Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslamda tarikatlerin yeri
imanilmihali.com
İslamda tarikatlerin yeri

İslamda tarikatlerin yeri

İslamda tarikatlerin yeri

Yüce Allah’ın dini İslam Kur’an ile bildirilen ilahi emir ve yasakların, Hz. Peygamber (sav) tarafından izah edilerek açıklanan ibadet şekillerinin dinidir. Kur’an Allah’ın sınırları yani farzlar, Peygamberimizin öğretileri ise daha ziyade sünnetlerdir. İslam Hz. Muhammed’e (sav) vahiy yoluyla, Allah katından gönderilen kutsal mesajların tamamıdır.

İman, Hz. Peygamberin, Yüce Allah’tan kendi kalbine vahyedilen ayetlere ve Peygamberimizin sünnet adına yaparak gösterdiği dini yaşama şekline kalpten itimat ve güvendir. Hz. Peygambere itaat aynı zamanda Allah’a itaattir ki, Peygamberimizin görevi kendisine vahyedilen emirleri insanlığa tebliğ ve insanları İslam’a davettir. O’nun vahiy dışı bir şey söylemesi, dilemesi ve eklemesi mümkün değildir, eklememiştir de.

Dinin asli iki kaynağı Kur’an ve sünnet iken, diğer kulların dinde derinleşmesi için önce Kur’an’ı anlayarak okuması farzdır ki Yüce Allah’ın ilk emri de budur. Kur’an ayetlerinin baştan sona, anlayarak, hazmederek okunması her müslümana farzdır. Bu sayede iman ve dini izahatlar anlaşılacak, hayatın ve sınavın hayesi bilinir olacaktır.

Kur’an’ın açıklık getirmediği, yeterince sahih olmayan, beşeri hayata ilişkin ve özellikle ibadete ait meselelerde ise Peygamberimizin sünneti öne çıkmakta ve dinin daha ziyade şekilsel yönüne katkı sağlamaktadır. Çünkü Kur’an ilkeler kitabıdır ve Hz. Peygamberin sünneti işte bu ilkelerin hayata tatbikini öğretir.

Hz. Peygamber hayattayken insanlar aklına takılan hususları, hakkında ayet bulunmayan işleri, ikilemde kaldıkları halleri önce Kur’an’a ve cevap orada yoksa Hz. Peygambere aksettirerek cevap aramışlardır. Hz. Peygamber bunlara cevap vermiş, ilgili ayet yoksa Cenab-ı Allah bir ayet vahyederek konuya açıklık emretmiştir.

Peygamberimizin vefatından sonra ise halifeler ve sahabelerin ileri gelenleri başta olmak üzere dine vakıf olanlar toplumsal meselelere çözüm aramış ve ayetleri zamana, örflere ve yeni durumlara karşı yorumlamışlardır. Ana mezheplerin doğuşu da bu zamana rastlar ki bu mezhepler yalnızca bir yorum manzumesidir ve tamamı aynı dinin farklı makamlarıdır, öyle olmalıdır. Kullara düşen bu yorumları okumak, izahı yakalamaya çalışmak ama asla Kur’an ve sünnet istikametinden ayrılmamaktır.

Sonraki zamanlarda sahebelerin vefatı ve halifeliğin ciddiyetten uzaklaşması ile mezheplere benzer tarzda sayısız tarikat türemiş ve çoğu hak olarak dine hizmette bulunmuştur.

Tarikatlerin ortaya çıkması

Din içinde derinleşmiş olan ulemanın dinden anladığı ile sıradan bir müslümanın anladığı elbet farklı olacaktır ve bu nedenle zamanın alimleri dine kendi yorumlarını katmış, usul ve erkanı sistemleştirmeye gayret etmiş ve birliktelik sağlamak esas olmuştur. Çünkü uzak coğrafyalara kadar yayılan İslam tek merkezden idare edilemeyecek kadar büyümüş ve artık danışacak bir Peygamber de kalmamıştır.

Tarikatler bu zaman diliminde zorunlu olarak ortaya çıkmış, hak dine hizmet gayesiyle teşkil edilmiş, çoğusu dini sevdirmek ve öğretmek gayesiyle yoğun emek harcamıştır. Dini öğrenmek isteyen, derinleşmek isteyen teba da bunlardan yakın ve uygun olana tabi olmuş ve günlük yaşam ile bu tarikat yaşamı kolbaşı ve sulh içinde gidebilmiştir.

Sonraları hurafe ve rivayetlere bulanan İslam’daki yahudi oyunları, hristiyan dini ile etkileşimler, o coğrafyadaki örfler ve zamanın kamu çıkarları gibi etkenlerle tarikatlerin istikameti evrim geçirmiş ve hak yoldan uzaklaşmaya başlamıştır.

Küreselleşme ve emperyalizmin acımasız gayret ve teşvikiyle de tarikatler bir zaman daha sonra rayından çıkmış ve artan sahte sünnet ve hadislere bağlı olarak ve özellikle emevi saltanat dincilerinin şeytani oyunları sayesinde zehir saçmaya, dinin istikametini Yüce Allah’tan şeytana çevirmeye başlamıştır.

Osmanlı’da bu saldırılardan nasibini almış ve sayısız tekke ve zaviye sözde İslam’a hizmet adına sarayları, toprakları esir almıştır. Din eğitimi vermek için açılan okullar bile belli bir zaman sonra bir tarikatin eline geçmiş ve Anadolu mezhepleri ve alt kolları dine egemen olmuştur.

Tarikata üye olmak şart değildir

Tarikate girmek farz veya vacip değildir. Sünnet olması tartışılır. Peygamberimizin ilim öğrenin, alimlerden ilim öğrenin hadisi asla tarikata üye olmayı gerektirmeyen bir icaptır ve kast edilen öncelikle Kur’an’ı okumak ve sonra örnek iman ve ihsan sahiplerinden birşeyler ve derinlikler öğrenmektir. Bu tarikate kaydolmayı gerektirmeyen bir haldir.

Hal böyleyken özellikle yakın zamanda değişik İslam coğrafyaları da dikkate alınırsa tarikatlerin sayısı binleri bulmuş, çoğusu İslam dışı davranmaya başlamıştır ki yine çoğunun ardında para babası yabancı mihraklar vardır ve gayeleri İslam’a hizmet değil, İslam’ı bölmek, yahudileştirmek ve şeytanlaştırmaktır.

Burada tarikat ve şeyh ismi asla verecek değiliz ki bunu sorgulamak her kulun kendi vazifesi, Allah’a borcudur. Yalnız şu var ki günümüz tarikatlerine tabi olanlar Kur’an’a müracat etmezler ve sorgulamazlar ise akibetleri karanlık olacaktır.

Sapık tarikatçilik mefumu

Medya ve ekranlarda görünen tarikat rezaletleri sadece küçük bir kısımdır. Dahası merdiven altında sayısız tarikat daha vardır ve zehir saçmaktadır. Bunların çoğunun dine düşman olması ise tamamı hakkında mümkün bir şüpheyi kalplere sokmak zorundadır. Kalp sorgulamazsa akibetler kararacaktır.

Sahte tarikatlerin meclislerinde Kur’an yerine mişnaların okutulması, şeyhin yazdığı manzumelerin dini kaynak olarak kullanılması, şeyhe haram ve helal belirleme yetkisi verilmesi ve şeyhin tartışma üstü kbul edilmesi imana değil şirke ve şeytana hizmet eden şeylerdir.

Allah rızasını aramak, Allah’ın dinini öğrenmek ve dini sadece Allah’a teslim etmekle mükellef insanlık şeyhlere teslim olmakla ve mişnaları egemen kılmakla vahye düşman kesilmekte ve Hz. Peygamberin de kemiklerini sızlatmaktadır.

Kıyafetten yemek sofrasına, okunan kitaplardan zikirlere, meskenlerden harçlıklara, eylemlerden ayinlere, tesbihten tefekkürlere kadar uzanan yolda kendi kural ve kaidelerini yaratan tarikatlerin oluşturduğu yorum veya izah değil düpedüz dindir. !!

Tarikatlerin tutarsızlığının bir başka delili de şudur ki her tarikatin sayısız alt kolu ve şubesi vardır ki hiyerarşik yapı ve uzak coğrafyalardaki şubeler sayesinde tarikatin felsefesi de tek ve mutlak değildir. Alt şeyhlerin en tepedeki şeyhe bağlı olması ise bizlere siyonist teşkilleri hatırlatır.

Tarikatlerin maddi kaynaklarına da el atılırsa görülecektir ki o muazzam servetler, şaşalı şatolarda yaşamlar, siyah mersedes arabalar öyle namazlardan sonra verilen sadakalarla olacak iş değildir.

Müridlerin şeyhte fani olması (din adına tüm bildiklerini unutması) tarikate girmenin ilk şartıdır ve sonrası şeyhin öğrettiklerini kayıtsız şartsız kabuldür. Hatta sadakatte kusur etmeyen (!) müridin günahları dahi tümden şeyhe aittir.  Peki Yüce Allah kimse kimsenin günahını üstlenemez derken neyi kast etmektedir? Allah kullarına akıl, ruh ve irade verirken bunları bir şeyhe teslimi mi emretmektedir? O sözde biat edilen kulu ilahlaştırmak şirk değil de nedir?

Tarikatler arası savaşlar

Diğer tarikatleri din dışı ilan eden, diğer şeyhleri sahtekarlıkla suçlayan şeyhlerin hali ise aslında tamamının doğruluk, isabet, karakter ve mizacı hakkında fikir verir. Mezheplerde de durum maalesef aynıdır ve biri diğerini din dışı ilan etmekte sakınca görmemektedir. Oysa o mezheplerin kurucuları kardeştir, iman kardeşidir. O kurucular imana ait meselelere asla dokunmamış, amelin ibadet ve fıkıh boyutuyla yetinmiş, haddi aşmamışlardır.

Günümüz mezhep ve tarikat savunucuları ise dinde dokunmadık yer bırakmamış, ahkam keserek peygamberleşme gayretine girmişlerdir. Dahası pek çok sahtekar Peygamberimizden sonra vahiy diyemese de ilham veya rüya yoluyla Allah katından bilgi aldığını hatta Kur’an’ı düzeltmek ve tamamlamak için seçildiğini iddia etmektedir. Bunun adı sahte peygamberlik iddiasından başka bir şey değilken tebanın onlara hürmette kusur etmemekte ısrarı beyinlerinin nasıl yıkandığının veya menfaatlerinin nasıl tavana çıktığının resmidir.

Hak ve dürüt olarak faaliyet gösteren tarikatler elbette vardır lakin onların da tesbiti zor ve tamamen (Kur’an istikametinde) günahsız olduklarına hüküm vermek imkansız olduğundan temkinli olmak lazım gelir. Diğer soytarı tarikatler içinse yapılacak şey tevbe ederek oradan uzaklaşmak ve Kur’an ile yeniden yapılanmaktır.
Kadına, çocuğa, hem cins çocuklara taciz ve tecavüz eden, sapıklık derecesinde altı bezli bebeklerle evlenmeyi caiz gören, haramdan korkmayan, siyasete bulaşan, yabancı mihraklarla alenen işbirliği yapan, teröre destek veren cemaat ve tarikatlere tabi olmak kul için şirkin ve küfrün zirvesidir.

Yapılacak şey akla, kalbe, ruha kulak vererek, Kur’an’a sadakatle bağlanmak, Peygamberimizin sahih hadis ve sünnetlerini tatbike gayret etmek ve hak din İslam’ı hak olarak yaşamaya gayret etmektir.

Tevhid yolunda şirki tanımak

Tevhid yolunda yürümeye niyetli kulların gafletlerindeki en büyük pay elbette şirki ve şeytanı tanımamakta yatmaktadır. Bu tarikatlere üye olmayan milyonlarca müslüman için de aynıdır. Emevi dincilerinin şeytani hamlesi tevhidi (sözde) tanıtır ve sevdirirken, sahte hadis ve rivayetlerle dini kana ve batıla boyamış, şirki ve şeytanı asla tanıtmamış ve müşriklikleri göz ardı ettirmiştir. Oysa Yüce Allah şeytanı en büyük düşman ve şirki tek affedilmeyecek suç olarak boşuna tanımlamamıştır.

Şirk ve şeytan anlaşılırsa tarikat ve mezhep, cemaat, hizip, fıkra vs. boyutu çok daha iyi anlaşılacaktır ve Kur’an anlayarak okunursa iman ve şirk farkı alenen bilinir olacaktır.

Kur’an’ı okumamak Allah hakkına en büyük haksızlık ve aynı zamanda şirke bulaşma garantisidir. Çünkü imanlı kullar dahi şirke batmadan iman etmekte maharetli değildir. Hakim ve Malik Yüce Allah’tır ve kul dua ile iman ve temiz nefis isteyeceği yerde tarikat bataklıklarında boğulursa kendisine yardım eden de olmayacaktır.

Siyaset ve finansta, dinde ve günlük hayatta egemen olan bu tarikatlerin vakıflar yoluyla topladığı paraların miktarı muazzam boyuttadır. Dahası yurt dışı ülkelere sözde yardım yollamak adına toplanan paraların akibeti belli değildir. Siyasete doğrudan müdahale yetkisini dahi kullanan bu tarikatler dinin arı ve duru halini siyaset ve ekonomiye alet ederek bozmakta, pisletmektedir.

Laiklik ilkesine düşman bu hal Cumhuriyetin ilk yıllarında İslam’ı yaban otlarından temizlemek için kapatılan tarikat, tekke ve zaviyelerin ne kadar zehirli olduklarının da, Cumhuriyet kurucularının da nasıl isabetli iş yaptıklarının da ispatıdır. Bugün bir engelle karşılaşmayan tarikat, tekke ve zaviyelere maalesef dini tarumar etmekte, dindar olma niyetindeki kulları dinsizliğe sevk etmektedir.

Hristiyanlık, yahudilik, diğer dinlere ait misyonerler sokaklarda, apartman dairelerinde cirit atarken herbiri birer tarikat gibi faaliyet göstermekte, dini arayan kula yanlış istikametleri göstermekte, tıpkı tarikatler gibi İslam’ı parçalamaktadır.

Özetle;

Tarikat yol manasına gelir ve tüm yollar sadece Allah’a çıkar, çıkmalıdır. Lakin çoğu tarikatin tahrif edilmiş hali yolların çoğunu şeytana çevirmiş, kullar tevhid yerine şirke koşar hale gelmiş, akibetler şeytanlara teslim edilmiştir. Sapık şeyhler sayesinde insanlar dinden soğumuş, din tanınmaz hale gelmiş, iman kardeşleri köşeye sıkışmıştır.

Cemaatin namaz kıldığı camilerde diyanet işleri egemen olmalıyken bazı camilerde tarikatler egemendir ve özellikle yurt dışındaki camilerde tam bir iman katliamı yaşanmaktadır. Avrupa’daki camilerin Arabistan, Türk, Arnavut gibi değişik ülkelerin kontrolünde olması, onların imamlarınca vaazların değişik istikametlerde veriliyor olması, iman kardeşliğini de din kardeşliğini de yerle bir eden uygulamalardır. Zaten tarikat ve cemaatlerin yurt dışında çok daha rahat faaliyet göstermesi de bizlere yabancı mihraklarla İslam düşmanlığı için harcanan emek ve sermayenin varlığına en güzel delildir. Yurt dışında cemaatten zorla toplanan paralar, faiz ve dernek vurgunları ile yapılan soygunlar da meselenin ne kadar dini (!) olduğunun ispatıdır. 

Kanuna aykırı davranan ve aranan sözde din adamlarının (!) ülkemize teslim edilmemesi de onların art niyetinin göstergesidir. Dahası o sahtekarlara orada tanınan imkanlar devlet adamlarına tanınandan da çoktur. Çünkü tüm dünya bilmektedir ki İslam’ı parçalamadan Türklüğü parçalamak mümkün değildir.

Sorular

Türklüğün yumuşak karnı İslam’dır ve İslam hurafe, rivayet ve yobazlığa hassastır. Tevhide düşman şirk illeti bu sayede evlere, cüzdanlara, ekranlara kadar rahatlıkla girer ki her ramazan ayı ekranlar milyarlarca maaş alan yorumcularla dolar. Daha orucu bozan şeyleri peygamberimizden bu yana on dört asır geçtiği halde hala bilmeyen ve Kur’an’dan okumayan ama ekrandaki hocaya soran milletin İslam’ı savunması mümkün müdür?

Daha Fatiha suresinin mealini bilmeyen bir toplumun (her rekatta okuduğu halde) ıslah olması mümkün müdür? Kur’an’ı bir kez dahi anlayarak okumktan aciz insanların cennetlere girebilmesi mümkün müdür?

Şirki ve küfrü tanımayanların, dünya malına tapanların, kulları ilahlaştıranların, Kur’an’ı hayatın dışına atanların, Peygambere ve dine yalan söyletenlerin, hurafeleri din diye yutturanların ve yutanların kurtuluşa ermesi mümkün müdür?

Kurtuluş adına tarikatlerin şemsiyesine giren ve günahı ve sevabı şeyhte arayanların, türbelerden medet umanların, haram ve helali şeyhe soranların din içinde kalması mümkün müdür?

Şirk, küfürden misliyle bela bir haldir ve kurtuluşu asla yoktur. Şirki bilmemek ve tanımamak da mazeret değildir. Çünkü Kur’an gözler önündedir, okunmayı ve anlaşılmayı beklemektedir.

Tek yol Allah’a çıkan yoldur

Tek yol Sırat-ı Mustakimdir ve Yüce Allah da, Peygamberimiz de, salih kullar da, doğru olanlar da o yol üzerindedir ve başka yol yoktur. Allah’ın ipi Kur’an, Allah’ın yolu İslam’dır. Ve Yüce Allah dini bölenlere acımayacaktır. Allah şirke ve şeytana tabi olanları affetmeyecektir.

Bu noktadan sonra hala şeytanlara tabi olanlar ise kendileri kendi akibetlerine karar verecek ve gerçek iman ile sahte iman arasında tercih yapacaktır. Cüzi irade ile seçilen yol ise kulun kaderi ve akibetidir.

Rabbim kullarına iman ve temiz nefis versin.

Rabbim sapan ve haddi aşanlara istikamet versin.

Rabbim doğru yol üzerinde olanlara yardım eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir