Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam’da cihad kavramı
imanilmihali.com
İslam’da cihad kavramı

İslam’da cihad kavramı

İslam’da cihad kavramı

Cihad kelimesinin dindeki karşılığı Allah yolunda vesair surette mücadele etmek demektir. Bu aklı veya bedeni kullanarak, fiilen veya destek vererek, silahla veya kılıçla, benlikte veya insanlara arsında yani dışta yapılabilir. Tek şartı vardır , Allah yolunda ve Allah rızası maksatlı yapılması.

Kılıçla cihad

Peygamberimiz silahlı cihadı fiilen uygulayan ilk peygamber, Kur’an kılıçla cihadı ilk emreden ilahi kitaptır ki dinin tekamül etmiş hali olan İslam’ın cihadı emretmiş olması onun ne kadar gerekli ve mühim olduğunun da ispatıdır. Kalplere dokunarak yaşamak eğilimindeki inanç bütünlüğü demek olan dinin kılıçla bir cihadı emretmesi ilk bakışta ters gelebilir lakin şartları ve şekli anlaşıldığında cihad emrinin de bir ilahi mucize olduğu net olarak anlaşılacaktır.

Öncelikle cihadın maksadı sadece Allah rızasıdır ve cihad zulme – haksızlığa karşı yapılır. Bu haksızlığı yapan müslüman dahi olsa ona savaş açılması gereğini değiştirmez. Keza cihadda mağdur ve mazlum olanların müslüman olmasına da gerek yoktur. Allah’ın emri zulümle mücadele olduğu için yeryüzünde nerede zulüm varsa oraya yardım eli uzatmak lazım gelir.

Küfür ve inkarla da cihad edilir lakin bunun için bu nankör cephenin tahdit haline gelmesi veya doğrudan saldırması gerekir ki cihad savaşları çoğunlukla nefsi müdafayı içerir. Nefsi müdafa ise hakkı ve mahremi (hane, vatan, topraklar vs.) korumak için saldıranın şekil, suret ve şiddetinde karşı koymak, savaşmaktır.

Allah’ın yardımı

Cihad doğru ve güzel maksatlı olarak zaruri haldeyse, hakka ve adalete hizmet ediyorsa Allah’ın yardımı mutlaka gelecektir. Allah’ın orduları Fil vakasında olduğu gibi mü’minlerin safına katılacak ve küfür ordusu helak edilecektir.

Bu orduda ise melekler, tabiat kuvvetleri, depremler, yağmur ve rüzgarlar, kurtlar ve kuşlar ve daha nice bilmediğimiz varlık ve mahlukatlar vardır.

Dahası Yüce Allah mü’minlerin kalbine güven ve ferahlık, kafirlerin kalbine korku ve tereddüt verendir.

Allah’ın yardımının gelmesinin ilk şartı ise önce mü’minlerin can ve mallarını ortaya koyarak, Allah yolunda ölmeye hazır olduklarını ispat etmesidir.

Cihadın kırmızı çizgileri

Cihad Allah yolunda ve Allah rızası için zulme karşı veya zulmün saldırısı halinde kendini korumak için yapılacaktır.

Cihad ile ganimet elde edilecektir ve bunun dağıtılma şekil ve hissleri bellidir. Lakin cihad ASLA ganimet için yapılmaz, o ülkeyi vergiye bağlamak veya güzel kızlarını hareme katmak için yapılmaz, toprak almak için yapılmaz, ezmek ve zulmetmek için yapılmaz. Ülkeler İslama zorla girsin diye HİÇ YAPILMAZ. Çünkü dinde zorlama asla yoktur.

Ganimetin taksimi ise Kur’an’a uygun yapılacak ve gelirler hem masrafları karşılamak hem de dini yüceltmek, zorunlu toplumsal giderleri karşılamak için kullanılacaktır.

Cihadda aşırıya gidilmez, öldürürken dahi zinhar zulmedilmez, esir ve kölelere, yaralı ve düşman ölülerine kötü davranılmaz. Esir mübadelesi, yaralıların toplanması ve ölülerin karşılıklı iadesi gibi evrensel haklara saygı gösterilir.

Terör asla bir cihad şekli değildir. Çünkü gayesi küfür veya şirki ortadan kaldırmak değil rastgele katliam yapmaktır ki dinde yeri asla yoktur.

Cihad asla müslümanlara veya tehdit durumunda olmayan müşriklere/kafirlere karşı yapılamaz.

Esir ve kölelere işkence ve zulüm yapılmayacak, teslim olanlara kılıç çekilmeyecektir.

Kılıçla cihad öncesi teslim olma, vazgeçme şanslarının sonuna kadar kullanılması esastır.

Mü’minler arası şura ve istişare, düşmana tebliğ, nasihat, sulha davet, anlaşma teklifi cihad öncesi yapılması gerekendir.

Mü’minler cihada öncelikle fiilen veya bu mümkün değilse gücü oranında mal ve hizmetle destek sağlamakla mükelleftir.

Evlerin sahipsiz kalması, hastalık veya yaşlılık bahaneleri, ticari kaygılar yüzünden mazeret üretenler cihada zaten layık olmayan ve nasiplenemeyecek olanlardır ve canlarını ortaya koyanlarla destek sağlayanlar dahi aynı kıymette olmayacaktır.

Cihadda kafir ve müşriklerle aynı safta olmak asla söz konusu değildir. Geçici bir ittifak veya yardımlaşma yapılabilir lakin onlarla aynı idealde buluşmak diye bir gaye yoktur, olamaz. Küfür cephesinden maddi yardım almak da caiz ve doğru değildir. Maksatlar temiz olsa da bu anılanlar son çaredir.

Riya ve nankörlük cihad bahsinde de en tehlikeli hallerdendir ve vebali ağırdır. Casusluk, muhbirlik gibi iman ordusuna zarar verecek her türlü şey lanetlenmeye adaydır.

Gayret mü’minlerden, galibiyet Allah’tandır.

Mü’minler işler kötü gidiyor görünse de cihad esnasında asla emirler dışına çıkmayanlar ve asla umutsuzluğa düşmeyenlerdir. Dahası mağlubiyet dahi gelse bundaki hikmeti anlamak sadece mü’minlere mahsustur.

Vatan sevgisi imandandır.

Darül İslam ve Dâru’l-harp kavramları

Darü’l-İslâm, müslümanların hâkimiyeti altında bulunup müslümanların emniyet ve güven içinde yaşayarak dinî vazifelerini ifa edebildikleri yerlerdir. Bu emniyet ve güvenin, ibadet özgürlüğünün olmadığı, can tehdidi bulunan yerler de Darü’l-Harb’-tir

Ebu Hanife İmam-ı Azam’a göre, bir Darül İslam’ın, Dâru’l-harp sayılabilmesi için şu üç şartın bir arada gerçekleşmesi lazımdır;

1. İçerisinde küfür ahkâmı yani yüzde yüz tatbik edilecektir. Küfür ahkâmının yüzde yüz tatbik edilmediği meselâ, sadece cuma ve bayram namazlarının kılınabildiği bir diyara «darü’l-harb» denemez.

2. O diyar «Darü’l-Harb»e muttasıl olacak, yani o diyarın sınırları ve komşu hudutları tamamen kâfirler tarafından kuşatılmış olacak. Eğer bir diyarın hudutlarından herhangi bir tarafı «Darü’l-İslâm»la muttasıl, yani bir Müslüman memleketine komşu olursa, o diyar «Darü’l-Harb» olamaz.

Bu noktada bir hususun açıklanmasında fayda vardır. Gayr-i müslimlerce ihata şartı, müstakil İslâm devletleri için değil, gayr-i müslim bir devletin hükmü altında bulunan ve kendini mü­dafaadan aciz vilâyet, köy ve kasabalar için söz konusudur. (Rusya ve Bulgaristan’daki Müslüman köyler gibi.) Nitekim, fakîhlerin bu mevzuyla ilgili izahlarında «devlet» değil, «belde», «dar» ifadeleri kullanılmıştır. Yoksa kendini müdafaaya muktedir ve müstakil bir îslâm devleti, her taraftan gayr-i muslim devletlerle kuşatılmış olsa da, yine «Darü’l-Harb» olmaz.

3- İçinde emniyet içinde yaşayan bir Müslüman veya zımmî kalmamış olacak. Yani o beldede daha önce can ve mal güvenlikleri mevcut olan Müslümanların veya zımmîlerin (gayr-i muslini azınlıkların) bu güvenlikleri bir kâfir istilâsıyla ortadan kalkmış olacak.

Örneklenecek olursa; tamamen işgal edilen İslam devletlerinin kurtulana kadar ki hali Darü’l-Harb’tir. Bir ülkede şirk ve küfür ahkamının müslümanlar üzerine mutlak olarak tatbiki varsa o ülke Darü’l-Harb’tir.

Özetle; bir ülkenin Darü’l-Harp sayılabilmesi için birinci şart, «Küfür ahkâmının yüzde yüz tatbiki », ikinci şart «gayr-i müslimlerin Müslümanlara yüzde yüz galebesi» ve üçüncü şart «işgal altındaki ülkede müslümnaların can ve mal güvenliklerinin kalmaması»dır.

Bu yazılanlar şunun için önemlidir ki bazı kesimler laik Türkiye Cumhuriyetini beyhude ve yalan yere Darü’l-harp göstermek suretiyle her türlü haram ve zulme müracat edebilmektedir. Çünkü darü’l-harp’te sözde herşey mübahtır. Oysa bu güzel ülke Darül İslam’ın kalesidir ve şahıdır. Bu nednele gerek bu ülkeyi hedef alan hain terör ve saldırılarda, gerekse bir müslüman ülkeyle yaşanacak itilaflarda bu iki kavram çok iyi değerlendirilmelidir.

Allah yolunda vesair surette savaş

Buraya kadar anlatılanlar savaş meydanlarında kılıçla yapılan türde cihadlardır ve birde kılıçla olmayan cihad vardır ki bu Allah yolunda fikirle, terle, emekle, kalemle, üretmek ve geliştirmekle yapılan topyekun mücadelenin adıdır.

Aklı ve ilmi yüceltmek, dini yaban otlarından temizlemek, dine hak ettiği değeri vermek, iman lezzetini tanıtmak, şer ve şirkle mücadele etmek, küfür cephesinin tuzaklarını boşa çıkarmak, korunmak, kuvvetlenmek, eğitmek, öğretmek maksatlı tüm hayır ve hasenat bu anlamda cihaddır.

Fabrikalarda elektronik cihazlar üretmek, düzenli ve güçlü orduya sahip olmak, yasaları adalete uygun hale getirmek, hastaneleri iyileştirmek, yetimlere kucak açmak, eğitimi küfür tuzaklarından kurtarmak, sokakları emniyetli hale getirmek, eşitlik ve adaleti sağlamak gibi ulvi ve insani gayretlerin tümü bu cihada örnektir.

Muhakkak bu cihad türü canı ortaya koyarak yapılan cihad kadar değerli değildir lakin lazımdır.

Cihadın herşeyin ötesinde Allah dostları tarafında olunduğunun ispatı demek olduğu hatırlanırsa niyet ve ameller daha iyi şekillenecektir.

Bu fikri cihaddan dahi kaçınanlar safını belli edememiş veya bizimle aynı safta duramayanlardır.

İkide birde döneklik edip kafir ve müşriklerele masaya oturanların ise rengini iyi belirlemek lazım gelir.

Cihad-ı Ekber

En büyük cihad demek olan bu kelime dışa karşı yapılan kılıçlı veya kalemli cihaddan çok farklı olarak nefisle mücadeleyi anlatan içsel bir kavramdır.

Nefis terbiye edilmesi gerekendir. Nefsi temizlemek ise sadece Allah’ın kudretindedir. Mü’min nefsini terbiyeye uğraşan, imanla ve Kur’an’la gözlerini dahi haramdan sakınandır.

İç cihad kazanılmadan, Allah’a teslim olunmadan diğer cihadlar asla mana kazanamaz ve Allah’ın yardımı da asla gelmez.

Çünkü cihad imanlı kalplerle yapılması gerekendir. İman yoksa şaşalı zaferlerde kazanılsa cihad da yoktur, galibiyet de.

Nefsin mertebeleri ve terbiyesi tamamen uzun ve detaylı bir konu olduğu için burada girilmeyecektir.

Sonuç olarak

Cihad Allah yolunda ve Allah rızası için yapılan, batıl ve küfürle mücadele, emek ve savaş veya savunma gayretlerinin adıdır. Bu mücadele kalemle de olur kılıçla da.

Önemli olan imanlı kalplerin Allah yolunda ter ve gözyaşı dökmesi, can ve malını ortaya koyması, tevekkülden uzaklaşmadan ve başkalarından korkmadan sadece Allah’a yönelmeleridir.

Cihad hak ve temiz olunca, kalpler selim olunca Allah’ın yardımı mutlaka gelecektir.

Allah mücahidleri sever ve İslam kılıçla cihada ilk müsaade eden hatta emredendir.

Cihad ederken canını kaybedenler şehittir ve inşallah sıddık ve şahitlerlebirlikte haşredilecek cennetliklerdir.

İman, Allah dostu olmayı ve Allah dostları safında mücadeleyi emreder.

Darül İslam, İslam’ın yaşanabildiği ülke demektir ve İslam’ın hayat bulduğu ülkelerle savşmanın adı cihad değil terördür.

Kafir ve müşriklerle işbirliği yapmak ise arzu edilmeyen, olsa olsa geçici bir düzendir.

Rabbim imanlı kullarını kardeş eylesin.

Rabbim iman kardeşliğine zarar vermeye çalışanları helak eylesin.

Rabbim iman ordularını muzaffer eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir