Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam’da kadın ve erkek
imanilmihali.com
İslam'da kadın ve erkek

İslam’da kadın ve erkek

İslam’da kadın ve erkek

Yüce Allah insanı ve tüm varlık ve mahlukatı erkek ve dişi olmak üzere iki cins yaratmış, her birine değişik kabiliyet, görev ve sorumluluklar vermiştir. Bu iki cinsin yaratılış farkları nedeniyle değişik fiziki ve ruhsal özelliklere ve öte yandan hassasiyetlere sahip olmaları da bu nedenledir.

“Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir…” (A’raf 7/189)

Erkeklerin savaşmak, aile geçimini sağlamak için uzak mesafelere gitmek, güneş ve soğuk altında çalışıp nafaka kazanmak, ailesini korumak için gerektiğinde güç kullanmak gibi vazifeleri nedeniyle fiziken daha güçlü olması ve bu manada kadının koruyucusu konumunda bulunması erkeğe verilmiş bir sorumluluktur.

“Ancak gerçekten zayıf ve güçsüz olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar başkadır.” (Nisa 4/98)

Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.” (Nisa 4/34)

“Koruyup kollayıcı” diye tercüme edilen ifadenin âyet metnindeki aslı “kavvâm”kelimesidir. Erkeklere, koruyup kollama görevinin verilmiş olması, iki cins arasında bir eşitsizlik gözetilmiş olmasından değil; erkeklerin güç, kuvvet ve fizikî oluşum bakımından farklı bir yapıya sahip bulunmalarındandır. Bu durum kadını erkekten aşağı bir konuma düşürmez. Buna karşılık erkeklere, ailenin geçimini ve yönetimini sağlamak gibi ağır bir sorumluluk yükler. “gayb”, eşinden uzakta bulunan erkeğin namusu, malı ve her türlü hakkı anlamındadır. Bu aynı zamanda gelecek nesillerin imanlı ve ahlaklı yetiştirilmesi manasınadır da.

Kesin olarak biliyoruz ki Hz. Muhammed Aleyhisselâm ömründe bir defa olsun elini kaldırıp bir kadına vurmamıştır. “Kadınlarını dövenleriniz iyileriniz değildir” buyuran da odur, “İçinizden biri, karısını köle döver gibi dövüp sonra da gece onunla yatabilir mi?” diyerek karı koca ilişkilerinin sevgiye dayanması gerektiğine dikkat çeken de odur. Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi’nde, çok can alıcı konulara temas etmiştir. Bu hutbesinde kadınların haklarının gözetilmesini ve bu konuda Allah’tan korkulmasını özellikle vurgulamıştır. Kadının, evlilik sorumluluklarını yerine getirmemek, kocanın haklarını ihlal etmek, onun şahsiyet ve vakarını zedeleyici tavırlar sergilemek veya iffet ve namusunu tehlikeye sürükleyebilecek durumlara meyletmek gibi olumsuz davranışlara girmesi hâlinde, aile yuvasının devamını sağlamaktan birinci derecede sorumlu olan kocanın, içine düştüğü mecburiyetten dolayı bazı tedbirlere başvurması tabiidir. Bu tedbirler, zaman, mekân ve sosyal şartlara göre farklılık gösterebilir. Âyette son seçenek olarak zikredilen darp meselesi de istisnaî bir tedbirdir. Böyle bir tedbirin fayda getirmeyeceği, tam tersine zarar getireceği bilinen durumlarda, İslâm bilginleri, kesinlikle bu seçeneğe başvurulmaması konusunda ittifak hâlindedirler. Ancak fayda getireceği biliniyorsa uygulanması ayet gereği caizdir.

Erkeğin huzura ermesi, hoş olması ve gelecek nesillerin ahlaklı ve haysiyetli olarak yetiştirilmesi için sünnet kılınan nikâh ve aile kurmak için nikahlanan kadınlar bir nimet olmakla birlikte bunların yan etkileri diyebileceğimiz pek çok risk ve tehlikeleri de dünya sınavının bir parçasıdır. Denmelidir ki nikah suretiyle helal olarak alınabilecek huzur, şehvet arayışları ve haksızlık-zulümlerle bir anda haram sınırlarına girerse sınav kaybedilmiş olur ve dünya hayatının geçimliğine dalanlar fani hayata kananlardır. Çünkü kadın cinsi nefsin şiddetle arzuladığı şeylerin neredeyse başında gelir ve sınavın can alıcı noktalarından birisi de budur.

Kadınların görevleri ve erkeğe yüklenen aileyi geçindirme ve mehir verme yükü nedeniyle mirastan alması gereken pay da kadının iki katıdır. Şahitlik meselesinde de iki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine eşittir ki bu daha ziyade kadınların unutkanlıkları veya nadir hallerde kıskançlık ve haset gibi zaaflara kanabilme ihtimallerinin yüksek oluşundandır.

“Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder…” (Nisa 4/11)

“…Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara 2/228)

“…(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir.” (Bakara 2/282)

“Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.” (Al-i İmran 3/14)

Sınav aynı zamanda cahiliye inancından da kaynaklanan şirk ile de bağıntılıdır ve dişi cin olan iblis ve askerlerine tapan kafir ve bunları aracı-şefaatçi kılan müşriklerin tanrı ve aracıları da hep dişidir. Yani insana süslü gösterilip sınav vasıtası kılınan kadın cinsi aynı zamanda cinler içinde geçerli ve yine bir sınav vesilesidir. Meleklerin dişi olarak adlandırılması da, cahiliye dünyasının tanrılarını güzel, çekici, sinsi, üretken ve uysal ama öte yandan entrika ve gizli oyunlar peşinde koşanlar olarak tanımlamaları nedeniyledir.

“Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar. Hâlbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar.” (Nisa 4/117)

Erkek olsun kadın olsun Allah yolunda yürümeye gayret eden tüm kulların alacağı mükafat inşallah aynıdır ve aynı şekilde kafir-müşrik ve münafıklıkta ileri gidenlerin alacağı azap cezası da aynıdır. Yani dünya hayatında herkes taşıyabileceği ile sorumlu olduğundan ahiret yurdunda alınacak müjde ve azap ta sınavda gösterdiği başarı ile doğru orantılı olacak, orada zayıflık, cinsiyet gibi fiziksel mazeretler geçerli olmayacak ama kalpler tartılacak ve niyet ve ameller ölçülecektir. Yani zayıf, yaşlı, kadın veya güçsüz olmak mazeret teşkil etmeyecek, o dünya hallerine ait niyetlerin sergilenip sergilenmediği adeta nota tahvil edilecektir. Kısaca yaratılış haline göre bu dünyada kadın ve erkeğin misyon ve görevi farklı olsa da yaşadığı müddetçe yapıp ettiklerinden alacağı sevap veya günahlar yaratılışları ile uygun olacak ama kazanılan sevap ve günahların ahiret yurdundaki karşılığı için bunların hiçbiri mazeret teşkil etmeyecek ve herkes zerrece yapıp ettiklerinden sorguya çekilecektir.

“Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” (Al-i İmran 3/195)

Kadınla erkeğin Kur’an hükümlerine ve yasalara itaatsizlikleri durumunda alacağı cezalar arasında fark yoktur. Keza ahiret hayatındaki cezai karşılıklar konusunda da cinsiyet ayrımı gibi bir şey söz konusu değildir. Müjde olarak verilecek cennetler için de durum aynıdır.

“Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Maide 5/38)

“Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.” (Tevbe 9/68)

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe 9/72)

Erkeklerin birden çok kadınla nikah yapmaları konusu ise caiz olmakla birlikte pek çok şartın gerçekleşmesine ve özellikle adaletin sağlanmasına bağlı çok tehlikeli bir hamledir ve arzu edilen tek eşliliktir. Bunu suistimal edilmesi ardındaki asıl çirkin niyetler kişinin cehennemlere ebedi konuk olmasına yeter mahiyettedir.

Mu’ta nikahı ise baştan sona haram ve aldatmaya yönelik bir hiledir ve affı yoktur. Bu anlamda muta nikahı fuhuştan beterdir. 

Aile fertlerinin birbirini başkaca kadın ve erkeklerle aldatması da aile müessesesine isyan, ihanet ve aile namus ve haysiyetine saldırıdır. Aynı zamanda kişilik haklarına saygısızlık manası da taşıyan eşlerin birbirini aldatması büyük günahlardandır.

“Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.” (Nisa 4/3)

“Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” (Nisa 4/129)

Tesettür konusunun en çok tahrif edilen bir konu olmasının nedeni örtünme ile ilgili ayetlerdir ki bu ayrı bir yazı konusudur. Yalnız burada şu ifade edilmelidir ki merhum Elmalılı Hamdi YAZIR’ın ifadesiyle Peygamber hanımları ve diğer mü’min hanımlarının durumu farklılık arz eder. Şöyle ki evden çıkmama ve örtünme Peygamber hanımları için farz ve diğer hanımlar için vaciptir. Örtünmeden maksat ise başkalarına süslü ve civelek görünmemek, yanlış anlamalara meydan vermemek, tanınmama riskini ortadan kaldırmak ve başkalarında (sapık ruhlularda) yanlış şehveti manalar uyandırmamaktır. kadınların bu anlamda bakışları bile tehlike ve davet içerebilir ve gözlerin haramdan sakınması tıpkı erkeklerde olduğu gibi yanlış ve nefsin bir oyunu halidir. Adetten kesilmiş ve yaş itibarıyla çekicilikleri azalmış olan bayanların örtünmesi, vacipten çıkarak sünnete döndüğü halde ‘daha hayırlısı’ olarak ayette tabir edildiği şekilde bedeni ve hareketleri başkalarını kışkırtmayacak şekilde terbiye etmeye ve gizlemeye devam etmek daha doğru olandır.

“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.” (Nur 24/31)

“Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Nur 24/60)

Peygamber hanımlarının durumu ise çok daha ağır ve mesuliyetlidir ki onlar tüm mü’minlerin anası ve örneği durumundadırlar. Bu örneklik hem fiziken hem ahlaken hem dinin manaların tamamında olmak zorundadır ve onların sevap ve cezaları bu yüzden diğer kullara göre iki misliyledir.

“Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin. Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. Siz evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.” (Ahzab 33/32-34)

Din kadın ve erkek Allah’ın sınırlarına uymak sınavıdır ve bu manada kadınla erkeğin istisnası, mazereti yoktur. Eşitlik aslen buradadır ve yükümlülüklerin cinslere göre ayrıca tanzimi yoktur. Allah’ın sınırları herkes ve her cins için aynıdır. İstisnai haller ayetlerde belirtilmiş ancak iman, ibadet, ahlak ve salih amel gibi dinin ana esaslarında ayrım yapılmamıştır.

“Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ahzab 33/73)

Kadınlar, duygusal ve ruhi anlamda zayıflık, kıskançlık, güzel görünme ve beğenilme güdüsü gibi cinslerine has zaafları nedeniyle ayetlerde özellikle kendi cinslerine karşı hassas ve adil davranmakla ikaz edilmişlerdir.

“…Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın….” (Hucurat 49/11)

Peygamberimize kadınların edeceği biatlarda neler üzerinde durulması ayette açıkça belirtilmiş, bu biatta hırsızlık, bebek katli, iftira ve yalan, itaat gibi konular öne çıkarılmıştır ki cahiliye inancından imana geçişte bu noktalar özel bir yer tutmaktadır. Bu biatlara zinayı da katmak mümkündür.

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Mümtehine 60/12)

Özetle; kadın ve erkeğin dinen durumu fiziksel ve ruhsal yapılardan kaynaklanan güç ve hassasiyetlere, nefsi meyillere, zaaflara göre değişkenlik gösterse de herkes kabiliyeti nispetinde mesul olduğundan amel ve niyetlere alınacak karşılıklar eşittir. Fiziksel ve ruhsal zaaf ve üstünlükler asla eşitsizlik veya diş geçirme manasında değil ancak iki farklı fikir ortaya çıktığında veya ailevi kararlar alınması gerektiğinde kimin sözünün geçeceğine dairdir. Peygamberimizin çokça ayetleri erkeklere tebliği ve onlardan bu ayetleri kadın ve çocuklara da tebliğ ve talim ettirmesini istemesi de bu nedenledir. kadın İswlam toplumunun gaybını, geleceğini haysiyetli ve imanlı vaziyette temin etmekten, erkek aileyi geçindirmek, ailevi iş ve kararların dine caiz halde yürütülmesini temin etmek ve gerektiğinde cihadlara fiilen katılmakla mükelleftir.

Kadınların cihadlardaki görevi ise geri bölgede yardımdan ibarettir. Lakin cihadın sadece silahla yapılmadığı hatılanacak olursa cihadın kılıç kullanma kabiliyeti gerektirmeyen diğer tüm dallarında kadınla erkeğin omuz omuza Allah yolunda cihad etmesi doğru olandır.

Kulların Allah nezdinde eşitliğini, feminizm anlamında mutlak eşitlik olarak görmek ise, dine aykırı ve siyonist bir yaklaşımdır. En basitiyle bu düşünce ilgili ayetlerin reddi demektir ki miras ve şahitlik konusundaki oranlar bir rica değil emirdir.

Şeytanın ağı durumuna düşmek kadın için bir tehlike iken erkekler için de bu hallerdeki kadınlara musallat olmak aynı şekilde tehlikelidir. Nefsin ve şeytanın oyunuyla tuzaklara düşenler cezaya muhatap olmayı hak edenlerdir.

Ayetleri dört kadınla evlenmek caizdir diye anlayarak ahlaksızlıklara tutanak kılmak ise ayetlerle alay etmek ve ayetlerden beklenen maksadı kötüye kullanmaktır.

Kadınlar için de tehlike yaratılışları gereği dedikodu, hırs, kıskançlık gibi istenmeyen hallere müsait yapılarıdır ve bu halleri gıybet, zina, teberruc gibi hallere her an gebe kalabilir ve telafileri mümkün olmayabilir.

Nihayetinde kadın ve erkeğin dini ve helal birlikteliği nikah yoluyladır ve nikah ile kurulan İslam ailesinden maksat inançlı ve haysiyetli gelecek nesilleri temindir. Bu sayede yetişecek ahlaklı ve ibadetli nesiller İslam’ın kıyamete kadar baki olabilmesinin de teminatıdır. Buna zarar veren veya bu düşünceye ters her yaklaşım art niyetlidir ve şeytanın oyunudur. Nitekim cezasını da elbet bulacaktır.

Kadın olsun erkek olsun kazanılan sevap ve günahlarda, ahirette alınacak karşılıklarda tam eşitlik söz konusudur. Çünkü niyet ve amelleri zerrece unutturmayacak olan Yüce Allah mü’min kullarına da diğer kullarına da hak ettiklerini sıfır adaletsizlikle verecek olandır.

Kadın veya erkek olarak yaratılmak kimsenin elinde değildir ama yaratılışına uygun hallerde yaşamak herkesin imkanı dâhilindedir ve herkes sorumlu olduğu konu ve kabiliyetlerden sınav edilecektir. Bu nedenle hayıflanmak yerine elden geleni yapmak doğru olandır ki erkeğin korumak ve kollamak görevini kibir ile reddetmek ilahi iradeye baştan sona isyandır.

Tesettür ve evden çıkmama bahislerinin kötüye kullanılmasına aldırmadan Kur’an ayetlerine bakmak ve güvenilir İslam âlimlerinin yorumlarını okumak gerekir ki farz ve vacipler, sünnet ve mübahlar karışmasın, haram ve helaller yer değiştirmesin, dine yalan söyletilmesin.

Tüm bu bahis ve manalar Kur’an ayetlerinde açıkça yer aldığından en doğru olan kulun anladığı dille Kur’an’ı okuması, hata ve yanlışlarına kendisinin ayetler ışığında karar vermesidir.

Son söz ahlak ve ahlaksızlık fizikle, yaratılış cinsiyetiyle alakalı bir husus değildir. İman etmek, ibadet etmek, salih amel işlemek hangi cins olursa olsun mümkündür. Fiziksel ayrıcalıkları mazeret yapmak uygun değildir. Lakin öte yandan nefis ve şehvetin erkeklere süslü gösterilen kadınlar hakkında haddi aşması ve harama dalması kadın veya erkek için tehlikedir. Kadının diğer kadınlarla uygun olmayan nispetlerde yakınlaşması hatta cinsel ilişkiye girmesi de tıpkı Lut kavmi sapıklığı gibi helake sebep bir ahlaksızlıktır ki bunun özgürlükle filan da alakası yoktur.

Feminizim ve lezbiyenlik gibi bu haller ayetlerin reddi ve ilahi sınırların terki manasınadır ve cezası da elbet olacaktır.

Kadınların fiziksel olarak kendilerinden güçlü, kadınlar üzerinde koruyucu olarak tarif edilen erkeklere hürmetsizliği ve kocalarına itaatsizliği de ceza nedenidir. Bu hallerde uygulanacak cezai uygulamalar yine ayetlerde belli edilmiştir.
Bir kadın için şeytanın oyuncağı ve silahı olmak veya Allah’ın mukaddes bir kulu olmak gibi iki seçenek söz konusudur. Bir erkek için de kadınlar helal bir aile müessesi ve hayat arkadaşı veya haram yuvaların şeytani tuzakları gibi iki ayrı manayadır.

Sınav her iki cins için de buradadır ve söz konusu olan sadece o kişilerin haysiyet ve azabı değil tüm toplumun ahlak ve iman savaşının akıbetidir.

Zina ve fuhuş gibi tamamen yanlış yollara sapmış bir şehvet, zedelenmiş bir aile müessesesi, aldatma ve metres tutmalara kadar giden sapık haller süslü gösterilen karşı cinsin şeytan tarafından tezgahlanmış kirli oyunlarıdır.

Tüm bu yazılanlar, erkek ve kadın arasındaki eşitsizliği vurgulamak için değil, aksine İslam’a göre kadın-erkek eşitliğinin mahiyetini açıklamak maksadıyladır. Kabiliyet ve sorumlulukların, zaaf ve görevlerin her iki cins için farklı olması sınavın mahiyetini değiştirmez ve herkes Kur’an ile hesaba çekilecektir. Bu sınavda başarılı olabilmenin yolu ise ayetleri mutlaka okumak, anlamak ve hayata yansıtmaktır.

Unutulmamalıdır ki Firavun’un karısı cennetlerde köşke sahip olurken, cihad ederken şehit düştüğü sanılırken sırtında kamudan-ganimetten çaldığı bir yelek nedeniyle cehenneme giden erkekler vardır.

Din Allah’ın, irade, ilim ve kudret Allah’ındır.

Rabbim tüm kullarına hidayet ve hikmeti nasip etsin.
Rabbim tüm erkek ve kadınları imana uygun yaşayanlardan eylesin.
Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir