Anasayfa / BAŞ YAZILAR / İslam’da büyük günahlar
imanilmihali.com
İslam’da büyük günahlar kitap özeti

İslam’da büyük günahlar

İslamda büyük günahlar merhum Yaşar Nuri Öztürk’ün aynı adlı eserinden esinlenerek hazırlanmış bir aydınlatıcı rehberdir. Allah’ın, Kur’an’ın ve Hz. Peygamberin büyük günah olarak tanımladığı bu amel ve niyetler muhakkak cezasıda büyük olacak gaflet ve isyanlardır.

İslam’da büyük günahlar, Yaşar Nuri Öztürk (Özet)

İslam dininin iki temel gayesi iyilik, sevap ve hayırlarda yarışmak ve bunun tam aksine günah, kötülük, zulüm ve yalandan uzak durmak, bu işi yapanlarla bir araya bile gelmemektir. iyilik ve sevapların karşılığı kat kat misliyle, kötülüğün karşılığı aynıyla verilecek, kötülüğe teşebbüs belki affedilecekken sevaba teşebbüs bile ödüllendirilecektir.

Ayrıca iyilik ve kötülüğün hayat bulmasına aracı olanlar, ortam hazırlayanlar, vesile olanlar da aynen fiili gerçekleştirmiş gibi sonuca ortak olacaktır.

Konumuza esas teşkil eden büyük günahlara geçmeden önce günahın tanımını vermek gerekir ki bu en basit anlamıyla kötü, şer, yasak, haksız, adaletsiz, dine ve ayete aykırı şeylere yeltenildiğinde alınacak karşılığın nisbi adıdır. Yani kötülük yapan günah, iyilik yapan sevap kazanır.

Günahların da kendi arasında bir nispeti olacağı malumdur ama bu kesin bir sıralama yapmaya çok olanak vermez. Çünkü sayısı ve niteliği itibarıyla kanun maddesi gibi listelemek zordur ve bu yapılsa bile karşılıklarının değerini bulmak haddimize değildir. Bu konuya ait eserler mevcuttur ama bizler burada daha ziyade terminolojik olarak konuyu ele alacak ve Kur’an penceresinden ve kavramsal olarak yaklaşacağız.

Şunu da unutmamak lazım gelir ki günah insanlar ve özellikle yaşayanlar içindir ki günahsız kul olmaz. Peygamberimizin hadisindeki gibi “Eğer günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder ve yerinize günah işleyen Allah’tan af dileyen bir başka topluluk getirirdi.”(Müslim, tevbe,11; Tırmizi, cennet, 2)

Bu bize günah kavramından önce tevbe rahmetini hatırlatır ki cennetin sekiz kapısının yedisi kapalı ama sekizinci kapı olan tevbe kapısı hep açıktır.

Yine unutulmamalıdır ki, ısrarla tekrarlanan günah küçük olmaktan, tevbeyle silinen günah büyük olmaktan çıkar.

Keza hatırlanmalıdır ki tamlık ve mükemmellik duygusu veren ibadetten, noksanlık ve büküklük getiren günah yeğdir. Çünkü insan davranışlarının Allah’ı nen çok sevindireni kulun Allah’tan af ve rahmet dilemesidir. En büyük ibadet budur.

Kul haklarına ait tevbeler ise kulun bizatihi hakkının iadesi esasına dayalıdır. Bu açıdan bakıldığında kamu hakkına tamah edenlerin o hakkın gerçek sahibini bulması veya hak sahiplerinin tamamından helallik alması mümkün olmayacağı için durumu gayet karanlıktır.

Kebair denilen büyük günahları tasnif etmek ise anlaşılmasını kolaylaştırırken inşallah etki ve zararlarını da gözler önüne serecektir. Lakin bunların kendi aralarındaki sıra izafidir ve burada yazılı olmayan daha birçok günah yok değildir. Yine de ve her zaman doğrusunu Allah bilir.

1. Allah haklarını zedeleyen günahlar;

a. Açık Şirk (Allah’a zatında veya tasarrufunda ortak koşmak)

Şirk ilahların birden fazlalığını veya tek Allah’ın tasarruflarının bir kısmında (mesela şerleri başka ilaha teslim etmek) bir başkalarını var kabul etmek, ilahi iradeyi ortaklara pay etmektir. Bu cümleden olarak Allah’a eş, ortak, evlat, benzer, paydaş yakıştırmak hep şirktir. “Allah birdir” diyerek kimse Yaratıcı’yı sayı yönünden teklemekle şirkten kurtulduğunu sayamaz çünkü Allah’ın hayata ve insana yön veren kuvvet olarak ta biricikliğinin benimsenmesi gerekir. Allah’a ortak koşmamak, Esmaül Hüsna’da ifadeye konan tasarruf ve tecellilerinde ortak koşmamaktır. Kısaca Allah’ın rızası dışında bir gaye gözeten, ibadetiyle Allah dışında bir şeye yaklaşmak gayesi güden her insan şirke bulaşır. Ve Allah şirk dışında günahları affedeceğini buyurmuştur.

b. Gizli Şirk (Riya)

Yalnız Allah’tan beklenmesi gereken sonuçları Allah dışında bir kişiden veya kudretten beklemek gizli şirktir. Dinde ikiyüzlülük dediğimiz davranışlar, görsünler diye yapılan ameller demek olan riya bu cümledendir. Riya, ikrah yani zorlama veya aşırıya gitmek – abartı ile olur ve neticede kullardan bir bekleyiş vardır. Bu sayede hem yalana hem haksızlığa imza atılmış olur. Riya kendisini en çok namaz alanında gösterir ve maun suresinin hedefi bu kitledir. En tehlikeli riya, imanda riya yani münafıklık, ikinci tehlikeli riya ise; ibadette riyadır.

2. Şirk benzeri günahlar;

a. Dinde zorlaştırma

Bu günah hem bireysel ve toplumsal ahlakı hem de Allah haklarını zedeleyen zulümlerden birisidir. Çünkü Allah’ın dinini çekilmez hale sokarak, din koyucu kudretin tasarrufuna kafa tutulmasına yol açmaktadır. İslam’da ana prensip güçlüğü kaldırma ve kolaylaştırma prensibidir. Dinde zorlaştırma bunu işlemez hale getirir. “Allah sizin için kolaylık ister, sizin için güçlük ve zorluk istemez.” (Bakara 2/185) Kolaylık ilkelerinden birisi de ıztırar (zorunlu haller) istisnasıdır ki Yüce Allah zorunlu hayati hallerde haramı bir ölçüde yemeyi bile serbest bırakarak dinde kolaylaştırmayı esas aldığını buyurmuştur.

b. Hile-i Şer’iyecilik

Kelime anlamı olarak şeriate uygun hile demektir ki bu tanım bile günahın boyutlarına dair fikir vermektedir. Bu günah Allah’ın dinini, esas hedefinden saptırmak ve insan nefsinin çıkarlarını dine fatura ederek meşrulaştırmak için girişilen fiillerden biridir. Ramazan orucunu (seferi zannıyla) yemek maksadıyla özellikle ramazanda iş gezilerine çıkmak bu cümledendir.

c. Kurtulmuşluk iddiası

Ebedi hayatı veya sonsuz kurtuluşu garantilemiş olmak iddiasına Kur’an “Allah’ın tuzağından emin olmak” der. Bu haldeki kişi bir mutlak kudret haline dönüşmüştür, bu ise Allah’lık iddiasıdır. Hiç kimse Allah’ın lutuf ve merhametine güvenme dışında bir emin olma çemberine sahip değildir. Dünya nimet ve refahına aldanarak veya ibadetlere güvenerek “ben kurtuldum, ben güvendeyim” demek nafiledir. Ebedi kurtuluş, davranışlar üstü bir keyfiyettir ve yalnız Allah’ın lutfuyla elde edilir. Amel ve ibadet kıstasıyla ölçülemez. Ameller bu işte sadece bir karinedir, garanti belgesi değildir. Peygamberimizin deyişiyle; “Ben cennetteyim diyen, cehennemliktir.” (Heytemi, 1/20) Doğru olan; ibadetlere güvenmemek, rahmet kapısına sırt çevirmemektir.

ç. Allah’tan ümit kesmek

Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, Allah’ın kudret ve tasarrufunu inkar olduğu için şirk cümlesinden bir günahtır ve sadece kafirler Allah’tan ümit keser. Ümitsizliğin en kötüsü ise Allah’ın rahmetinden ümidi keserek ebedi hayatın karanlık hale geldiğini, kurtuluş ve tevbe ümidinin kalmadığını düşünmektir. Oysa ilahi rahmet sürekli, sonsuz ve sınırsızdır. Bu ilahi rahmetin kapsamayacağı bir büyük günah olabileceğini düşünmek bile Allah’ın kudretine dil uzatmaktır.

d. Allah hakkında suizan

Burada kast edilen Allah’ı bağışlayıcılık, rahmet ve merhametten uzak, adeta yakıp-yıkan bir despot gibi görmek ve insanın hep mahfolacağını, kurtuluş ümidinin olamayacağını düşünmektir. Doğru olan Allah’a hüsnüzan (Allah’ı rahmet ve bağışı sürekli yayan, kullarına acıyan ve onları rahmetiyle affedecek olan bir kudret olarak düşünmek) )ile yaklaşmak ve rahmet ummaktır. Yalnız bu güzel zanlara, yukarıdaki kurtulmuşluk iddialarını karıştırmamak gerekir.

e. Yalancı tanıklık

Büyük günahların yıkıcılarındandır. Yalancı tanıklık, gerçeğin tersini, bir başkasının hukukunu çiğnemek veya çiğnetmek için söylemektir. Bu, dinin korumak gayesini güttüğü beş esas değerden malı, nefsi, nesli, aklı ve onuru zedelemekte, böylece hayata ve insana alçakça ihanet sergilemektedir. Bu günah dört önemli tahribi de beraberinde getirir; yalan ve iftira, aleyhinde yalan söylenenlere zulüm, lehte yalan söylenenlerin ahiretini karartma şeklinde yine zulüm ve Allah’ın korunmasını emrettiği mal, ırz ve canı zedeleyerek Allah’a karşı bir isyan. Aktif olarak yalan söylemek, pasif olarak gerçeği saklamak şeklinde ortaya çıkan bu günah iki haliyle de aynı vebale ortaktır.

f. Büyücülük ve büyüden medet ummak

İslam, mahiyeti ve çapı ne olursa olsun büyücülük yapmayı ve büyüden medet ummayı şirk benzeri bir günah saymıştır. Sihirde hep bir şeyleri gizleme yani aldatma ve riya vardır. Şerdir. Günah olan büyüyü bilmek değil yapmaktır ki korunmak ve müslümanları korumak için alimlerin büyü öğrenmesi günah değildir, hatta kifaye farzdır.

g. Üfürükçülük

Rukye, Kur’an’dan bazı parçaların okunmasıyla nefesin birleştirilmesine denir. Rukye kendi sınırları içinde kaldığında makbul, üfürükçülük haline gelip tıbbın ve tedavinin yerini aldığında korkunç bir günahtır. Hz. Peygamber göz değmesine (nazara) karşılık Kalem suresinin son ayetleri ile Felak ve Nas surelerini okuduğu, nazar dışında durumlar için de Fatiha suresini okuduğu sabittir. Yalnız bunlar çok sınırlı sayıdadır. Peygamberimiz bunun her rahatsızlık için yaygınlaşmakta olduğunu gördüğü için terk etmiş ve bunu şirk olarak nitelemiş ve yasaklamıştır. Kısaca, ruhsal rahatsızlık ve göz değmesi halleri dışındaki rukye dışındaki tüm üfürük tedavileri büyük günahtır. Bunları icra edenler de, bundan medet umanlar da günaha ortaklaşa girerler. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur; “Üfürükçülük, muska takma, tılsımcılık şirktir.” (İbn Mace. tıbb,39)

h. Tılsım ve muska takmak

Muskacılığın esası, insanı koruduğuna inanılan yazılı veya yazısız madeni veya kağıt bazı şeyleri üzerinde taşımaktır. Boncuklar, maskotlar, yazılı muskalar, hamailler hep bu cümledendir. Bunlardan hayır ve koruma beklemek İslami yönden en büyük günahlardandır. Bunlar, putperestliğin çeşitli renk ve desenlerle yeniden boy göstermesidir. Muskacılığın en çirkinlerinden birisi de Hz. Peygamberin şirinlik büyüsü dediği (tivele) veya kısmet muskasıdır. Tüm bunlar insanın kaderini Allah’ın ve kendisinin elinden alıp başkalarına veya başka güçlere teslim etmek olduğundan Allah’a şirk, insana kötülüktür. Bu da, insanı gücünün tükendiği yerde Allah’tan yardım ve destek istemek yerine, eşya ve tabiat kuvvetlerinden medet ummaya iten ilkel putçuluk kalıntılarıdır. Peygamberimizin şu hadisini akıllarda tutmak lazım gelir; “Üstünde muska taşıyanın Allah hiçbir işini tamamlamasın, üstünde nazar boncuk taşıyanı Allah korumasın”.

ı. Tayere (Uğursuzluğu başkalarına yüklemek)

Tayere bir tür falcılıktır. Türkçe’de baykuş ve karga sesiyle uğursuzluğa hükmetmek te anılan putperest geleneğin devamıdır. Kur’an insanın başına gelenleri, karşılaştığı uğursuzlukları başkalarına yıkmaya karşıdır. Yine Kur’an, insanın başına gelenleri kendi elinin ürünü saymasını istemektedir. Tüm eski ümmetlerin nebileri uğursuzluk alameti sayması hatırlanacak olursa iyiye yormanın faydası daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Kur’an’da hüsnüniyet esastır. Ayet şöyle buyurur; “Biz her insanın teyaresini (uğursuzluk ve uğurunu) onun kendi boynuna asığ yüklemişizdir.” (İsra, 13) peygamberimizin deyişiyle de; teyare şirktir, teyare, kahinlik yoluna giden bizden değildir. Kim kahine inanırsa Muhammed’e indirileni inkar etmiş olur. kendisi veya başkası için büyüye müracat eden de bizden değildir.” (Heytemi, 1/118, 2/86)

3. Allah haklarını zedeleyen diğer günahlar

a. Allah ve Resulüne yalan söz isnat etmek

Allah haklarını çiğneyen en büyük günahlardan birisi de Allah’a ve O’nun elçisi olan herhangi bir peygambere söylemedikleri bir sözü koymadıkları bir hükmü isnat etmektir. Aktif olarak bu eylem peygambere yalan isnat etmekle olurken, pasif şekilde ise onların söz ve hükümleri yok kabul edilir. Bunların her ikisi de zulümdür. İkisinde de insanları Allah ile kandırmak, saptırmak ve sömürmek vardır. Allah adına helal ve haram belirlemek te bu cümledendir. Peygamber adına yalan uydurma ise, sahte hadis uydurmaktır. Peygamberin sünneti içinde olmayan şeyleri, geleneklerin tabularına ve çıkar odaklarının hizip hesaplarına ödün vermek için sünnet gibi göstermek de Peygambere yalan isnat etmektir.

b. Put yapmak

Bu günah kendisine tapılsın diye resim ve heykel yapmakla vücut bulur lakin burada maksadın kendisine tapılmak veya tapmak olması zorunludur. Yasağın gayesi de zaten resim ve heykele tapınmanın engellenmesidir. İslamiyetin temel düşmanı putçuluktur. Dini maksatlarla tapınmak hedefi bu haldeyken, sanatsal etkinlik gayesinden öte gitmeyen yaklaşımların bu günah ile alakası yoktur.

c. Ehlibeyt’e saygısızlık

Ehlibeyte saygısızlık, hatta onların canlarına, iffet ve onurlarına saldırı büyük günahlardandır. İslam tarihi maalesef bunun örnekleriyle doludur. Ehlibeyte saygı iman gereğidir. Kelimenin manası ev halkı demektir ve geniş manada ev halkıyla bunlara yakın kişileri (Hz. Peygamberin hanımlarıyla, Hz. Ali-Hz. Fatıma aileleri), dar anlamıyla da ‘Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’ olmak üzere dört kişiyi ifade eder. Kur’an bu ehlibeyte saygı ve sevgiyi emreder. Kur’an burada ‘kurba’ kelimesini kullanır ki bu yakın akraba demektir.

ç. Veli kulları rahatsız etmek

Veli kullar takva ve iman olarak değerli, has kullardır. Onlar tüm insanlığı ve tüm varlıkları seven, hayatı güzelleştiren, yaşanmaya değer kılanlardır. Nebilerin rahatsız edilmesiyle, velilerin horlanması Allah’ı rahatsız eden davranışlardandır. Tefecilik ve velilere eziyet, Heytemi’nin aktardığına göre, Yüce Allah’ın kendisine harp açtığını duyurduğu insanlara has günahlardır.

d. İbadeti terk etmek

Kur’an’a göre tüm varlıklar sürekli ibadet halinde ve tüm oluş bir ibadettir. Hür iradeli insanın ibadeti terki büyük günahlardandır. Bu ibadetler, insanı Yaratıcı’ya yaklaştıran ve varlıklar dünyasının onuruna yükselten amellerdir. Bunun terki insanlık borcunun ihmal edilmesidir. Burada bahsedilen insana has ibadetlerden kasıt Kur’an’da anılan ve farz olan ibadetlerdir. Aynı zamanda İslam’ın şartları da olan bu ibadetler, insana bahjşedilen akıl ve nimetler gereğidir.

e. İbadette şirretlik

İbadette şirretliğin ilk göstergesi aşırılıktır. İkinci gösterge ise şudur ki amelin kendisi gaye değildir. Yani maksat namaz kılmak değil, Allah rızasına mazhar olabilmektir. İbadet gaye edinilirse bu şirke düşme tehlikesi yaratır ve bu nefsin bir putudur. Kısaca ibadet iyi ve güzel insan olmanın, Allah’a kul olmanın gereğidir ve bu yolu açar. Bunu hedef ve garanti görmek ise ahkam kesmek ve en masum ifadeyle nefsi yüceltmektir. Bu Allah’ın bir tuzağıdır. İbadet iyi insan olmak yolunda bir emare iken, iyi insan olmak Allah yolunda bir delildir. İbadet kulu iyileştiremiyorsa o kul Allah’ın tuzağına, nefsine yenik düşmüş demektir. İblisin yıllarca meleklerle birlikte ibadet ettiği ama sonra isyana yeltendiği hatırlanacak olursa konu daha iyi anlaşılacaktır. İbadetlerle övünmekte bu bahis kapsamına girer ki Kur’an’ın örnek neferleri olduğu iddiasındakilerin hepsi Peygamberimizin ifadesiyle cehennemliktir.

f. Allah’ı unutmak

Allah’ı veya Allah’ı anmayı unutmak diye geçen bu günah, aslında insanın kendisini ve özünü unutmasıdır. Bu unutma eylemi; kapasite yetersizliğinden, gafletten veya kasvetten kaynaklanır. Kur’an’da nisyan diye geçen bu sözcük aslen ihmal ve umursamazlık sonucu olan yarı kasıtlı bir unutmadır ki ilahi kelam bunu insanın savsaklayıcı yanının bir uzantısı olarak kabul etmektedir. Bu yüzden Kur’an Allah’ı unutan insanı, Allah’ın unutacağını bildirir. (Tevbe, 67) Nisyanın karşıtı ise zikirdir. İnsanın bu unutması nankörlük ve vurdumduymazlıkla birlikte görülür. Nimete şükrün unutulması da bu cümledendir. Başkasına verilen öğütlerin veren tarafından uygulanmaması da buna örnektir. Allah’ı unutmanın yolu, zikri unutmaktan başladığı için çare zikri yani Allah’ı anmayı hayata katmaktadır. Allah’ı anmayı unutturan ilk ve en büyük kuvvet şeytandır. Allah’ı seven insanlarla alay etmek ise insana kendi özünü unutturur. Zikrin gayesi insanı, tüm güzellikleri yaratan Yüce Allah’ı anmak ve andırmaktır. Dua bu vesilelerden birisidir. Duadan nasipsiz hale gelmek ve dua etmemek kulu Allah’ı anmaktan uzaklaştıran işlerdendir.

g. Nimetlere nankörlük

İnsan, Allah’ın en bol ve en yüce nimetlerine sahip bir varlıktır. Bilinen ve bilinmeyen pek çok nimet vardır. Kur’an; din ve sevgiyi en büyük nimetler arasında saymaktadır. Keza akıl ve şuur da bu nimetler arasına girer ki dinin anlaşılması zaten bu sayede mümkündür. Aklın gayesi ise Yaratan’ın aranıp bulunması ve verdiği nimetlerin anlaşılmasıdır. Nimetlerin farkına varmanın gereği ise şükürdür. Şükür ise nimetlerin sürekli artmasını sağlayan bir yoldur. (İbrahim,7) Küfür ise nimete nankörlüktür. Şükrün en has yöntemi ise nimeti başkalarıyla paylaşmak, başkalarını yararlandırmaktır. Çünkü şükür bir söz değil eylemdir. Şükrün dindeki adı ise infaktır.

4. Bireysel kul haklarını zedeleyen günahlar

a. İnsanlara lanet okumak

İnsan, lanete (ilence) müstehak hale gelebilen tek yaratıktır. Ancak lanet Yüce Allah’ın ve Resulü’nün yetkisindedir. lanetlenecek insanları sadece onlar bilirler. Diğer insanların laneti ise nefis putunun iştahına hizmet etmekten öte gidemez. En kötü muameleye maruz kalan nebiler ilahi bir işaret olmadıkça hiç kimse için lanet okumamışlardır. Lanet gereken hallerde ise lanetlememek günahtır. İnsanlara sövmek te lanetleme kapsamına girer ve sövme sadece zulme uğrayanlar için mazur görülebilir. Yani mazlumun zalime sövmesi yasak veya günah değildir.

b. Küfürle itham

Küfür ve iman damgası vurmak, tıpkı din kuruculuğu gibi sadece Allah’ın tekelindedir. Bunun dışında bir insanın küfürle nitelendirilebilmesi ancak o kişinin kendi beyanı iledir. Kafir ilan etme tezgahı (tekfir) dini içerden çürüten bir dinsizlik oyunu olarak iş görmekte, aforoz-engizisyon mekanizmasına hizmet etmektedir. İman ve imansızlık bir iç alem ve kalp olayıdır ve onunla ilgili hükmü sadece insanın iç dünyasını bilen kudret verebilir. Dini bölmek, rant elde etmek adına birilerini tekfir en basit anlamıyla kafir olmaya yeter de artar.

c. İntihar

Kur’an, hayata saygıyı, kişinin kendi nefsine karşı da korumasını istemektedir. Hiç kimse kendi canını da olsa hayat emanetine ihanet etme hakkına sahip değildir. Hayat herşeye rağmen güzeldir ve bu hayatı yok etmek sadece hayatı veren kudretin yetkisindedir. Kişi kendisine merhamet olsun diye de canına kıyamaz. Başkasının olduğu gibi kendi canına kıymak ta Kur’an’a düşmanlık ve zulümdür. Peygamberin, intihar edenlerin cenaze namazını kılmadığını da hatırlarsak konu daha iyi anlaşılacaktır. (Namazı ashabına kıldırırdı.)

ç. Kendini tehlikeye atmak

Kur’an insanın hayatını tehlikeye atmasını da yasaklamıştır. “Kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın” (Bakara, 195) Kur’an kendisini tehlikeye atmak durumuna karşı zorunluluk (ıztırar) prensibini getirmiş, bu sayede ilahi emir ve yasakların bile hayatı tehlikeye atmasını engellemiştir. Bu, hayati tehlike anında Allah’ı inkarı bile mazur gören bir haldir. Bu günah doğrudan tehlikeli işlere kalkışmak veya sağlığa dikkat etmemekle kendisini gösterir ki orucun zararı dokunacağını bilen için oruç tutmamak esastır. Keza tedaviden kaçınmak ta bu cümledendir.

d. Yetime kötü davranmak

Yetimlerin horlanması, bir toplumun zulüm ve merhametsizliğe yenik düşmesinin belirtisidir. Yetimler Allah’ın topluma emanetidir ve bu emanete ihanet Allah’ın öfkesine ve lanetine yol açar. Yetim malı yemek ise Kur’an tabiriyle ateş yemektir. (Nisa 10, Enam 152) peygamberimiz bu günahı öldürücü yedi günah arasında saymıştır. yetim hakkına saldırının cezası bu dünyada başlar ve ahiret yurdunda devam eder. Kur’an yetime muamelenin ihsan (güzellik) ile olmasını emreder. Sadece hukuki yönden korunma yeterli değildir. Şefkat, ilgi ve sevgi mutlaka olmalıdır.

e. Dul kadınlara kötü davranmak

Yetimler gibi yakınını kaybetmiş, kolu kanadı kırık, ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, acıları büyük dul kadınlar da topluma birer emanettir ve bunlara kötü davranmak ihanet sebebidir. Bu kötülük sadece fiili olarak gerçekleşmez aynı zamanda onları zorlamak, kandırmak, değişik heveslere mahkum etmek şeklinde de olur. Keza sadakaların bile bunlara verilmesinde onlardan beklenecek bir güler yüzün (!) sadakayı da boşa çıkaracağı muhakkaktır. Aksine onların ihtiyaçlarını karşılamak, tıpkı yetimler gibi hayata normal şartlarda devamlarını sağlamak için tedbir almak ve ahlaksızlığa mecbur kalmamaları için gerekenleri yapmak yakın çemberden başlayarak tüm toplumun ortak görevidir. Onların durumlarını suistimal ise kötülüklerin şahıdır.

f. Gazaba gelmek

Kanın intikam hırsıyla köpürmesi demek olan gazab, insandaki dengeyi altüst ederek kontrol ve muhakemeyi ortadan kaldırır, böylece daha büyük tehlikelere zemin hazırlar. İslam’da hakimin öfkeliyken hüküm vermesi bile yasaklanmıştır. Gayz, gazabın başlangıcıdır ve kul daha o safhada kendisini kontrol edebilmelidir.

g. Gıybet

Kur’an’ın ölmüş insanın etini yemekle bir tuttuğu gıybet, ruhsal ve maddesel doyumsuzluklar içinde kıvranan aciz insanların avunmak için sığındıkları bir limandır. Peygamberimizin zinadan daha kötü olarak nitelediği gıybet, aynı zamanda öldürücü yedi günahtan da biridir. Bir kimsenin ayıp, noksan, kusur veya kabahatini arkasından söylemektir. Peygamberimiz şöyle buyurur; “Gıybet kişiyi duyduğunda hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır. Eğer söylediğin şey onda varsa bu gıybet olur, yoksa bu ona iftira etmektir.” (Müslim, Birr, 70; Tırmizi, birr, 23; Darimi, rikaak, 6) Hadislere göre gıybet orucu da mahveder, kabir azabına da sebep olur. Laf dokundurmak, ima etmek ve yüze karşı ayıplamak ta gıybetin yolunu açan fenalıklardandır ve Hümeze suresi ile yasaklanmışlardır. Kalem suresinde (10. ile 12. ayetler) dinlenilmemesi gereken kişiler arasında laf taşıyıp, arkadan konuşanlar da dahil edilmiştir.

h. Aile sırlarını ifşa etmek

Aile insan hayatının temel kurumudur. Dinin korumayı hedeflediği beş temel değerin (nefs, nesil, mal, akıl, onur) korunması ancak ailenin korunması ile mümkün olur. Ailenin kutsallığı, bu ocaktaki sırlarında kutsallığı sonucunu doğurur. Bu sırların korunması, ortalığa saçılmaması esas olandır. Eşler arası sırlar ise çok daha mahrem ve kutsaldır. Eşlerin ayrılmış olmaları da bu gerçeği değiştirmez.

ı. Adet gören kadınla ilişki

Kur’an adet halindeki kadınla ilişkiyi yasaklamıştır. Bu hem kadına saygıdan dolayıdır hem de temiz ve güzel kalmak gereğidir. Bu kadını eziyetten kurtarmak ve fıtrat temizliğini korumak için geçerlidir. Bakara 222 aynı zamanda ilişkinin doğru yollardan yapılmasını emrederken ters yolları da yasaklamaktadır. Peygamberimiz adet halindeki kadınları zorlayanları ve ters yola girenlerin lanetlendiğini söylemiştir.

i. Baskı, zorlama

Baskı ve zorlamanın Kur’an’da kelime karşılığı ikrah’tır. İnsanı hürriyet içinde Allah’a ulaştırmayı esas alan ve hürriyeti Allah’a kulluğun kemali sayan İslamiyet ikraha karşı çok kararlı bir mücadele vermiştir. Ana kural Bakara 256’da açıklanmıştır ve insanın özünü zedeler, Yaratıcıyı rencide eder. Bu yüzden yüce Allah ikrah altında yalan söylemek zorunda kalanlara bile kızmaz, affeder.

j. Ana ile evladı birbirinden ayırmak

Hayatın en sıcak, en güzel olgularından birisi de anne-evlat ilişkisidir. Buna saygı hayata saygıyla eş anlamlıdır. Bu ilişkiyi korumak dinlerin ve vicdanların ortak gayesidir. İdeolojik, ırksal, dinsel kaygılara rağmen bu ilişkinin muhafazası önem arz eder, bu cihetle kölelerin bile evlat anne birliğini sağlamak esastır. Aksine davranmak ise, mahşerde sevdiklerinden mahrum bırakılmak cezası gibi bir kötü neticedir.

k. Alay etmek

Alaycılık (hüzüv) nefsin öldürücü sıfatlarından birisidir. Hümeze suresi konuya açıklık getirirken anlaşılır ki alaycılar bir takım sosyal veya bireysel üstünlüklerden hız alarak, özellikle zenginliğin verdiği şımarıklıkla bunu yapar. Oysa din bu huy sahiplerinin saltanatını yıkmak için vardır ve Kur’an üstünlük ölçüsü olarak sadece takvayı esas alır. Mü’minler için alaycılık ve aşağılamak çirkinliği zinhar yasaklanmıştır.

l. Çalışanın ücretini geciktirmek

İslam, insanın yüceliğinin temeline gayret ve emeği koymuştur. (Necm 39) O halde emek ve gayret kutsaldır ve hayatın motor gücüdür. Kur’an yoksulu mal ve servette hak sahibi olarak tanımlar ve çalışanın emeğinin hemen ve eksiksiz olarak verilmesini emreder. İdeal toplumun ve insana saygının, emek ve gayreti ödüllendirmenin gereği budur. Bu geciktirmenin hak yemekle alakalı tarafı bile tek başına konunun önemini anlatmaktadır. Peygamberimiz şöyle diyor; “Ücretlinin ücretini, teri kurumadan ödeyin” (Heytemi, 1/205)

m. Mal ve çocuk artırma yarışı (Tekasür)

Bu günahın Kur’an’daki kelime karşılığı tekasürdür. Niteliğe karşılık, niceliği ön plana çıkarma yarışı demek olan tekasür sevdalıları mezarlıkları bile sayacak kadar rezillik içindedir. (Tekasür, 1-5) Kesret kelimesi Kur’an’da çokluk manasına kullanılır ve bundan medet ummayı aldanış ve yozlaşma olarak görür. Çoklukla avunmak ve buna güvenmek bir yıkım ve düşüş belirtisidir. Huneyn savaşının çokluğa aldanan Müslümanlar için nelere mal olduğunu hatırlamak lazım gelir. Maide 100 ise; “pis ve çirkinliğin çokluğu seni aldatsa da, pis ve çirkin, temiz ve güzelle eşit değerde değildir” buyurarak asıl gayenin nicelik olduğunu ifade etmektedir.

n. İyiliği başa kakmak

İnsan onuruna saygı, iyiliklerin en yücesidir. Bu onuru zedeleme pahasına yapılan yardım, verilen destek ne ölçüde olursa olsun, Kur’an nazarında bir hiçtir. (Bakara 263, 264) İyiliği başa kakanlara mennan diyen peygamberimiz, Allah’ın böylelerine rahmetle yaklaşmayacağını buyurmuştur. Kur’an başa kakmanın tam aksine teşekkür bile beklememeyi emreder. (İnsan, Dehr, 6-8)

5. Toplum (Kamu) haklarını zedeleyen günahlar

a. Bölünüp parçalanma (tefrika)

Tefrikanın ilk ve en yıkıcı şekli fıtrat dininde vücuda getirilendir ki Kur’an’a göre bu şirk ürünüdür. Bu aynı dine mensup kardeşlerin arasına nifak sokan zehirli bir yılandır. (Rum 30-32) Bagy (haklara tecavüz, saldırganlık, tecavüz, saldırganlık, doymazlık) ile ortaya çıkan tefrika, bir şirk ürünü olarak geniş dairede kalmamış, müteakiben her bir bölük te kendi içinde yeni tefrikalara hayat vermiştir. Allah dininin tek yolunu bölerek bir çok yollar yaratan tefrika insanı şaşırtıp perişan etmiştir. (Enam 153)Çare Allah’ın ipine sarılmak, parçalanıp bölünmemektir. (Ali İmran 103)

b. Tebliğ ve aydınlatmadan kaçmak

Kur’an, iman yolcusunun nitelikleri arasına iyi ve güzeli öğütleyip kötü ve çirkinden sakındırmayı koymuştur. Bu gayretin genel adı cihaddır. Cihadın en önemli görünümü, insanları aydınlatma ve güzellikleri başkalarına fark ettirme yani tebliğdir. Güzeli emretmek kadar kötülükten el çektirmek te tüm toplumun görevidir. Bozgun ve kötülüğe müdahale etmemek, bilgiyi saklamak, özellikle dinin buyruklarını hapsetmek şeklinde ise, bu suçun failleri en büyük zalimler olarak lanetlenmektedir.

c. Taassub – yobazca taraf tutmak

Türkçe’de yobazlık, tutuculuk, bağnazlık olarak yer alan taassub veya asabiyet bir şeyi gerçeğe uyup uymadığına bakmadankörü körüne savunma saplantısıdır. Batı dillerinde fanatizm diye adlandırılan bu hastalık, cahiliye ürünü bir putçuluktur. Negatif (körü körüne çirkin görmek) ve pozitif (körü körüne güzel farz etmek) şeklinde cereyan eden taassub, orta yol ve itidal çağrısı yapan İslam’ın ana felsefesine de aykırıdır. Kısaca tassub, bir bilgisizlik, karanlık ve körlük olayıdır. Kıskançlık, çıkarcılık ve yağcılıkla beslenir, huzur ve ahengi yok eder, mensubunu hüsrana götürür, aydınlığın hayata egemen olmasına mani olur.

ç. Kamu malından çalmak

Haram yemenin en tehlikeli şekli kamu malı yeme veya kamu malından çalmadır. Çünkü diğer kul haklarının sahipleri bellidir ve insanı bunlara muhatap yapar. kamu malında ise yenen hakkın sahibi belli değildir ve bu demektir ki yiyen kişi o kamunun tamamına borçludur. Bunun affı ve helallik alınması da mümkün olmayacağından büyük günahlar arasındadır. Kamudan çalmak ta, kamunun hakkı olan vergiyi, zekatı ödememek te aynı yola çıkar.

d. Öğrenmemekte ısrar

Bilgisiz insan hem kendisi hem toplum için bir problem, sorun, hakları zedeleyen bir rahatsızlık ve tehlikedir. Bilgi ve düşünme ise Kur’an’ın mutlak değer ve yücelik ölçüsü kabul ettiği değerlerdir. İnsanın Allah’ı tanıması ve O’na ulaşması bütün ayetlerin incelenmesini gerektirir ki bunlar Kur’an, beden ve kainattır. Bu yüzden Kur’an’ın ilk emri “Oku!” şeklindedir. Öğrenmede cinsiyet ayrımı yapmak ise daha büyük bir günah ve beladır. Öğrenmemek ayetlerde yer alan emirlerden habersiz kalmak ve bu sayede sayısız günaha imza atmak demektir. Yine öğrenmemek sayısız lutfun nimetini elle itmek ve sevapsızlığa razı olmaktır.

e. Bilgiyi saklamak

Vahyi ve Allah’ın emirlerini saklamak Allah’ın lanetine aday fiillerdir. Bilgiyi saklamak ile burada güdülen maksat ise öğrenmek isteyenlere engel olmak ve öğretmekte cimri ve tembel davranmak suçudur. Bilgi infakının ilk ve pratik yolu ise sorulana cevap vermektir, bildiği halde o bilgiyi vermemek ise cehenneme namzet bir eylemdir. Kur’an’ın gayesi nurlu tevhid yolunun en karanlıklara bile ulaştırılması ve bu sayede insanlığın kalkınmasıdır ki bu bilenin bilmeyene anlatması ile mümkündür. Bu çarkı kıranlar ve bilgiyi saklayanlar için aydınlanmaya ihanet vardır. Aydınlatma ise sözle, yazıyla, resimle vesair suretle mümkündür.

f. Emanete hıyanet

Emanet İslam’ın çok boyutlu kavramlarındandır ve bu haliyle emanete ihanet pek çok günaha ev sahipliği yapar. Emanete sadakat ise bunun tersidir ve imanın manasıdır. Kur’an en büyük emanetlerdendir ve İslam halkları maalesef buna ihanet içindedir. Benzer şekilde Ehlibeyt emanetine ihanet ise doruklara çıkmış, katliamlar yaşanmıştır. İman, hayat, tabiat, kamu malları ve hakları birer emanettir. Hayvanlar, bitkiler her biri birer emanettir. Emanete sadakatin olmadığı yerde imandan da bahsedilemez. Emanetin ehil olanlara verilemsi ise bir rica değil emirdir. Ehliyetsizlerin o işe talip olması da, birilerinin o işi ehil olmayanlara vermesi de haramdır. Başkaca talip veya ehil olmaması durumu müstesna liyakatin birilerinin haksız lehine olarak göz ardı edilmesi hak ve adalete en büyük darbelerdendir.

g. Yönetilenlere kötü davranmak

Ev halkından devlet yönetimine kadar her seviyede bunu tanımlamak mümkündür. İşin esası insanın insana iyi davranmasıdır. Düşmanlık sadece zulme karşı yapılmalıdır. Bu zulmü yapan yöneticiler bile olsa onlarla cihad Kur’an emridir. Yönetenlerin ise görevi kendi saltanatlarının sonu bile olsa iyi davranmak, adaletten ayrılmamak, Kur’an çizgisinin dışına çıkmamak, hakları, özgürlükleri ve yasakları ihlal etmemektir.

h. Vakıf malını yersiz harcamak

Vakıf bir mal veya değerin belli bir gayeye özgülenmesidir. Özgülenen malın nereye, nasıl harcanacağına vakıf karar verir. Vakıf senedinde bu harcamanın şekli ve amacı gösterilir ki buna vakfedenin şartı denir. Vakfın tüm iş ve harcamalarının bu şarta uygun olarak yapılması esastır. Çünkü bu şartlar kutsaldır ve hakkın teminatıdır. Vakıf mallarını başkaca maksatlara yöneltmek Bakara 188’de bahsedilen yasağa çarpmak demektir ve yaşanacak suistimaller bir zulüm vasıtası olur. Vebali de günahı da büyüktür.

ı. Altın ve gümüş eşya kullanmak

Serveti hapsetmek te günahtır, başkalarını küçük düşürmek maksadıyla kibir ve azamet tavırları sergilemek te. Ziynete kadınlar için makul ölçüde izin verilmiştir. Ancak bu da zekata tabidir. Maksat değerli madenlerin parasal değerlerini ekonomiden esirgememektir. Altını bardak, çanak gibi maksatlarla kullanmak ise cehenneme davetiyedir. Müslümanların bu alanda dünyada başı çekmesi de gayet ilginçtir.

i. Boş ve luzumsuz söz söylemek

Lağv dediğimiz boş ve lüzumsuz söz söylemeyi, Kur’an’ın insanın kötü niteliklerinden bir olarak sayar ve çirkin ve yalanla karışmış sözleri de sarf etmek bu cümledendir. (Müminun 1-3, Furkan 72, Kasas 55) Lağv’ın en kötüsü muhakkak lehvel hadis tüccarlığına girilmesidir. Bunlar merhum Elmalılı Hamdi Yazır tarifiyle kısaca; insanı oyalayan, işinden alıkoyan, asılsız hikayeler, masallar, güldürü maksatlı lakırdılar, gevezeliklerdir.

j. Koğuculuk – söz taşıma

Peygamberi tiksindiren huyların başında gelen koğuculuk Kalem suresi 11. ayette yer bulmuştur ve bu hastalık putperest marazlar arasında gösterilmiştir. Peygamberimizin deyişiyle “Koğuculuk yapanlar cennetlere giremeyecektir”.

k. Aşırı övme, yağcılık

Her insan yaptığı güzel işin takdir edilmesini ister ve bekler. Ancak nefsin azdırılmasına, insandaki iç dengenin sarsılmasına yol açacak övme dinin arzu etmediği bir şeydir. Aşırı övme hem öveni hem övüleni felakete götüren bir illettir. Yağcılık övmenin doruğu olarak karşımıza çıkar ve bu dalkavuklukla birlikte, Kur’an’ı hayata yansıtamayan toplumların ortak davranışı olarak karşımıza çıkar.

l. Ahde vefasızlık

Ahlaki manada insan, ahde vefası olan, sözünde duran mahluktur. Peygamberimizin deyimiyle ahde vefası olmayanın imanı da olmaz. Bir başka yerde de ahde vefası olmayanın dini de olmaz buyuruyor. Ahde vefasızlık bu yüzden küfrün en rezil şekli olan münafıklığın belirgin niteliklerindendir. Söze sadkaat, akite sadakat hep bu cümledendir ki asıl söz Yüce Rabbe fıtratta verdiğimiz sözdür, misaktır. İnsanlar arası ise güven ve eşitliği, hak ve adaleti sağlayan en büyük teminat ahde vefa ve sööze sadakattir.

m. Söylediğini yaşamamak

Tutarlılık en büyük erdemlerdendir. Yapılmayan şeyleri sahiplenmek, olmadığı halde var olduğunu iddia etmek dinen yasaklanmıştır. Sözü ve fiili birbirini tutmayan en büyük kesim ise dinci kesimdir. İman, emanet taşımaya ehil adam demektir ki bu da emin adam olmakla mümkündür. Emin adam başkalarına önerdiklerini yaşayarak gösteren ve kendisine güven duyulan kişidir. kendisinden emin olunamayan adam ise mü’min olamaz.

n. Cimrilik

İsrafın tam zıt kutbunda yer alan cimrilik, saçıp savurmanın tam aksine, saklama, harcamama, paylaşmama şeklinde ortaya çıkan bir hastalıktır. İnsanı yoksulluk değil, cimriliğin verdiği yoksul kalma kaygısı bitirir. Oysa Allah kulu infaka yönelen, paylaşan, harcayan, lüks ve israfa kaçmadan cömertlikle yaşam sergileyendir. İsraf ve cimriliğin her iki kutbu da kulu yasaklı adaya sürükler ve mahkum eder.

o. Kibir, kendini beğenme

İnsanın kendisini başkalarından büyük görmesine kibir denir. Kibir bir büyüklük zannıdır. Kişi olmadığı halde olduğunu sandığı gibi davranarak bunu sergiler. O güzelliklere gerçekten sahip kullar ise asla kibirlenmeye gitmez. Kibrin dorukları kişinin kendisini ilah görmesine kadar gider. Gerçek insanın değerinin farkında olması ise izzettir. Vakar da denilen bu yücelik makbuldür. (Münafikun 8) Kısaca; kibrin getirdiği tekebbürle, izzetin getirdiği vakar’ı karıştırmamak lazım gelir. Kibir insandaki yaratıcı güçleri öldürür. Kibrin en kötüsü ise ibadette doruğa çıkmış olma kibridir ki kişiyi doğrudan cehenneme götürür. İstikbar kibir illetine tutulmanın, büyüklenmenin adıdır ve aşağılamayı beraberinde getirir. İstikbar, teref yani servetle şımaran kodamanlar zümresi (mele)’nin de hastalıklarından birisidir.

ö. Sevinç şımarıklığı

İnsan denen varlık sevinç ve kederini paylaşan sosyal bir varlıktır. Sevinçlerin abartılması ise şımarıklığa, nefsin putlaştırılmasına, benliğin merkezileştirilmesine yol açar. Yasaklanan bu egozimin iç dengeleri bozması, kişilik bozukluğuna zemin hazırlaması yasağın gerekçesidir. Sevinç şımarıklığına düşen kul Allah’ı unutma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu şımarıklık mevcutla yetinmeye yol açacağı ve yeni ufuklar aramayı da gereksiz kılacağı için illettir ve bu insan ilk sarsıntıda ümitsizlik ve hayal kırıklığına düşer. Kasas 76, Allah’ın sevinç şımarıklarını sevmediğini bildirir. Çünkü bu şımarıklık nimetleri kendisine özgüleme, kibir, kanaatleri ilahlaştırma, haksız kazanç gibi pekçok rahatsızlığı da beraberinde getirir.

p. Ezme, horlama, sömürme (İstiaz’af)

İstiz’af, beden, ruh ve statüde güçsüzlüktür. Kuransal terim olarak ise bu kelime; küçük görerek güçsüzleri ezmek, horlamak ve eziyet etmektir. Bunun zıddı istikbar ise kendisini büyük, erişilmez ve güçlü görmektir. İstiz’af ve istikbar (ezilen-ezen) savaşı, Kur’an’ın hayatı tarif eden yaklaşımıdır. Allah’ın bu çatışmada ezilenler yanında olduğunu gösteren pek çok ayet vardır. (A’raf 137)

r. Haksıza aracılık ve iltimas

Kur’an iyilik ve hak üzere yardımlaşmayı emreder. Kötülük ve haksızlıkta yardımlaşmayı ise büyük günah görerek men eder. Aracı, şefaatçi, iltimas yoluyla hakkın tecellisine engel olmak topluma darbedir. peygamber hırsızlık yapan kızı bile olsa iltimas geçmeyeceğine yemin ederek günahın büyüklüğüne uyarı yapmıştır.

s. İnsanlara saygısızlık

İnsan, Allah’ın mükemmel varlığı, aziz emanetidir. Varlığın anlam kazanması ve yaratıcı kudretin fark edilmesi de insanla mümkündür. O halde insan iyi inşa edilmelidir. İnsana saygı ve hizmet bu noktada devreye girer ve çünkü Yaratan’ı sevmek, yaratılanı sevmekle başlar. Dinin özü insanı yüceltmektir. İnsana saygı ise onun hak ve hürriyetine, mahremiyetine ve özgürlüğüne sadık olmaktan geçer. Bu yüzden başkalarının yanında fısıldaşmak, anlaşılmayan yabancı dillerle konuşmak, kaş göz işarti yapmak bile bir günahtır. İnsanlara lakap takmak, ayaklarını burnuna sokarcasına uzatmak da bu cümledendir.

ş. Kin tutmak

Kur’an cennet ehlini gönüllerinden kin sökülmüş olanlar diye tanımlar. (A’raf 43) Kin ve intikam hırsı nefsin sıfatlarından olup Kur’an’ın silmeye çalıştığı illetlerdendir. Kin yerleştiği benliği yıkar, yok eder. Bu ibadetleri de boşa çıkartan bir haldir ki kinle din bir arada bulunmaz.

t. Başkalarının ayıbını araştırmak

Kemale ermek isteyen kişi kendi ayıplarını araştırmaktan, başkalarının ayıplarını araştırmaya vakit bulamaz. Zamanını başkalarının ayıp ve günahlarını aramaya adamış bir insan ruhunun iflas ettiğini ortaya koyandır. Tecessüs bu pis fiilin adıdır. Dinin riyakarlığa yenik düştüğü çıkarcı, tembel çevrelerde yaygın olan tecessüs, kişinin kendisini yüceltmek ve dindar yapmak niyetini tersine çevirerek başkalarını cehenneme gönderme gayesini ilke kılar. Oysa doğru olan kinle bakmak değil, başkalarını da kendin gibi sevmektir.

u. Hased, kıskançlık

Hased, bir nimeti hakkıyla elde etmiş bir insandan o nimetin kopup gitmesini arzu etmektir. İleri derecede bu o kişiden o nimetin gitmesine çaba harcamak şeklinde bile cereyan edebilir. Gıpta ile karıştırılan hased, gıptanın hastalık seviyesinde ve kinle karışık belirişidir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur; “Mü’min gıpta eder, münafık hased eder” (Ragıp, hased maddesi)

ü. Kumar

Emeksiz kazanç, zaman israfı, ibtila çapında tutkunluk, nafaka ve rızkı telef etme gibi bozukluklarla, intihar, cinayet, ihanet, yeraltı rezilliklerine kadar bir yığın belanın mayası durumundaki kumar, sadece bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir beladır.

v. Komşu haklarına saygısızlık

Komşuluk hakları konusunda din ve inanç bahsi hiçbir fark yaratmaz. Komşuluk haklarının iyi niyetle yaklaşmak, yardımlaşmak, teselli etmek, paylaşmak vb. gibi güzellikler olduğu hatırlanırsa bunların terki veya ihmali bu günaha esas teşkil eder. Fiziksel olarak ise o evi gözetlemek, habersiz girmek, özel hayata ait bilgi edinmeye çalışmak gibi sinsilikler ise sadece komşu haklarına saygısızlıkla tarif edilemeyecek büyük günahlardır.

y. Ticarette yolsuzluk ve hile

Rızkın onda dokuzu olan ticaret, hak, adil ve dürüst olmalıdır. Zulüm, ihtiras, doymazlık ve haksızlıkla bezenmiş bir ticaret ise kula rızık ve nimetten çok bela getirir. Ticarette haksızlık ve hoşnutsuzluk yasaktır. Harama kaçma bahsi ise tüyleri diken diken eden bir dev günahtır. Bunun yolu da hem kullara hem devlete karşı hile ve yolsuzluktur. Karaborsacılık, yalanla satış, yeminle satış, iğtişaşa gitmek (iyi ve kötü malı karıştırıp satmak), çalıntı mal satmak, ölçü ve tartıda hile bu cümledendir. Komşu esnafın rızkıyla oynamak ta bu günahın kapsamına girebilecek kadar vahimdir.

z. Servet ve refahla şımarmak

Toplumu çökerten, kitleleri birbirine düşman eden sapıklıklardan olan teref ve itraf, mal ve servetle şımarmaktır. Kur’an mal ve imkanların belli bir kesimde toplanmasına karşıdır. Aslolan emek ve gayret ve hakların muhafazasıdır. Teref ehlinin tıkadığı iman yolunu açanlar ise müstaz’aflar yani ezilenlerdir. Refahla şımarma, istiz’af denen ezme ve aşağılamaya yol açar. Bu da ezenler ile ezilenler arasında çatışma demektir ki Yaratıcı Kudret ezilenlerin yanındadır. (Kasas 5)

aa. Doymazlık

Din literatüründe; şuhh (hırs, cimrilik), tulül emel (tükenmek bilmeyen arzu ve hayaller beslemek), tama (doymazlık) gibi deyimlerle nitelenen doymazlık, hırsla birleşen cimrilik olarak kısaca tanımlanabilir. Panzehir ise cömertlik ve paylaşmadır. Doymazlık; malda, ilimde, ünde ve şehvette olur. Doymazlığın tasavvuftaki karşılığı ise zühd (ölümlü depğerleri en sona atmak)’dür. Doymazlık illetinin son durağı ise kalp katılığıdır. Bu insan kırk yıl sonra yiyeceği lokmanın hesabını yapar da, bir saat sonrasına yemeği olmayanları aklına bile getirmez. Doymazlığın en kahredici şekli ise bağy’dır yani başkaları aleyhine sınır ve dengeyi çiğnemektir.

bb. Tiksindirici davranışlar sergilemek

Tiksindirici olmak veya tiksindirici davranış sergilemek günahtır. Başkalarının yanında gerinmek, esnemek, nahoş kokular yaymak, diş temizliğine önem vermemek, kılık-kıyafet ve saç-sakal nizamına uymamak gibi bilimum bedeni ve ameli pislik ve tiksindirici oluşlar bu cümledendir.

cc. Zina ve homoseksüellik

Nesli bozan, amansız hastalıklara yol açan, sayısız ruhsal çöküntüye neden olan, ekonomik sömürüye sebep teşkil eden, aile yuvasının kutsallığına leke düşüren bu pis huylar yasaklanmıştır. Zina meşru nikah olmadan iki cinsin bir araya gelmesi, homoseksüellik (livata) ise bunun aynı cins iki kadın veya erkekçe sergilenmesidir. Zinanın en kötüsü evlinin zinası, onunda kötüsü mahiyet ve komşuyla zinadır.

çç. İsraf

İsraf, sadece kişi veya toplumu değil tüm insanlığı zehreden bir hastalıktır. İsrafın özünde gereğinden fazla harcama/kullanma ve nimetleri heder etme yatar. Kısaca; aşırı kullanım da, hatalı ve yanlış kullanım da yasaktır. İsrafa sapana müsrif denir. Kur’ansal ayet ise şudur; “Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”(A’raf 31) İsrafa tedbir itidal yani orta yoldur ki bu cimrilikle israf arası bir haldir. Bunun adı da harcamada denge veya ekonomik ahlaktır. İsrafın en bariz örneği ise şudur ki Allah nimetleri insanlık sofrasına hak ve adalet ölçüsünde gönderir. İsrafa gidenler ise bu dengeyi aç gözlülükle ve hak prensibine aykırı olarak bozar. Oysa yaratılış ilkesi mal ve servetin sadece zenginler arasında dolaşmasına temelden karşıdır. (Haşr 7)

dd. Şehvete esir olmak

Şehvet, şiddetli arzu, arzulanan şey için atılmak olarak tanımlanabilir. Şehvetin dizginlenebilen miktarı kutsal ve mübah hatta emirdir. Zararlı olana yalancı şehvet, faydalı olanına sadık şehvet denir. Zararlı olan dizginlenemez, kontrol edilemez halidir ki bu tüm kötü açlıkların çıkış kapısıdır. Şehvet kulu bir kez esir alınca da onu rezil etmeden bırakmaz. Kısaca helal dairesindeki şehvet mazur ve hatta insanlık gelişiminin gereğiyken, haram dairesine sarkan şehvet toplumu sarsan bir beladır.

ee. Harpten kaçmak

Yedi büyük günahtan biridir. İçinde yaşanılan toplumun refah ve nimetlerinden yararlanırken, gerektiğinde onun için mal ve canla savaşmanın gereği de açıktır ki bundan gaflete düşenler, can korkusunu öne çıkaranlar, gitmişken korkup kaçanlar hem kendilerine, hem topluma hem Allah’a verdikleri söze ve boyunlarındaki borca sadakatsizlik gösterenlerdir ki günahların büyüğüdür. Kişinin kendisini toplumdan daha kıymetli bir mertebeye çıkartması da demek olan bu kaçış, barışın nimetlerini kalıcı kılmak ve gelecek nesillerin bekasını sağlamak için de gerekli olan cihaddan kaçarak ihanetlerin büyüğüne imza atar. Modern zamanlarda bunun adı askere gitmemek şeklinde kendisini göstermekte, bazı kesimler toplum adına yapılmakta olan harekat, savaş veya terörle mücadele gayretlerinde yer almayarak bu günaha iştirak etmektedir.

5. Allah’ın lanetine sebep olan günahlar

a. Vahyin beyanlarını açıklamamak

Ketm köküyle tarif edilen bu günah; bir şeyi örtüp gizlemek, başkaları görüp öğrenmesin diye saklamak, hükümden düşürmek anlamı taşır. Bu günah ilahi vahyi açıklamamak olabileceği gibi tamamını açıklamamak şeklinde de olabilir. Ayetlerin maksadını ve şeklini değiştirmek te bu cümledendir.

b. Allah’a eziyet etmek

Ahzab suresi 57. ayette geçen “Allah’a eziyet edenler” tabiri dünya ve ahirette lanetlenenler için kullanılmış bir ifadedir. Allah’ın emirlerine ters düşenler, temel nimet ve erdemlere ters davrananlar, din adına hüküm koymaya kalkanlar bu cümleden sayılabilir.

c. Allah Resulüne eziyet etmek

Peygambere eziyet edenler ise hem dünyada hem ahirette lanetlenmiştir. Bu eziyet manevi manada olabileceği gibi maddi manada da olabilir ve olmuştur. Ehlibeyt’ten kimseleri katledenlerin durumu da bu cümledendir. Peygamberin en yakınlarındaki kimselerce sergilenen bu günahların modern zamanlardaki uzantıları, onun ilahi rotası dışındaki pislik ve yanlışlıkları ona mal edenlerce, din adına sahte tebliğler üretenlerce, uydurma hadis tezgahtarlarınca sergilenmektedir.

ç. Yeryüzünde bozgunculuk

Yeryüzünü fesada vermek, yeryüzünde fesat çıkarmak olarak tanımlanan bu günah, sulha ihanettir. Harp ateşini yakanların, adalet ve hak’kın yeryüzüne egemen olmasına engel olmaya çalışanların durumu budur. Harp kışkırtıcılığı da bu cümledendir. İslam’ın barış, huzur ve esenlik demek olduğu hatırlanırsa bozgunculuk tüm bunlara savaş açan pisliklerdir.

d. Yakın akraba ile ilişkiyi kesmek

İslam, insanın kendisini, çevresini, ana babasını ve akrabasını sevmesini, muhabbet beslemesini ve onlarla ilgilenmesini hatta öf bile dememesini emretmiştir. Mahrem içi sevgiler çıkar gözetilmediğinden sevgiye daha çok ihtiyaç hisseder ve bunların terki ihmal eden kişinin menfaatçiliğinin işaretidir. (Ra’d 25) Akrabayla ilişiğini kesenlerin rahmetten te mahrum kalacağını bildiren Peygamberimiz, ayetin yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlarla bu insanları aynı yerde anmakla ifade etmek istediğini en güzel şekilde özetlemiştir.

e. Yalancılık

Kur’an’ın lanet sebebi saydığı günahlardan birisi de yalandır. (Al’i İmran 61; Nur 7) Başarının, doğrunun yolunu tıkayan yalancılık, kulu önce günaha sonra cehenneme götürür. İkiyüzlülük ve münafıklığın üç belirtisinden birisi yalan söylemektir. En zehirli yalan ise yalana yemindir ve bu Allah’ın özel öfkesine mazhar olacaktır.

f. Dinde haddi aşmak, aşırılık, doymazlık

İ’tida, aşırılığa sapma, sınır tanımamak, azmak, herşeyde aşırılığa kaçmak demektir. Orta yol, itidal ise Kur’an’ın emrettiği haldir. Çünkü dinde aşırılık, dinin maksadından sapmasına neden olur. Şeklen ve amelen dinin sınırları ve ortayolu kafi ve güzeldir. Bunun ötesi haddi aşmak, daha iyisini yapmakla övünmek, kendisini yukarılarda görmek yollarına çıkar ki bunlar şirkin ayak sesleridir.

g. Küfrün yolunu aydınlık görmek

Kafirlere ve onların durumlarına bakarak, onların islam alemine ve iman edenlere göre daha iyi durumda olduklarını düşünmek ve ifade etmek bu günaha sebeptir. Somuta bakarak soyuta karar vermek demek olan bu yanılgı, nimet ve servetin bir sınav vesilesi olarak bahşedildiğini inkar, o nimetleri kalıcı farz ederek ilahi sınavı anlamamak riskini oluşturur.

h. İffetli kadınlara iftira

İffetli kadınlara iftira atılması, kötülük isnat ettirilmesi atan kişinin ömür boyu şahitliğinin iptaline kadar gidecek bir beşeri cezayı da beraberinde getirir ki pek çok günahın cezası ahirete bırakılmışken bu belanın kuvveti bunu gerektirmiştir. İfk olayının cereyanı ile asırlara ışık olarak aktarılan kıssa sahabeler içinde de ahir zaman müslümanları içinde de bu belaya düşecek sayısız insanı işaret etmekte, kadınların zikredilmesi bu işten en çok kadınların zarar göreceğinin de ifadesidir.

ı. Zulüm

Allah’ın laneti zalimler üzerinedir. İmanın zulümle kirletilmemesi esastır. Küfür, şirk, ışıksızlık, kötülük, baskı manalarında kullanılan kelimelerle anılan zulüm, bir şeyi ait olduğu yerin dışında bir yere koymak olarak tarif edilir. Bütün zulümler ise insan eli ürünüdür, Allah zulmetmez. En büyük zulüm ise şirk’tir. Zulmün ve zalimin ise affı yoktur. Zulmün karşıtı ise adalettir ki manası hakkı yerine koymaktır.

i. Zalim yönetime karşı çıkmamak

Lanetlenen günahlardandır. Gerçeği çiğneyenlere, zulümle yönetenlere karşı çıkmamakta bu cümledendir. Menfaatler için zalimleri desteklemek ise yapılacak en büyük hatadır.

6. Hz. Peygamberin lanetine sebep olan günahlar

a. İnsan canına kıymak

İnsan öldürmek, kişiyi ebediyyen cehenneme mahkum eden, lanetlenmesine vesile olan bir davranıştır. (Nisa 93) Burada öldürülenin mü’min olması veya olmaması fark etmez. Zorunlu hal (savaş, meşru müdafa veya kısas) olmadan birisini öldürmek tüm insanlığı öldürmekle eş anlamlıdır. İki müslümanın birbirini öldürmek gayesiyle kavgaya tutuşması ve birinin ölmesi durumunda ölen de aklanmış sayılamaz çünkü öldürebilseydi o öldürecekti.

b. Dine ilaveler yapmak

Dine ilaveler yapmak, hükümler eklemek diye tanımlanan bu günah, vesile edinmeyi mübah, bidatçılığı ise men eder. Yani kendisinden Allah’a yakınlaşmada yararlanılan kişi, metod, imkan veya eşya vesiledir. Vesilenin sınırları Kur’an sınırlarıdır. Bid’at ise, daha iyi dindarlık adına ortaya atılan haksız ve yersiz eklemelerdir.

c. Ribacılık

Tefeciliğin Allah’a harp ilan etmek olduğu gerçeğinden hareketle insanların müşkül hallerinden istifade ile haksız kazanç talebi istikametinde birisine borç vermek demek ve alacağını alırken bu haksız kazançla birlikte geri almak demek olan riba her türlü haksız kazancı tarif eder. Faiz olarak sadeleştirilemeyecek bu kavram modern zamanlardaki enflasyon kavramlarını da gündeme getirmekte, asıl maksadın tefecilik olduğunu vurgulamaktadır. Lakin banka faizlerinin henüz hangilerinin ve ne kadarının riba olduğu noktasında alimlerin henüz bir ortak kararı bulunmamaktadır. Faizsiz bankacılık diye yutturulan kardan pay verme tezgahları ise riba içine yalan ve hile karıştırdığı için iki kere günahtır.

ç. Karaborsacılık (İhtikar)

İnsanın sevnçli ve refah anlarında durumlarını zora sokmak nasıl günah ise sıkıntılı mutsuz anlarda da haklarını ihlal etmek o denli günahtır. Karaborsacı işte bu müşkül ve sıkıntılı anlarda kendi lehine haksız çıkar sağlamak gayretindeki insandır ve insanlık suçu işlerken aynı zamanda sefaletinde artmasına imkan tanımaktadır.

d. Katı kalplilik

Kasvet ve gılzat, katı kalpliliğin Kur’an’daki karşılıklarıdır. Katı kalplilikten uzak oluş, Peygamberimizin insanlara ulaşabilmesinin anahtarı olarak zikredilmiştir. Kalp yumuşaklığı Allah’ın bir rahmetiyken, kalp katılığı imandan sonra şirke düşenlerin halidir.

e. Rüşvetçilik

Peygamberin lanetlediği, toplumu çöküşe götüren bir günahtır. Kur’an rüşveti, hak edilmeyen bir değeri, sahte yollarla elde etme şeklinde tanımlar ve alan da veren de aynı suça ortaktır. Rüşveti hediye adı altında kamufle etmekse günahı ortadan kaldırmadığı gibi buna bir de riya ve yalanı ekleyerek günah katsayısını misliyle artırır. Bu yolla yenilen haklar ise cabasıdır.

f. Hırsızlık

Kur’an’da el kesme cezasıyla cezalandırılan, toplumu içten körelten büyük bir günahtır. Peygamber hırsızı lanetlemiştir. Hırsızlık sadece kanun veya ayet ile belirlenen çalma olayını tarif etmekle kalmaz, aynı zamanda modern günlerin çalmayı mübah hale getiren kanunlarını yürürlüğe koymayı da kapsar. Emek, kaznaım ve alınterinin çalınması her cihetle hırsızlıktır.

g. Alkol ve uyuşturucu kullanmak

Kur’an, hamr kullanma yasağı getirir ve bilincin Allah’ı unutturacak kadar kaybolmasına zinhar karşıdır. Bu kullanım peygamberin lanetini de hayata geçirmiştir. İçme dışında alkol kullanımı ise (tedavi maksatlı vb.) günah değildir. Asıl vurgunun hamr kelimesi ile şaraba yapıldığı noktası ise diğer içecekelerin sınırsız kullanılmasına dayanak teşkil etmez.

h. Doğal dengeyi bozmak

Yeryüzü güzelliklerini ve doğal dengeyi bozacak her hareket günahtır, lanetlenmiştir. Tüm insanlığın ve mahlukatın ortak malı olan toprak, hava, tabiat, su gibi değerlere zarar verecek her tür yaklaşım bu nedenle günahtır. Ormanların, su kaynaklarının, havanın ve toprağın korunması ise Kur’an emridir ve hayatın devamı için elzemdir. Tabiatın kendisini temizlemekte olduğu bilimsel bir gerçektir. İnsan ise buna rağmen ve kendi çıkarları uğruna çevresini talan edip, yakıp yıkmakta, kirletmekte ve gelecek nesillerin doğal yaşam alanına ihanet etmektedir. tabiat bahsinde unutulmaması gereken bir husus ta o ormanlar içinde yaşamakta olan hayvanlar alemidir ki tabiata ihanet sadece ağaçlara değil, aynı zamanda onalaradadır.

ı. Hayvanlara kötü davranmak

Can taşıyan mahlukların incitilmesi büyük günahlardandır. İnsan hayvanların helal olanlarını avlayacak, besleyip büyüterek kesecek ve rızık olarak kullanacaktır. lakin gereksiz ve zulme varan şiddetle can almak, hele eziyet etmek bahsi insanı melekler gibi yükselecek yerde hayvanlardan da aşağı yapar ve eziyet zulümdür. hayvana fazla yük yüklemekten tutun da,artık yaşlanan hayvanları açlığa mahkum etmek te aynı cümledendir.

i. Anne babaya saygısızlık

Lanetlenen günahlardandır ve sadece ilgilenmeyi değil aynı zamanda şefkat ve sevgiyi de emreder. Ebeveyne hürmet kayıtsız şartsız değildir ve istisnası şirke düşmemeleri ile bağlantılıdır ki bu durumda bile dini konular hariç evlatların onlarla ilgilenmesi farzdır. Anne babaya öf bile denmemesi bu saygı ve minnet ğereğidir ki bu andan itibaren ananlar ve babalar evlat muamelesi görmeye layıktır. Ana babaya hürmet karşılıksız bir amel olduğu için de mükafatı inşallah Allah katında ziyadesiyle mevcuttur.Bunun aksi ise evladı hayırsız ve rahmetsiz kılar. merhametsiz bu kalplerin katılaşmak zorunda kalacağı ise bir gerçektir.

j. Türbeleri mabetleştirmek

Lanetlenen günahlardan birisi de türbelerin mabetleştirilmesi, türbelere sığınılması, türbelerin süslenmesi, mezarların dini yerlere çevrilmesidir. Bu örtülü bir putperestliktir ve cehalettir. Evrensel bir putperestlik olan türbecilik, saptırmalarla, hurafelerle dolmuş, kendi kitabından öğrenilememiş dinlerin kaçınılmaz bir sonucudur. Türbelerden medet ummak başlı başına bir şirk aracı iken orada yatan kulu da rahatsız eder. Peygamberin mezarını bile mabetleştirmek günah iken ve lanete mazhar iken ölmüşlerin saç ve sakalına, kıyafet ve eşyalarına hürmette aşırıya gitmek kişiyi şirke tabi kılar.

Faydalanılan eser; İslam’da Büyük Günahlar (Yaşar Nuri Öztürk, 2013)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir