Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam’da namus kavramı
imanilmihali.com
İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı

İslam, namus ve iffeti emreder. 

Namus; sözlük anlamı olarak şeref ve haysiyetli yaşama, beden ve maneviyatını koruma, evlilik dışı ilişkilere girmeme, doğru ve güvenilir olma demektir. Daha yaygın tanımıyla namus; bedensel ahlakı kirletmemek, zorla, para karşılığı ve çoğu gizli olmak üzere zevk için, helal olmayan biçimde başkalarıyla cinsel ilişkiye girmemek, korunmak, tasvip etmemek, aksini yapmamak halidir. Yani namus kelimesi ile evvela bedensel zevklerdeki ahlaksızlıklar gelir. Kur’an’ın namus ve iffet kelimelerini kullandığı yerlerde de bu kavram sıkça görülür.

Nâmus kelimesi dilimizde yaygın olarak ırz, iffet, haya, edeb, doğruluk, dürüstlük, itibâr, güvenilirlik, ahlâkî ölçülere bağlılık, emniyet, şan, şeref, temizlik gibi fazilet ve yüksek değer taşıyan hasletleri ifade etmek için kullanılır. Nâmus kelimesi dilimizde daha çok “utanma duygusu” karşılığında kullanılmaktadır. Bu anlamda Peygamber Efendimiz;” Bütün peygamberlerce söylenegelen bir söz vardır; o da, “utanmazsan istediğini yap” sözüdür” buyurmuştur (Buhâri, Enbiya, 54; Edeb, 78; Ebû Davud, Edeb, 6; İbn Mâce, Zühd, 17; Mâlik b. Enes, Muvatta’, Sefer, 46; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., IV, 121, 122; V, 273). Görüldüğü gibi utanma duygusu her devir ve her millet için geçerlidir.

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde de nâmus sözcüğü karşılığında “iffet, haya, mahrem yerini koruyan” vs.. ifadeleri kullanılmış ve bu duygulara sahip olan kimseler övülmüş; bu duyguları çiğneyip saygısızlık edenler ise yerilmişlerdir (el-Enbiya, 21/91; el-Müminûn, 23/1-7; et-Tahrim, 66/12; el-Meârir, 70/29-30). Ayrıca, iffetli (nâmuslu) olmanın ahirete taalluk eden yönü de vardır (el-Ahzâb, 33/35).

İslâm dininde her vesileyle kişilerin nâmuslu (dürüst ve iffet sahibi) olmaları istenmiş ve bu konuda kadın-erkek ayırımı yapılmaksızın şöyle buyurulmuştur: Mümin erkeklere söyle; gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Bu onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah (onların) yaptıklarından şüphesiz haberdardır. Mümin kadınlara da söyle; gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar…” (en-Nur, 24/30-31). Şu halde nâmuslu olmanın yollarından biri, gözü haramdan korumaktır. Bir diğer yol da meşru evliliktir (en-Nûr, 24/32).

“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”  (Ahzab 33/35)

Ayetin namusu vurgulayan sözcüklerine dikkat edilirse namuslu insanlar bağışlanmaya aday, müjde ve mükafata inşallah mazhar olacaklardır. Demek ki namus kıymetlidir ve cümleyi tersten okursak namussuzluk edenler bağışlanma ve mükafatlardan uzak kalacak demektir.

Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.” (Nur 24/4)

Keza yukarıdaki ayet buyurur ki; namuslu kadınlara (veya adamlara) iffetsizlik iftirası atmak, beyazı kirletmek gibidir ve bu yalancı iftiracıların şahitliği bile kabul edilmeyecektir. Nitekim Kur’an namussuz kimseleri fâsık olarak tanımladığı içindir ki bunlar sayısız kötülüğü çıkar için kötüleyenlerdir.

Kısaca namus önemli bir dini kavramdır ve korunması gereken bu meziyete atılacak çamurların vebali büyüktür. Namusa (iffete) gereken itinayı göstermemek ve aksine davranmak ise azap demektir.

İffet konusu da Kur’an’In namus ile eş anlamlı kullandığı bir kelimedir ve Hz. Meryem iffetli kadınlara örnek gösterilirken, iffetli kadınlarla evlenmenin helal olduğu bildirilir. Bu da demektir ki namusu ve iffeti korumak esastır, iffetsiz kadınlarla evlenmek helal değil, caiz olsa da şarta ve niyete bağlıdır.(Tevbe edenlerin durumu farklıdır.)

“Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.” (Tahrim 66/12)

“Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir.  Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.” (Maide 5/5)

İffet ve namus konusunun en bariz misali elbette Hz. Yusuf kıssasıdır ki sayfalarca yorumlanabilecek bu kıssa özetle namuslu Hz. Yusuf’a iftira atılan bahis yüzünden uzun müddet hapis yatmasını ama sabırla aklanmayı beklemesini, aklandıktan sonra sabrının karşılığını fazlasıyla gördüğünü anlatır. Yani nefis terbiye edilse dahi temizlenmesi sadece Allah’ın yetkisindedir. Namus ise nefsin dürtüleri ile kulun terbiye sınırlarını aşıp, gizli ve yasak şehvetin kollarına atılmasıdır ki gizlisi de açığı da, para ile veya bedelsiz olanı da, kimle olursa olsun günahtır. Keza zina bu nedenle dindeki büyük günahlardandır. (Yasal olarak zinanın suç ve ceza karşılığı olmasa da namussuzluk etmek büyük günahlardandır.)

“Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: “İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı bundan kaçındı. Andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacak.” (Yusuf 12/32)

Görüldüğü üzere Kur’an namusu hep bedensel anlamda ve bilhassa kadınlar anılarak izah etmektedir. Bu da bize gösterir ki kadınların zinaya yaklaşmaları, namusu korumaya özen göstermemeleri daha kolay ve yaygındır. Ancak namusunu koruyan kadınlara iftira atanların da şiddetle dünyevi cezalarla anılması gösterir ki namusunu koruyan kadınların mükafatı büyüktür.

Bu izahı genişletecek olursak namus sadece kadınlara mahsus asla değildir, namuslu olan erkek ve kadınların tamamı mükafata adaydır, namuslu erkeklere iftira atanların da şahitliği kabul edilmeyecektir. Dahası namusun ayetlerde sadece cinsel manada kullanılıyor olması ahlaki namussuzlukları yok saymaya gerekçe değildir.

Çünkü iffet ve namus her ne kadar aslen ve öncelikle bedensel zevkleri tarif ediyorsa ve namusu korumak aynı zamanda İslam’ın ve aile birliğinin bekası için azami önem taşıyorsa da namus kavramındaki tüm manevi ve manevi hallerin de, karakter, söz ve davranışların da, niyet ve amellerin de namusu vardır ve tüm bunlarda namusu korumak lazım gelir. Bu paragrafta kast edilen namus ise daha ziyade doğruluk ve şeref bahsidir ki Allah yalancı iftiracıları, dürüst olmayanları sevmez.

Yine açıklamak ve aydınlatmak gerekir ki namus sadece bedensel olarak ele alınırsa fikriyattaki sapıklıklar gizlenmiş olur. Oysa tüm bedeni namussuzlukların bile temel dürtüsü nefsi dalgalanmalardır ve şeytanlar mahreme, yasak şehvete meylettirmekte ustadır.

O halde zamanın namus kavramına hem kadın ve erkekler bazında sadece bedensel değil aynı zamanda zihinsel ve kalbi olarak da manevi pencereden bakmak lazım gelir. Buna örnek yalancı iş adamları, borcunu veya vergisini ödemeyenler, hırsızlık ve haksızlık yapanlar, iftira atıp çıkar sağlayanlar sayılabilir.

Sonuçta namus her ferdin boyun borcudur, temiz olarak muhafazası gerekendir.

Burada zorlama ile namusu kirletilenleri de anmak gerekir ki doğrusu çaresiz mazlumların namussuz sayılmaması gereğidir. Ancak; Peygamberimizin bir hadisi hatırlanacak olursa ölmek, o tecavüze can korkusuyla razı olmaktan daha hayırlıdır. Yani İstiklal harbinde sıkça görüldüğü gibi zina veya tecavüz ile kirletilmek durumunda kalan kızların ölmeyi göze alıp teslim olmamaları çok daha iman kokuludur.

Buna rağmen ölümü göze alamayanlar için namus kaybedilmiş değildir çünkü elden gelen çırpınışlara rağmen kurtuluş mümkün olmamıştır. Bu durumda namussuz olan o kızcağız değil, o tecavüzü gerçekleştiren kimsedir.

Acıdır ki toplum henüz bu Kur’an’i idrakten uzaktır ve kirletilen kızı kader mahkûmu yapmaya, ötelemeye meyillidir. Bu ise ne büyük fenalıktır ve iffetli kadınlara iftira atmaya ne kadar yakındır?

Tecavüzü gerçekleştiren sapık namusunu kirletmemiş kabul edilirken veya namussuzlukla anılmazken, asıl mağdur kız olduğu halde hayatı zindana dönen o kız olmaktadır.

Taciz ve tecavüzler iter kızlara ister erkeklere yapılsın asıl namussuzlar o ameli zorla gerçekleştiren sapıklardır. Kışkırtma, davet veya istek yoksa, bedel veya menfaat bekleyişi söz konusu değilse, mağdurun tamamen isteği dışındaysa ve direndiği halde olacağı değiştiremiyorsa o mazlum namusunu isteyerek kirletmemiş demektir. Bu durumda da asıl namus o işi zorla yapandır.

Buna rağmen dikkatli ve tedbirli olmak lazımdır ki nikah düşenlerin yanında, kıyafet ve tavırla, söz ve bakışlarla davetkar olunmamalı, tehlikeli mekanlardan uzak durulmalı, karanlıklar içinde kaybolmamalı, zihinleri bulandırmadan (alkol ve uyuşturucu ile), para ve servetlere özenmeden, dizilerdeki sahte algılara aldanmadan tedbir almak gerekir.

Terbiye denilen şey (haya ve edep) bu örnekte işte bu dikkat ve tedbirli olma halidir ki şehvet kokan mekanlardan, kışkırtıcı tavır ve hareketlerle uzak durmak da olması lazım gelendir.

Toplum en başta bu mekân ve karanlık kimselerin ortamına bile yaklaşmamalı, şüphe durumunda dahi tedbir alınmalı, toplumun genel ahlak bekası için en ufak bir sapıklığa yasalarla en ağır cezalar verilmelidir ki müteakip suçlara caydırıcı olunabilsin.

Yine bu işin erkeklere (özellikle çocuklara) yapılıyor olması ise Allah’ı kandırmaya çalışmak demektir ve sözde zinadan kurtulmak umuduyladır. Ancak bu sapıklık Lut kavminin helakine sebeptir ve en az kızlara saldırı amacıyla yaklaşmak kadar günahtır.

Namusunu korumayanların, iftiracıların şahitliklerinin kabul edilmemesi gösterir ki bedensel iffetine sahip çıkamayanlar, ahlaki erdemlerine de sahip çıkamaz ve yalana-iftiraya-borcunu ödememeye vs. meyillidir. O halde kişisel zevkleri için tecavüzü gerçekleştiren yahut iffetli kadınlara miras veya başka beklentiler ile yok yere çamur atanların şahitliğinin kabul edilmemesine yönelik yasal tedbirleri almak hükümetlerin görevlerindendir. Tabi ki evvela zinanın yasal olarak suç sayılması, muta nikâhı gibi fuhuş kokulu ahlaksızlıkların yasalarla engellenmesi lazımdır. Anılan her iki olay da Allah’ı kandırmaya çalışmaktır ve beyhudedir, dahası dine yalan söyletmektir, dini yok saymaktır, gelecek bedbahtlıklara çanak tutmaktır.

Yine dinin adaleti temin maksadıyla ve aralarında denge sağlamak şartıyla, eşsiz kalan kadınların muhtaçlıklarının giderilmesi maksadıyla verilen geçici ve şartlı ruhsatın (fazla eş ile evlenme) zinaya mesnet edilmesi dini yanlış anlamaktır. Bu cennetleri huriler için istemeye benzer ki imansızlıkta zirvedir.

Kur’an’ın iffet ve namusu bedensel olarak ele alırken, namussuzları ve iftiracıları şiddetle kınaması boşuna değildir çünkü daha en başta maddi arzularına gem vuramayanların, nefsi ve ruhani isteklerin sapık olanlarına da karşı koyamayacağı açıktır.

O halde erkeğin de kadının da namuslusu makbuldür, dinen olması gereken namusu korumaktır. Yanlış namusu korumamak, iffetlilere namussuzdur diyerek iftira etmektir ve bu sadece bedeni manada değil hayatın tüm manalarındadır.

Tam burada tesettüre de değinmek elzemdir çünkü genel kabule göre kadınların örtünerek sapıklıklardan korunması ve kurtulması mümkündür sanılır. Doğrudur, mahrem yerleri örtmek diğer kişilerin tahrik edilmesine veya davet edilmesine bir derece engeldir lakin asıl örtünmek kalbi imanla yani takva iledir. Ve kadınların örtünmesi kafi olsaydı koyu İslam rejimlerinde tecavüzlere hiç rastlanmazdı. Oysa kadının davetkar olmaması kadar mühim asıl diğer mesele erkeklerin namuslara gözle dahi uzanmamasıdır. Lakin erkek egemen dünyada namus sadece kadınlara atfedilir ve bu nedenle de göz yaşları hiç bitmez.

İslam toplumları için olması gereken davet etmeyen, ırzına düşkün kadınlar ve haram bedenlere gözle dahi bakmayan erkekler yetiştirmektir. Zinanın gözle olanı dahi haramken ve namusun bedensel manada korunması iki cinsi birlikte ilgilendiriyorsa erkekleri bu konudan ayrı düşünmek yanlıştır ve zaten konunun nirengi noktası da buradan kaynaklanmaktadır.

İşte şeytan çoğusu gizli ve ispata muhtaç bu çirkinlikleri süslü gösterir ve şehvetleri o denli körükler ki bugün dünya bedensel zevklerin ahlaksızca ve çoğu zina vaziyetinde yankılanmaları ile doludur.

Hz. Peygamberde utanma duygusu (haya, nâmus) ile ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır: Allah gerçeği söylemekten sakınmaz (haya etmez)” (Buhârî, İlim, 50); Allah’dan gereği gibi haya ediniz” (Tirmizi, Kıyâme, 24; Ahmed b. Hanbel a.g.e., I, 387); Îman yetmiş küsür şubedir, haya da imandan bir şubedir” (Müslim, İman, 57, 58); “Utanma duygusu insana hayır getirir (vakar ve sekinet kazandırır)” (Müslim, İman, 60, 61). Ancak, ilmi ve dini konuları sorup öğrenme konusunda utanma olmaması gerektiğini de özellikle belirtmişlerdir (Buhâri, İlim, 50). Yine dinimizce bir müslümanın ırzı (nâmusu), diğerlerine kesinlikle haram kılınmıştır (Ahmed b. Hanbel, a.g.e., III, 491).

Âyet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi, utanma duygusu, aynı zamanda inanmış olmanın bir gereğidir. Kişilerin nâmus, şeref ve haysiyetleri söz konusu olduğundan, bu duyguya sahip çıkmak ve onu yaşatmaya çalışmak çok önemlidir. Çünkü bu duygunun azaldığı veya yok olmaya yüz tuttuğu toplumlar ahlâken dejenere olmaya da yüz tutmuş demektir. Ahlâki çöküntüye uğramış toplumların varlıklarını uzun süre devam ettiremedikleri hususu ise târihi bir gerçektir.

Özetle ve sonuç olarak; helal olmayan yollarla yapılan her türlü bedeni ve manevi işler haramdır, yasaktır, vebal ve azaba müstahaktır. Cinsel içerikli, gizli ve yasak şehvet içeren her türlü sapık ilişki ve karanlık odalardaki zevkler bu nedenle günahtır, haramdır, yakıcıdır. Namus korunması gereken bir değerdir. Namusu korumamak, namuslulara iftira atmak ise azaba rıza göstermektir. Zorla bedeni kirletilenler içinse ölümü göze almak ama kirlenmemek en yüce değerdir. Şayet bu yapılamıyorsa da içten bir tevbe gerekir ki inşallah Allah rahmetiyle o tevbeyi kabul edecektir.

Bedensel olmayan fikri ve kalbi namussuzluklar da aynı derecede kötüdür ve günahtır.

Namussuzluklara hangi tanım yapılırsa yapılsın, yasalarla namussuzluklara istendiği kadar şemsiye tutulsun, toplum namussuzlara istediği kadar namuslu muamelesi yapsın … Allah gözünde namussuzluk ve iftira edenler kötüdür, azaba müstahaktır.

Çünkü tecavüzler sadece bedenlere yapılmaz. Haklara da, adalete de, hürriyetlere de tecavüz olur ve bu durumda tecavüze uğrayanlar değil aslen tecavüzü edenler namussuz olur.

Bu nedenle tevbe kapısı daima açıktır ve o kapıdan geçmek lazım gelir. Ama namussuzluklara değişik ad ve tanımlarla, perdeler örterek, yalancı şahitlerle gerçeği değiştirerek kılıf aramak çok daha büyük tövbeler gerektiren hallerdir ve artık konu bu kesim için gaflet ve cehalet sınırlarını aşmış, isyan ve hıyanet noktasına gelmiş demektir.

Anlaşıldığı üzere de namus sadece bedensel değildir, en az onun kadar mühim olmak üzere zihinseldir, kalbidir. Çünkü en acıklı tecavüz ve namussuzluklarda bile akıl ve kalp işbirliği vardır.

Ve muhakkak ki tüm namussuzlukların ardında … terbiyesiz nefisler ve ŞEYTANLAR vardır!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir