Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa
imanilmihali.com
İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa

İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa

İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa

İslam, Yüce Allah’ın insanlar için seçtiği tevhid dininin asırlar süren macerasının nihayeti ve son halidir. Bu nedenle mükemmel ve kalıcıdır. Bu nedenle iman ederek mü’min olmak ve dünya yaşamını bu dine uygun geçirmek bu nedenle son derece mühimdir. Çünkü İslam diğer tüm bilinen ve bilinmeyen dinlerin, yaşanmış ve yaşanacakların harmanlanması ile ortaya çıkmış en mübarek dindir, Allah’ın tüm insanlık, tüm coğrafyalar ve tüm zamanlar için seçtiğidir. Yani İslam yeni dinlerden birisi değil, tüm insanlığın tek ve son dinidir.

İslam, diğer semavi dinlerin kısmen şahit olduğu bir cahiliye dünyasına aydınlık bir güneş gibi doğan bir uyanıştır, farkındalıktır, temiz bir hayata başlangıçtır. İçerisinde cihat dahi bulunan bu din diğerlerinden çok farklıdır çünkü Allah korumasındadır ve başkaca din olmayacağından da en ince teferruatı dahi ayetle bildirilmiş, insanlık hazmedebilsin diye 23 seneye yayılmış bir vahyin en güzel eseridir.

Din sadece ve tümden Allah’ındır. Bu nedenle bizlerce malum olan veya olmayan tüm ilahi dinler (uydurma şeytan dinleri değil) zamana, ümmetin durumuna ve coğrafyaya bağlı olarak helal ve haramları değiştirse de tümü aynı kilit emir ve yasakları dillendirmiştir ki bu ilk başta iman ve sonra salih ameldir.

Nankör ve zalim insanın sözlü emirleri reddi, yazılı emirleri tahrifi neticesi asla huzur ve refaha erişemeyen yaşantısı ancak Kur’an iledir ki yazılı ve standart hal almış, kalpler ve akıllar Kur’an’da birleşebilmiş, yaşanılan zaman ve sonrası ancak Kur’an ile anlaşılır hal almış, sınav bu sayede tanınır olmuştur.

Düşünülsün ki diğer tüm dinlerin nüzulüne rağmen, o an itibarıyla yaşanmakta olan iki semavi dinin varlığına rağmen dünya insanlığı acımasız ve bencil bir sefalet yaşamakta, savaşlar dünyayı kasıp kavurmakta, kadın erkek eşitsizliği, batıl inanç uçurumları, büyü, zulüm, haram zevkler deryaları ümmetleri rezil hayatlara sürüklemektedir.

İnsanlar ve toplumlar günlük yaşamakta, kötülükten sakınmak için sebep dahi görmemekte, dünya imtihanından habersiz koyu bir cehaletle içine düştüğü küfür ve şirk girdabının farkında dahi olmayarak putlara, şeytanlara teslim olmaktadır.

Allah kavramı tamamında var ve en tepede olmakla birlikte sayısız yakıştırma ve yanlışla türeyen binlerce putun (ilahın) elinde oyuncak olmuş insanlık, reçelden yapılan putların veya zalim kralların elinde şeytani işler üretmekte yarış halindedir. Velhasıl tüm dünya kaos, savaş, barut, kılıç, kan ve gözyaşı içerisindedir, parasızlık, inançsızlık ve umutsuzluk isyana dönmüş vaziyettedir.

Peygamberleri fütursuzca öldüren zalim insanlık, kendi eliyle yazdığı ve sebep olduğu bu karanlık kaderi yaşarken Yüce Allah’ın rahmet eli bir kez daha uzanmış ve karanlıklardan çıkışın müjdeleri İslam ile gelmiştir.

Hz. Peygamberin risalete dek, kırk yaşına gelinceye kadar yaşadığı hayat bizlere gösterir ki en selim ve salih kulların dahi kötülükten sakınmak ve iyiliğe yönelmekten başkaca yapabileceği bir şey yoktur. Çünkü inançsızlık çukurları o denli derindir ki insanlar ve kavimler kendi kurguladıkları dinlerin esiridir ve onlardan medet umarken onların acizliklerini de bilir haldedir. Para ve makamlar, atlar ve kılıçlar yegâne değerlerdir, namus ve şeref türü meziyetler vuruşmalardaki kahramanlıklara veya makamlara indirgenmiş haldedir, cehalet sokaklarda kol gezmektedir.

Ortadoğu ise dünyanın diğer coğrafyalarından biraz daha farklıdır, en azından sonsuz savaş ve katliamlardan uzaktır ama bilimi çoktan terk etmiş, şarap ve eğlence düşkünü, kız çocuklarını istemeyen anlayışın esiri, kavimsel ve akrabalık bağlarına bağlı bir geleneğe dayalı, ahlak ve mahrem dinlemeyen, put, büyü ve falların düşkünü bu toplum kendi yanlışlarını yaşar vaziyettedir.

Tefeciliğin, kandırmacaların, zinaların, katliamların, hırsızlıkların bolca yaşanır olduğu bu toplumun doğaldır ki akibeti de diğer insanlık gibi karanlıktır ve Yüce Allah’ın rahmeti ile 40 yaşında nebiliğe seçilen Hz. Muhammed (sav) aracılığı ile insanlık İslam ile tanışmış, tüm boşluklar iman ile doldurulmuş, tüm yanlışlar tevhid ile düzeltilmiştir.

İslam karşıtı olanların en büyük çaresizliklerinden birisi şudur ki bu din insan eli ürünü olmuş olsaydı emsali olmayan güzellikleri tarif edemez, çağlar ötesine hitap edemez ve çok eski dönemlerden haberler veremez ve hayatın tüm sorularına cevap olamazdı. İslam kutsal ve semavi olduğu için, Kur’an, Allah kelamı olduğu içindir ki o cahiliye dünyasının tüm kirlerini 23 senede temizlemek mümkün olmuş, kavim, coğrafya ve komşu krallıklar adalet ve hak ile tanışmış, şeytani putlar yerle bir edilmiştir.

İnsanlık Hristiyan ve Yahudi toplumlar dahil din diye yaşadığı şeylerin yetersizliğinden ve tüm sorulara veremediği cevaplardan rahatsız iken İslam hiçbir soruyu cevapsız bırakmamış, her konuya değinmiş, evvel ve ahire uzanmış, görünen ve görünmeyen aleme, diğer dinlerde yanlış yazılanlara (insanlarca tahrif edilenlere) dair gerçeği haykırarak tartışılmaz üstünlüğünü perçinlemiştir.

Umutsuz, çaresiz mazlumlar İslam ile yeniden umutlanmış, zulüm altında inleyen insanlar, parasızlar, muhtaçlar İslam ile yiyecek lokmalara kavuşmuş ve eşitliğe erişmiş, kadınlar ve kızlar İslam ile toprağa diri diri gömülmekten ve yakılmaktan kurtulmuş, kavmin ileri gelenlerince teşkil edilen adaletsiz ticari ve sosyal kurallar İslam ile tanzim edilmiş ve ahlak, namus, şeref gibi kavramlar yerli yerine oturtulabilmiştir.

En mühimi de yaşanan zaman ve hayatların nedeni ve sonrası ancak İslam ile anlaşılır olmuştur. Bu çok mühim bir meseledir ki dünya sınavını idrak edebilmek dahi yaşama anlam katan bir değerdir.

Bugün bizler dinin hemen hemen tüm detaylarını bilir ve anlar haldeyiz ve hayat bize sınavı hatırlatan bir mucize. Bu nedenle manevi boşluklarımız yok denecek kadar az. Ancak düşünülsün ki ayetlerin nuzülü tamamlanana değin o coğrafyada yaşayan insanlığın mutlak doğrulardan habersiz yaşadığı sahte hayatlar o denli inançsız ve maksatsızdır ki yaşam onlar için günlük koşturmacalardan ileri gidememektedir.

İşte İslam, kalplerdeki bu boşluğu sevgi ve merhamet ile dolduran, akıllardaki yanlışları gerçek ve hak olanla dolduran son ve tek dindir. İslam hayata anlam katan, farkındalık yaratan, kâinata başka gözle bakmayı sağlayan, kötü ve güzeli en doğru şekilde tanımlayan bir kutsal dokunuştur.

İslam, şirk ve küfür karışmış inanç dünyalarını tevhide doğrultan, putları kıran, yedek ilahları toprağa gömen bir imanın ayak sesleridir.

Sorunları görüp, çareleri bulamayan, sorular üretip cevaplar bulamayan insanlığın en doğru ve tam kaynağıdır İslam.

Bu dünyada zalimlerce sergilenen kan ve gözyaşı dolu zulümlerin cennet tesellisi, hak arayışı, salih müjdeleridir İslam.

Doğruluktan ayrılmayanların, can yakmayanların, harama uzanmayanların, hak yemeyenlerin, adaletten sapmayanların umudu, esenlik beklentisidir İslam.

Ve tüm bu manevi hazları, umutları, beklentileri kalplere doğurtan Allah, inanç dünyalarındaki çaresiz ve bilinçsiz dalgalanmaları kendisine çeviren, cennet müjdelerini umut olarak kalplere tohumlayandır.

İslam bu nedenle karanlıklardan aydınlıklara çıkıştır.

Borçlar hukuku, miras hukuku, sosyal yaşama dair emirler bir yana İslam ile tanzim edilen asıl hayatlar maneviyata dair olanlardır ve bu manevi hazların sesi imandır.

Çünkü İslam, şekilcilikten uzaktır, özdür. Bu nedenle niyeti amelin önüne geçirmiş, bu nedenle evvela imanı emretmiştir. Ameller, ibadetler hep daha sonradır. Bunların tümü ve doğru olanı ise sadece Kur’an’dadır.

Hz. Peygamber ergenlik yıllarından itibaren pek çok sorusuna cevap aramış, pisliğe bulaşmasa da kavmini putlardan koruyamamış, ahlaksızlıktan ve hırsızlıktan çekinse de toplumdaki yozlaşmayı giderememiş bir çaresizliktedir. O’nun Hira dağında aradığı şey hayata dair cevaplardır, sebep ve sonuçlardır ki vahyin O’na orada gelmiş olması da gösterir ki bu aranan cevapların artık insanlık için bilinme zamanı gelmiştir. Daha doğrusu unutturulan, değiştirilen cevapların son kez tekrarının zamanı gelmiştir.

Ne zaman ki Hz. Peygamber ayetler ile tanışmış ve vahye muhatap olmuştur, o andan itibaren hem kendisi ve hem de tüm insanlık artık hakikatle tanışmıştır.

Yakın çemberden dışa doğru uzanan bu aydınlanma, kısa sürede yüzbinlere varmış, arap örflerinin batıl dokunuşları hayattan bir bir temizlenmiştir.

İslam’ın dokunuşları ile değişmeye başlayan hayatlar önce güven ve umutla sonra mutluluk ve refahla tanışmış, yüzler gülmeye, ahlak yücelmeye başlamıştır.

Maneviyattaki bu değişim dalga etkisi gibi yakın coğrafyalardan uzaklara dek erişmiş, dünya son ve tek İslam’ı bilir hale gelmiştir.

Elbette tüm Peygamberler gibi Hz. Muhammed(sav) de fanidir ve ecel onu almıştır lakin İslam bakidir ve Kur’an tam, tek ve değişmez olarak manevi dünyadaki yerini almış, ahir zamanlara miras kalmıştır.

Bugün dahi emir ve yasakları akla ve kalbe uygun vaziyette hayata yön veren Kur’an’ın tek bir ayeti dahi akla ve mantığa aykırı değildir, kalplere ters, vicdanlara aykırı değildir, en katı düşmanların dahi reddedemeyeceği bir doğruluk ve kalıcılıkla hayata egemen tek Kutsal kitaptır.

Diğer dinlerin tahrif edilmiş kitapları, hadisleri, sünnetlerine rağmen Kur’an’ın ayetleri ilk günkü doğruluğunda durmaktadır. Hz. Peygamberin sünnet ve hadisine kirli eller uzanmış olsa da ayetler el değmemiş olarak gözler önündedir ve tartışılmaz ilahi buyruklar ancak ondadır.

Bu sebeple İslam, her zamanın, tüm coğrafyaların karanlıklarını aydınlatmaya devam eden sönmez ve batmaz bir güneş gibidir.

İslam, Peygamberin hayatı müddetince uçurumun kıyısına gelmiş insanlığı nasıl oradan çekip kurtardıysa sonraki asırlarda da insanlığı çirkin girdaplardan her defasında kurtarmaya muvaffak olmuştur.

Çünkü İslam ışıktır, umuttur, inançtır, huzur ve güvendir, sadece Allah’a teslim olmak ve yeryüzünde barışı dilemektir. Hürriyettir, bağımsızlık ve eşitliktir, serbestçe fikir söylemek, rızık kazanmaya çalışmak, hakkı korumak, haklara saygılı olmaktır İslam.

Kalplerin sıkışmasına, yüreklerin burulmasına, gözlerin sulanmasına, acı feryatların yükselmesine engeldir İslam. En haşin zalimlerin işkence ve kahırlarına, aldatış ve eziyetlerine dayanma gücüdür İslam.

İslam … Allah’ındır, Allah’tandır, Allah’adır.

Hüküm ve hesap O’nundur, İslam son ve tektir.

Karanlıklarda kalmak yerine aydınlığa çıkmak isteyenlerin, doğruyla buluşmayı dileyenlerin, batıla yenilmek istemeyenlerin, zulme direnenlerin sesidir İslam.

Aldatmamak, kandırmamak, aldanmamaktır İslam.

Bugün insanlık tarihin tüm safhaları gibi derin karanlıklara mahkum haldeyse bunun sebebi İslam’ı reddetmesi yahut İslam’ı kendi dilediği şekilde yaşama arzusunun yanlışlığıdır.

Bugün kan ve gözyaşı hala durmuyorsa buna sebep zalim ve nankör insandır.

Bugün aldanış ve kandırmacalar hala varsa, münafıklar dinde payelenebiliyorsa buna sebep kalplerin Kur’an’sızlığıdır.

İslam bugün tanınmaz haldeyse buna sebep İMAN lezzetini çoktan unutan insanlığın, kalplerindeki bu boşluğu şeytanlara duyduğu sevgi ile doldurma özlemidir.

İmansız, inançsız, tevhidden mahrum şekilci İslam’ı din diye yaşamaya direnen insanlığın, İslam’ın aydınlatan etkisinden istifade etmesi de bu nedenle mümkün olamamaktadır.

İnsanlık, İslam’ı ve Kur’an’ı reddettiği, hakkını vermediği için acınası haldedir ve buna sebep akıllardaki cehaletler, nefislerdeki açlıklar, tenlerdeki şeytani dokunuşlar, yüreklerdeki haram sevdalardır.

Karanlıklar içinde debelenen insanlığın tek çıkarı, şeytanlardan tek kurtuluşu Kur’an İslam’ıdır.

Karanlıklardaki imam kılıklı imansızlar dahi şeytani sistemin kirli elleridir. Karanlık dünyaların kural ve kaideleri bile şeytana hizmet eder haldedir. Karanlık dünyaların umutları, güvenleri, kazanımları hep sahtedir. Bu koyu karanlıkların ışıklı kurtuluşları bile sanaldır, sahtedir, şeytanidir.

Gerçek huzur ve refah ancak Kur’an İslam’ı iledir.

Şimdi bu İslam’ı şekilciliğe mahkum ederek, hurafelere boyun eğdirerek, arap örfleri ile harmanlayarak, israiliyata bulaştırarak kirletmek ve terk etmek o koyu karanlıklara geri dönmeye istekli olmaktır.

İslam’ı şeytanlara aldanarak ve kanarak kirletmek, değiştirmek, siyasallaştırmak, yeniden tarif etmek, yumuşatmak o koyu karanlıklara razı olmaktır.

Ve bu kez kurtuluş o kadar kolay olmayacaktır.

Hak, adalet ve namus İslam’ın insan verdiği en büyük hediyeler olarak korunması gereken değerlerdir. Bunları yücelterek nefes almaya devam etmek ancak iman ile yaşamakla mümkündür ve hesap çetindir.

Yüce Allah’ın rızasına ve hikmetine rağmen, zulme ve cehalete devam ederek, İslam’a rağmen İslam’dan habersiz yaşamı seçmek en büyük hatadır. Kur’an hayata tek rehberdir, aydınlık daima onunladır.

Batılın, yanlışın, çirkinin esiri olmamak için, aldanmamak ve yanmamak için kurtuluş Kur’an mü’mini olabilmektedir.

Yoksa … o karanlık çukurlar hala kapanmamıştır ve tüm insanlık o çukurların hemen yanı başında bir hayat sürmektedir. O ihanet ve gaflet çukurları ise kara delikler gibi içine düşecek insanları yutmak için hevesle beklemektedir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir