ve şura ile yönetenleri seçme hakkına sahip olmalı, yönetim şekli ne olursa olsun ilkeler Kur’ani olmalıdır. Bunun bir adım ötesi ise ahiret için öğütleneni, bu dünya için zorunlu kılmamak, öğütte sınırı aşmamak, din adına hüküm vermek riskine bulaşmamaktır. Devletin bağımsız olması ile halkın özgür olması ayrı şeylerdir ve din zorlama kabul etmez, samimiyet ister.

Dinde zorlama riya ve gösterişi, abdestsiz namazları, anlamadan Kur’an okuyuşları özendirecek, şekli İslam ön plana çıkarken öz kaybedilecektir. Bu Kur’an’ın istediği hak ve hakikate tamamen aykırıdır, dinin erdirici olmasını engelleyendir.

Bir kimse zorla tabi kılındığı din içinde, zorlanarak bazı şeyleri eda ederse sevemez, muhabbetsiz, huşusuz namaza mahkum olur. Niyetler düzelmediği içinde hasıl olan sevap asgaride kalır. Niyetleri kulların anlaması olası olmayacağı için kulları kandırmak şekilcilikle mümkün olduğundan da yalan ve riya toplumu bir hastalık gibi sarıverir ki İslam ülkelerinin hali budur, Ortadoğu İslam’ının kurtarıcı olamayışının sebebi de budur.

Ortadoğu İslam’ının aklı vahye ortak edemeyişinin, haksızlık ve adaletsizliklere karşı ayağa kalkamamasının sebebi de budur.

Hür insan yaşam tarzıyla, kıyafetiyle, günah işleme hürriyetiyle, ibadetiyle hürdür. Sevap ve günahın vebali ancak bu sayede insana aittir ki aklı işletmek olması gerekendir. Akıllar esir olursa bedenlerin hür olması ise bir mana ifade etmez.

Takiyyelere mahkum İslam, esenlik ve huzur getirmekten uzaktır.

İslam ülkelerinin kişi, vicdan ve yönetimleri özgür kılmaktan başka şansı yoktur ki bu ancak laiklik iledir, aklı vahiyle buluşturmak ve Kur’an’ın maruf (ortak insanlık değerlerine) değerlerine uymak iledir.

Ülkemizin bu alanda örnek ve ileri olması, Anadolu İslam’ının korkuya değil sevgiye dayalı olması, laiklik ilkesini Kur’ansal kaide olarak kabul etmesi ve toplumun medeni pek çok hakka çok önceden kavuşmuş olması sayesindedir. Bugün ezan sesleri hür çıkıyorsa, dinen baskı ve zorlama yok denecek kadar azsa, kadınlar batı dünyasından da fazla hakka sahipse hepsi bu özgür olma ve özgürlüğe duyulan sadakat nedeniyledir.

İslamın kalkınması, iman kardeşliğinin tesisi, huzurun egemen olması nacak bu sayededir.

Fikirler ve kalpler hür olmadan, ibadetler de, amel ve ahlaklar da hür ve gerçek olmayacaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dindeki iyi ve kötü örnekler

Dindeki iyi ve kötü örnekler

Dindeki iyi ve kötü örnekler İslam dininin tek kaynağı Kur’an ve Kur’an’dan esinlenen sünnet yani ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir