Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam’da zenginleşmek yoktur
imanilmihali.com
İslam’da zenginleşmek yoktur

İslam’da zenginleşmek yoktur

İslam’da zenginleşmek yoktur çünkü kazancın tamamen helal olması ve helale harcanması çok zordur. kaldı ki günümüz ekonomik ortamında kazancı vergi kaçırmadan, kafirlerle işbirliği yapmadan, ribaya bulaştırmadan sağlamak neredeyse imkansızdır.

Ortadoğu Arap şeyhlerinin zenginlikleri hayalleriyle İslam’ı sessizleştirme gayretindekilerin bugünkü hali Emevi İslam’ının zehirli etkisiyledir.  Ölçü ve tartıda hile yaparak, çalışanın hakkını gasp ederek, vergi ve zekatı yok sayarak servet biriktirenleri bekleyen en büyük tehlike ise o servetlerle şımarmak, büyüklenmek ve istikbar suçunu işlemek yani ezmektir. Dahası bu büyüklenme kibri beraberinde getirerek kul olma bilincini yok eden ve insanı şehvet ne nefsin tutsağı yapan en kuvvetli şeytan silahıdır.

Hz. Peygamber İslam’a gönül verenlere en büyük misaldir ki o dileseydi dağlar kadar servet biriktirir, Allah’tan korkmasaydı altın konaklarda yaşar, İslam’da zenginleşmenin caiz olmadığını bilmeseydi vefatında develer dolusu miras bırakırdı.

Bir yanda borsa, riba, kredi gibi modern zaman tuzaklarıyla şaibeli kazançlara imza atanlar, diğer yanda üç kuruşa muhtaç insanlardan teşkil toplumların İslam toplumuna yakışır ahlak ve adalet düzeninde olması mümkün değildir. Hele ki bu serveti kanunlar karşısında da silah olarak kullanmak İslam’ın tüm felsefesine düşman bir yaklaşımdır.

Sadaka veren ve sonra başak kakanlarla, sadakaya muhtaç ve dilencileşmiş bir toplum iman kardeşliğini tesisten de uzaktır. Çünkü kardeşler arası eşitlik ve yardımlaşma olmadan akraba bağları da olmaz.

Aşırı servetlerin kulu dünya ve para putuna tabi yaptığı da gerçektir ki bir zaman sonra damarlarda dolaşan para denen sanal kuvvete bağımlılık tedavi edilemez hale gelir ve kişi o parayı elde etmek için her şeyi yapar. Sabahsız akşamlar, mafyalar, çeteler, soygunlar, uyuşturucu parası için anneleri öldürmeler bu yüzdendir.

Hele bu servet için uyuşturucu satan, adam öldüren, gümrüksüz mal kaçıran, kamu malına el uzatan, ihalelerde yolsuzluk yapan, yetim hakkına musallat olan, silah satan, zehir ve ahlaksızlık saçan, bu uğurda KÖTÜ ÇIĞIR AÇANLARIN yatacak yeri yoktur, onlar kolay ölemeyeceklerdir.

Bir havuzda bir damla idrar olursa kimse o sudan içmek istemez. (Bu tabir Peygamberimizindir) Bunun gibi içerisinde bir damla haram olan helal kazançlar bile mındardır ve sahibine fayda sağlamaz. Halk diliyle çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz.

Cahiliye Arap dünyasında hem de İslam’dan önce Kabe’nin tamirinde yaşananlar helal ve haram paraya çok güzel bir misaldir ki bugünün toplumunun helal ve harama dikkat etme melekesi cahiliye müşriklerinden de daha zavallı haldedir. Mutlaka okuyunuz.

Zekatın kurumlara verilemeyeceği, yardımların yakın çemberden başlayarak dışa doğru yapılacağı sahih iken para aklamak veya riya adına değişik uygulamalara imza atanlar toplumları kandırmada muvaffak olsalar da Allah’ı asla kandırmazlar. Kusana kadar yiyen, patlayana kadar yiyen, komşusunu ve mahiyetini düşünmekten uzak insanların İslam’a da katkısı olmaz, olamaz.

Tevekküle mani bu para biriktirme hastalığı geleceği teminat için kula o üç kuruş parayı gösterir ki bu şeytanın en büyük kandırmacalarındandır. Oysa güven o üç kuruş parayla değil Allah’ın dilemesiyledir ve tevekkül paraya değil Allah’a güvenmenin adıdır. Yani gelecek korkusuyla servet biriktirmek bahanesi de koca bir yalandır.

İslam toplumunun aynı seviyede ve hatta fakirlikte birleşmesi elbette arzu edilen bir şey değildir. Lakin hedef hep birlikte kalkınma ve refahtır. Yani halkın yirmide birinin refah içinde kalanının sefalet içinde olduğu bir toplumda iman ve İslam ne haldedir?

Kur’an’ın bahçe sahipleri kıssası bu anlatılanlara gayet güzel bir örnek teşkil eder.

Servetler sahibine hayrı ve ölümsüzlüğü veya cennetleri kazandıramaz. Bunu yapan kalp ve vicdan, iman ve İslam’dır. Aksi olsaydı Firavun ve Firavunun Karun’u muazzam servetleriyle çoktan cennetlere konmuş olurlardı. Lakin gerçek bunun tam tersidir. Para insanı bu hale getiren bir hiledir, tuzaktır.

Oysa dünya fani, ahiret bakidir.

Asr suresinin buyurduğu gibi servet yığmakla geçen süre boyunca insan ziyandadır. Allah’a, imana ve İslam’a ayrılacak zamanı servet biriktirmekte geçirenlerin alacakları nasip de uğruna emek sarf ettiklerinin kendilerine verebileceği kadardır. Unutulmamalıdır ki Yüce Allah dünyalık isteyene dünyalık verir ama onların ahirette nasibi olmaz. Allah ahiretlik isteyenlere de hem dünyalık ve hemde ahiretlik verir.

Hediyeleşmek adı altında para aklamalar, servet kaydırmalar, gizli ortaklık veya spekülasyonlar insanları aldatabilecek kirli oyunlardır lakin hiçbir şey ve hiçbir kişi Allah’ı asla aldatamaz. Çünkü O her şeyi gören ve bilendir.

İslam’da zenginleşmek yoktur

Kur’an zekatı emreder, infakı özendirir, helal kazancı göklere çıkarır ve yardımı/paylaşmayı farz kılar. İslam sermayeye köle olmaya, haram kazanmaya ve harama harcamaya düşmandır. İslam şatafat ve lükse, konfora, eşitsizliğe, israfa düşmandır. Cihadların ganimeti, zekat gelirlerinin toplanması ve muhtaçlara arsında dağıtılması hep ayetler iledir ve esas olan; helal kazancı elde etmek, ihtiyacı karşılamak, muhtaç olmamak, ailenin nafakasını sağlamak suretiyle haram yollara müracat etmek zorunda kalmamak, israf ve lüksten kaçınmak, sofraları zulüm meselesi yapmamak, çalışanın hakkını vermek, asgari kırkta bir ve tercihen ihtiyaç fazlasını zekat olarak sadakalaştırmaktır.

Zekat kurumlara değil kişilere verilir. Zekat alacaklar; karnı doymayan, borcu olan, evine ekmek götüremeyen, yolda kalan, muhtaç olanlardır. Zekat dışındaki yardımlar ise sadaka türü nafile yardımlardır ve farz değildir ancak sevabı vardır.

Yüce Allah, verdiği nimeti kulunun üzerinde, sofrasında görmek ister. Lakin yine ister ki rızıkları zengin kullarının eliyle diğer ihtiyaç sahibi kullarına ulaştırılsın, kullar arası denge sağlansın ve servet az bir kesim elinde dönüp dolaşmasın.

Kamunun görevi de muhtaçları tespit ederek yardım elini uzatmak ve bu sayede suç ve günahları azaltmak ve namus ve ahlakı diriltmektir. Kamunun yardım elini kesen, hakkın ait olduğu yere ulaşmasına mani olanlar ise beter akibetlere müstehaktır.

İslam yasal ve helal olmayan sermayeye, emeğe, kazanca düşmandır. Dahası bu servetin elde tutulmasına, yatırıma veya muhtaca ulaştırılmasına engel olanlara düşmandır. İslam kula; nasıl kazandın? İçinde kul hakkı var mı, yok mu? Mazlumun hakkı var mı yok mu? diye sorar. İslam doğal olarak fakirlikte eşitlenmeyi istemez. Çalışmayı ve kazanmayı özendirir ama israfa ve lükse, konfor ve eşitsizliğe düşmandır.

İslam sermayeye köle olunmasına karşıdır. Sermayenin insan hayatını imanını, inancını yönlendirmesine karşıdır. İslam kafirlerle, müşriklerle ortak iş yapılmasına karşıdır. Paranın mahkûmu olmayı şiddetle reddeden İslam, para ile sahip olunan gücün de hayırlı istikamette kullanılmasını ister. Şerre harcanan, tuzak ve fitneye harcanan helal paralar dahi harama hizmet ettiğinden haramdır.

Helal para; hakkı verilerek, ehliyet ve liayakatle, kimsenin gücü, imkânı gasp edilmeden, harama bulaşılmadan, çalışarak, alınteriyle kazanılan paradır. Miras ve başlık parası da bu mahiyettedir.

Haram para ise; gereksiz, haksız ve emeksiz faiz parası (riba), haram satışlardan kazanılmış, kumardan kazanılmış, haram yollarla vesair surette kazanılmış para ve harama hizmet eden paradır. Kumar parası, hırsızlık parası, dolandırıcılıkla alınmış, usulsüz, ehliyetsiz, liyakatsiz kazanılmış para, rüşvet parası, utanılan paradır.

Başkasının hakkı zayi edilerek kazanılan para haramdır. Çalışanın sırtından kazanılan haksız para haramdır. İnsafsız kazanılan, insafsız harcanan para haramdır. Piyango dahi olsa şeytan işi pisliklerden olan kumar ve türevleri ile kazanılan para haramdır. Haram nimetler için harcanan para da haramdır. Kötülüğe hizmet için biriktirilen paralar da.

Riba ile faizi ayırt etmek lazım gelir ki yıllık enflasyon oranındaki değer kaybı önlemesi hasabiyle kazanç değildir. Kazanç olmadığına göre de haramlığı söz konusu edilemez. Lakin bu enflasyon miktarının üzerindeki meblağ emeksiz kazanıldığı ve aslen hak edilmediği için haramdır. Nihayetinde bankalar mevduatlar ile yatırım yapıp istihdam sağlamakla meşguldürler ve bu meşrudur. Yok eğer banka sadece faizcilik-tefecilik yapıyorsa da bu o bankanın sorunudur. Kul bunu öğrendiği anda o bankadan uzaklaşmak ve tefecilikle uğraşmayan bankaları tercih etmekle mükelleftir.

Tefeciliği bizzat meslek olarak icra edenler ise bizatihi harama kucak açan ve haram lokma ile karın doyuranlardır. Faiz konusunda son bir hatırlatmada fayda vardır ki o da şudur; Kur’an verilen borçların faizsiz, hatta hiç alınmamasını ister, tavsiye eder, alınacaksa da sadece ana paranın alınmasını arzular. Buradan hareketle banka faizlerinin enflasyonu aşan miktarının bir yoksula dağıtılması daha doğrudur.

Hz. Peygamber(s. a. v.) birisinden para alıyor. Resulullah çok zengin bir insan değildi. Para alıyor, o parayı kullanıyor, zamanı gelince ödüyor parasını. Aldın mı paranı diyor? Aldım diyor. Tamam mıdır? Tamamdır. Akabinde birkaç kuruşta fazladan veriyor. Bu diyor, senin beni daraltmadığından dolayı. Erkenden gelip de paramı ver diyebilirdin. Paranı kullandım istifade ettim bu da gönlümden sana olan bir ektir diyor.

Buradan hareketle, bu bir minnet göstergesi miydi yoksa enflasyon oranında bir ödeme miydi bilemiyoruz lakin uygulama budur. Nihayetinde Hz. Peygamberin (şayet) haram olduğu kesin olan enflasyon sınırındaki artışı bile bile adama vermesi, harama imza atması mümkün müdür?

İslam, fakirin elini, Allah’ın eli olarak görür. Sermaye Firavunun elinde zulüm aracıdır. Hz. Ömer’in elindeyse adalet terazisidir. Lakin Hz. Ömer ‘de sermayeyi elde tutmayı ateşten gömlek farz eden ve dağıtmayı tercih edenlerdendir.

Burada da ölçü şudur ki; ihtiyaca evet, israfa hayır veya başka bir deyişle ihtiyacı elde tutmak ve kimseye muhtaç olmamak ama israfa engel olurken aşırı cömertlik yapıp da birilerine muhtaç olmamak.

Bir kıssa ile devam edelim; Hz. Musa ya kavmi diyor ki Allah’ı sofra ya davet et. Hz. Musa Allah sofraya gelmez ki diyor, Allah yemez, Allah içmez, uyumaz, Allah Allah’tır. Diretiriyorlar. Sonra Hz. Musa Allah’ın vahyine ulaşınca soruyor Allah, Hz. Musa ya. Beni davet ettiler niye bana söylemedin diyor. Ya Rabbi sen gelmezsin sofra ya sen Allah’sın. Biliyorum ilet diyor kavmine Cuma günü hazırlık yapsınlar, beklesinler beni. Hazırlık yapılıyor bütün İsrailoğulları hayvanlar kesiliyor yemekler falan. Gelen yok giden yok akşamüstü bir fakir geliyor diyor ki, bana yemek. Bekle bakalım diyorlar, biz Allah’ı bekliyoruz sen bir bekle bakalım. Bekliyor, yemekte vermiyorlar ve gidiyor. Allah gelmiyor.

Ertesi gün Hz. Musa vahyi alınca ya Rabbi diyor meleklere sorduruyor ben bekledim diyor Rabbim gelmedi. Ben geldim diyor ben oradaydım. Biz seni görmedik. Olur mu? O fakirin yanındaydım diyor. Siz onu yedirseydiniz bana ikram etmiş olurdunuz.

Zenginliğini göstere göstere başkasını haset ettirerek, hava atarak, savurarak, küçümseyerek yaşamak zulümdür. Tevazu ile ve kabul edilebilir ölçüde takıp takıştırmak ve yemek-içmek ise mübahtır.

Lüks, şatafat, debdebe, altın kadehler haramın ayak sesleridir. Müslüman, Müslüman gibi görünmeli, takva sahibi olmalı, riyazet sahibi olmalı, paylaşabilmelidir.

İslam sermayenin hoyratça harcanmasına, başkasını ezme aracı olmasına, kara bir paraya dönüşmesine karşıdır. Kara para sadece kazanılırken de değildir. Kazanıldıktan sonra da bir para kara paraya, zulüm parasına dönüşebilir. Firavunu firavun yapan Karun’u Karun yapan şey sermayeyi başkasını kul etme aracı olarak kullanmasıdır. Ama aynı sermaye Hz. Ebubekir’in elinde bir merhamet aracına dönüşebiliyor.

“İslam başkasının hakkına müdahale edecek başkasını ezecek her anlayışa başından müdahale ediyor. Çok ilginç bir şey söyleyeyim size, Hz. Peygamber komisyoncuların pazara mal getiren köylüyü yolda durdurup köylünün elindeki domatesini ucuza alıp pazarda pahalıya satmasına engel oluyor. Resullullah diyor ki köylünün malını sergilemesine engel olmayın. Bazı belediyelerde bunu görüyorum son derece seviniyorum. Köylü pazarı kuruyor. Çünkü alın terini döken o. Alsın parasını versin fazlasını komisyoncuya. Ama komisyoncuya sen orda onun yolunu kesemezsin. Bir liraya alıp on liraya satamazsın onun hakkına tecavüz etmeyeceksin. Kandırmayacaksın diyor.”

Özetle;

İslam helal kazanca ve kazancı makul ölçüde harcamayı mübah görürken, kazancın asgari kırkta birini zekat ve bir kısmını da sadaka olarak vermei emrederken, lüks ve israfa savaş açar ve haram yoldan kazanmayı da harama harcamayı da kati olarak men eder. Kafir ve müşriklerle ortaklaşa kazanılan paralar, haram riski ve şüphesi olan paralar, kumar ve şer paraları, şarap ve tefecilik gelirleri gibi haram olduğu malum şeyler yoluyla kazanılanlar da haramdır.

Zekatı vermemek de, ailevi harcamaları bile şirket giderinde göstererek vergi kaçırmak da, ehliyetsiz ve liyakatsiz ihale almak da, kamu malına, yetim hakkına el uzatmak da, çalışanın emeğine çöreklenmek de haramdır.

Tüm bunlar dikkate alındığında şu denebilir ki içerisinde haram olma ihtimali olan servetler haramdır, elde tutulmasından ziyade muhtaca ulaştırılması daha doğrudur. Miras ve mehir (başlık parası) gibi helal olan getiriler bile bir müddet sonra haramlaşabilir ve bu nedenle fazla para haramsız olmaktan uzaktır.

O halde doğru olan paylaşmak ve riski azaltırken diğer yandan sevap biriktirmektir. Sahip olunan paraları yaşarken doğru harcamak lazım gelir. Elden çıkartmaya çalışmak lazımdır. Bu hepsini vermek anlamında değildir.

Hz. Peygamberin evlendiğinde Hz. Hatice’den devraldığı serveti, Hz. Ömer’in, Hz. Ebubekir’in serveti hep yoksullara veya cihadlara zekat verilmiştir. Peygamberimiz vefat ettiğinde bir dirhemi yoktur. Bu misal ise zenginleşmeyi meşrulaştırma gayretindekilere mühim bir derstir.

Kefenin cebine imandan, ibadetten, ahlak ve namustan ve salih amelden başkaca bir şey girmeyecektir. Servetler, mallar dünya süsü olmaktan ibarettir ve aklı olan, kalbi Allah için atanlar için aile ve bireyi riske etmemek derecesindeki infak en büyük kurtuluş fırsatıdır.

İslam’da aşırı israf kadar aşırı cömertlik de men edilerek tevazu ve itidal tavsiye edilmektedir. Bu ise ihtiyacı karşılayan ve aşırıya kaçmayan, sosyal adaleti sarsmayan makul bir seviyede demir atmaktır ki giderleri bilerek abartmakla Allah’ı kandırmak mümkün değildir.

Çünkü O, herşeyi gören ve bilendir. Servetlerden sorulacağımız günde servet sahiplerinin vereceği komik cevapları herkes inşallah duyacaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir