Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslami felsefe
imanilmihali.com
İslami felsefe

İslami felsefe

İslami felsefe

İslam; barış, huzur, esenlik ve sadece Allah’a ve tam teslimiyettir.

Bu tanım defalarca okunmalı ve tüm mana iyice bellenmelidir. Bu mana dışına çıkan her şey, herkes, her hareket İslam dışıdır, batıldır, küfür ve şirktir.

Bu iyice bellenmeli ve hayata yansıtılmalıdır.

İslami felsefe bu tanıma dayanır ve diğer tüm yazılan ve söylenenler bu tanıma hizmet eder.

Din adına, hayat adına, toplum ahlakı ve kulluk adına olan her şey bu tanımda saklıdır ve mübarek dini İslam’ı (Kur’an ayetlerini) en ümmi (yani okur-yazar olmayan) olan bile anlayabilsin diye son derece basit, sade ve anlaşılır kılan Yüce Allah, kullarından beklentilerini de bu kısacık tanıma sıkıştırmayı ilahi kudret ve ilminin bir göstergesi olarak yansıtmıştır.

İslam, Kur’an demektir. Kur’an’da yazılanlar dinin kendisi, tamamı, doğrusu ve hesap sorulacak olanıdır. Dünya sınavına tabi kulların ahirette hesap ve mizanı sadece Kur’an’a göre olacaktır. Muazzez Peygamberimizin izahat, söz ve davranışları, örnek ahlakı, doğru ve tam ibadeti, temizliğe ve çevreye verdiği önem, hakkaniyeti, adaleti, güvenilir oluşu hep Kur’an’a göredir. O’nun tek bir sözü ve hareketi Kur’an dışı değildir.

Nitekim Hz. Aişe validemiz vefatından sonra kendisine Peygamberimizi soranlara; “Kur’an’ı okuyun” diyerek Peygamberimizin risaletinin ayetler paralelinde olduğunu çok güzel anlatmıştır.

Diğer dinlerin İslam’dan farkı bu tanımda başlar ve biter. Çünkü şirk ve küfüre tabi tahrif edilmiş diğer dinler ve batıl dinlerin tamamı bu tanımı hakkıyla karşılayamaz ve bu nedenle hak değildir.

İslam bu tanımda hedeflenen yaşamı, kazanılması gereken ahlakı, yapılması gereken ibadetleri çok güzel ayrıntılanmış ve ilk şart olarak tarife “sadece Allah” kelimesini yerleştirmiştir. Felsefenin özü de budur. Bu özden yapılacak bir milim sapma nihayetinde o kulu ateşlere atacak ve şeytana hizmet eder hale getirecektir ki bugün bırakın gayri Müslimleri, Müslüman camianın pek çoğu şirk batağında şeytana hizmet ettiğinin farkında bile değildir.

Şirk konusu sayfalarımızda defaten işlendiği için burada yer vermeyeceğiz ancak tevhidin bir numaralı düşmanı şirkin, İslami felsefenin zıddı ve düşmanı olduğunu hatırlamak pek çok beşeri suç ve günahtan uzaklaşmamızı sağlayacağından önemlidir. Çünkü şirk tanınmadan tevhid, cehennem tanınmadan cennet tanınamaz.

İslami felsefenin biraz daha derinlerinde yapılan tüm ibadet, iman, salih amel, hayır işlerinin tek bir gayesinin olduğu görülür ki bu Peygamberi ahlak dediğimiz cennetvari ahlaktır. Bunu aslında Rabbimiz Allah’ın ahlakı şeklinde ifade etmek gerekir ki Yüce Rabbimizin tüm isim ve sıfatları aslında kullara varılması gereken bedeni ve manevi hedefleri gösterir.

Ahlaki olgunluk dinin varacağı son nokta olduğu içindir ki kişinin karakter ve maneviyatını olumlu yönde değiştirmeyen hiçbir amelin faydalı ve doğru olduğu söylenemez. Yani sabah akşam camiden çıkmayan ama dükkânında taşlı pirinç satan bir adamın ibadeti de amelleri de beyhudedir.

Dinin kıyısından köşesinden dolanmak olmaz, dini hafife almak olmaz, mazerete sığınmak, bilmiyormuş gibi yapmak olmaz. Sempatik yüzlü, ağzı laf yapan yılanlara kanmak olmaz. Yahudi zihniyetine sıcak bakmak olmaz, kara büyü kitabı Kabala hâkimiyetindeki siyon yılanına tebessüm ve hizmet etmek hiç olmaz. Çünkü % 99 iman, imansızlıktır!

Hakk’a kul olmak Allah’a iman, Allah’ın dostlarına imandır. Allah düşmanlarına doğru atılacak tek bir adım sizi engin karanlıklara gömecektir. İslami felsefe, Allah’ın sınırlarına mutlak riayeti emreder. Hata ve günah insanlara mahsustur ve günahsız kul yoktur ancak günahın sonucundan çekinmemek, haddi aşmak ve azmak mü’mini dinden çıkartan küfürlere sürükler.

Şöyle düşünmek gerekir; İslam bu denli nezih, Müslümanlar bu kadar has gönüllü ise, cemaat dine bu kadar yatkın ve sevdalı ise, kullar karıncayı incitmekten çekinir haldeyse İslam aleminin bugünkü haline sebep nedir, kimdir?

Kimse kendisini kandırmasın. Herkes suçlu, herkes nankör bir inkâr içindedir. Menfaat, makam ve dünya malı için kişiler ilahlaştırılmış, para puta tapılır gibi tapılacak bir şey olmuşken, cehalet ve gaflet diz boyu olmuşken has dinden kimse söz edemez. İşin kulları bu zihniyete mahkûm eden yöneticiler boyutu zaten zulmün resmidir ama dünya düzeni, medeniyet bizi zorluyor diye Allah’tan vazgeçip dünyalıklar için ahiretlikleri feda etmek ihanetlerin en yücesidir.

Müslümanın Müslümana gözünü kırpmadan kurşun atmasında, hortum ve soygunlarda, ekmeğin zamlanmasında, işsizlik ve rüşvette, mafya ve çetelerde… herkesin suçu ve vebali vardır. Çünkü o zalime yetki ve destek veren halkın kendisi, sistemin kendisidir. Verilen desteğin sonuçlarından da doğal olarak her kes sorumludur.

Ülkeler küfür üzere yürüyebilir ama zulüm üzerine yürüyemez. Bu ana kural bizi kötülük ve zulümlerin elbet bir gün biteceğine dair umut verir. Nitekim kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmayacaktır. Ama o güne kadar kullar taraf tutmak ve tuttuğu tarafı belli etmek zorundadır. Doğru taraf ise Allah ve dostlarının tarafıdır.

Bir günlüğüne, bir hatır uğruna, bir çıkar için yanlış tarafa tabi olmak bizi dikenli yollara götürür.
Burada din ve bilim aydınlarına düşen görev de sokaktaki insanları aydınlatmak, İslam içine konan zehirli yemleri ve yaban otlarını halka tanıtmak ve korunma çarelerini göstermektir.

Şu İslami felsefe de çok önemli bir yer tutar ki; “Müslümanlığınıza bakıp biri size özenmiyorsa sizde bir takım noksan ve yanlışlar vardır!”

İmanın kimde olduğunu şüphesiz sadece Rabbimiz bilir. İnsanların amelleri ile doğrudan bir netice çıkarmak haddimize değildir. Bu manada iblisin bile isteyerek veya istemeden hayra hizmet ettiğine şüphe yoktur. Lakin bu bizim imansızlığı, imansızları tanımlamamızı engellemez.

Bu şuna benzer ki cennete kimlerin gideceğini Rabbimiz bilir ama kimlerin gidemeyeceğini az çok anlayabiliriz ve maksadımız asla isim verip hedef göstermek değildir.

İslami felsefe tam anlaşılamadığı içindir ki din aklın ve bilimin gerisinde kalmış, açığı kapatmak için bilimi külliyen yok saymıştır. Bu hayatı yok sayıp ahireti tek yaşam kabul etmeye benzer ki bu ilahi iradenin yaratılış gayesine tamamen terstir.

Tarihin derinliklerini, gaybı, ahirette yaşayacaklarımızı, ecel ve kaderi bilemiyor olmamız bizi inkara sürüklememeli, bilmediğimiz bu bahisler üzerinde de haddi aşan yorumlar yapmamalıyız. Ancak şu da gerçek ki İslam konuşulmak, zamana uydurulmak, topluma yayılmak, hayata egemen olmak zorundadır. 15 asır öncesine gömülü kalmış, yenilenememiş, örf ve ata kabullerinden uzaklaşamamış tam aksine batıl, rivayet ve hurafelere bürünmüş bir İslam, Kur’an İslam’ı olmaktan çıkacaktır.

İnsanlığa kurşun atmak, haram yemekten çekinmemek, bozguncuya destek olmak, üreticiye eziyet etmek, emeğin karşılığını vermemek, vergi kaçırmak, Kur’an’ı anlayarak okumamak, bedene eziyet etmek, ahlakı dejenere etmek, mahreme saygı göstermemek, zina yapmak, riya ve gösteriş için camilere doluşmak, tabiata ve tüm insanlığa zarar verecek şeyler yapmak, iyinin değil kötünün örneği olmak, cimrilik etmek, uyuşturucu kullanmak ve daha da kötüsü içilmesi için aracı olmak, dini bölmek, diğer mezhepleri dinsiz saymak, laikliği dinsizlik – dinsizliği laiklik sanmak, dini diğer dinler ile yozlaştırmak, zulmetmek, fitnelemek, kibirlenmek, moda ve estetik adına lüks ve israfa dalmak… İslami felsefenin düşmanlarıdır.

Bunları yapan, yaptıran ve imkân sağlayanlar da İslami felsefeden nasibini almamış olanlardır.

Bu nasipsizlere destek verenler de aynı karanlık akıbetlere mahkûm olacak olanlardır.

İslami felsefe; hem bugünü hem yarını, Hakk yoluna, adalete, nizama, haklı ve ehliyetli olana teslim etmektir. Bu bizlerden sonraki nesillerin de salih olması anlamınadır ve bizlerin bugün yapmakta olduğu her şey yarının büyükleri olan çocuklara da örnek teşkil ettiğinden vebali büyüktür. Onlar salih yetişirse İslam ayakta duracak, onlar bizler gibi ciddiyetsiz davranırsa İslam hak ettiği mevkilerden uzaklara düşecektir. Bu bizim Kur’an’ın örnek ahlakı ile aydınlanmamız gerektiğinin işareti ve ispatıdır ki zamanımızın en büyük ihmali de budur.

İslami felsefe sadece ihmal ve cehaletlerimiz ile değil aynı zamanda aldanışlarımızla da zarar görmektedir. Bizler Allah dostlarına yabancı, Allah düşmanlarına dost olduğumuz için başımızı yerden kaldıramamaktayız. Bu yüzden de dine din dışı pek çok karışmakta, diğer dinlerin zehirli inançları din adına kalplerimize servis edilmektedir.

Allah’ın ayetlerini Kur’an’da, insan bedeninde ve kâinatta aranmasını emreden İslami felsefeye tabi olmak okumak, anlamak, görmek ve düşünmek demektir. Bu kâinatın boş bir gaye için yaratılmış olmasının imkânsız olduğunu düşünmek bile bizi Rabbimizin varlığına ve ahirete imana götürür.

Akıl, ruh ve şuur İslam felsefesinin idraki için insana hediye edilmiş değerlerdir. Allah insana güvenmiş, cennetine varis kılmış, meleklere secde ettirmişken, insana düşen görev kul olma bilinci ile tüm kâinat ve varlıklara da örnek olmaktır.

Bitkiler, hayvanlar, cansız saydığımız nice varlıklar bizi izlemekte, Rabbimizi tesbih etmekte, tüm varlıklar sabah akşam kendilerine verilen emirleri harfiyen yerine getirmekteyken insanoğlunun haddi aşan ukala aymazlığı akıllara zarardır.

Atılan her adım, yenen her lokma, başlanılan her iş “Allah”ın adıyla başlamalıyken, dua, şükür ve tevbe cennet kapılarını bize yaklaştıracakken bizim bu vurdumduymazlığımız ahiret yurdundaki günlerimizin zorlu geçeceğine delildir.

Peygamber o gün “Rabbim ümmetim Kur’an’ı hayatın dışına itti” diye şikâyetçi olurken bizler ağzımız mühürlü, ellerimiz bağlı nefsimize küseceğiz. İblis ile şeytanın en büyük farklarından birisi cennette işlenen yasak meyve hadisesinde İblisin insanı suçlaması Âdem (as)’ın ise nefsini suçlamasıdır. Yani suçlanacak birileri, işlediğimiz günahları üzerine atacağımız bir şeyler, bahaneler her zaman vardır. Ama şeytan bile zorlamaz, süslü gösterip aldatır. Suçlu olan biziz yani nefsimiz.

Şeytan kötülüğün başı olarak lanetlenmiş ve kovulmuştur lakin o insanların işlediği kötü amellerden sadece kışkırtma anlamında sorumludur. Yoksa işin günah ve vebali işleyenedir. Kanan insan ve nefistir. Buradan hareketle iblis yarın insanlardan şikâyetçi bile olacaktır ve diyecektir ki; “Sizler bana taparak beni de büyüklendirdiniz ve benim tevbe etmemi de engellediniz” Yine şeytan şöyle diyecektir.

İslami felsefe; Allah için dost, Allah için düşman edinmeyi emreder.

Dost ve düşmanı size tanıtacak olan Kur’an’dır. Bunu es geçerseniz… yarın sizlere de es geçilecektir. Unutmayın!

HERKES ALLAH’A İNANIYOR VE SIĞINIYOR AMA ÇOK AZI GEREĞİNİ YAPIYOR.

Gereğini yapmamak ise inanmamanın ta kendisidir!!!

Rabbimizin bildirdiği gibi; “Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.”(Yusuf 12/103)

Ve mü’minler ancak kardeştirler.

Düşman ise, surlar arkasında saklanan, sinsi yılan gibi münafıklık eden, Mescid-i Haram’a bombalar atan, İslami mezhepleri birbirine kırdıran, dini bölen-tanınmaz hale getiren, İslama dört kolla saldıran ve Kabala zihniyeti ile yaşayan hizmetkarlardır.  Kardeşler ve dostlar iyi seçilmelidir.

İman kardeşliği, barış, huzur, dürüstlük, hak ve adalet, İslami felsefenin yaşayan ve görünen yüzüdür. Bunlar yoksa isyan ve eziyet vardır ama İslam’ın adı yoktur.

Çok uzun süredir duymakta ancak vurdumduymazlıkla, üzerinde bir an olsun düşünmeden inkar etmekte olduğunuz siyonist komplolar ile çok yakında tanıştığınızda umulur ki vakit geçmiş olmasın.

Zaman uyanma ve aydınlanma zamanıdır.

Zaman; kulaktan dolma değil, Kur’an’dan anlayarak okunan İslam’a dönme zamanıdır!

İslami felsefenin emrettiği cihad budur. Yani her amelle, her bilgiyle, her türlü vasıta ile Allah düşmanları ile mücadele etmek, gerekirse düşmanlara karşı silahla karşı koymaktır.

Cami avlularında gölgeliklerde amelsiz ibadetlerle akşamlayanlar ile İslami felsefe uğruna gece-gündüz ter ve göz yaşı dökenlerin durumu elbette bir olmayacaktır. Şehit evlatlarımız ile şehit olmayı anlayamayanların durumu da bir olmayacaktır. Günahını fark edip tevbe ile Rabbine yönelenler ile isyanında devam edenler de bir olmayacaktır. 

Son söz; İSLAM ALEMİ ŞEHİTLER İLE GURUR DUYACAK VE AİLECE ÖVÜNÇ HİSSEDECEKKEN, ŞEHİTLER CENNETLERDE EN NADİDE YERLERE YERLEŞTİRİLMİŞ İKEN CENAZE TÖRENLERİNDEKİ HEM DE BİZZAT MUTAASSIP KESİMLERCE SERGİLENEN AĞIT VE ABARTILI GÖZYAŞLARI İSLAMİ FELSEFEYİ HİÇ AMA HİÇ ANLAMADIĞIMIZIN RESMİDİR!!!

Göz sulanır, kalp burkulur ama iman her daim dik ve sebattadır.

İslami felsefe

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir