Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / İslamda komşuluk ilişkileri
imanilmihali.com
İslamda komşuluk ilişkileri

İslamda komşuluk ilişkileri

İslamda komşuluk ilişkileri

Komşu kelime anlamı olarak; oturulan ev veya iş yerine bitişik veya yakın olan ev veya iş yerinde ikamet eden demektir. Dinen de bunun sınırının Hz. Aişe’den gelen rivayete göre her yönden kırk kapı olduğu rivayet edilir. Yahut Hz. Ali’den gelen rivayete göre, birbirlerinin sesini duyacak kadar yakın olan kimseler komşu sayılır. Nitekim komşuluk terimi içinde yakın ve uzak komşu kavramı da vardır.

Komşular aile efradından sonra en çok görülen ve temas edilen kimselerdir ki bir müddet sonra yakınlaşılır ve akraba gibi olunur. Komşunun gayri müslim bile olsa ahlaklı, namuslu ve güvenilir olmasını isteriz ki aynısı komşumuz için bizim hakkımızda da geçerlidir.

Komşuluk hakları olarak sayılabilecekler; iyi zanda bulunmak, dert ortağı ve sırdaş olmak, yardımlaşmak, güzel geçinmek, zarar vermemek, doğru sözlü ve namuslu olmak, güvenilir olmaktır. Bunlara ara sıra hediyeleşmek, muhabbet (gıybet değil) etmek, selamlaşmak, paylaşmak, güleryüz göstermek eklenebilir.

Komşu haklarının dindeki durumu ise Peygamberimizin hadisine göre şöyledir;

Komşu üç türlüdür: Bir hakkı olan, iki hakkı olan üç hakkı olan komşu. Bir hakkı olan, akraba olmayan gayrimüslim komşudur. İki hakkı olan komşu, Müslüman olan komşudur ki, onun hem Müslümanlık, hem de komşuluk hakkı vardır. Üçüncü hakkı olan komşu ise, akraba olan Müslüman komşudur. Bunun hem Müslümanlık, hem akrabalık, hem de komşuluk hakkı vardır.” (Ebu Nuaym)

Komşu maddi geliri bakımından veya sosyal statü anlamında yahut da tarihsel bağlar nedeniyle o adreste bize komşu ise, alışkanlıklarımız, yaşam standardımız yaklaşık olarak aynı demektir ve bu zaten anlaşmak için yeterlidir. Yeni taşınan komşu da burayı seçtiyse bizimle aynı durumda demektir. O halde büyüklenme gibi bir şey olamaz, olmamalıdır. Oturanın kiracı veya ev sahibi olması da bu gerçeği değiştirmez.

Komşuluk hak, görev ve yetkilerini bu çerçevede görmek lazımdır ki komşu, günün herhangi bir saatinde başımıza gelecek bir olayda, yahut acil bir şey lazım olduğunda , ya da dertleşmek istediğimizde kapısını ilk çalacak olduğumuzdur.

Bu zorunlu gerekler de haklar yanında mesuliyetler yükler ve bunlar; gözetmek, emniyetine yardımcı olmak, yardım etmek, dert ve sevincine ortak olmak, ihtiyacı varsa gidermek, felaket anlarında evini açmak, varsa yapılan yanlışlara dair dostane ve Kur’ansal öğüt vermek, tecrübeleri paylaşmak, müşkül anlarında dost eli uzatmaktır.

Komşulukta en kritik sınır; ahlak (mahremiyet) sınırlarını aşmamak, kötü ve haramda ortaklık kurmamak, hanelerin dokunulmazlığına aykırı davranmamaktır. Uzun müddet küs kalmamak da önemli bir kaide olarak sayılabilir.

Komşuluk hak ve görevlerine sadık olmak iman gereğidir ve Peygamberimiz’in “Allah’a ve âhiret gününe inanan bir kimse komşusuna eziyet etmesin, iyilik etsin” sözü, mü’minin iyi komşu olduğuna delildir.

Peygamberimizin şöyle buyurduğu da meşhur rivayetlerdendir: “Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım. (Neredeyse farz kılacak sandım)” (Buhârî, Edeb 28; Müslim, Birr 140-141. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 28; İbni Mâce, Edeb 4)

“Komşusu kötülüklerinden emin olmayan, olamayan mü’min olamaz” buyuran peygamberimiz komşuluk haklarını şöyle saymıştır;

– Eğer komşun senden yardım isterse, ona yardım edeceksin.
– Eğer destek isterse, onu destekleyeceksin (meşru ve mübah olmak kaydıyla).
– Eğer borç para isterse (imkânın varsa) vereceksin.
– Eğer fakir düşerse, elinden tutacaksın.
– Eğer hastalanırsa, ziyaret edeceksin.
– Eğer ölürse, cenazesine gideceksin.
– Eğer ona bir hayır isabet ederse, onu tebrik edeceksin.
– Eğer ona bir musibet isabet ederse, taziyede bulunacaksın.
– Eğer önünde bina yapıyorsan, çok yükseltip onun rüzgarını-güneşini kesmeyeceksin. Ona eziyet vermeyeceksin.
– Eğer evine meyve alırsan, ona da vereceksin. Eğer vermeyeceksen, göstermeyeceksin.
– Eğer çocuğun varsa, onun çocuğunu dövmesine izin vermeyeceksin.”

Şu hadislerde konunun önemine istinaden unutulmaması gerekenlerdir.

“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş ise, komşusuna sakın eziyet etmesin. Kim Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş ise, misfarine izzet ve ikramda bulunsun. Kim Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş ise, ya hayır söylesin yahut sussun!”

“Komşusunun aç yattığını bile bile bir insan tok karınla yatabiliyorsa, demek ki o kimse, bana iman etmemiştir.”

O halde komşu ile iyi geçinmek, meşru ve ahlaki sınırlar dahilinde (mahremiyete dikkat ederek) yardımlaşmak, haklara karşılıklı olarak saygı göstermek, husumet ve dargınlıkları kısa sürede ve hoşgörü ile çözmek, iyi ve kötü günde yardımlaşmak, hanelerin ve bireylerin dokunulmazlıklılarına riayet etmek, ayıp ve açık aramamak, gözetlememek (!) ama gözetmek imanın gereğidir.

Tüm bunların yapılabilmesi içinde evvela o komşuların görülebilmesi, tanınabilmesi, konuşulabilmesi lazımdır ki modern zaman gökdelenleri veya çok katlı apartmanları arasında kaybolan insanlık komşuluktan kopmuş, yalnızlaşmıştır.

Komşu kavgalarının sıkça yaşandığı, küslüklerin uzun müddet devam ettiği, komşusunun kedi veya köpeğini öldürecek kadar insanların aymaz hale geldiği, haklara riayette kusurların sıkça yaşandığı, para denen illetin komşular arasında büyüklenme yarışına yol açtığı malumdur. Bu ise komşulukta sınıfta kaldığımızın resmidir.

Komşusunun bahçesinden izinsiz (göz hakkı hariç) meyve koparmayı yasaklayan İslam dini, komşuyu dost ve akraba bilmeyi emretmekle asayiş, huzur ve esenlik dilemektedir. O halde doğru olan ev almadan önce komşu almak, ortak yönlerimizin çok olduğu komşularımızla iyi geçinmektir.

Komşuluk hakları elbette karşılıklıdır ve komşumuzdan beklediğimiz yardım ve güler yüzün aynısı bizim ona karşı görevimizdir. Yaşça büyük olan komşu diğerini tecrübelendirmekle, genç olan saygılı davranmakla mükelleftir ki mahalle ortamı toplumun küçük bir kesimidir. O halde burada huzuru temin etmek geniş manada toplum huzuruna katkıda bulunmaktır ki bunun aksi topluma zarar vermektir.

Diğer komşuların, iki komşu arasındaki münakaşalara olay büyümeden, yapıcı olarak dahil olması ve arayı bulması bir görevdir. Seyirci kalmak, bana demek, şahit olmaktan korkmak veya bundan keyif almak imana yakışmayandır.

Bir mahalleyi veya komşuyu canından bezdirip eziyet eden de bilmelidir ki komşuluk hakkının ödenmesi kolay değildir. Çünkü bilinmelidir ki her komşu diğerleri için bir sınavdır ve haklar sahiplerine mutlaka geri dönecektir.

Misafir olmak, kahve sohbetleri ile vakit geçirmek hayatın yorgunluğunu alan, huzur veren, hoşça vakit geçirmeyi sağlayan hallerdir lakin bu gıybet ve dedikodu vesilesi yapılmamalı, ahlak ve öğüt üzere olmalı, uzamamalı, sıkmamalı, çok sık ve çok seyrek olmamalı, gruplaşma ve kutuplaşmaya, bazı komşuları yalnızlaştırmaya asla izin verilmemelidir.

Namus ve fazilet, komşuluk ilişkilerinde önemli bir husustur ki zaafı görülenlerin ikaz edilmesi komşuluk görevidir. Keza mahalledeki çocukların takip ve kontrolü tüm mahalle sakinlerine görevdir. Yani yanlışı görülen bir çocuğun ailesine usulünce haber vermek görevdir ama bu altın bulmuş edasıyla değil dostane olarak yapılmalıdır.

Her biri farklı meslek ve kültürden olan komşuların becerileri de farklıdır ve her komşu gücü ve imkanı nispetinde o becerisi ile komşularına ve çocuklarına yardım etmelidir. Mesela bir emekli öğretmen ders anlatabilir veya bir terzi genç kızlara dikiş öğretebilir.

Genç evlilere de tecrübe aktarmak hususunda yaşça büyük olanların öğretmek ve örnek olmak görevi vardır. Keza hastalıkla mücadele ettiği için görevlerini yerine getiremeyen komşulara mahallenin dost elini uzatması elzemdir.

Doğum, ölüm, kaza gibi hallerde komşuların taziye veya kutlama nedeniyle o hisse ortak olması hem görevdir hem ilişkileri samimiyet çizgisine taşır.

Kibirle büyüklenmek, eziyet etmek, açık aramak, iftira atmak veya gıybet etmek gibi pis kokulu haller ise komşuluk ilişkilerine asla sığmayan vebali büyük hallerdir.

Kadınların ve erkeklerin kendi arasında da ayrı bir komşuluk ilişkisi olacaktır ki bu ailevi ilişkiler kadar normaldir. İmece gibi güç ve malzeme yardımlaşması erkekler arası komşuluk ilişkilerine bu anlamda örnektir.

Sadaka ve fitrelerin, infakların ana baba ve akrabalardan sonra o mahalledekilerden başlamak üzere durumu zayıf olan komşulara verilmesi (mümkünse gizlice) doğru ve hak olandır.

Komşusunu kendisiyle aynı inanca taşımak, aynı tarikata ortak etmek gayreti ise makbul ve muteber değildir ki komşuluk dini değil beşeri bir kavramdır ve bu teklifin reddi komşuluk ilişkilerini ciddi olarak yaralayacak olandır. Çünkü komşusunun inancı, mezhebi ve hatta dini farklı olabilir. Keza çocukların eğitimiyle ilgili kendi mezhep ve tarikatı istikametinde ısrarcı olmak doğru değildir.

Doğrusu, Kur’an mihverinde söz etmek, Kur’an ile öğüt vermek, Kur’an rehberliğindeki hayatı tavsiye etmek ve örnek olmaya çalışmak ama aşırı gitmemektir. Çünkü kimse iman ve din lehine de olsa zorlanamaz. Lakin öğüt vermek her daim farzdır ve mü’mine görevdir.

Ahlaksızlığı, hatası, zaafiyeti görünen veya bilinenleri gizlice uyarmak ve doğrusunu telkin etmek görevdir. Uslanmayan hayasızlar içinse bunu sözle ve alenen ifade etmek, tedbir almak caizdir ve bu durumda o komşuluğun bitmesinde de sakınca yoktur. Hatta o azgın ve uslanmaz olanın mahalleyi terki dahi istenebilir.

Benzer vaziyette mahallede yer alan ve ahlaksızlık yuvası haline gelmiş yerleri adli mercilere bildirmek komşuluk görevidir. Keza apartman daireleri arasına örümcekler gibi ağ atmış çakma kiliseleri vs. haber vermek de görevdir.

Mahallenin sükunu ve huzurunu bozacak tarzda sabah erken ve akşam geç saatlerde gürültü yapmak komşuluğa yakışmayandır. Çünkü istirahat ihtiyacı olanı, hasta olanı bilemeyiz ve bu gerekçe olmasa dahi herkes yoğun bir günün ardından evinde dinlenmek ve rahatlamak ister ki bunu engellemeye kimsenin hakkı yoktur.

Yöneticinin veya mülk sahibinin, veya bir komşunun tüm sakinlere zarar verecek tarzda  çatısına mesela telefon röleleri koyması, mahalleden izin almıyorsa ve sakıncalıysa asla caiz değildir. Yine aşırı gürültü yapmak, vahşi hayvan beslemek, yasal olmayan toplantılar, ahlaksız partiler yapmak komşuluğun hoşgörüsüne sığmaz.

Çünkü herkesin hürriyeti başkalarının hürriyet çizgisine kadardır.

Çevreye ve yaşama zarar veren, çöp atan, koku salan, zehirli gazlar sevk eden, fütursuzca pis bir yaşamı tercih edenlerin ikazı diğer komşulara görevdir.

Hastalık veya yeis durumunda tüm mahallenin yardımlaşması ve o yas anına uygun sükuneti sergilemesi esas olandır.

Özetle, modern zamanların unutulan komşuluk kavramı zorunlu bir gerekçedir ve dinimiz ana baba, akrabadan sonraya komşuyu koymakla iyilik etme sırasını da buyurmuştur.

Komşular birbirlerine karşı haklara sahiptir ama görev ve sorumlulukları da vardır.

Kur’ansal alaka, ahlaki temas ve mahremiyete uygun yakınlaşma şarttır. Sohbetlerde helal ve mübah çizgisinden uzaklaşılmamalı, haram alışkanlıklar özendirilmemeli, zinhar zina türü pisliklere bulaşılmamalı, düşmanca tutumlardan kaçınılmalı, anlaşmazlıklarda şiddete asla müracat edilmemelidir.

Komşu yarı akrabadır ve kara gün dostudur. Bu bilinçle dost ve arkadaş olunmaya çalışılmalı, yardımlaşılmalı ve aynısı karşıdakinden beklenmelidir.

Anlaşamayan komşular için selam kesilmemeli, ilk mümkün olan fırsatta hanelerden biri mekan değiştirmelidir ki yalnız, komşusuz, küs komşulu bir hayat tatsız ve tuzsuzdur.

Evler için bahsolunanlar iş yerleri için de aynen geçerlidir.

Komşuluk hak ve görevlerine sadakat imandan olduğu için de kaybolan komşuluk bağlarını yeniden tesis etmek, komşuluk ilişkilerini canlı tutmak, komşuların güvenilir bir komşusu olabilmek .. mü’minin şiarıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri sadece İslam’ın değil aynı zamanda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir