Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İslamın düşmanları
imanilmihali.com
İslam düşmanları

İslamın düşmanları

İslamın düşmanları

Dünya üzerindeki meselelere bakıldığında ortak payda nedir? diye sorulsa cevaplar farklı ama bir o kadar da yetersiz olacaktır. Kimi para, enerji, yayılmacılık, güç diyecek, kimi kültür, gelecek, yatırım, sermaye, ham madde cevabı verecektir. Keza kötülüklerin kaynağı nedir? diye bir soru yöneltilse kimileri şeytanı, kimileri başkalarını, kimi kendisini suçlayacaktır. Ve kötülükleri doğuran sebepler sorulsa? içki, kumar, kadın, şehvet, kin, açlık, aşırılık, kibir yanıtı alınacaktır.

Farklı ama bir o kadar yetersiz bu sorulara şayet dünyanın en önemli kelimesi nedir? diye bir soru eklersek ise alacağımız cevap; para, şöhret, makam, gelecek korkusu vs. olacaktır. Görüldüğü üzere tüm insanlık başını kuma gömmüş, dünyevi koşturmacalarla yorulur vaziyette ve cismani yani beşeri tabiatından kurtulup gönül gözü ile hakikatlere bakamayacak haldedir.

Kendi cevaplarımıza gelelim. Dünya meselelerinin tamamının ortak paydası ne yazık ki huzur ve ahengi yaratmayı gaye edinen “din” mekanizmasıdır.

Acıdır ama Yüce Allah değil fakat zalim insanlar tarafından dinin tüm ortak acılara dayanak kılınması maksatlı ve acımasızdır.

Komple teorileri nitelendirmesi ile bu satırları okumaya yüreği olmayanları bir tarafa bırakırsak, açıklayalım.

Ulusların enerjisi de, ham maddesi de, parası da gelecek nesillerini yaşatmaya fazlasıyla yeter. Akıllı yerel politikalarla, yerinde yatırımlarla, barışçıl projelerle ve tabiatı koruyarak alınamayacak hasat yoktur. Dahası teknolojinin faydalı bilimlere yöneltilmesi sayesinde bir buğday tanesi yüze, bir elma 7 kiloya kadar çıkabilir. Benzer şekilde petrol yerine kaya gazı, elektrik yerine mesela sudan üretilmiş başka bir enerji kaynağı pekâlâ kullanılabilir.

Doğru cevap şu anki gibi teknolojiyi faydalı ilimlere yöneltmek yerine başka ülke ve insanların hayat alanına tecavüz etmek değildir. Yani dünya genelinde ve kötülük felsefesinde ‘maddi kazanımlar’ kötülüğün tek sebebi olamaz.

Geçici dünyevi tutkular, para, makam, kadın, kumar gibi kalıcı olmayan kazanımlar ise zaten geçici olduğundan kısa zamanlar için geçerlidir.

Enerji bitmeden yenisi, para bitmeden ikamesi, güç bitmeden yenisi pekâlâ bulunur.

Ama eziyet edilen, acı ve gözyaşı döken toplumlar hep hedefte, hep sömürülen durumundadır. Bu toplumların Müslüman olması ise doğru cevabın ta kendisidir.

İslam; barış, huzur ve esenliktir. Bu din Allah’ın tüm kitapları ve Peygamberleri ile birinci günden bile önce bildirdiği ortak ve vazgeçilmez tevhid dinidir.

Ve İslam diğer inanç ve ibadetleri batıl sayarak, tüm insanlığı hidayete, hikmete ve onun son ve baki tanımı olan tevhide çağırır. İslam bunu yaparken dünyayı adeta cennete çevirmeyi, tüm insanlığın huzur, refah ve adalet içerisinde yaşamasını diler.

İslam üstün ve katidir. Allah böyle buyurmuş ve emretmiştir.

Bundan yaklaşık 14 asır önce yaşayan son Peygamberimiz zamanını ikindi kabul edecek olursak akşam ezanına yaklaştığımız şu daracık zamanlarda insanlığın çok vakti kalmadığı pekâlâ söylenebilir. Zaman İslam’a dönmek, uymak, kabul ve tasdik etme zamanıdır.

İslam değişmez ve korunan din olması hasebiyle diğer inançları kendisine davet ederken o inanç sahipleri inat ve kibirle anlamak yerine reddetmeyi ve yalanlamayı tercih ederken aslında fıtratlarına ihanet etmektedirler. Bu inkâr ve isyan onları bir kez olsun Kur’an okumaktan bile men eden sinsi bir illettir ve akıbetleri Yüce Rabbimizin merhametine bağlıdır.

Onlar hakikate uymak yerine yanlışta direnmek yolunu seçtikleri içinde İslam’a savaş açmış durumdadırlar.

Düşünelim bir kere kardeşlik, huzur, barış ve esenliği hedef alan bir daveti insanlık niye reddeder? Kulaklarını tevhid hakikatine neden tıkar? Bu inanca sahip kullar üzerine toplar tanklar neden gönderilir?

İslam yayılmacı, asi, zalim bir çizgi emretseydi diğerleri tecavüzde, saldırıda haklı olabilirdi ama dinimiz tevazu diniyken bu kadar barışçıl bir dine saldırılar mantık kaldırır mı?

Buradan çıkacak sonuç şudur ki; “tüm diğer inançların saldırı ve eziyet maksadı ne enerji ne para ne başka bir şey değil sadece bu dini ortadan kaldırmak hiç değilse bu dine zarar vermektir. Ve İslama düşman olanlar dünyaya barış ve esenliğin egemen olmasını istemeyenlerdir.”

Kabullenemedikleri ve anlamadıkları şey ise şudur; bu din Allah’ın dinidir ve ortadan kaldırılamaz. Kulları kandırılabilir, caydırılabilir hatta inkâra döndürülebilir ama din mekanizması yok edilemez. Çünkü bu Allah buyruğudur.

Peki, neden bu inanç sahipleri İslam’ı yok etmeye çalışır?

Gizli mana buradadır. Kimileri Hz. Süleyman’dan beri süregelen bazı inançlarla, kimileri diğer kitabi dinlerin tahrif edilmiş satırlarına uyarak, kimileri cin ve şeytanlar güdümüyle zihinleri bulanık halde zombiler gibi Müslümanlara açık veya sinsice saldırır dururlar.

Açık veya sinsi saldırı arasındaki fark ise doğal olarak İslam toplumları arasına sinmiş münafıklar güruhu nedeniyledir. Bir ülke veya topluma açıktan ve silahla saldırmak yerine içten kandırarak ele geçirmek çok daha masrafsız ve kesin sonuçludur.

İster açık ve ister gizli yapılsın bu saldırıların hedefi gerçek ve doğru inanç sahibi insanları mümkün olduğunca azdırmak ve yok etmek olduğundan tehlike aslında bir hayli büyüktür. Dünyanın şu anki durumunun barış ve huzurdan uzaklığını dikkate alırsak gayelerinde çokta başarısız olduklarını söylemek mümkün değildir.

Açık veya kapalı saldırsalar da imanlı toplumlar asla dönmeyecek ve Allah yolunda ölmeyi severek ve isteyerek gerçekleştireceklerdir. Bu hakikat onların hedefine asla tam olarak ulaşamayacaklarının kesin delilidir.

O zaman insanların mükemmel dinini, İslam’ı yozlaştırmak ve bu inancı zayıflatmak mümkünse değiştirmek gerekir ki şu an yapmaya çalıştıkları budur.

Kur’an’ı çağ gerisinde kalmakla suçlamak, dini sosyal bir hobiye dönüştürmek, iman ve ibadeti bir kenara koyup sadece ahlak ile yaşamaya çalışmayı telkin etmek, haram ve helalleri değiştirmek, Allah’ın ayetlerini değiştirip onlarla alay etmek gayretleri hep bu gayenin cansız çabalarıdır.

Bir yere kadar başarılı oldukları ise maalesef kesindir. Başta imanı zayıf olanlar ve aslen iman etmediği halde iman etmiş görünenleri arkasına alarak çığ gibi büyüyen bu küfür ordusunun ayak sesleri her gün medyada, sokaklarda duyulur haldedir.

Sosyolojide bir kural vardır. Bir kimseye bir şey yaptırmak isterseniz onun vicdanına değil menfaatine dokunmaktır bu kural. Yani lütfen demek yerine zorlamak, onun uymasını yıllarca beklemek yerine zorla boyun eğdirmek ve maneviyatına değil maddi çıkarlarına dokunmak.

Öyle ya kullar zaman içinde kısmen boyun eğip size tabi olsa da toplum hala ayakta duracak, İslam ölmeyecektir. O zaman yapılacak şey gayeyi ortaya koyup silahla çözüm üretmektir ki çoğunlukla yapılan budur.

Bu saldırının odak noktasında belli başlı bir iki ülkenin öne çıkması ise manidardır.

Bu aslen tüm dünya için böyledir. Barış ve huzura yapılan tecavüzlerin odak noktasında hep aynı ülkeler vardır. Çünkü inançsız bu toplumlar dünyevi açlıklar peşinde koşar durur ve açlıklarını gidermek için haklı olma şartını aramadan istediğini elde etmek için uğraşır.

Bu saldırılar karşısında gelişmiş ülkeler ayakta durabilirken, bilim ve teknoloji olarak geri kalmış, aklını kullanamayan, ekonomisi zayıf, kaderci (!) Müslüman toplumlar en elverişli avlardır.

İslam’da; cihat savunma maksatlıdır ama can ve malına saldırı olduğu takdirde her ne şartla olursa olsun mubahtır. Cihat etmemek ise büyük suçlardandır. Cihat direnmek ve dik durmaktır. Cihat sadece topla tüfekle yapılan bir mücadele de değildir. Cihat göğüs germek, elle, sesle, kalple karşı koymaktır. Cihat aklı kullanıp engellemeye çalışmak en azından caydırmaktır. Cihat saldırıya karşı koymak için bilimle, sanat, tarih, ekonomi ile güçlenmektir.

Hicret; sadece coğrafi olarak değil, mantık ve hissiyat hatta davranış olarak göç etmektir. Yani hicret karşı durmak, değişmek, taraf değiştirmek, direnmektir.

Hicret cihattan önce emredilmiştir. Yani önce silahsız direnmek sonra silahla karşı koymak şeklindedir kural. Ama Kur’an’ı bütün olarak düşündüğümüzde her ikisinden o ortam için uygun olan ‘doğru’ olandır.

Sözün kısası arkasına gayri Müslimlerin askeri, siyasi, ekonomik gücünü alan İslam karşıtı hareket, toplum katmanlarındaki münafıkların büyük desteği ile sokaklarda Müslüman avına çıkmış haldedir.

Gayeleri İslam’ı yok etmek, kendi inançlarını öne çıkarmak, ahiret yaşamında cezadan hiç olmazsa sonsuz cezadan kurtulmaktır.

Şeytan ve İblisin güdümündeki bu hain saldırganlar kendilerine süslü gösterilen nefsi kazanımları ile alçakça saldırmada çekince görmeyerek dünyayı yaşanası yer olmaktan çıkarmaktadır.

İslam’ı yok edemeyecek olsalar da zayıflatmak niyetiyle hain tuzaklar kuran, rüşvet ve aldatma ile taraftar toplamaya ara vermeyen bu güruh devamlı kötülük peşindedir.

Ve bu hain saldırganlar İslam’ı ortadan kaldırmanın bir engelini daha çok iyi anlamış durumdadır. Bu engel Türklük’tür.

Mertliği insanlığa hediye eden Türklük tarih sahnesine çıktığı zamandan bu yana doğrunun ve adaletin yanında olmuş, zalime karşı koymuş, haksız saldırmamış, kendisine el uzatanların elini kırmıştır. Dünyadaki tek esir olmamış bu millet İslam’a girdiği andan itibaren de onun sözcüsü, temsilcisi ve savunucusu olmuştur. İslam Türklük sayesinde yücelmiş ve doruklara varmıştır.

Sonraki zamanlarda yukarıda anılan hain ve sinsi oyunlarla zayıflatılan Türk devlet müesseseleri nedeniyle İslam savunuculuğu zayıflamışsa da hala Türklük İslam’ın en temel dayanağıdır. Yani İslam’ın kalkması için önce Türklüğün ortadan kalkması gerekir ki şu yakın zamanlarda Türklük üstüne oynanan oyunların da gayesi budur.

Ortadoğu İslam’ı vahim haldedir. Bütün olmaktan uzak, bilime düşman, petrol ile zenginleşip paylaşmayı unutan, makam için her şeyi mübah gören bu toplumların İslam’ı Asr-ı Saadet döneminden eser bırakmayacak haldedir. Bu toplumların insanları eline verilen dolarlar ile alanları doldurup yöneticilerine isyan edecek kadar aç ve nankör haldeyken onlardan teşkil toplumların İslam’ı yüceltmesi nasıl mümkün olabilir? Dört halifeden itibaren hızla dejenere olan Arap İslam’ı nasıl Peygamber sancağını taşıyabilir? Kendilerince bile örnek alınan Türklük varken onlar nasıl İslam’a sözcü olabilir?

Kısaca Türklük İslam’ın muhafızlarıdır. Bugün etnik olarak ayrıştırma gayretleri aslen Türk olan bazı grupları aleyhte kışkırtarak bu cevheri parçalamak ve bozmak niyetindedir. Bu sayede muhafızlar uykuya dalacak en azından karşı koyma gücü bulamayacak, hain saldırganlar sarayın bahçesine sinsice veya alenen dalacak ve kan dökecektir. Gayeleri hiç olmazsa kenetlenmiş bu Türklük müessesesini zayıflatmak ve parçalamaktır.

İşte Çanakkale harbi! 250.000 şehidin demografik yapısına bakıldığında her kesimden, her cins ve yaştan insanların gaye uğruna göğsünü mermilere siper etmesi!

Bu yapı bozulursa Türklük, Türklük bozulursa İslam zarar görür.

Yüce Allah’ın Anadolu’yu bize bahşetmesi boşuna değildir. Anadolu Ortadoğu İslam’ı ile batı batıllığı arasında bir perdedir ve bu perdeyi güçlü Allah kulları koruyabilir. Türkler bu yüzden Allah’ın yeryüzündeki ordularıdır.

Ama Allah’ın hesabı her şeyin üstündedir. Bugün işlerin kötü gitmesi, zalimliğin artması, gayri Müslimlerin oyunları ve münafıkların geçici başarıları baki değildir. Allah tuzak kuranların en Yücesidir. Allah başı ve sonu bilendir. Allah İslam’ı kıyamete kadar yaşatacak ve yüceltecek olandır.

Bu bilindikçe en ağır saldırılar karşısında bile imanlı göğüsler geri adım atmayacaktır. Atan zaten kaybedecek ve ahiretinden vazgeçecektir. Geri kaçmadan bu uğurda canını feda edenler ise cennetliklerde gölgelenirken münafıklar ve hain kâfirlere gülümseyerek bakacaktır.

Aklın yolu birdir. Herkes evinde son model televizyon ister, en yeni moda kıyafetler giymeye çalışır, arabayı yenilemek, evi boyatmak vb. ister. O zaman Allah’ın tek ve ezeli dininin çeki düzen verilmiş ve ölümsüz kılınmış son hali olan İslam’a dönmemek veya İslam’a ihanet etmek nedendir?

Haşa, gazaba uğramış ve sapmışların bazıları Kur’an’ı ve Peygamberimizi reddederken acaba neye istinat etmektedir? Bırakın yabancı milletleri aramızdaki kandırılmışlar Kur’an gözlerinin önündeyken nasıl gaflete dalarlar? Dünyevi çıkarlar uğruna zalimin, münafığın, haksız ve batıl olanın, paranın, kadın ve kumarın peşinden gitmek nedendir?

Ahirette boynuzsuz hayvanın bile boynuzlu olanla helalleşeceği bilindiği halde hak yemek, saldırmak, tecavüz etmek nedendir?

Cevabı aslında açıktır; İslam’a uymuş sayılan bir toplumda çocuk kaçırmaları, tecavüz ve cinayetleri, zorbalıkları, zulümleri, haram-helal ayırmamaları, kadınlara aşırı şiddeti, hırsızlıkları, hortum ve usulsüzlükleri, magandalıkları, büyü, kumar, fuhuş ve ahlaksızlık illetlerini kimler yapmaya devam ediyorsa onlara dikkat etmek gerekir. Vermekten, infak edip paylaşmaktansa daha çok kazanıp saklamayı ilke haline getirenler, komşu haklarına riayet etmeyenler, vergi vermeyen, kaçak elektrik kullanan, borcuna sadık olmayan, ölçüde-tartıda hile yapanlara bakmak gerekir. İslam’ı ılımlaştırmaya, kabuk değiştirtmeye, sosyal hobiye dönüştürmeye çalışanlara göz atmak gerekir.

Laikliği dinsizlik, dinsizliği laiklik sananlar yüzünden yara alan İslam hak ettiği yerde değildir.

Yüzde doksan dokuz imanın iman demek olmadığını anlamadıkça iman etmiş sayılamayız.

Yaşantımızda, iman, ibadet ve ahlak üçgenini kuramıyorsak gerçek Müslüman değiliz demektir.

Allah’ın dinini, tevhid dinini diğer dinlere değişiyorsak, Hak yerine batıla uyuyorsak, cahiliye Araplarından daha çok şirke batmış haldeysek, modern zaman putlarına tapıp medet umuyorsak, kişileri Rab edinip şefaat bekliyorsak, rızkı verenin Allah olduğunu inkâr edip kullara el açıp aman diliyorsak, bedenimiz yerine nefsimizi hapsetmeyi beceremiyorsak, adaleti değil menfaati hedef alıyorsak… İslam’ı savunabilir miyiz?

Onlar İslam’ı ve Türklüğü yok etme gayesi ile saldırıp dururken, içimizdeki hain, müşrik ve münafıklar onlarla işbirliği yaparken daha ne kadar dayanabiliriz?

Mizan günü herkes kendi günahı ile yargılanacak, kimse kimsenin günahını üstlenemeyecektir. Zulmeden kadar zulme razı olup destek verende aynı suçtan yargılanacaktır. İslam, Peygamber ve Kur’an kendisine yapılan haksızlıklara yaşarken karşı gelmeyenlere şefaat etmeyecektir.

Müslüman olduğu halde mü’min olamamış kullar o gün boynu bükük kalacaktır. Bu yüzden iman dinin başı ve olmazsa olmazıdır. İman ise sadece Allah’a kulluk etmeye yemin etmektir. O’nun ‘yerine’ veya ‘yanına’ başkalarını koyanlar şirke batmıştır ve şirk affedilmeyecek tek suçtur.

İman ediyorsak Allah’a, kitaplarına, peygamberlerine, ahiretine, meleklerine, kadere toptan iman edecek ve ayrım yapmayacağız. İman ediyorsak Allah’ın Kur’an nuru ile bizlere bahşettiği ilke, yasak ve müjdelere, öğüt ve tembihlere riayet edeceğiz.

Kimse yokken, karanlıkta bile bizi duyan, bilen Allah yaptıklarımızdan haberdardır. O’nunla kendi arasına ruhbanları (kişi, mevki, makam vs.) koyanların vay haline. Kişinin aklıyla kalbi arasında olan biten her şeyi bilen Allah ilmi ve kudreti ile akıbetin muttakilerin olacağını söylemişken bu beyhude ve fani çabalar nedendir?

Ne İslam, ne Türklük ortadan kalkmayacaktır.

Kaybedenler bu değerleri yok sayıp saldıranlar, taraf değiştirip zulme boyun eğenler ve hinler olacaktır.

Allah’ın dininde sadece iki taraf vardır; iman edenler ve iman etmeyenler. Zengin, yaşlı, yerli, Hristiyan, kadın vb. ayrımlar biz fani kulların sınıflandırmasıdır.

Allah kullarını sadece kendisine iman eden ve etmeyen olarak ayırır. İman etmenin adı takvadır. Bu takva ise kullar arası değil Allah katında bir üstünlük derecesidir.

Kimse aracılık, ruhbanlık iddiasında bulunamaz. Din bir bütündür parçalanamaz. Mezhep, tarikat, cemaat ayırımı yapanlara bir bakarsanız hepsinin gerisinde bir menfaat elde etme olduğunu görürsünüz. Dinimiz Hz. Peygamberimizin yaşadığı zamanki dindir, Hz. İbrahim Peygamberin tevhidinin dinidir, Hz. Adem Peygamberin halifesi olduğu tek insanlık dinidir.

Herkes fıtratta Allah’a söz vermişken bu hainlikleri yapan, destekleyen ve göz yumanlar zalimlerin ve cehennemliklerin ta kendileridir!

Aklı kullanmak dinin gereğidir. Gayba ait olanlar bilinemese de akıl ile Peygamberimizin sünnetleri, Kur’an delilleri, Allah ayetleri anlaşılır hale gelir. Peygamberimizin ve Kur’an’ın gayba ait anlatımları bile akıl kullanılmadan bilinemez. Akıl olmadan geçmiş helak edilen kavim kıssaları anlaşılamaz. Akıl kullanılmazsa Allah o kulları üzerine pislik atar!

Aklı kullanmak anlamak, öğrenmek, idrak etmektir ki bu da okumakla, anlayarak okumakla olur. Kur’an oku emriyle başlar, dinle değil. Başkasını dinleyerek öğrenilebilecekler o kişinin bildiği kadardır. Hele o kişi yanlış yoldaysa sizde aynı yala tabi olursunuz. Ama hidayet nuru Kur’an sadece doğruyu iletir. O zaman okumak, anlayarak okumak gerekir. Anlayarak okumak ise kendi dilinden hiç olmazsa bir kere okumaktır. Bu farzdır.

Farzları, vacipleri bırakıp sadece sünnetlerin peşine koşan göz boyamacılar ise cehennemliklerdir. Sünnetleri manasına temas etmeden sadece şeklen uygulayıp rant elde eden münafıklar ise cehennemin en alt tabakasında olacaktır inşallah!

Hainlerle işbirliği yapan, İslam’ın gövdesine her gün bir çivi çakmaya çalışanlar elbet cezasını hem bu dünyada hem ahirette çekecektir ve onların ölümleri de ibretlik olacaktır. Çünkü melekler onların canını acıtarak alacak, onlara merhamet gösterilmeyecektir.

Bilmemek mazeret değildir. Kur’an 14 asırdır gözümüzün önünde, elimizin altındadır. Ama Kur’an sadece sevap kazanmak için, bir dua veya ölü kitabı gibi okunursa doğal olarak istenen verim alınamayacaktır.

Kur’an okunmak ve anlaşılmak ister. Böyle yapmayanlar akıbetlerine razı olacaktır.

Cennet yolunda yürüyenler cehennemi, tevhid yolunda yürüyenler şirki tanımak zorundadır. Kötü bilinmeden güzel, karanlık bilinmeden aydınlık tanımlanamaz. Mü’min batılı bilip Hak’kı seçendir. Batılı bilmeyenin Hak kavramı zayıf ve geçicidir.

Dünya meselelerine bu gözle bakıldığında yapılmak istenen ve yapanlar aşikârdır. Onlara tamah edip, el açanlar bir kere daha düşünmeli ve hakikate dönmelidir.

Hristiyanlar yarın, Yahudiler yarından sonra İslam’a dönecekken aramızdaki ‘Kur’an nuru ile aydınlandığı halde’ inkar ve küfre dalanlar, imandan sonra küfre dönenler onlardan daha ağır cezaya mazhar olacaktır.

Zaman; iman etmek, Allah’a ve İslam’a teslim olmak, aklı kullanıp dine sahip çıkmak zamanıdır.

Çünkü Adem peygambere secde etmekten imtina ederek isyan eden ve isyanını sürdürerek kovulan İblis şöyle yemin etmiştir; “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.”

Ve Yüce Allah cevaben şöyle buyurmuştur; “Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.”

Kandırılmış kâfir ve münafıkların Rabbi İblistir ama İblis ahirette şöyle diyecektir; “Benim sizin bana ibadet ettiğinizden haberim yoktu. Ben Allah’tan korkarım. Hem ben sizi zorlamadım sadece süslü gösterdim. Aklınızı kullanıp kanmasaydınız! “

Kanmamak mü’mine düşendir. Düşman çeşitli kimliklerde gezerken gönül gözü ile bakıp hakikati görmek gerekir. Çünkü kafa gözü aklın emrettiğini, gönül gözü Allah’ın ayetlerini görür.

İnsandaki merhamet, vicdan, kalp sesi, Allah’ın rahmetinin, şefaatinin eseridir. Bunlardan mahrum olan acımasız katil ve zalimler kalpleri mühürlenmiş, gönül gözleri kapatılmış olanlardır ve onlardan ne kendilerine ne başkalarına hayır gelmez. Onlar takip edilirse varılacak yer ateştir.

Özetle; dünya meselelerinin odağında İslam’ı ve Türklüğü ortadan kaldırmak gayesi vardır. Bu zulmü yapanlar diğer batıl dinlere mensup olanlar, kâfirler, müşrikler ve aramızdaki münafıklardır. Direnmek, hicret ve cihat etmek Allah’ın emridir. İman, ibadet ve ahlak mü’minin olmazsa olmazıdır ve %99 iman noksan imandır.

Allah İslam ve Türklük uğruna emek veren, ter-kan döken, can veren kullarına rahmet eylesin, Allah İslam’ı ve Türklüğü yaşatmayı gaye edinenlere muvaffakiyetler nasip etsin, Allah İslam’a karşı koyanları ıslah etsin, Allah İslam’ı ve mü’minleri korusun! Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam

Cennet ve cehenneme götüren yollar

Cennet ve cehenneme götüren yollar Yüce Allah’ın dini İslam, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’a vahyedilen ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir