Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / İslam’da ticaret ahlakı
imanilmihali.com
İslam’da ticaret ahlakı

İslam’da ticaret ahlakı

İslam’da ticaret ahlakı

Ticaret, bir mal, ürün veya hizmeti satmak veya kiralamak suretiyle, kazanç elde etmek gayret ve mesleği, alım-satım etkinliğidir. Ekmek satmaktan, konut kiralamaya, aracılık yapmaktan, tanıtım ve organizasyonlara, inşaattan tekstile, spordan sanata her alanda rızık ve nafaka kazanmak maksadıyla yapılan alışverişlerin genel adı ticarettir ve İslam’da ateş kadar tehlikeli ama bir o kadar da bereketli bu çabaların dini ve ahlaki boyutta kesin olarak belirlenmiş bir hukuku, sınırı ve kaidesi vardır ve bu kısaca “Ticaret ahlakı” olarak telaffuz edilir.

İslam dini, üretmekle başlayıp, pazarlama, taşıma, reklamdan itibaren kullanıcıya kadar uzanan çok geniş bir alanda ticareti mübah ve caiz, hatta vacip saymakta lakin öte yandan bu işi yapanları vecibeler ve tehlikeler hakkında şiddetle uyarmaktadır.

Ticaret ahlakı, maddeler halinde incelenecek olursa karşımıza başlıca; helal-haram ilişkisi, komşuluk hakkı, borç hukuku, dürüstlük, kamu hakkı, vergilendirme, güven ve namus, siftah, bereket ve nasip gibi sayısız buyruk çıkar ki ticaretin ateşten bir çember olması ve atalarımızın yıllarca ticaretten uzak kalması bu nedenledir.

İslam işte tüm bu konuları içerecek tarzda ana esasları ortaya koymuş, ticaretle uğraşmayı meşru sayarken tehlikelere de işaret etmiştir. Türklerin asırlarca ticaretten uzak durmalarının sebebi de, ticaretten anlamamak veya sermaye yoksunluğu değil  haram lokma yememek kaygısıdır. 

Genel nitelikler

1. İslam ahlakının genel kaidelerinin tamamı ticarette de aynen geçerlidir ve ticaretin tabiatında olan rekabet, kazanç gibi haller asla ahlakta zaafiyete mazeret olamaz.

2. Ticaret faydalı ve helale hizmetle yükümlü olmalıdır.

3. Haramdan kazanılan çok paradansa helalden kazanılan az para çok daha bereketlidir.

4. Kafir ve müşriklerden alışveriş yapmak, onlarla ortaklık anlamınadır ve ziyadesiyle risklidir.

5. Sabahının besmelesi, siftahın bereketi, günün şükrü ve sürekli tevekkül ticaretin alfabesidir.

6. Güleryüz ve samimiyet, doğruluk ve dürüstlük ticaretin şiarıdır.

7. Haram olan çok mal ve paradansa helal olan az mal veya para yeğdir.

Temel nitelikler

1. Ticaret, hak ve helal olmalıdır.

Ticaret haram ve günaha değil, hak ve helale hizmet etmeli, faydalı olmalı, gerekli olmalı, temiz olmalı ve kullanıcıya bir katkı sağlamalıdır. Buradan hareketle tiğcarette gaye uyuşturucu, şarap, silah gibi zararlı ve dinen yasak olan şeylerin satışı değil, ekmek, süt, kıyafet, defter gibi faydalı şeyler alıp satmaktır. Sermaye denilen ana paranın helal olması ilk şarttır. Satılan malların dine ve ahlaka katkı sağlaması esastır. Alıcının o satıştan elde edeceği şey de hak ve helal olmalıdır. Satılan mal, ürün veya hizmet dinen caiz ve mübah olmalıdır.

Ürünün satışa hazır hale getirilmesi için takip edilecek, yol, yöntem ve sıra da dine uygun olmalıdır. Sermayeden kullanıcıya uzanan zincirde bir tek halka dahi haram olmamalıdır ki helal kazanç olabilsin. Dahası vergilendirme suretiyle o kazancın vergisi de verilmelidir ki kazanç olası pisliklerden kurtulsun ve helal farz edilen kazançlar muhtaçların o kazançtaki haklarını vermemek suretiyle kirlenmesin, haramlaşmasın.

2. Ticarette söz namustur.

Borç alıp vermeden, kaliteli ve değerinde mal satışına kadar ticaretin direği namustur, doğrulouk ve dürüstlüktür. Alıcıya sağlam, kullanıma hazır, değerinde mal satmak eesas olandır. Satış sonrası verilecek servis ve bakım desteği dahil alış verişte asıl olan tüketicinin mutluluğu ve ödediği bedelin karşılığını almasıdır.

3. Ticarette rekabet ve komşuluk hakkı

Siftah kavramı o günkü ilk alışverişin gerçekleşmesi demektir ve ticaret erbabı yandaki, aynı meslekteki diğer arkadaşları ile bir yandan doğal olarak rekabet edecek ama bir yandan da onları kollayacak, kazanç açlığıyla meslekdaşlarını karalamayacak, müşteriyi kapmaya çalışmayacak, aç gözlü olmayacak ve bir gün kendisinin de aynı duruma düşebileceğini unutmadan komşusu ile birlikte -herkese kafi miktarda- nafaka kazanma telaşında olacaktır. Bunun aksi yani hırs ve aç gözlülük kalitelyi düşüren, dostlukları bozan, bereketi engelleyen, nafakayı helallikten uzaklaştıran gayretlerdir.

4. Mal, ürün veya hizmet reklam edilen veya anlatılan evsafta olmalıdır.

Kandırmak, süslemek suretiyle bir malı olmadığı kadar iyi göstermek yalandır ve ticareti daha en baştan haramlaştırır. Reklam edilen o malın menşei, muhteviyatı ve kalitesi aslında söylenen gibi değilse veya fiyatı aslında olması gerekenden yüksekse, kullanım ömrü tanıtılan kadar değilse ortada bir yalan vardır ve bu yalan nedeniyle ticaret ahlakı ciddi yara alır.

5. Borçlanma hukuku

Ticaretin sadece nakitle dönemeyeceği neredeyse muhakkaktır ki borç ve krediler hemen hemen vazgeçilmez olmuştur. Meşru, sınırlı, hak olmak kaydıyla zaman zaman yaşanan krizler veya iş büyütmeler veya satışlardaki düşüşler nedeniyle krediye müracat etmek gayet normaldir. Lakin dikkat edilecek birkaç nokta vardır ki bunlar zaten ticaret dışını da kapsayan genel borçlanma ilkeleridir. Borç veren ve alan arasında mutlaka akit yapılmalı, şahitler olmalı, ödeme zaman ve şekline uygun her iki tarafta rıza göstermeli, sözler tutulmalıdır. Borç verenin parasını geri alması haktır lakin daha güzeli borcu hiç geri almamasıdır ki veren o paraya ihtiyacı yoktur ki vermiştir, borç alan sıkışıktır ki o parayı borç istemiştir.

Borç verilen miktarın zamanı, şekli ve değeri akitle belirlenirken ve malla değiştirme veya ödeme esas iken para ile yapılan borçlanmalarda maalesef faiz olayı devreye girecektir. Yıllık enflasyon oranını aşmamak şartıyla istenebilecek faiz, karşılıklı rıza varsa mübah sınırlarındadır çünkü kar etmeyi değil zarar etmemeyi gaye eder. Bu enflasyon sınırı üstünde faiz talebi, borç alan rıza gösterse dahi helalden uzaklaşır. Borcun zamanında ödenmesi esastır ve ödenenemesi durumunda akitte yazılı kuralların tatbiki mübahtır.

Borç verme işleminin meslek halinde yürütülmesi de tefecilik ve eşkiyalık sınırlarına yanaşmamak kaydıyla mübah kabul edilebilir çünkü toplumsal bir gerçek olan nakit talebine karşılık gelmekte ve aslında ekonominin devamına olanak sağlamaktadır. Lakin mafyalaşmak ve tefecilik gibi yüksek faizlerle borçlananın sıkıntılı anından istifade etmek dine de ahlaka da tamamen aykırıdır.

Kredi kartları ile batağa çekilen milyonların vebali ise kredili tüketimi özendiren, esapsız harcamayı mümkün kılan, tedbir alıp bilgilendirmeyen herkesedir.

6. Vergilendirme

Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır ve vergi modern zamanların zekatıdır. Kamu veya kurumlarca belirlenecek oran ve şekillerde olmak kaydıyla ödenmesi gereken bedelleri devlete ödemek kazançların sadakası gibidir ve kazancı helalleştirir. Lakin yüksek oranlarda vergi belirlemek, vergileri ödenemeyecek hale getirmek nasıl helal değilse, vermesi gereken vergiden kaçınmak ve bahane ve usuller geliştirerek vergiden çalmak haramdır ve söz gelimi vergi vermemek için şirket adına ama eşinin kullanımına pahalı arabalar almak ve bu sayede vergi vermeden lüks ve israf ile yaşamak baştan sona haramdır, ziyandır, bereketsizliktir.

7. Müşteri ilişkileri

Müşteri ticaretin can damarıdır ve doğruluk ve güleryüzle hizmet edilmesi, kandırılmaması, aydınlatılması gereken kimselerdir. Satıcı ve alıcı ilişkilerinde asıl olan iyi niyettir, hoşgörü ve güvendir. Bu sağlam temeller ticaret gerçekleşmese de bakidir ve fakat bunlar olmadan ticaret gerçekleşse de o ticaretten hayır gelmez.

8. Temizlik ve düzen

Ticaret mekanının hijyene, temizlik ve nizama, yasal şartlara uygunluğu lazım olandır ki bu hem sağlık, hem saygı hem de reklam ve satışa sunuş meselesidir. Temizlik imandan geldiğine göre de akşam terk ederken, sabah açarken mekanın temizlenemsi, havalandırılması ve o şekilde muhafaza edilmesi şart olandır. Haşaratla mücadele, nemle mücadele gibi teknik meselelerde ise müşteriler görmese de vebal satıcıya aittir ve tedbirler mutlaka alınmalıdır.

9. Kalite standartları

Üretimden kullanım sonu çöpe atma safhasına kadar o mal helal, sağlam, kaliteli ve uygun vasıf ve mahiyetli olmalıdır. Satış için belirlenen değerler uygun ve kabul edilir, o malın kalitesine uygun olmalıdır. Aynı mala ait değişik kalite sınıflarına dair belirlenen değişik fiyatlar kalite ile orantılı olmalı, fahiş fiyattan, kandırmacadan zinhar kaçınılmalıdır.

10. Rekabet

Aynjı işi yapan esnafın diğerinden daha fazla satış yapması birinin diğerinden daha fazla nafaka kazanması, diğerinin ise evine nafaka götürememesi sonucunu doğurur. Bu şıu demektir ki yeterli nafaka sınırına kadar satıcı malını reklam ederek satmaya gayret etmeli ama bu sınıra ulaştıktan sonra komşusunu da düşünerek gerekirse müşteriyi komşusunun dükkanına yönlendirmelidir.

Malı rekabet bahanesiyle uygun olmayan şekillerde allayıp süslemek, bozuk malı rekabet gayesiyle düşük bedelle satmaya yeltenmek, fiyatının gereksiz düşürmek veya yükseltmek, rekabet edilen komşusunun zarar edeceğini bilerek fiyatlarda haksız indirimler yapmak uygun ve doğru değildir.

Reklamlarda aşırıya gitmek, malını överken diğerlerini yere batırmak, yalanla haksız rekabet ortamı yaratmak doğru değildir.

11. Toplum sağlığı

Ticarette en mühim meselelerden birisi budur ve mal, ürün veya hizmetin sağlığa zararlı olmaması, evsafını yitirmemiş olması, kullanıcıya zarar vermemesi esastır. Kullanıcı anlamasa, bilmese dahi satıcının vebali o malı satmaya yeltenmemesidir. Söz gelimi kullanma süresi geçmiş bir konserveyi satmakta sakınca görmemek, müşteri fark etmese bile büyük günahtır. Tezgahtak, elmaları daha uzun süre dayansınlar gayesiyle ilaçla kaplamak, sağlığa zararlı kimyasal maddelerden yapılan pis ve zararlı oyuncakları bebeklere oyuncak olarak “sağlığa zararlı değilmiş gibi” satmak hak ve helal değildir.

12. Tüketici hakları

Ticaret sahibinin yasalarla korunmuş hak ve sorumlulukları nasıl varsa tüketicinin de hak ve görevleri vardır. Bunlara karşılıklı rıza ve saygı göstermek tüm alışverişlerin mübahlığını sağlar. Yani tüketici ve alıcı mal ve fiyatta anlaştıysa satış caizdir. Sonraki itilaflar mükellefiyetlere uygun olarak yasal yollardan ve hoşgörüyle çözülmeli, diretme ve davalaşmalar, kavga ve sataşmalar yaşanmamalıdır. Devletin buradaki görevi arayı bulmak ve hakkı galip getirmektir.

13. Kamu ve devletin görevleri

İdareci ve kolluk kuvvetleri üretim safhasından tüketici safhasına kadar her aşamada malın evsafını, üretildiği ortam ve şekillerin uygunluğunu, ulaştırma ve pazarlama esnasındaki saklama koşullarını, fiyat ve kalite oranını, sağlık ve hijyen durumunu kontrol ve takiple mükelleftir. Bu görevi icra edenler, satıcı kötü niyetli bir haramzade olsa dahi durumu tespit ve müdahale ile sorumludur.

Kontrol ve denetimin belası ise iki tanedir ki teki ihmal ve kayırma, diğeri rüşvettir. Her ikisi de haram ve günahın sınırlarını zorlayan bu haller, alıcıların sayı ve mağduriyetlerine bağlı olarak vebal yaratan işlerdir.

14. Bilgilendirme ve dürüstlük

Satıcı veya üreticinin vebali malı doğru olarak tanıtmak, malın evsafı ve satıcının mükellefiyetleri hakkında tam bilgilendirmektir. Bilgiyi yanıltmak veya saklamak ahlaka terstir ve dürüst olmak ticaretin ilk kaidelerindendir. Alıcının almayı düşündüğü malın mahiyet, kabiliyet ve gerçek değerini bilmemesi durumunda bu bilgilendirme zorunluluğu satıcının boynuna vebaldir.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.”( Tirmizî, Büyû’, 4.) buyurmuştur.

15. Sadaka

Vergi ve zekattan ayrı olarak anılan sadaka bir infak türü olarak kapıya gelen dilenciye, parası olmayan alıcıya kolaylık göstermek, yardım etmek manasınadır ve hatta bazı vakur fakirlere parasız yardımı da kapsamaktadır. bu hal bereketi artıracağı gibi genel İslam kaidelerine uygun olmakla da övülen hallerdendir.

16. Kazancın helal ve hak yollara harcanması

Kazanma safhası kadar harcama safhası da helal ve hjak olmalıdır ki harama yatırılan para, alış ve pazarlamadan satış sonrası desteğe kadar her alanı etkileyen ve fiyatlarda suni artışa, kalitede mecburi düşüşe sebep olan azgınlık halleridir. Bu heva hem genel ahlakı bozmakla, hem ticarete verilecek değer ve saygıyı düşürmekle zarar verir, rızkı ve bereketi azaltır.

17. Zararı kabul ve iflas hali

Malın, üreticiden tüketiciye intikâli demek olan ve sermâye kadar gayreti de gerektiren üstelik kâr kadar zarâr ihtimali bulunan ticcret, malın, faydasını artırdığı ve ihtiyaç sahibine ulaştırdığı cihetle helâl kılınmış, hattâ teşvîk edilmiştir. Bu zarar ihtimali hasıl olursa da ticaretin nimeti kabul edilmeli ve hatta iflas durumunda zarar ve ziyanı başkalarında değil kendimizde arayarak sabır ve sebat gösterilmelidir.

18. Yasal vakalar ve adalet

Gerek alacak ve verecek, gerek şikayet ve ihbarlarda olsun, gerek o mekan veya sahibine ait olsun ortaya çıkan adli vaka ve durumlarda hak ve adaletten ayrılmamak ilk şarttır. Bu doğruluk ve itirafı, affetmeyi, adaletten sapmamayı gerektirir ki bunlar zaten dinin genel emirleridir.

19. Kazancın harcanmasında aşırı cömertlik, lüks ve israf

Az kazanıp çok harcamak nasıl ziyan ettirirse, çok kazanıp az harcamak ta o denli tehlikelidir. Dinde övülen cimrilik ve cömertlik arası itidaldir ve cimrilik te hesapsız cömertlik ve savurganlık ta yasaklanmıştır. Bu mal alımlarından, mekan büyütmeye, borçlanmadan veresiye vermeye kadar uzanan geniş bir yelpazedir ve itidal her süreçte lazım olandır.

20. Riya ve gösteriş.

Cuma namazına gidiyorum diye kocaman tabelalar asmak veya elde tesbihle dolaşarak müşteri çekmeye gayret etmek, belli bir taraikate üye olmak reklamıyla hazır müşteriye kavuşmak, belli bir kesim veya inanca sahip insanların yücelmesini, rakiplerin batmasını istemek şüpheli, riskli ve tehlikeli hırs ve arzulardır. Keza kazançla pahalı şeylere yatırım yapmak, rakipleri küçümsemek, gösterişle büyüklenmek dinen mahzurlu hallerdir.

21. İhtiras ve mal düşkünlüğü

Nafakayı çıkarmak, rızkı kazanmak, rahat bir yaşam sağlamak gayelerini çokça aşan aşırı para hırsı ve servet avcılığı ticaretin en zehirli dikenidir ki ticaretin ahlak ve bereketini yerle bir eder. Bu hırs komşu esnafı yok etmeye, ilişkileri bozmaya, dostluk ve kardeşlikleri bitirmeye kadar gider.

22. Ortaklıklar

Adalet ferdi ticarette olduğundan daha da fazla ortaklıklarda hasıl olmalıdır ki hakkın bir taraftan diğerine kayması ticarette her zaman mümkündür. Sermaye ve kader birliği yapan ortakların yukarıda anılan kaidelere çok daha fazla özen göstermesi lazım gelir ki karda ve zararda itilaf çıkmasın, hak yenmesin.

23. Ölçü ve tartıda hile

“Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun. Onlar, insanlardan bir şey aldıklarında tam ölçüp tartarlar. Kendileri başkalarına vermek için ölçtüklerinde ise eksik tartarlar…” (Mutaffifîn, 83/1-3)

Kur’an’ın en büyük yasaklarından biri olan bu husus, kavimlerin helak nedeni olacak kadar büyüktür. Pirincin içine taş katarak ağırlaştırmaktan, plastik pirinçleri gerçek diye satmaktan, genetiği ile oynanmış pirinçleri organik diye satmaya kadar, tartıyı bilerek ağırlaştırmaktan, eksik ölçmeye kadar uzanan geniş bir yelpazede hile ve yalancılık asla affedilmeyen, hak yemenin daniskası olan günah ve haramlardır.

24. Malı kötülemek

Gerek alıcının almayı düşündüğü malı, gerek satıcının diğer esnafın mallarını düşük bedelle almak gayesiyle kötülemesi, o işten ekmek yiyenlerin hakkına tecavüzdür. Satıcı kadar alıcı da namuslu ve dürüst olmalıdır ki pazarlık dinen mübah ama malı kötülemek yasaktır.

25. Lüzumsuz söz ve yalan yeminler

Malı gerçeğinden değerli göstermek için boş ve luzumsuz sözler katetmek, hele yalan yere yemin etmek ticarete karışan şeytan elleridir.

26. İtilaflarda şahitlik

Alışveriş esnasında yaşanacak olası anlaşmazlıklarda civar esnafın veya dükkandaki diğer müşterilerin şahitliği esas olandır ve Allah adına yapılan bu şahitlikte dik tutulması egreken adalet ve haktır. Dostluk veya komşuluk bahanesiyle haksızlığa göz yummak ticareti de ahlakı da bitirir.

27. Aldatmamak, aldanmamak

Satıcı aldatmamalı, alıcı mümkün mertebe aldanmamalıdır ki ticaret bir el değiştirme olayıdır. Aldatmak şeytanın huyu ve kabiliyetidir ki ticarete şeytan karışırsa sonu hüsran olur. Alıcı da kanmamakla ve satıcıyı kandırmamakla mükelleftir ki alıcının ticarete olumsuz katkısı, söz gelimi mal karşılığı sahte para vermek veya yanlış adres ve kimlik kullanmak yahut çalıntı malı satıcıya satması için kendi malıymış gibi satmasıyla örneklenir.

Allah Resûlü (s.a.s.) ihtiyaçlarını temin etmek için zaman zaman Medine pazarına giderdi. Alışveriş yapan insanları izler, onlarla sohbet ederdi. Yine bir gün pazar yerinde dolaşırken bir buğday satıcısı dikkatini çekti. Kuru görünen buğday yığınına elini daldırdı. Ancak çuvalın altı göründüğü gibi değildi. Parmakları ıslanan Peygamberimiz, satıcıya bu ıslaklığın sebebini sordu. Adam buğdayların yağmurdan ıslandığını söyledi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Öyleyse insanların görmeleri için ıslak olan kısmı üste koyman gerekmez miydi?” buyurdu ve şöyle uyardı: “Bizi aldatan, bizden değildir!” (Müslim, İman, 164; Darimî, Büyû’, 10.)

28. Karaborsacılık, tekelcilik ve fırsatçılık

Malı saklamak, depolamak suretiyle pahalandığı esnada satmak gayesiyle piyasadan uzaklaştırmak demek olan karaborsacılık kurnazlık yahut ticaret usulü değil düpedüz fahiş fiyatla aldatmak ve ticaret ahlakına aykırı davranmaktır. Malı batıl yolla yemek demek olan bu hal helalin düşmanıdır. Tekelcilik ise rakipleri ortadan kaldırmayı hedefleyen pisliktir ve fırsatçılık müşkülden haksız olarak istifade etmektir.

29. Ribadan kaynaklanan uygunsuz haller

Tefecilik ve mafyalaşma adına yapılan tüm ticari müdahaleler ahlak dışıdır ve nice katliam ve kavgalar bu nedenledir. Alıcının satıcıya veya satıcının toptancıya verdiği haksız faiz demek olan riba hırsı ve pahalı satmayı özendiren hatta gerektiren bir durum yaratır ki bu yüksek faizin asıl mağduru hem alıcı hem de satıcının kendisidir. Zenginin daha zenginleşmesine, fakirin daha fakirleşmesine neden olan haksız faiz bu nedenle ticaret hayatının zehirli dikenlerindendir.

30. Vebal

Ticari ahlaksızlığın bedelini hem zamane ,insanları hem gelecek nesiller öder ki topraktan üreten çiftçiden malı tencereye koyan alıcıya kadar herkes ticaretin evsaf ve değerinden doğal olarak etkilenir. Sağlıklı, uygun koşullarda üretilmesi, doğru taşınıp muhafaza edilmesi, temiz ve düzgün satılması gereken mallar üzerindeki spekülasyınlar, karaborsalar, haksız vergilendirme veya tam tersi haksız kazançlar ticareti yerle bir eder ve bunun zararı gelecek nesilelre dahi intikal eder.

31. Ahlaksızlık bulaşıcı bir hastalıktır

Kur’an ahlakı, şeytan aldatmayı emreder. Namuslu ve dürüst olmak zor, şeytan olmak kolaydır. İyi olmak bir ömür sürer ama kötü olmak on dakikadır.Bu cihetle ticarete yapışan ahlaksızlık kenesi rüşvetten faize, çürük maldan fahiş fiyata kadar her aşamada hem rızkı fesat eder hem kıt kanaat geçinen insanların sofrasındaki lokmayı çalar, azaltır. Bu nednele tüm insanların ister alıcı ister satıcı olsun hak ve adalete sadakati esas ve lazım olandır.

32. Dürüst ticaret kazandırmaz iddiası

Bu yanılgı tüm ticari ahlaksızlıkların temelidir ve şeytan kandırmacasıdır. Rüşveti, vergi kaçırmayı, fahiş fiyata satmayı mazur göstermeye çalışan bu yanılgı şeytanın bir hilesidir ve hak yoldan uzaklaşanların aldanışıdır. Oysa kul aklı sayesinde daha yatırım yapmadan önce hesap etmeli, yasal ve zorunlu giderleri hesap ederek kendisine uyarsa atılmalı ve fakat atıldıktan sonra ticari hayatın tüm gereklerini noksansız yerine getirmeli, her şeye rağmen zarar veya iflas ederse de bunu gururla kabullenmeli ama asla yanlışa ve harama sapmamalıdır.

33. Kazanç meşru ve hak yoldan olmalıdır

Meşru olmayan, kamuya zararlı, şeytana hizmet eden, haramdan umulan medet rızkın kapısından geri dönen top gibidir. Ahirete kalamdan dünyada da karşılığını bulan bu ahlaksızlık hali kısa vadede kar ve servet getirse de orta ve uzun vadede akibetleri karartır. Haksız ihaleler almak, rekabet şartlarını ihlal etmek, yasadışılık ve yetersizliklere göz yummak gibi meşru olmayan yollara tamah kamuyu da, ihaleyi alanı da, o ihalenin hizmetinden istifade edecek halkı da mahrum ve mağdur eder ki hak yememin örneği olan bu hal büyük vebaldir.

34. Adam kayırmak

Alış veya satış safhasında veya her ikisinde birden asıl olan hakkaniyet ve piyasa koşulları iken, bir taraf lehine ama diğer taraf aleyhine değer ve miktarlarla oynamak ticaret ve rekabeti yerle bir eden haksızlıklardır.

35. Ehliyet ve liyakat

İş ve ticarette de ehliyet ve liyakat esastır ki işi ehil olmayanın talep etmesi de, o işin ona verilmesi de haramdır. Nüfus veya siyasi görüş itibarıyla bazılarının sadakat ile liyakatın üzerine çıkarılması, ehil olmayanların ehil olanların önüne geçirilmesi daha en baştan haramdır.

36. Kamu ve insanların yararı

Tüm ticaret işlerinde asıl olan bir ihtiyacın karşılanması ve bir boşluğun doldurulmasıdır. Toplum, ticaretle uğraşanlar sayesinde noksanlarını tamamlar, evini döndürür, ekonomiyi canlandırır ve faydalanır. Kamu halkın ihtiyaçları makul ve doğru şekilde karşılandığı sürece huzuru temin edebilir. Kişi ve kamu hakları çatıştığındaysa asıl olan kamu yararıdır. 

37. Çalışanların haklarına riayet

Sadece alıcı veya satıcı değil satış alanında veya üretimde çalışanların hakları da ticarette mühim konulardandır ki maaşların yeterli ve düzenli ödenmesi, gerekli sosyal ve yasal hakların noksansız tanzimi, izin ve sağlık işleri gibi özlük hakları ticaretin aslında görünmeyen ama ahlak ve iman ile doğrudan bağıntılı işlerdir. Kazançlar her ne kadar patronalrın kasasıyla alakalı olsa da aslında o kazanç çalışanların maaşıdır aynı zamanda ve bu nedenle tüm alışverişin haramdan temizlenmesi lazım gelendir.

38. Satıcı aynı zamanda alıcı, alıcı aynı zamanda satıcıdır

Alışverişin tarafları bir diğer sektör veya alanda rol değiştirir. Bu normaldir ve bu kez değişen roller gereği hak ve sorumluluklar da yer değiştirir. Dolayısıyla kasaptan et satın alan alıcı, yan tarafta limon satarken de az önce aradığı hakkaniyet ve dürüstlüğü bu kez kendisi göstermek zorundadır.

39. Kamu ve patron hakları, çalışan hakları

Kamudan çalmak şehitliğe dahi engel büyük günahlardandır. Patrondan yani özel sektörden çalmak ta aynı şeydir. Bunun tersi işverenin işçinin hak ve ücretlerine tecavüz etmesi de günahtır. Bu şu demektir ki çalışan patron veya devşetin, devlet veya özel sektör ise çalışanın haklarına riayetle mükelleftir.

40. Yasal hakların dokunulmazlığı

Yasalarla işverene veya işçiye verilen haklar mukaddestir ve çıkar veya nüfus için bu hakların gereksiz yere ihlal edilmesi büyük günahlardandır.

41. Özü sözü bir olmak

Mü’min Allah’a güvenen ve kendisine güvenilen kimsedir. Bu nedenle ticaretin nuru da buradadır ki alıcı satıcıdan, satıcı alıcıdan emin olmalıdır. Bu karşılıklı güven ticareti yaşatandır ve olması gerekendir. Bu çizginin terki ihalli yapan her kimse onu ahlakın ve hatta dinin dışına çıkartır.

42. Alınterinin hakkı ter soğumadan verilmelidir

Emek saygıyı hak eden en büyük gayrettir ve bu gayret ihtiyaç karşılandıktan sonra çok geçmeden ödenmesi gereken bedeli zorunlu kılar.

43. Ahilik

Ticarette ustalık ve hüner kadar ahlaka da değer vermenin adı olan ahilik bir İslam ve Türk geleneğidir ve ticaret ahlakının da nüvesidir. Bu nedenle tüm ticaret erbabı bu geleneğe ve İslam’a sadık klarak doğru ve helal ticarete yönlenmek, örnek almak ve kendisi örnek olmak, çırak yetiştirmek, ustalığı ahlakla donatmak mecburiyetindedir.

44. Kusurlu mal satışı, sahtecilik

Peygamberimiz (s.a.s) “Bir Müslümanın kusurlu bir malı, kusurunu açıklamadan satması helâl değildir.”( İbn Mâce, Ticâret, 45.) buyurur. Helal olmayan bu satıştan gelecek para da sahibine bereket ve huzur değil ancak bela ve yokluk verir. Zira malın kusurunu gizlemek, insanların birbirine olan güvenini ve alışverişin bereketini yok eder. Her ne kadar kısa vadede kâr etmiş gibi görünse de aslında gerçeği gizleyen satıcının sonu hüsrandır. Bunun bilincinde olan bir mümin, kâr elde etmek için her yolu mubah görmez; geçici dünya malına kalıcı ahiret saadetini değişmez. Bir başkasının kaybı ve zararı üzerinden kazanç ve menfaat devşirmez. Aldatıcı reklamlarla, haksız rekabetlerle piyasayı bozmaya tevessül etmez.

45. Kamu kaynaklarının kullanımı

Devlet, toplum adına yapılan alışverişlerde, alımlarda ve ihalelerde de asıl olan ahlaktır, meşruluktur, hak edenin hak ettiğini almasıdır. Bu çarka sokulacak en küçük şeytani değnek dişlileri dağıtan, ticaret ve kamu ahlakını yerle bir eden müdahale demektir. Kayırma, aldatma, hak yeme ve haramın tercümesi durumundaki bu müdahale ehliyet ve liyakata da düşmanlık ve hakkı ait olduğu yere koymamak yani zulümdür. yetimin haklarıyla sabit olunan bütçeleri kamu teşkilleri hakka ve yerinde kullanmaya mecbur, o işin denetimi görevini icra edenler kontrol ve tedbirle mükelleftir.

46. Hırsızlık

Gerek satıcının tezgahından, gerek alıcının cebinden, gerek satıcının toptancının, gerek toptancının devletten çaldığı her bir kuruş haramdır. Keza hırsızlık malını helal olarak tanıtıp satmak hem kazıklamak ve kandırmak hem hırsızlığı teşvik demek olmakla çifte kavrulmuş suçtur.

47. Organize suçlar

Sanal hayvan çiftlikleri örneğinde olduğu gibi hayaller satarak kandırmak, organize olarak dolandırmak suçudur ve bu bozuk konserve satışı kadar da masum değildir. Bu yolla kazanılan servetlerin her bir kuruşu haram olduğu gibi o işin cereyanına ortam hazırlayan, katkı sağlayan, denetim ve kontrolde zaafiyet gösteren de vebal altındadır.

48. Yasal düzenlemeler

Ticaret ahlakının yasal temelleri dine ve ahlaka uygun olmalı, tebliğ edilmeli, ihtiyaçlar ilk ağızdan tespit edilmeli, aşırı kaçmamalı, yetersiz kalmamalı, suç ve ihlallere verilecek cezalar caydırıcı olmalıdır. Keza tüketici hakları satıcı haklarıyla birlikte ele alınmalı ve adaleti tesis etmelidir.

49. Borsa ve sanal para spekülasyonları

Borsa, dolar, altın değerlerindeki yasal ve meşru olmayan oynamalar, erken ihbarlarla sağlanan akşamlık servetler ama öte yandan devasa çöküşler, borsa tahvil oyunları gibi sıradan alıcının asla hakim olamayacağı konularda mesuliyetin çoğu kamudadır ve kamu halkını korumak, tedbir almak ve bilgilendirmekle mükelleftir.

50. Yerli mal kullanımının özendirilmesi

Bu, ekonomimin ayakta tutulması, halkın ucuz ve sağlıklı şeyler satın alabilmesi, üretici ve tüketicinin kaliteli hizmet alabilmesi için elzem bir konudur ki bu aynı zamanda uluslararası rekabet ve kendi kendine yeterlik için de şarttır. Doğrudan ithalata yönlendirilen bir ekonomi bir süre sonra dışarıya bağımlı hale gelir ve o dakikada devasa servetler dahi aciz kalır. Oysa milli ekonomnin temeli, üreticiye sağlanan yem ve tohum sağlamaktan başlayarak, satış ve reklam tekniklerine, vergilendirmeden ihracata kadar uzanan yolda devlet desteğini ve teşviğini gerektirir.

52. Reklamlardaki ahlak zaafiyetleri

Tüketiciyi alenen kandıran, sağlığa zararlı şeyleri teşvik eden, lüks ve israfa özendiren reklamlar aynı zamanda ithalatı da körükleyen zararlı algılardır ve ticaret siyasetine de olumsuz etki eden bu hal tüketicide borç isteği, satın alma hırsı uyandırmakla tedbirsizlik yaratmakta, bunun doğal sonucu olarak da ticaret ve alışverişteki bu hesapsızlık, tutarsızlık ve ahlaksızlık toğlumun tüm branşlarına bulaşarak toplum ahlakını temelden sarsmaktadır. Açık saçık reklamlar, reklamlardaki müstehcen algılar ise dine verilen kıymetin ölçüsüdür.

53. Gençlerin yarınlara hazırlanması

Yarını emanet edeceğimiz gençlerin bu olumsuz ve ahlaksızlıklardan kurtulması ancak İslam ahalkının tanıtılması ile mümkündür ki ribayı normal, haksız rekabeti kurnazlık, hırsızlığı el değiştirme, ithalatı modernlik, lüks ve marka tutkusunu çağdaşlık olarak gören gençlik ile ticaret ahlakının yarınlarda iyiye gitmesi mümkün değildir. Ölen el sanatları gibi ahilik geleneği de yerle bir olmaya, ticarette her şeyi mübah görmeye alışan gençlik haramdan çekinmemeye çoktan başlamıştır. Tedbir ve çare her zamanki gibi yine Kur’an’dadır. Aile bağlarını zayıflatan, cinsi münasebetleri alenen yasadışı ve haram olsa da özendiren ürün satışları ise ekranlarda kol gezmekte, dzilerle, evlilik programlarıyla oluşturulan sapık algılar genel ahlakı da yerle bir etmektedir.

54. Abartılı ve dine aykırı tüketim teşvikleri

Estetik, gençleştirme, altın dokumalı elbise, altın çizgili cam kadehler gibi dine aykırı ve gereksiz malların üretim ve satışının yasak edilmemesi aynı zamanda teşvik manası taşır. Pırlantadan alınmayan vergiler çiftçilerin traktör mazotundan alınıyorsa bu israfı teşvik ve üreticiye yük bindirmektir. Alıcının ödeyemeyeceği belli olduğu halde lüks konut satışlarına yönlendirilmesi veya onlarca yıl süren borç altına sokulması ticarette ahlakın tesisine değil ticari ahlakın yerlere düşmesine ve toplumsal yeterliliğin yok olmasına hizmettir.

55. Marka tutkusu

Özellikle zenginler ve gençler arasında yaygın bu hastalık lüks ve israfı özendiren, harama sevk eden, paraya tutkunluğu artıran, gösterişi ön plana çıkartan, yerli sektörü yerle bir eden zararlı ve bilinçsiz bir alışkanlıktır. Bunun zararı üreticiden vergi veren herkese kadardır, enflsyonun zararı herkesedir.

56. Dolandırıcı ve vurguncularla mücadele

Dolandırılan, vurguna uğrayan, soyulan, kandırılan herkes, toplumun tüm fertleri ve kamunun bizatihi kendisi dolandırıcılarla mücadele etmekle mükelleftir ki detaylı araştırma isteyen hacimli işlerde asli görev kolluk kuvvetlerinindir. Aldatmanın ötesinde düpedüz soygun demek olan bu hal ahlaksızlık sınırlarının çok ötesinde suçların zirvesindedir. Bu suçla mücadele etmek ise hakka ve hakkaniyete hizmettir.

57. İslamda zenginleşmek yoktur.

Ticaretin gayesi para kazanmak, rızkı elde etmek, aileyi geçindirmek ve fazlasıyla da yardım etmek, infak etmektir. Bu temel gaye, hediyeleşmek, zenginleşmek sünnettir safsataları ile dine sokulmaya çalışılan yanlışlardır ve zenginleşmek tutkusu dinin değil, sermaye babalarının hedefidir. Mü’min kırkta bir değil, ihtiyaç fazlasını infak eden, komşusu açken tok yatmayandır.

Son söz;

Malesef, hayatımızda helal kazanç duyarlılığı, kanaat, tevazu, dürüstlük ve insaf gibi erdemler gün geçtikçe azalmaktadır. Hırs ve tamah, servet ve mal olan düşkünlüğü, lüks ve ihtiyaç fazlası tüketime yöneliş bir çığ gibi büyürken haram olan israf sokaklarda gezmekte, ticaret ahlakı yerlerde sürünmektedir.

Halkının çoğu müslüman olduğu iddiasındaki bir toplumun ticaretindeki bu çöküş kazançlardaki bereket ve helallik oranını da düşürmektedir. İslam alemi, helâle, iyiye ve temiz olana yatırım yapmalı, yerli malı kullanmalı, harama, kötülüğe ve sahteliğe giden yolları kapatmalı, Hak Teâlâ’nın rızası içi kazanan ve kazancını hayır yoluna harcayan müminlerden olmayı dilemelidir.

Rabbim, hak ve helal yoldan kazananların rızkını artırsın, harama tamah eden aldatanların tuzaklarını başlarına geçirsin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti Konuya evvela algının ‘birey veya toplum üzerinde yaratılmak istenen ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir