Anasayfa / BAŞ YAZILAR / İslam’da adalet kavramı
imanilmihali.com
İslam’da adalet kavramı

İslam’da adalet kavramı

İslam’da adalet kavramı

Adalet sözlükte; hak ve hukuka uygunluk; hak ve hukuku gözetme ve yerine getirme; doğruluk, adil olma durumu olarak tarif edilir. Dini terminolojide ise bu kelime; hakka ve doğruluğa riayet, hüküm ve münasebetlerde hakkaniyet, eşitlik ve doğruluk, hak edilen karşılığı bulma, hakkı yerine koyma, haksızlığı engelleme manalarınadır. Adaletle davranana da adil denir. Adaletin zıddı adaletsizlik, haksızlık, zulümdür.

Yüce Allah’ın Kutsal kitapları ve Peygamberleri ile kullarına verdiği ilk mesajlardan olan adalet aynı zamanda fıtratın da gayelerindendir.

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa 4/58)

“Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resûllerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Hadid 57/25)

“Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (En’am 6/115)

“Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Al-i İmran 3/18)

Adalet sadece dünya hayatında geçerli bir kural değil aynen ve daha da çok ahiret yurdunun da temel taşlarındandır ve hakların zerrece haksızlık yapılmadan sahiplerine iade edileceği yine Allah emri ve vaadidir. Ahiret yurdunda tüm hükümler adalet iledir.

“Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya 21/42)

“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.” (Yunus 10/47)

“Hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va’detmiştir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kâfirlere gelince, inkâr etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.” (Yunus 10/4)

“Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap (amel defterleri) ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir ve haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hüküm verilir.” (Zümer 39/69)

“(O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.” (Yunus 10/54)

Peygamberimizin davet ve tebliği de adalet üzeredir ve adil olmak farzdır.

“De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (O’na) doğrultun. Dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” (A’raf 7/29)

“(Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevâ ve heveslerine uyma ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O’nadır.” (Şura 42/15)

Bu farz olma durumu, ana baba gibi en yakınların dahi haksızlıklarını yüzlerine vuracak, doğruluk ve dürüstlük erdemini ana babaya rağmen ayakta tutmayı gerektirecek kadar mühimdir.

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
(Nisa 4/135)

Beşeri ve toplumsal meselelerin tümünde asıl olan adalettir ve huzur sadece hakların yerine teslim edilmesi durumunda tesis edilebilir. Bu cihetle adaletten sapmak yeryüzünde bozgunculuk çıkarmakla eş anlamlıdır.

“Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Hud 11/85)

“Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.”(Rahman 55/9)

“Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın.” (Bakara 2/282)

“Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.” (En’am 6/152)

“Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.” (Nisa 4/3)

“Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir…” (Maide 5/106)

Adalet bu kadar kıymetli ve mühim olunca da adalete aykırı davrananların akibeti elbette karanlık olacaktır.

“Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.” (Al-i İmran 3/21)

Günlük yaşamda adalet daha ziyade mahkeme ve hukuki işler kapsamında karşımıza çıkar ve bu halde de Allah’ın emri adaletin sağlanması hem de titizlikle sağlanmasıdır.

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide 5/8)

Adalet herkese, her zaman lazım olandır. Kur’an bu noktada dinde olmayanlar arasında bile adaleti emreder ki yeryüzüne barış ancak adalet ile gelir.

“Onlar (Yahudiler), yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.” (Maide 5/42)

Toplum içinde elbet adaletli davranan ve adaletsizliği özendiren kesimler olacaktır. Lakin Allah adil olanları sever ve adaletsizliğe öanak tutanları diğerlerinden elbet ayırır.

“Mûsâ’nın kavminden (insanları) hak ile doğru yola ileten ve onunla adaletli davranan bir topluluk da vardı.” (A’raf 7/159)

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.” (A’raf 7/181)

Ayetlerde hak ve adalet aynı anlamda veya yanyana kullanılmakta ve bu şekilde adaletin hak ile olan ilişkisi açıkça vurgulanmaktadır. Bu manada adalet doğru yol olarak tanımlanmakta ve bu yol üzere olanlar da övülmektedir.

“Şüphesiz Rabbin onların her birine, yaptıklarının karşılığını tastamam verecektir. Şüphesiz Rabbin onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud 11/111,112)

“Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu?” (Nahl 16/76)

Tüm anlaşmazlık, kırgınlık ve küslüklerin giderilerek toplumsal barışın sağlanmasında da esas olan adalettir ki özellikle iman kardeşleri arasındaki meseleler adalet ve hoşgörü ile çözülmelidir.

“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.” (Hucurat 49/9)

Adalete aykırı davranmanın adı Kur’an’da zulümdür ki hakkı yerine koymak olan adaletin zıddı bu şekilde hakkı ait olmadığı bir yere vermek manasınadır. Zulüm yani adaletsizlik ise cezaya muhatap büyük günahlardandır, kişisel ve yaygınlaşması durumunda toplumsal helak sebebidir.

“Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.” (Enbiya 21/11)

Yine Kur’an bize adaletin er yada geç ama muhakkak tecelli edeceğini bildirerek ikaz eder ve ahiret sorgusu neticesinde tüm hakların yerlerine iade edieceğini müjdeleyerek mazlumlara gönül ferahlığı verir.

“Melekleri de, Rablerini hamd ile tesbih edip yücelterek Arş’ın etrafını kuşatmış hâlde görürsün. Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” denilmiştir.” (Zümer 39/75)

Adaletin mahiyeti

Buraya kadar yazılanları özetleyecek olursak da adalet ile ilgili karşımıza çıkan temel ilkeler şöyle sıralanabilir;

1. Adalet Allah emridir, en büyük hak Allah, Kur’an ve Peygamberin hakkıdır.

2. Adil olmak, Yüce Allah’ın ve peygamberlerin sıfatıdır.

3. Ahirette zerrece haksızlık yapılmayacak, tüm haklar sahiplerine iade edilecektir.

4. Toplumsal huzur ve barışın olmazsa olmazı adalettir.

5. İç huzurun, vicdan rahatlığının şartı da adalettir.

6. Adil olmayanlar haksızlık yapmış, hakkı yerine koymamış ve zulmetmiş olur.

7. Ana babaya dahi adaletten ayrılırlarsa itaat etmemek lazım gelir.

8. Allah adaletle hükmedenleri sever.

9. Toplumda adaletle hükmedenlerin sayısı azdır.

10. Adalet geç te olsa muhakkak tecelli eder.

O halde adil olmak mü’mine düşendir. Elbette dünya mü’minlerle çevrili değildir. Bu nedenle adalet belki asla tam sağlanamayacaktır. Lakin bunda çok üzülecek bir şey de yoktur ve hak bakidir. O hak elbet sahibine dünyada olmasa ahirette dönecektir. Hakların bu dünyada yenmesi ama ahirette iadesi belki daha bile güzeldir. Çünkü amel etme şansı kalmayan ahiret yurdunda hakların iadesi sevap kazanma veya günahlardan tek kurtulma yoludur ki inanan kalpler için etrafından nurlar saçılan mü’minler olabilme şansı bu sayede daha da yükselir.

Adalet emredilirken adaletsizlik men ediliyor ve cezaya muhatap kılınıyorsa müslüman dünya ikaz ve ihtarı anlamak, kafir ve müşriklerin, münafıklar ve mürailerin adaletsiz uygulamalarına karşı dikkatli ve tek yürek olmak zorundadır.

Tüm kainat hak ve adil olarak yaratılmış ve bekası sağlanmış haldedir ki ahiret yurdu da aynı temele dayalıdır. Zıdlıklar sınavı olan dünya hayatında adalet kadar adaletsizliklerin yaşanması da normaldir ve adaletsizliğe uğramak dahi doğru yoldan ayrılmaya sebep değildir.

Allah kötü sözün açıklanmasını istemez bunun tek istisnası haksızlığa uğrayanın feryadıdır. O halde haksızlık yapanların amellerini tekrarlamamak şartıyla bunu dile getirmek mübah hatta vaciptir.

Tevbe adaletsizliklerde de makul ve istenendir ki hakkın helalleşmek suretiyle sahibine daha bu dünyadayken iadesi güzel olandır.

İmanın amelle irtibatı yoktur lakin bunun da tek istisnası haksızlıkla cihad etmektir. Bu cihad ise sadece kılıçla yapılmayacak kadar geniş ve kapsamlıdır.

Hak, kendimizin, ailemizin, komşu ve akrabanın, yetimin veya ana babanın olsun korunmaya muhtaç en kıymetli değerdir. O halde başta Allah’ın hakkına ve sonra diğerlerine riayet şart ve farzdır.

Beşeri hukuk ilahi adaleti sağlamaya yetmese de yardım etmelidir.

Kısas Allah emri olsa da affetmek daha yücedir ve sevabı bol olandır.

Allah’ın adil olanları sevmesi, kitap ve peygamberleri ile ısrarla adaleti emretmesi boşuna değildir. Mü’minler için bundan çıkarılacak çok dersler vardır.

Adalet, müslümanların mü’min olabilmesi için gereken erdemlerdendir ve tam teslimiyetle iman haksızlıktan uzak adaletle mümkündür ki imanın yarı anlamı da güvenmek ve güvenilmek olduğundan adil olan kimse hem Allah’a güvenen hem de kendisine güvenilendir.

Kişinin güvenilir ve adil olması ise yalan ve iftiradan uzak durması, hakka riayet etmesi, Kur’an ile hükmetmesi, doğru ve dürüst olması ile mümkündür.

Riya, yalan, iftira ve münafıklık müesssesesi adalet konusunda da geçerlidir ve söz de adil davrananların çoğunun geri planda adalete düşman olduğu da malumdur.

Şeytan kulları adaletsizliğe davet eder ve haksız kazanca, liyakat ve ehliyetsiz olunduğu halde mevki ve makamlara sahip olmaya çağırır. Allah ise adaleti emreder ve haram ve helaller dairesi çizerek hakkı korumaya alır.

Kul tüm beşeri işlerde adil olmak ve Allah’a güvenmekle mesuldür. Kendisi hakka riayet ederken karşılık olarak da aynısını görmek hakkıdır. Lakin buna rağmen adaletin tam sağlanması her zaman mümkün değildir. Bu durumda da yapılacak şey isyan etmek yerine sabır ve metanetle beklemek ve gayret ettikten sonra işi Allah’a havale etmektir.

Hayır ve şerrin mahiyetini biz aciz kulların bilmesi her zaman mümkün değildir o halde haksızlığa uğramak durumunda bile mü’min kendisini hesaba çekmeli ve nerede nasıl hata yaptığını anlamaya çalışmalıdır. Sonuç mefi olduğu için bilinmelidir ki birşeyler yanlıştır ve bu yanlışı bulup düzeltmek mağdur bile olunsa mü’minin görevidir.

Adil olmayanları takip etmek, adil olmayanların teşvikiyle bir şeyler elde etmek ise helal değildir, ayrı bir hak yeme vesilesidir.

Adaleti sağlamakla beşeri olarak görevlendirilen kimselerin kanun yapmaktan başlayan bir dizi görevi vardır ki yazılı hukuk her zaman doğru cevabı vermekte kafi değildir. Asli mahkemeler kalplerde kurulur ve vicdanlar daima doğruyu söyler. O halde acımazsızlığa, haddi aşamaya müracat etmeden akıl ve kalbi adaletle hüküm verme noktasında birleştirmek farz olandır.

Şahitlik adalette mühim bir meseledir ve doğru şahitlik hakka hizmet ederken, yalancı şahitlik (ana baba lehine de olsa) şeytanlara hizmet eder. Kısas, borç, nikah, miras gibi İslam hukukunun tüm meselelerinde, eşler arası münasebetlerde adalet esas olandır.

Hukuk ve yasalar adaleti tam sağlamaya yetmese de kulun fazlaca üzülmesine gerek yoktur çünkü hak bakidir. Hukukun boşluklarından istifade ile sıyrılmak, yalancı şahitliklerle cezadan kurtulmak mümkünse de hak bu dünyada da sahibine geri dönecektir.

Hak ve adaletten uzaklaşan toplumların akibeti helaktır. Allah, toplumlar yaşantılarına adaleti sokmadıkça onlara zembille adalet verecek değildir. Kulların görevi sadece kendileri için değil tüm toplum ve insanlık için adalet istemektir. Kur’an bu yüzden müslüman olmayan ama zulme uğrayanlar için dahi cihadı emreder.

İslam’da adalet kavramı dini ve imanı kapsayan devasa bir anlayış ve idraktir ki adaletsizlik kulu din dışı bırakacak kadar vahim ve imandan mahrum edecek kadar rezildir. Dinin temeli kişisel ve toplumsal haklara riayet olduğu kadar mahlukat ve varlıkların haklarına da saygıyı gerektirir ki en büyük hak sahibi Yüce Allah’ın haklarına riayet en başta farz olandır.

Yüce Allah’ın hakkına saygı duymak ise sadece mahkemelerde adaleti uygulamak değil ama hakların tamamına uymaktır. Kur’an’ı anlayarak okumak ilk vazifedir ki kullara emir ve yasaklarını bu yolla buyuran Yüce Allah’ın daha Kur’an’ını okumamak haksızlığın en yücelerindendir. Emir ve yasakları tanıyıp buna göre davranmak lazımdır ama insan günah işlemekte serbesttir. Lakin daha emir ve yasakları bilmemek ve öğrenmek için Kur’an’ı anlayarak okumamak haksızlık ve isyandır. Elbet bir karşılığı da olacaktır.

Kur’an’ın hakkını vermek, anlayarak okumak, inanmak ve gereğini yapmaya çalışmaktır.

Hz. Peygamberin hakkını vermek, 23 yıl boyunca İslam’ı ve imanı tanıtmaya gayret eden, örnek olan, canını ortaya koyan muazzez peygamberin Kur’an ahlakını benimsemeye çalışmak ve emin olunan insan mertebesine yükselmeye gayret etmek, O’na mal edilen sahte ve uydurma hadislerle amel etmek yerine sahih sünnetleri kalbe yerleştirmektir.

Son söz

Neticede adalet Allah emri olmakla alternatifi veya nüansı olmayan erdemdir. Kullar, yöneticiler ve tüm toplum kendi çapında adalete hizmet etmeli, huzur ve barışa çalışmalıdır.

Adalete aykırılık fena akibet demektir ve haklar elbet sahiplerine iade olunacaktır.

Yüce Allah, kendisi, kitapları, peygamberleri ile en başta adil olandır.

Ahiret hakların sahiplerine iade edileceği son noktadır ve hesap sonrası kimsenin kimseden hak alacağı kalmayacaktır. Lakin o dakikada nice yüzler kararacak ve nice yüzler gülecektir. Gülen yüzler ise haksızlık yapmayanlara ve hakkı yenenlere ait olacaktır.

Haksızlık ve adaletsizlikle servetler yığan, mal ve evlatlar edinen, nüfus, mevki ve makamlara konanlar, kan ve göz yaşına sebep savaşlar çıkaranlar, müslümanların birliğine düşman olanlar, Allah’ın ayetlerine savaş açanlar, huzur ve barışa engel olanlar, kötü çığır açmada şeytana yardımcı olanlar, hak ve adaletin tanımını dahi bilmeyenler yetim ve komşulara haksızlık edenler, ana babaya itaatte noksanı bulunanlar, yalancı ve iftiracılar, gıybet ve dedikodu edenler … yüzleri kapkara, başları eğik, boyunlarında ağır ve ateşli demir halkalarla dolaşıyor olacaklardır.

Rabbim bizleri adaletten ayırmasın, hak yemekten uzak eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir