Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslamda Havf ve Reca
imanilmihali.com
İslamda Havf ve Reca

İslamda Havf ve Reca

İslamda Havf ve Reca (Korku ve ümit)

Havf ve Reca

Dini terim olarak havf; Allah’ın celalinden korkmayı ve reca; Allah’ın izzetine, affına ve rahmetine ümit duymayı ifade eder. Kul, Allah rızasından mahrum kalmaktan ve cehennemlere mahkum olmaktan korkmalı, öte yandan acizliğini ve günahkarlığını bilerek Yüce Allah’ın rahmetini ummalıdır.

Bu korku ve umut dengesi hayatı yaşanır kılan, ahirete hazırlayan ve imanı taze tutan en büyük cevherdir.

Allah’tan korkmak (Havf)

İlim ve kudretin sahibi, izzet ve celal sahibi Yüce Allah korkulması ve sevgi duyulması, rahmetine sığınılması gereken tek Yüce varlıktır. Başkaca birilerinden korkmak veya Yüce Allah’tan korkmamak yahut gereğince korkmamak beşeri zaafların en büyüğüdür ki azamet sahibi yüce Allah o kuluna azabın şiddetlisini nasip eder.

Allah’tan korkmak öncelikle O’nun rızasını kaybetmek korkusudur ki mü’minin hayalleri cennetler değil bu rızadır. Cehenneme düşmek ve azap görmek korkusu tali bir korkudur ve inşallah geçicidir. Ancak Allah rızasını kaybetmek şefaati de mümkünsüz kılan ve merhametten mahrum edendir.

Allah’tan korkmak cehennemin binlerce azap türüne muhatap olmak korkusudur ki orada kafirlerle, müşrik ve münafıklarla, şeytan ve soyuyla yanyana olmak kısmetsizlerin işidir.

Cennet müjdeleri yerine cehenneme mahkum edilenlerin bu faydasız korkusu, kendi elleriyle yapıp ettikleri nedeniyledir. Nefis, kibir ve şeytanın fısıltılarına mağlup olanlar tevbe yerine büyüklenmeyi seçerek afsızlığı kendileri hazırlamıştır. Yani azaba müstehak olmayan hiç kimse azap görmeyecektir. Çünkü Allah zerrece haksızlık yapmayan, herkese hak ettiğini verendir.

“ .. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır…” (Hucurat 49/13)

“ .. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.” (Bakara 2/196)

“ .. Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide 5/100)

Takva ile telaffuz edilen bu korku ve sakınma hali Allah’ın sınırlarına ve kurallarına raieyet etmek halidir. yani korku varsa riayetsizlik ve hata var demektir ve kimse günahsız değildir. Bu nedenle kimse cennetlerden emin olamaz, zaten emin olanlar tümden cehennemdedir.

Allah’tan korkmak dünya ile ahiret dengesini anlamak, geçici ve baki hayat arasında tercih yapmaya sevk eden itici güçtür ki emirlere riayeti ve yasaklardan sakınmayı da beraberinde getirir.

Allah korkusunun önemi

Yüce Allah cehennemi dolduracağına ahdetmişken, cenneti dolduracağına dair ahdetmemiştir. Ayetler bize ahir zamanda imanlı kalplerin diğerlerinden sayıca az olacağını ve iman ettiğini sananların çoğunun da şirke bulanmış imanlarıyla kendilerini kandırdıklarını işaret eder. Burada öne çıkan bir diğer husus da imanı ecele kadar muhafaza etmektir ki iman kalpte beslenmesi ve şefkatle sevilmesi gereken bir yavru kuştur. Aç bırakılır veya sevgisiz bırakılırsa yuvadan uçar gider. yani iman korku ve sevgiyle, umut ve azap ile yoğrulmalı bir yöne meyledip zaafa uğramamalıdır.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran 3/102)

“ ..Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik…” (Nisa 4/131)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

(Allah korkusundan ağlayan, Cehenneme girmez.) [Nesai]

(Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.) [Buhari]

(Cenab-ı Hak, yemin ile buyuruyor ki: “Dünyada benden korkarak ağlayan hiç kimse yoktur ki, onu Cennette ebedi güldürmüş olmayayım!”) [Beyheki]

(Allah korkusu ile, kalbi ürperenin, ağaçtan yaprak dökülür gibi, günahları dökülür.) [Beyheki]

(Allah korkusu, her hikmetin başıdır.) [Taberani]

(Allahü teâlânın mümine olan merhameti, annenin çocuğuna olan merhametinden daha fazladır.) [Buhari]

(Mümin, Allah’ın azabının şiddetini bilseydi, Cenneti ümit etmez, kâfir de Allah’ın rahmetinin sonsuzluğunu bilseydi, Cennetten ümidini kesmezdi.) [Müslim]

Yine sahabelerin sözleri bize bu korku ve rahmet dengesini izah eder vaziyettedir;

Hazret-i Ebu Bekir buyurdu ki:

Allah’tan korkmanızı, havf ile recayı birleştirmenizi tavsiye ederim. Çünkü Allahü teâlâ Zekeriyya aleyhisselamı ve ehl-i beytini şöyle övüyor:

“Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.” (Enbiya 21/90)

Hazret-i Ömer buyurdu ki:

(Eğer dense ki, Cennete yalnız bir kişi girecek, o kişinin kendin olduğunu ümit etmelisin! Yine dense ki, Cehenneme yalnız bir kişi girecek, o kimsenin kendin olacağını zannedip korkmalısın.)

Hazret-i Ali de,

(Günahlarım çok, Allah beni affetmez) diyerek ümitsizliğe düşen birine buyurdu ki:

(Ümitsiz olma, Allahü teâlânın rahmeti senin günahlarından büyüktür. Rahmeti gazabını aşmıştır.)

Allah’tan rahmet ummak (Reca)

Yüce Allah’ın rahmeti sadece insanı değil tüm evreni kuşatmış, tüm varlıkları kaplamıştır. Dünya hayatında şahit olduğumuz bu muazzam rahmet inşallah daha fazlasıyla ahiret yurdunda da bizi karşılayacak olandır.

“Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.” (Nisa 4/110)

“ .. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf 12/87)

Ayetlerin rahmete güvenin manasındaki emirleri bizleri az da olsa ferahlatır ve yumuda sevk eder. Keza hadislerde de durum buna benzerdir;

(Allahü teâlâyı kullarına sevdirin ki, Allahü teâlâ da sizi sevsin!) [Taberani]

(Eğer kul, Allahü teâlânın ne kadar affedici olduğunu bilseydi, haram işlemekten çekinmezdi. Azabının da ne kadar şiddetli olduğunu bilseydi, hep ibadet eder, hiç günah işlemezdi.) [Nesefi]

Azap ve rahmet insanlar içindir. Dünya ahiretin tarlası olduğuna göre de orada muhatap kalacağımız muamele bu hayattaki niyet ve amellerimize bağlı olacaktır. Lakin umut ederiz ki kalplerimizdeki iman ve İslam aşkı bizleri esenliğe inşallah ulaştıracaktır.

“Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.” (A’raf 7/156)

Korku ve ümit dengesi

Korkusuz ümit, ümitsiz korku olamayacağına göre dengeli yaşam bu ikisinin birlikte mevcudiyetine bağlıdır. Korku olmaz ise sorumluluk ve umut olmasa günahlar bizleri yer bitirir ve dünya yaşamı tatsız tuzsuz bir yer olur. Çünkü insan günah işlemek ve sonra tevbe etmek için yaratılmıştır yani günahsız değildir. Hz. Peygamber (sav) dahi günahsızdır demek Yüce Allah’ın yetkisine dil uzatmaktır. Lakin biz günah yakıştıramayacağımız için Peygamberimize sürçme yakıştırır ve kesin afla müjdelendiğine inanırız.

Sahabeler içinse durum aynı değildir. En yanlış inanç sahabeleri tümden günahsız adletmektir. Umulur ki o nadide insanlar, iman ve İslam uğruna mücadeleleri, zorluklara karşı dayanmaları ve ahiret için mücadele etmeleri sebebiyle inşallah cennetlere mazhar olacaklardır. Lakin bu kesin değil temennidir. Hz. Peygamber kızı Fatma (ra) ‘ya kendisine dahi güvenmemesini telkin ederken rahmetin sadece Yüce Allah’a ait olduğunu vurgulamıştır.

Sahabeler içinde pek çok münafık, yalancı ve mürted dönek vardır. Bir kısmı ise gaflete istemeden de olsa düşmüştür. İfk olayı, Tume bin Ubeyrik olayı bizlere bunu ispat eder. Bu davranışlarda bulunan sahabelerin cezasız kalmayacağı muhakkaktır. Geri kalan sahabelerin ise günahsızlığı değil ancak inşallah affa mazhar olacakları ve cennetle mükafatlandırılacakları kabulü doğru olandır.

Dolayısıyla günahsızlık sadece meleklere mahsustur ve insanlar melek olarak yaratılmamıştır. Dualar, tevbeler, şükürler bunun için vardır ve Yüce Allah kulları günahsız yaşasın değil, günah işleyip af dilesin muradındadır.

(Havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunan mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur) hadis-i şerifini düşünmeli, Allahü teâlânın azabından korkup, rahmetinden de ümit kesmemelidir! (Tirmizi)

(Her istediğini yapıp, rahmete kavuşacağını ümit eden ahmaktır.) [Tirmizi]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Kulum, göklere ulaşacak günah işlese; fakat rahmetimden ümidini kesmeyip, mağfiret dilerse, affederim.) [Tirmizi]

Buırada korku ve ümit dengesi öne çıkar ve kul her ikisine de kalbinde yer açarak ancak umuda daha fazla yer vererek dini yaşar, yaşamalıdır.

Özetle;

Mümin daima korku ile ümit arasında yaşamalıdır. Korkunun fazla olması daha iyidir. Böylece kötülüklerden kaçıp iyilik etmeye koşar. Ölürken ise ümidi korkusundan fazla olmalıdır.

Korku olmaz ise yasaklardan sakınma derecesi düşer ve akıl nefse dizgin vuramaz. Rahmet umudu olmaz ise de gönül mahzun ve mutsuz olur.

Cennet ve cehennemden emin olma hali ne kulun kendisi ne de başkaları adına hiç kimsenin haddi değildir. İmanı, takvayı bilen sadece Allah’tır. O niyetleri de gizlileri de bilendir.

İmana kalplerinde yer açan mü’min kullarına rahmetini bağışlayacak, imanı reddeden veya hafife alan kullarına gerçek celali gösterecek de O’dur.

Herkesi cennetlik veya herkesi cehennemlik kabul etmek de doğru değildir lakin anlaşılan odur ki cennetlikler sayıca az olacaktır. Çünkü ahir zaman tüm şeytani tuzaklarıyla her geçen gün imanlı kalplere çelme takmakta, kullar şehvet ve nefis uğruna şeytana yem olmaktadır.

Yüce Allah kullarından fıtratta aldığı misakında sadece kendisine ibadet ve kulluk edileceğine dair söz almıştır ve dünya sınavı bu ahde sadakat sınavıdır. Hal böyleyken şirke, riya ve münafıklığa bulaşanlar, süsten ibaret dünya hayatını asıl hayat farz ederek ahireti yok sayanlar için akibet karanlıktır.

Akibet muttakilerin, iman edenlerin, imanı kalpte yaşatabilen ve ecele kadar muhafaza edebilenlerindir. Şeytanın fısıltılarına kulak verenlerin ise cezası muhakkaktır ve dünyada rahmet kafir mümin herkese iken ahirette rahmet sadece mü’minleredir.

Müslüman olmakla yetinen ve mü’min olmaya gayret etmeyenler dahi cehennemden nasibini alacak ve gerçek imana kucak açana kadar azap görecektir. Ebedi cehennem azabı olmasa da o ateşlerde bir dakika dahi olsun beklemenin acısı elbet tarifsizdir.

O halde inanan kalpler için olması gereken imana ve tevhide kulak vermek, Kur’an ile bildirilene uymak, ayeti anlayarak kalbe yerleştirmek ve bu sayede affı ummaktır.

Korku ve umut aynı anda vicdana hükmettiği andadır ki ibadetler, amel ve niyetler bir mana kazanır ve imana hizmet eder hale gelir. 

Şefaat ancak Allah’ın razı olduğu kullaradır ve Allah Kur’an’ı okumayan, anlamadan okuyanlara da çokça merhamet etmeyecektir. Çünkü en büyük şefaatçi Kur’an’dır.

Yüce Allah korkulacak olandır, merhamet umulacak olandır. Denge bu korku ve umut arası yaşamdadır.

Her şeyin her zaman doğrusunu bilen ise sadece Allah’tır.

Rabbim bizleri Allah sevgisi ve korkusundan, Allah’ın rahmet ve merhametinden mahrum etmesin. AMiN!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir