Anasayfa / BAŞ YAZILAR / İslam’ın emrettiği yönetimsel ilkeler
imanilmihali.com
İslam’ın emrettiği yönetimsel ilkeler

İslam’ın emrettiği yönetimsel ilkeler

İslam’ın emrettiği yönetimsel ilkeler

Kur’an insanı, eşit, özgür, şerefli ve akıl sahibi şeklinde üstün bir varlık olarak tanıtır ve ilginçtir yine Kur’an insanı zalim, cahil, nankör ve aceleci olarak tasvir eder, sıfatlandırır. Demek ki insanlar fıtrati kabiliyetlerine rağmen daha sonra yollara ayrılacak ve kimi Sırat-ı Mustakim üzere giderken kimileri yanlış yollara sapacaktır.

Sadece bireysel değil toplumsal refahı da esas alan İslam, ümmeti topyekun mücadele ve gayrete, iman kardeşliğine çağırarak esenliğe davet eder, kişisel zenginleşmeyi değil toplumca refaha ermeyi gaye edinir ama bu arada cehenneme giden yolları da açık bırakarak sınavın adaletine gölge düşürmez. Keza bireyler ve toplumlar hallerinde düzelme istemedikçe de Allah, o toplumun durumunu değiştirmez, iyileştirmez. Helak olan toplumların tamamı bu nedenle ıslah edilmemiş ama helak edilmiştir.

İslam, kul için öngördüğü temel vasıf ve şartların aynısını ve üzerinen ekleyerek toplum için ister. Ayakta kalabilmek, bekayı temin ve refaha erme anlamında topluma verilen hedef ve görevler özellikle Hicret’ten sonraki Medine yıllarında vahyedilmiş ve beşeri hayata bizzat Hz. Peygamber tarafından yansıtılmıştır.

Medine vesikasına’da esas olan bu maddeleri önce listeleyelim sonra kısaca izah edelim.

  • * Eşitlik, özgürlük, bağımsızlık (İnsanlar özgür, toplum bağımsız olmalı)
  • * Kur’an mihverinde yaşam (Allah’ın sınırlarına uygun yasalaşma)
  • * İman kardeşliğinin tesisi (Dini bölmeden iman sahiplerini kardeş kılmak)
  • * Hurafe ve rivayetleri dinleştirmemek (İsrailiyat, arapçılık ve örflerle mücadele)
  • * Aklı kullanmak (Akla ve bilime önem)
  • * Kamu yararı ve sonra bireysel mutluluk (Kamunun bekası bireysel mutluluktan öncedir)
  • * Samimiyet, doğruluk ve dürüstlük (Salih amel ve güzel ahlak)
  • * Din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmaması
  • * Dinde özün ve huşunun yakalanması (Riya ve gösterişle mücadele)
  • * Dine giriş ve çıkışta zorlama yapılmaması (Dinin sevdirilmesi, kişilerin dine ısındırılması)
  • * Diğer dinlere müsaade (Sizin dininiz size, benim dinim banadır)
  • * Müşrik ve münafıklarla mücadele (Dinin muhafazası)
  • * Namus ve erdem (Yalan ve iftiralara tedbir)
  • * Biat, şura, şeffaflık, (Seçim, danışma, berrak yönetim)
  • * Denetim ve hesap verme (Yönetenlerin ve yönetilenlerin aynı kurallara tabi olması)
  • * Tasarruf (Kıt kaynakların verimli kullanılması)
  • * Ganimetlerin hak olarak taksimi ve kamu yararına/dine adaletli sarf edilmesi
  • * Hak ve adalet (Adil ve güvene dayalı toplumsal düzen)
  • * Ehliyet ve liyakat (İşlere hak edenlerin getirilmesi)
  • * Ahde vefa (Bireysel, toplumsal ve toplumlara arası ilişkilerde verilen sözlerin tutulması)
  • * Kafir ve müşriklerle iş yapmama, ortak olmama
  • * Yumuşak davranmak (itidalin esas alınması, barışçı çözümlerin sonuna kadar aranması)
  • * Beka, güç ve topyekun cihat (güçlü ve azimli olmak, gerektiğinde külliyen mücadele)
  • * Zulümle mücadele (Haksızlığa, zulme, tecavüzlere sessiz kalmamak)
  • * Maruf (Ortak insanlık değerlerine sadakat)
  • * Zekat, vergi, ticaret ahlakı (Ölçüde, tartıda hile ve tuzakların iptali, mali konularda istikrar ve adaletin tesisi)
  • * Muhtaçlara yardım (Yoksul ve muhtaçlara el uzatma)
  • * Ortak işlerde yardımlaşma (Kamuya ait gereklerde vazifelendirme, imece)
  • * Caydırıcı ceza (Toplumun huzuru için cezaların kati ve caydırıcı olması)
  • * Örflere saygı (Kur’ana hilaf olmamak şartıyla)

Görüldüğü üzere İslam, birey için öngördüğü ahlak ve nizamı, toplum için de aynen ve fazlasıyla istemek de, beka ve ilerlemeyi buna bağlamak da, Allah yolunda olmayı ve Allah yolunda mücadeleyi emrederken şeffaflığı, adaleti ve hesap vermeyi şart koşmaktadır.

Verilen sözlerin tutulması, barışçı politikalar izlenmesi, savaşın son çare olarak görülmesi, hak ve hukukun herkes için aynı işletilmesi Medine vesikasına da esas teşkil eden maddelerdir.

Toplumun bekası ve yararı herşeyin üzerindedir ve bireysel mutlulukla kamu yararı çatıştığı anda kamu önce gelecektir. Ehliyet ve liyakat, sadakatin üzerine çıkacak, Kur’an hükümleri asıl belirleyici ve ayırt edici olacaktır.

Diğer din mensuplarına hoşgörü gösterilecek, din içinde gösteriş ve abartı olmayacak, camiler süslenmeyecek, namazlar dincilik kisvesine bürünmeyecektir.

Zulüm ve haksızlıkla mücadeleler topyekun olacak, zalim saldırgan ve suçlular dinin emrettiği şekilde adil ama sert biçimde cezalandırılacaktır ki o ahlaksızlık toplumda yer etmesin.

Kısaca; hak ve adalet temelli, Kur’an’a tamamen uygun, gerçeğin ve namusun baz alındığı, barışın ilke edinildiği, kişi hak ve hürriyetlerinin teminat altına alındığı bu ilkeler kıyamete dek sürecek tüm İslami yönetimler için anayasa niteliğindedir.

Bu aynı zamanda yöneticilerin dine sadakat derecesinin de göstergesidir.

Bireyler, kalplerinde ve hanelerinde dini özgür yaşayacak, dinlerini okuyup öğrenecek, dinlerini kullandırmayacaktır. Camiler süslenmeyecek, sadece Allah adı anılmak üzere kullanılacak, ibadetler ticaret ve kamusal işleri geciktirmeyecek, engellemeyecektir.

Kıt kaynaklar öncelikle beka ve güven için sarf edilecek, zekatlar (vergiler) muntazam toplanacak, lüks ve israftan zinhar uzak durularak tasarruf sağlanacaktır. Af veya indirim uygulanmayacaktır.

Fertler arası gelir dağılımı herkes için muhakkak temin edilecektir.

Cezalandırmalarda kısas ve İslam hukuku esas olacak, şahitlikte adalet ve doğruluk aranacak, cezalar caydırıcı olacaktır.

Nitekim bu ilkelerle on yıl boyunca İslam, değişik toplum ve inançlara rağmen refahı yakalamış, başarılara imza atmış ve güçlenmiştir.

Başarı, kılık kıyafetle, saç ve sakalla değil ilkeler ve nümanalarla gelmiş, hak ve adil uygulamalar, dosta güven düşmana korku vermiştir. Şekilcilikten uzak, öze dayanan inanç ve ameller ile gerçek İslami yaşam örneklendirilmiş ve müteakip asırlara da örnek bırakılmıştır.

O halde modern İslam devletlerine düşen marufa (ortak insanlık değerlerine) dayalı, eşit ve özgür ama namus ve erdem şartlı yaşamları hayata geçirmek, Allah’ın emirlerini hayata yansıtabilmektir.

Kur’an, toplum için asla bir yönetim işaret etmez ama tüm ilkesel istikametleri demokrasiden yanadır çünkü demokrasi seçime, denetime, yasaların üstünlüğüne, eşitliğe ve danışmaya en uygun yönetim şeklidir.

Bu ilkeler zaman ve coğrafya ötesidir. Medine vesikasının uzun yıllar verimli şekilde hayatı güzelleştirmesi Kur’an istikametinde hazırlanması sebebiyledir. Şimdilerde ise şeriat veya İslam isteriz diye sokaklarda dolaşanlar ‘Kur’an isteriz’ diyemiyorsa samimi olmadıkları, akıllarında başka hinlikler olduğu içindir.

Hz. Peygamber, cahiliye dünyasını yerlerde sürünmekten hidayet tepelerine çıkarabildiyse bu Kur’an ve Allah’ın yardımı iledir. Akla ve vahye dayalı, doğru ve hak yollar sarf edildiği içindir.

Çağdaş İslam ülkelerinin din ile devlet işlerini kardeş kılmaları ama birbirine bulaştırmamaları mühimdir. Çünkü yaşamsal ilkeler din kaynaklı olmak zorundaysa da beşeri hayatın tüm fonksiyonları dini değildir. Dahası akla ve bilime dayalı pekçok alanda din sessiz kalır ve anlaşılmayı bekler. Bu anlaşılmayı mümkün kılacak olansa ilimdir, akıldır. İlim adamları bu nedenle kıymetlidir.

Bireysel ibadetlerde herkes hürdür, dinde zorlama yoktur. Toplumsal alanda da inanmış olmak üstünlük değil, inanmıyor olmak suç değildir. Dinin sahibi Allah, kamunun sahibi halktır. Günah ve suç birbirinden ayrılmalı, günahın cezası ile suçun cezası ayrı düşünülmelidir.

Son söz olarak, İslam dini çağdaş, ilkesel, adil bir yönetimi tüm çağlar için şart koşar ve Kur’an’ı hayatın tam ortasına koyar. Kamunun tüm yasa ve kabulleri ahlak ve namusa uygun olmalı, erdem ve haysiyet esas olmalı, aykırı davrananlar toplumdan tecrit edilmelidir. Devlet güçlü olmalı, hazır olmalı, barışı dileyerek gerektiğinde topyekun savaşabilmelidir. Güçlü olmak ise bilim ve akılla, bir ve birlik olmakladır.

Mihver Kur’an, yol İslam, dinin abdesti imandır.

Bu üç şart temin edildiğinde beka ve huzur zaten peşi sıra gelecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir Yüce Allah, hayatın, ecelin, mülk ve kudretin, dinin, beraat ...

2 Yorum

  1. Sevgili kardeşim, tespitiniz gayet doğru ve gayet güzel. Din, hayatın gayesi, usulü, tamamı ve kendisidir. Beşeriyet dinin tamamını, hayat olarak yaşar, yaşamalıdır. Beşeri kanun ve kabullerin tamamı da dine yaslanmak zorundadır. İman sahipleri için yasalar ne derse desin asıl olan Allah kelamıdır, Allah rızasıdır, nasslardır.

    Lakin sonuçta etten ve kemikten ibaret insan sosyal bir varlıktır ve toplumun kabullerine, çıkarlarına, yasalarına da uymakla mükelleftir. Kamu vicdanı bazen kendi bekasını sağlamak adına farklı kararlar alabilir, yoruma ait alanlarda (müteşabih ayetlere dair ve nass hükmüne girmeyen konularda) değişik çözümler ürtebilir. Bu sınav gereğidir ve her ümmet kendi yorumuna tabi olacaktır. Bunu dileyen Allah’tır.

    Din, muhkem ve müteşabih ayetlerin tamamıdır ve muhkemler nass, müteşabihler çoğu zaman yorumdur. Mezhepler de buradan kaynaklanmıştır. Din ve diyanet (şeriat) farkı da budur. Din hükmün kendisi ve tamamı, diyanet yoruma dayalı çıkarılan sonuçların din de dahil tamamıdır. Din sadece Allah’a ait iken, diyanet ve şeriat Peygambere, alimlere, mezheplere de imkan sağlayan, nassları da içine alan daha geniş bir alandır ve toplum için o yorumlar yok sayılamadığı içindir ki kamu kendisi kanunlar çıkartır. Keza toplumda gayri müslimlerde olacaktır. Bunlar dine değil ama diyanete uymakla mükelleftir. Kaldı ki küresel dünya sayısız topluluklardan teşkildir ve uluslararası maruf (ortak insanlık değerleri) değerleri maalesef farklılık gösterebilmektedir.

    İslam, tamdır, kolaydır, sade ve anlaşılır haldedir, noksanı yoktur. Evrensel ve zaman-coğrafya üstüdür, kavimsel değil tüm insanlık içindir. Kur’an kişiler ve olaylar dini değil ilkeler ve manalar kitabıdır. Mesela erkeklerin ters cinsel ilişkilerini yasaklayan Kur’an’da, kadınlar arası sapık ilişkilerden bahsedilmez ama bu yorumla bulunacak bir sonuçtur ve o da yasaktır. Yine Tume bin Ubeyrık olayı münafıklık, hırsızlık, yalancı şahitlik, adaleti saptırma adına güzel bir kıssadır lakin ayette mesela borsa spekülasyonlarından bahsedilmez.

    Uzatmayalım haklısınız, din hayattır, dinde noksan yoktur. Lakin din aslen vahiy ve akıldan ibarettir. Toplumsal gerekler, örfler, bazı dönemlerin zorunlu şartları gibi hallerde kamu kendisi akıl alanına giren konularda ve yoruma dayalı tespitlerde kaide koyar. Bu kaideler Kur’an’a tamamen uygun olmalıdır lakin bazen (maalesef) kantarın topuzu kaçabilmektedir.

    Son söz, Kur’an insanların sadece vahye dayalı bir hayat yaşamasını değil, beşeri nimetlerden de yararlanmasını diler ki sınav zaten ikisinin toplamıdır. Yani iman, ibadet, salih amel ve ahlak hayatın tamamıdır, sınavdır. Bu alanlarda Kur’an ve sahih sünnetler ile bildirilmeyen hususlarda kamu, yoruma dayalı tespitler yapabilmeli ama bunlar asla Kur’an’a aykırı olmamalıdır.

    Selamla, duayla, secdeyle, Kur’an’la ve imanla kalın.

  2. din ve devlet işleri nasıl ayrıştırılacak?iman sahibi insanların dini olan ve din dışı olan iki ayrı alanımı var?dünyada dinin(islamın)boş bıraktığı alanlarmı var?cevaplarsanız memnun olurum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir