Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam’ın bugünü
imanilmihali.com
İslam’ın bugünü

İslam’ın bugünü

İslam’ın bugünü

İnsanın bu beden, ruh ve zeka yapısı ile dünyada kaç yıldır yaşadığı bilinmiyor. Yüce Allah meleklere insan denen varlığa secde etmelerini emrettiğinde onların “zalim ve cahil olan insana mı?” diye sorması yeryüzünde o esnada yaşayan ama şu ankinden farklı bir insan toplumuna işaret edebilir. Ama şu an sokaklarda gördüğümüz insan varlığının Hz. Adem ile birlikte yaratıldığını ve bu yaratılışın çok eski zamanda olmadığını yine Kur’an ayetlerinden çıkarabiliriz.

“Aralarında birbirlerine “(Dünya’da) sadece on (gün) kaldınız” diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, “Siz sadece bir gün kaldınız” diyecektir.” (Ta’ha 20/103,104)

“Allah, (inkârcılara) “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye sorar. Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor” derler. Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız. Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminun 23/112-115)

“Kıyametin kopacağı gün suçlular, (dünyada) bir andan fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar (dünyada haktan) işte böyle döndürülüyorlardı. Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise onlara şöyle diyeceklerdir: “Andolsun, siz, Allah’ın yazısına göre, yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.” (Rum 30/55,56)

“Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.” (Hac 22/47)

Hakikat ne olursa olsun ezeli ve gaybı bilen Allah’ın hesabı her şeyin üzerindedir. O nihai yaşamı mucizelerin alenen ortada olduğu, hesabın görüldüğü, kötülüğün yok olduğu, gerçek, sonsuz yaşamı insanlarla paylaşmayı ve dünya sınavının bitmesini takiben iyi kullarının cennetine varis olmasını dilemektedir. Buradan hareketle diyebiliriz ki cennet bir ödül olmakla birlikte insanlar orada da sebepler içinde yükselecek ve sadece gölgeliklerde serinlemeyeceklerdir.

Doğrusunu Allah bilir diyerek yeniden Hz. Adem ve eşinin yaratılışı, cennetten kovulması ve dünya sınavının başlamasına geri dönersek, yaşayan peygamberlerin hayatları, tahminler bizi on günlük yaşamın yani eğer doğru tahmin ediyorsak on bin yıllık dünya macerasının hemen hemen sonuna geldiğimizi gösterir.

İlk gün dediğimiz Adem’in yeryüzüne indiği gün ilahi hakikat neyse bugünde odur. Allah o zaman ne dilediyse ve dünya imtihanının niyet ve maksadını nasıl ifade ettiyse bugünde odur. O zaman cennete geri dönmenin şartı neyse bugünde odur.

Allah’ın dini değişmez!

Allah’ın dini tevhid, fıtrat ve İslam dinidir.

Allah ümmet olarak bizi seçtiğini, iman edenleri ezelden beri Allah’a teslim olanlar yani Müslümanlar diye adlandırdığını bildirirken Peygamberin bize bizim de Peygambere şahit olmamızı emretmektedir.

“Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz. Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!” (Hac 22/77,78)

“…Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim…” (Maide 5/3)

Geleceğimiz nokta şudur ki Allah’ın dini hak olan tek din yani İslam’dır. Tüm dinlerin adı, bozulmamış hali, tevhid ve fıtratın gereği, batılın düşmanı bu din mensupları ise Allah’a teslim olmuş kullar yani mü’minlerdir. Onlar atalarının ve yaratıldıkları nefsin geldiği cenneti ve ahireti görmeden iman eden, Yaratan’ın sonsuz ilim ve kudretine itikad edip şirk bulaştırmayan, hükmü, kudret ve egemenliği başkalarına peşkeş çekmeyenlerdir.

Ve eğer on günlük süre tahmini doğruysa kıyamete kadar çok zaman kalmadı ve salih amel işleyip, iman ve tevbe edip kul olabilmek için çok şansımız da kalmadı demektir.

İslam başlarda hakikatin nispeten bilindiği, batıldan uzak, duru ve saf bir din iken sonraları insanların nankörlükleri ile saflığını kaybetmiş ve Yüce Allah azıp sapan insanlığın hem de her bir toplumuna Peygamberlerini göndererek Yüceliğini ve adaletini göstermiş insanlığı yeniden doğru yola kılavuzlamıştır. Ama insan azmaya devam etmiş ve haddi aşmıştır.

Peygamberimiz rahmet peygamberi olarak bahşedilen son peygamber, Kur’an son ilahi buyruk ve Allah’ın ‘sözlerimi onunla tamamladım, sizin için seçtim’ dediği İslam, dinin son şeklidir.

Asr-ı Saadet döneminde yaşanan tebliğ ve davet zorluklarını sayfalarımızda okuyabilirsiniz. Cehalet ve batıl o kadar güçlü, nankörlük o kadar kolay, nefis o kadar bedene hakim ve insanlar o kadar menfaate düşkündür ki Peygamberimizin 23 yıl içinde yaşadığı toplum bile iman etmede direnmiş ve Peygamberimiz vefat ettiğinde Müslümanların sayısı ancak 100.000 kadar olabilmiştir.

14 asır önce durum böyleyken bugünde maalesef farklı değildir. Bugün çoğu gözler ilahi emir gereği maalesef hikmete kapalıdır.

O zaman iman edenler az ve irade sahibiyken, ölmeyi göze alacak kadar Allah dostu iken bugün de öyledir.

O zamanlar kâfir ve müşrikler güçlü, zengin ve iman edenlerin düşmanıyken bugün de öyledir.

O zaman münafıklar mü’minleri nasıl zehirliyorsa bugün de öyledir.

İman ve küfür arasındaki sayısal oran bugün Asr-ı Saadet dönemine göre pek değişmemiştir. Ama iman edenlerin vasfı yazık ki zayıflamıştır. Bugün dünyada yaklaşık 2 milyar Müslümanın yaşıyor olması İslam’ı yüceltmeye yetmemektedir çünkü Müslüman dünya bilime, akla, hakikate hakim değildir ve uğraşmamaktadır. Öte yandan küfürle mücadelede zamanımızın Müslümanları irade sahibi değildir. Cesaret sınavında zamanın iman edenleri sınıfta kalmak üzeredir.

Dünyada yaşayan 5 milyar küfür ve şirk temsilcisi, Müslüman camia ile dilediği gibi oynamakta ve göz yaşı ve kan dökenler hep Müslümanlar olmaktadır.

Bu acınılacak durum aslında hicret, cihad, şehadet, şükür, tahammül, tevekkül ve sabır sınavının bir parçası olarak üzülecek bir şey değildir.

Üzülecek nokta; Müslümanların batıla şimdilerde her zamankinden de fazla kanması ve küfre karşı tarihin en düşük seviyesinde olmak üzere direnme gücünün bulunmamasıdır.

Kananlar Kur’an’ı anlamayı reddedenler, okumak yerine dinlemeyi tercih edenler, anlamadığı dilde okumaya gayret edenlerdir. Böylece dinleri ithal din olmaktan çıkamamakta ve anlamadıkları dine tabi olarak o dinin has güzellik ve ikazlarından mahrum kalmaktadırlar. Onların alacakları mükafatta o kadar az ve çelimsiz olacaktır.

Öte yandan bu anlamama işi Müslümanların küfre karşı direnme azmini de yok etmektedir. Çünkü direnmek ve savaşmak için önce tanımak, bilmek ve hakikatle batılı ayırmak gerekir. Eğer Kur’an okunmaz ve Hak tanınmazsa batıl ile hak birbirine karışır ve kul küfrü tanımadığından hem ona tabi olur hem savaşma azmi ve kararlılığı gösteremez.

Bunun adı sadece cehalet ve delalet değil aynı zamanda en hafif ifadeyle gaflettir.

Yüce Allah müşrik Arap toplumuna kendi dilinde Kur’an bahşederek anlamalarını, bilmelerini, tabi olmalarını dilemiş ve kolaylaştırmaya çalışmıştır. O, bu sayede, kimsenin mazeretinin kalmamasını ve haberim yoktu demesini de engellemiştir.

Şimdi ana dili Arapça olmayanların Arapça tuzağına çekilerek Kur’an’ı anlamadan okumaya zorlanması ve Müslümanların bu işi çoğu zaman isteyerek yapması insanın cahil, nankör ve zalim olduğunun göstergedir.

O mübarek Asr-ı Saadet döneminde iman edenler akıllarına bir şey takıldığında Peygambere veya yokluğunda sahabelerin ileri gelenlerine sorar ve ona göre davranırdı. halifeler döneminde de yaşayan sahabeler veya hafızalardaki ayetler yahut içtihad ve istişare kararları dini ayakta tutmaya yeterdi.

Bu zaman geldiğimizde bizi yalnızlıktan kurtaracak sadece iki şeyimiz vardır. Biri İslam nuru Kur’an diğeri kalbimizdir.

Hz. Peygamberimizi ayetlerin ve Kur’an’ın bir parçası saymak yanlış değildir. Çünkü O’nun Kur’an hilafına söz söyleyip amel etmesi mümkün değildir ve O Kur’an’ı dillendirmek için seçilmiş, yaşayarak göstermek için görevlendirilmiş bir beşerdir. Yani Kur’an terimi içinde yer almaktadır.

Kalp ise; karanlıklarda bize yol gösteren, hiç bir dini hüküm yoksa bile bizi aydınlığa çıkaran, doğuştan içine konmuş hayır ve güzellikler ile bizi esenliğe ve cennete çıkarabilecek bir sevda limanıdır.

Müracat edeceğimiz iki dini öğe bunlardır. Ve yazık ki bu yüzyıl İslam’ın yüz karası olarak Kur’an’ı reddeder, tanımaz, okumaz, anlamaz haldedir. Sonra oturup dövünecek, pişman ve perişan olunacaktır ama nafile.

Peygamber o zamanlar iman edenleri münafık ve kafirlerden ayırt ederek işe başlamış, zekat, cihad, ibadet vesilelerinde onlarla iman edenler arasına hep sınır koymuştur. Bu O’nun adaletten sapmasına ve zulmetmesine gerekçe olmamış aksine onlara karşı daha yumuşak ve sabırlı olmuş, onları dine davet etmek için kendisini paralamıştır. Ne zaman ki Yüce Allah’ın ayetleri gelmiş ve kendisini zorlamaması gerektiği bildirilmiştir o andan itibaren ısrarı bırakarak sadece tebliğ ile yetinmiştir. Bu tüm Peygamberler için böyledir.

Zorlama olmadığından, kalpler mühürlü, kulaklar sağır olduğundan dolayı da iman edenler hep azınlık olarak kalmıştır. Allah’ın dilemesi belki bu şekildedir bilemeyiz. Çünkü O, cehennemi insan ve cinlerden dolduracağına yemin ederken, cennet için öyle bir ahid yapmamıştır.

O aynı zamanda kötüleri, kötülüğü, cehennemlikleri bir imtihan vesilesi olarak yarattığını ifade etmiştir. Maksat iman edenlerin imanlarını ispat etmesi ve cennete halis kulların mirasçı olabilmesinin teminidir.
Kötüler yaratılış gayesine, kadere teslim olarak bahane üretemezler. Çünkü Allah’ın onları yaratış şekli akıbetleri üzerinde kendi cüzi iradelerini kullanmalarına mani değildir.

Allah kullarına dilediğini verir. Azmak isteyene azgınlık, hidayet isteyene iman.

Zaman şapkayı öne koyup düşünme zamanıdır.

Asr-ı Saadeti hayal edip, cennete varis olmak kolay değildir.

İspat ve başarı imtihanın gerçeğidir. Bu dil ile değil kalp ile ve salih amel ile mümkündür.

Sahte, geçici, zayıf iman dini samimiyetten uzaklaştırıp, kulluğu taklide, nefsi doymazlığa iter. Bu kul kaybetmiştir ve onu Allah’tan başka kimselerde kurtaramaz.

İslam hak ve gerçek olan dindir. Şekli, mahiyeti, esasları Kur’an ayetlerindedir. Kur’an’a takviye olarak bedenlere yerleştirilen kalplerde ayetlerin hepsi yazılıdır. Kul ayetleri okumak, anlamak ve hayatına yansıtmak zorundadır.

Kul Allah’a imanını ispat etmek zorundadır. Nasıl mı?

Doğruluk ve adaletin, fedakarlık ve yardımlaşmanın, huzur ve esenliğin, helalin, eşitlik ve temizliğin taraftarı olarak… Batıla, şirke, şeytana savaş açarak… dünyevi hırs, çıkar ve hevesler uğruna ahireti feda etmeyerek…

Hainliğin, cehalet ve nankörlüğün, batılın, şirkin, şeytanın, iblisin, karanlığın, haramın, zulmün, köhne ve zararlı olanın düşmanı olarak…

İspat edenler iman etmiş ve cennete varis olmuş demektir.

İspat edemeyenler, birilerinden korkanlar, birilerini incitmekten çekinenler, birilerinin eteğine saklananlar, birilerinin helal ve haramlarına tabi olanlar, birilerinin haksızlıklarına ortak ve destek olanlar… Kur’an’a ve Allah’a isyan etmiş demektir ki cehennem mekânları olacaktır.

Birileri Kur’an’ı anlamak yerine birilerinden dinleyerek sadece onların dediği ve istediği kadar ve onların dilediği şekliyle Müslüman olurlar. Kur’an nurundan mahrum olmak ise yapılacak en kötü şeydir.

İslam’ın bugünü iç açıcı değildir ve sorumlusu şeytan veya iblis değil, şeytana kananlar, batıla uyanlar, İslam’a uyup ayağa kalkamayanlar, İslam’a kıyısından kenarından uyanlar, dünya için ahiret yurdunu feda edenlerdir.

Allah herkese dilediğini verir. Azap arayana azap, cennet arayana cennet.

Allah herkesin müstehakını versin ki zaten ve mutlaka verecektir.

İslam’ın bugünü

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir