Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam’ı sil baştan yaşamak
imanilmihali.com
Kur'an'a iman

İslam’ı sil baştan yaşamak

İslam’ı sil baştan yaşamak

Yüce Allah’ın tevhid dini kainatın var edildiği ilk saniyeden beri süregelen bir hakikatler manzumesidir. Sonsuz ilim, kudret, rahmet sahibi Yüce Allah’ın ilahi düzeni insan ve dünya yaratılmadan çok daha önce de vardır ve haktır.

İslam; Yüce Allah’ın bütün rahmet ve celal vasıflarını idrak edebilmeyi, ahiret sorgusunu, Kur’an gerçeğini, Peygamberlerin mesajlarını kabullenmeyi ve koşulsuz bir imanı gerektirir.

İman ise; görmeden gayba, hatırlamıyorken ettiğimiz fıtrat ahdine, okuduğumuz Kur’an ve Peygamberimizin söyledikleriyle dini has niyetle katışıksız yaşamaya ve tabi olmaya yemindir. İman, kulluk ve ibadetin ilk şartı, dine adım atabilmenin olmazsa olmazıdır.

Yüce Allah, tevhid dinini o çok sevdiği insana her defasında hatırlatan, kullarına gazap etmek istemeyen, beşeri olarak unutma kabahatine meyilli insana hatırlatma gereği duyan, zamana ve kulların isyanlarına bağlı olarak helal ve haramlarının şiddetini artıran tek Sahip, tek Veli, tek Yaratan’dır.

İnsan ise nankör, zalim ve cahildir. Her defasında yapılan sayısız hatırlatmaya, gönderilen muazzez elçilere, beden, kâinat ve kitaplardaki ayetlere rağmen isyan ve haksızlıktan çekinmemiş insan, bir önceki vahiylerden çok ta zaman geçmeden yoldan sapıvermiştir. Nefsinin ve şeytanın esiri olmaya meyilli, beşeriyetten bir türlü kurtulup hakikati göremeyen insan Rabbimizin sınırsız sabrını zorlarcasına helaklerin hak olmasına neden olmuştur.

Oysa tevhid ve tevhidin kullar için kıyamete kadar son hali verilmiş İslam adildir, kolaydır, hak ve hakikattir. Allah vaadinden caymaz ve o iman eden kullarına cennetlerini vadetmiştir. İman etmeyen kulları için de cehennemler vadedilmiş, insana tercih yaparak bu doğrultuda yaşaması söylenmiştir.

İslam’ın yaşanması durumunda refah ve huzurun, esenlik ve barışın baki olacağı muhakkak iken önce eski dinlere tabi olanlar ve nihayet İslam’a tabi olanlar dinden uzaklaşmış daha doğrusu insanlar dini akılları erdiği kadarıyla ve maddi terimlerle tanımladığı için İslam tanınmaz hale doğru yaklaşmıştır. Böyledir çünkü 2 milyar Müslümanın yaşadığı coğrafyalarda kan ve gözyaşı hiç bitmez iken, öte yandan cahiliye gelenekleri ve batılın çirkinlikleri ile yüklü diğer coğrafyalarda asayiş ve nispeten esenlik yaşanır haldedir.

Suç İslam’ı düşman edinip saldıranlar kadar, İslam’a tabi olduğu halde onu savunamayanlardadır. Bozuk ve noksan olan din değil, dine tabi olanlardır.

Sayısız iç ve dış saldırıya maruz İslam, kendini savunamayanların da beceriksizliği ile mazlum hale gelmiştir.

Düşman düşmanlığını, şeytan şeytanlığını elbet yapacak ve imana saldıracaktır. Bunun böyle olması Rabbimizin izniyle ve imtihanın gereği olarak yaşanmak mecburiyetindendir. Aydınlık ve karanlık yan yana olmalıdır ki kullar aydınlığı seçebilsin ve aydınlığın kıymeti daha iyi anlaşılsın.

Lakin gelinen noktada İslam nur saçan, hidayet filizleri eken erdemden çok öte ve batılla içiçe yaşanır haldedir. İman ve ahlak unutulmaya yüz tutmuşken, ibadet ve amel ön plana alınmış, kullar Müslüman olmakla yetinirken mü’min olmayı dilemez hale gelmiştir. Hurafeler, doğru olmayan hadisler, siyasallaştırılmış, ılımlı hale getirilmiş, uyarlanmış, manası değiştirilmiş kural ve kaideler ile İslam adeta bölünmüş ve kardeş savaşlarının yaşanır hale geldiği bir manasızlıklar arenası oluvermiştir.

En büyük nifak tohumlarını ekenler kardeş, yanı başlardaki mü’min kardeşler hasım oluvermiştir. İslam’ın emirleri temenniye, şeytanın dilekleri kaidelere dönüşmüş, din unutulmaya yüz tutmuştur.

Kötülük elbet baki değildir ve iyilik mutlaka kazanacaktır ama İslam’ın bu gözyaşlarının vebali hem bizler yaşatılanlar hem de bundan etkilenecek gelecek nesiller için çok büyüktür.

İslam esenlik, kardeşlik, huzur ve sadece Allah’a teslimiyettir. Bu tanım gerçekleşemiyorsa, Allah’a teslimiyet dilde kalıyorsa, iman ibadetin çok gerilerine atılıyorsa bir yanlış var demektir ve o yanlışı yapan insandır. Dünyevi zevk, ihtiras ve açlıklarla aç kurtlar gibi hakka saldıran, helal-haram demeden boğaza indirmeye hevesli insan dini de tanınmaz hale getirmeyi başarmıştır.

İslam yeniden tarif edilmeye, hatırlanmaya, insanlık Kur’an ile yeniden yapılanmaya muhtaçtır.

Mesele dünyanın Müslüman olması değil, Müslümanların Müslüman olabilmesindedir.

İman bu yapılanmanın ilk adımı, ilk şartıdır. Koşulsuz iman pek çok riya ve gösterişi engelleyecek, kalpleri Kur’an’ı anlamaya hazır hale getirecektir. Bu iman bir kez filizlendiğinde ise ibadet ve ahlak peşi sıra gelecek ve insanlık arzu ettiği ve aslen Rabbimizin ahdettiği refah ve esenliğe kavuşacaktır.

İslam’ı sil baştan yaşamak ile kast edilen budur. Yoksa dine emeği geçmiş sayısız alimin emeklerini bir kalemde kenara atmak değildir.

Yaban otlarının temizlenmesi, sahtekârların ayırt edilmesi, batıl pisliklerin, hurafe ve cahiliye geleneklerinin dinden ayrıştırılması ile İslam’ın üzerindeki çamurlar temizlenecek, İslam yeniden güneş gibi parlamaya başlayacaktır.

Bu yolda en büyük hakikat Kur’an sonrasında da Kur’an paralelinde olmak kaydıyla rahmet Peygamberimizin söz ve davranışlarıdır. Ama ilk kural, esas kural Kur’an’a uygunluktur ki ayetler baştan sona Allah kelamıdır. Bu kelamlar hilafına olan herşey batıldır, yanlıştır, sahtedir.

Kur’an ise okunmalı, anlaşılmalı, kalbe yerleştirilip hayata yansıtılabilmelidir. Bunun ilk şartıd elbet anlayarak okumak, yavaş yavaş hazmederek okumaktır.

Her hafta sayısız romana yüksek bedeller ödeyen İslam alemi, Kur’an’a para ve zaman ayırmayarak ahiret yurdundaki en büyük şefaatçi Kur’an’ı küstürmektedir. Oysa saysız dizi romanlara ayrılan zaman ve emeğin çok daha azıyla Kur’an’ı okumak ve anlamak mümkündür.

Bu noktada en büyük düşman Kur’an’ı Arapçaya mahkum eden Emevi zihniyetidir ki İslam’a en büyük darbeyi vuranlar da onlardır. Arapça ezberleyerek, manasız okuyuşlarla, Kur’an’ı ölüler ve dualar kitabı haline getiren bu çarpık zihniyet Kur’an’ı hayat dışına itmeyi bu sayede başarmış ve şeytanın çok keyiflenmesine sebep olmuştur.

Manasıyla, edasıyla, kıraatıyla okuyup anlayabilene haşa sözümüz yoktur ama unutulmaması gereken kutsal olan dindir, lisan değil! Okunmamış, okunsa da anlaşılmamış bir kutsal kitap üzerine kurulu bir din baki olabilir ve ayakta durabilir mi? Asla!

İşte ilk adım iman etmek, ilk hamle Kur’an’ı anlayarak okumak bu yüzden önemlidir.

Ulemanın, aydınların iman etmeyi dille de olsa makbul gösterme gayretleri İslam’a ihanettir. Dine ilk defa giren birisi için geçerli olabilecek bu kural, herkes için Müslüman olmak için yeterli farz ettirilerek Müslüman camianın imandan uzaklaşmasına neden olmuştur. Kalpte yaşanmayan, yaşaması için emek sarf edilmeyen iman olmadan da tüm ameller spordan ve beyhude yakarışlardan öte gidememiştir.

Konu dini dinci değil, dindar zihniyetiyle ele almaktan geçer. Bu yapılamazsa kafir ile müşrik, mürai ile mü’min arasındaki fark kaybolur gider ve İslam asli manasından uzaklaşıp batıllar, hurafeler dini oluverir.

Gelin tüm İslam alemi olarak yeniden yapılanıp, İslam’ı sil baştan yaşamak için tek yürek ve istekli olalım.

Göreceksiniz o zaman bizleri kandırmayacak, bölemeyecek, dinden uzaklaştıramayacaklar.

Fark etmez misiniz ki İslam, üzerinde oynanan oyunlar nedeniyle her geçen gün bölünmekte, diğer dinlere karşı ekseni kaymakta ve insanlar dini sosyal bir hobi olarak görme yoluna girmektedir. Bu azımsanacak, azabından kurtulunacak bir şey değildir. Kur’an yanı başımızda duruyorken bu yapılabilecek en büyük gaflettir.

İnanmamak, hatta dini vecibeleri yerine getirmemek değildir mesele.

Mesele bu vecibeleri çarpıtmak, inanmayı sadece ikrar ile yeterli bulmak, dini modernleştirmek-beşerileştirmek gayretinde olan zalimlere karşı koyacak kadar bile dini tanımıyor olmaktır.

En büyük şefaatçi Kur’an ahiret yurdunda bizden şikâyetçi olacak, muazzez peygamberimiz ümmeti “Kur’an’ı hayatın dışına itmekle” suçlayacaktır. Bu iki ayet bile yanlış yolda olduğumuzun ve gidişatın kötü olduğunun delilidir.

Oysa Kur’an öğüt ve ikazlar manzumesidir. Güzellikler ve müjdeler uyanlara, azap ve ateşler uymayanlaradır.

Şu anda halimiz ve gidişatımız ateşlere mahkûmiyetken, İslam’ı sil baştan yaşamak gayretine karşı olmak nedendir?

Kişileri ilah etmeye, paraya, şeytana, varlıklara putlar gibi tapmaya meyilli, fallardan medet uman, haramlarla karın doyuran bir ümmet İslam’a tabi olabilir ve İslam’ı savunabilir mi?

Ortadoğu, 2 milyar Müslüman nüfusla övünürken acaba kaçının mü’min olabildiğini düşünmez mi?

Bu coğrafya başına gelen belaları şu kişi veya devletten sayarken hiç mi bu yaşananların (Kur’an ve İslam’a nankörlüklerinden dolayı) Allah’ın gazabı olduğunu hesap etmez?

Mescid-i Aksa’ya zulmeden siyon zihniyetine göz yuman, Kabeye yıldırımlar gönderen, bu toprakların kan gölüne dönmesine izin veren ALLAH’ın tuzak kuranların ve hesaba çekenlerin en çetini olduğunu hiç mi hesap etmez?

Bu coğrafyaya musallat olan terör ve kardeş savaşlarının, mezhepsel bölünmelerin hep Kur’an dışılığa mahkumiyetin sonucu olduğu hiç mi görülmez?

Hala orucu bozan şeyleri idrak edememiş, hala amcasının oğlunun boşadığı kadınla evlenmenin caiz olup olmadığı derdindeki müslümanların İslam’ı yeniden ayağa kaldırması mümkün müdür?

Yüce Allah iyiliği de, kötülüğü de kendisi değil fakat kulları marifetiyle nasip eder.

Dilediği zaman gidişe müdahale edecek ve dilediği saniyede kötülüğü engelleyebilecek güç ve iradeye sahip olan Allah ister ki inanmış kulları kendisi adına bu gidişe dur desin. Pısmış, odasına çekilmiş, dizilere boğulmuş, geçim derdindeki, lüks ve israf tutkunu İslam aleminin bu gidişe dur demesi mümkün değildir. Dur diyemediğimiz için de böyle giderse cennetler bize haram olacaktır.

Geçimi maaştan, şifayı ilaçtan uman bir neslin, ahir zamanda İslam’ı savunması, belaları defetmesi mümkün değildir.

Çare; iman, rehber Kur’an, doğru yol İslam’dır.

Rabbim tüm kullarına imanı, İslam’ı, aydınlanmayı, İslam’ı sil baştan yaşamayı nasip etsin.
Amin!

İslam’ı sil baştan yaşamak

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir