Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İslamın gözyaşları
imanilmihali.com
izzet ve zillet

İslamın gözyaşları

İslamın gözyaşları

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.(Maide 5/54)

İslamiyet; Allah’a kalben teslimiyet yani iman etmek, dil ile ikrar yani çekinmeden, riyaya dalmadan, alenen bu imanı dile getirmek, organlarla salih amel etmek yani ibadetler ile güzel ahlak edaları ile inancı yaşayarak göstermektir.

Yani Müslüman önce ve sadece Allah’a iman edecek, imanında ve fıtratında verdiği Allah’a bağlılık sözünde sabit kalıp bu imana göre güzel ahlaklı ve ibadetli olacak, her türlü haram, şeytani vesvese, nefis oyunları, zulüm, şiddet ve haksızlıktan uzak yaşayacaktır.

Bireyin bu halde olması sonucu ise İslam dünya ufuklarını saracak ve tüm insanlık iman kardeşliği etrafında kenetlenerek dünya adeta bir cennet bahçesine dönecektir. Bu halde de eşitlik, bolluk, huzur, refah, esenlik, bereket ve fedakârlık insanlar, cemiyetler ve toplumlar için temel bir kazanım olacak ve barış ve Hak kâinata egemen olacaktır.

Diğer mahlûkattan farklı olarak iyi ve kötü arasında tercih yapma melekesi ile yaratılmış kainatın değerlisi insan, kendi iradesi ile batılı terk edip Hak yolunu seçecek ve müjdelere erecektir.

İslam’ın, ilahi adaletin, tevhidin maksadı budur.

İnsanın yaratılışı, Peygamberlerin, kutsal kitapların insanlığa gönderilişi hep bu gayeye varmak içindir.

Oysa….bugün dinin nihai şekli olan İslamiyet kanlı gözyaşları dökmekte, Müslüman toplumlar birlik olmaktan uzak, şeytan oyuncağı olarak ellerde, yerlerde sürüklenmektedir. Aldanmış sözde Müslüman kitleler nefis ve İblis oyunları ile her geçen gün hakikatten uzaklaşır haldedir.

İslam’ın bugününe bakıp doğru cevabı arayan aldanmış zamane insanı doğrulardan uzak yaşamaya mahkûm edilmiş, hurafelerin kucağına atılmış, münafıkların telkinlerine ve diğer dinlerin düşmanlığına mahkûm edilmiş ve kendisini tanıyamaz hale getirilmiş durumdadır.

Silkelenip kendisine gelmek için de en küçük bir gayret göstermeye mecali yoktur çünkü imanı zayıflamış tıpkı kâfirler gibi Allah’tan ümidini kesmiştir.

Dökülen kanlar, savaşlar, geri kalmışlıklar, açlık ve sefaletler kucağındaki günümüz İslam’ı cahiliye dönemi Arap toplumundan daha inançsız bir halde yokluğa sürüklenmektedir.

Bugün hidayet rehberleri olan Kur’an ve Peygamber sünnetleri unutulmuş, manası gizlenmiş, İslam’ın güzel ahlakı cezalandırılmış haldedir. Dünyevi çıkar ve arzular uğruna bedenler manasız ve akılsız bir halde ateşe üşüşen pervane böcekleri gibi uçuruma doğru koşmaktadır. İnsanları yanlıştan çevirmekle görevli kimselerin de bu yokluğa sürüklenişe seyirci kalması kötü akıbeti hızlandırmaktadır.

Kullar; kendilerini gömdükleri Arapça bataklığında Kur’an’dan nasip alamamanın cezasını çekmekte, hidayet nuru Kur’an’dan hakikati öğrenmek yerine dinlerini münafık ve yarım akıllıların söylediği kadarıyla yaşamaya gayret etmektedir.

Temizlenemeyen kalplerin, akıllanmayan kafaların ve düzelmeyen amellerin sonucu muhakkak sefalet olacaktır ve öyle olmaktadır.

Para, makam, şehvet, çıkar ekseninde kenetlenmiş fani kullar dünya oyuncaklarına dalmış ve aldanmış haldeyken kurtuluş mümkün müdür?

Esasları bilinmeyen İslam temiz yaşanabilir ve dünyaya egemen olabilir mi?

İşte bugün İslam bu yüzden kanlı gözyaşı dökmekte, Peygamberimiz, Sıddıklar ve şehitlerimiz intizar etmektedir. Yüce Allah’ın azap ve helaki muhakkaktır ve Müslümanlar bir an önce gözlerini Hak yoluna döndürmedikçe de gazap kaçınılmaz olacaktır ve bu kez azap sadece kâfirlere dokunmakla kalmayacaktır.

Mü’min ve Müslüman arasındaki fark kalpten inanmak veya inanmamak şeklindedir. Her mü’min Müslümandır ama her Müslüman mü’min değildir. İslamiyet’e layık olanlar, İslamiyet sancağını taşıyacak ve Makam-ı Mahmud’da Peygamber şefaatine mazhar olacaklar işte kalben iman edip yaşayan bu mü’minlerdir.

İmanını dile getiremeyen, bu imanla yaşayamayan, birilerinin korkusu veya sevgisi ile şirke batan ve hatta diliyle iman üzerine yalan söyleyen münafıklar ise ebedi cezaya maruz kalacaktır.

Mü’minlerden oluşan toplum refaha erer, müşriklerin ve münafıkların kol gezdiği sözde Müslüman toplumlar rezil ve rüsva olur.

Müslüman kimlikli toplumların bugünkü sefaletinin sebebi işte bu ikinci maddedir. Çünkü Medine’de ismen bilinen münafıklar bugün o kadar çoğalmış ve sinsileşmiştir ki mü’minler onları ayırt edememekte ve onlar tarafından yönlendirilebilmektedir.

Yahudi, Hristiyan, Mecusi, kafir veya münafıklar tarafından üzengileri çekilen Müslüman bir toplumun doğru istikamette yürümesi mümkün müdür? Kendi dinini tanıyıp sahip çıkamayan Müslüman toplum iman esaslarını gayri Müslimlerden öğrenebilir mi? Kur’an’ı kendi diliyle okuyup anlamayan bir toplum Kur’an’ın hidayet nurundan nasibini alabilir mi?

Kur’an’ı inkâr eden bir toplum Müslüman olabilir, dinini tanıyıp yaşayabilir ve ahirette şefaate mazhar olabilir mi?

Cahil, kandırılmış Müslüman toplumlara arası kan, gözyaşı ve savaşlar biter mi?

Cihad adına terör estirenler, Müslüman kanı dökerken Allah diye bağıranlar, diğer mezhepleri Müslüman saymayanlar, kadınları itip kakanlar, zulmedip hak yiyenler, faiz ve fuhuş batağında kol gezenler, haram helal demeyenler, hırsızlar, ahlaksızlar, zorbalıkla bir şeyler elde edenler barış ve huzura katkı sağlayabilir mi?

Ölçüde tartıda hile yapanlar, devlet ve kamu malını zapt edenler, fakirin ekmeğiyle, toplumun sağlığıyla oynayanlar, tefecilikle zengin olup, fuhuşu yaygınlaştıranlar, yetim malına göz koyanlar, yeryüzünde bozgunculuk yapanlardan ibaret bir toplum ve bu köhne, batıl, sömürücü, adil olmayan sisteme kul olanlar İslam’a katkı sağlayabilir mi?

Ahirette; nur ile aydınlanmış vaziyette mezarlardan kalkıp huzura toplanacak, hesap ve mizanı, sırat-ı mustakim’i zarar görmeden geçecek, şefaat ile hafifleyecek, Peygamberimizin pınarı ve sancağı altında toplanacak, ilahi ve tekbirlerle cennete yürüyecek ümmet Mü’min ve mü’minlerden oluşan toplumlardır.

İster Arap ister beyaz, ister kadın ister erkek, ister kısa ister uzun, ister zengin ister fakir olsun insan bir kuldur. Allah kullarını kendisini bilmeleri, ibadet, dua, şükür ve zikir etmeleri için yaratmıştır.

Mü’min kullar fani dünyadan sonraki yaşamda refaha erecek mutlu kullardır ve saadete erecek olanlar da onlardır.

Sessiz kalan, çareyi zalime sığınmakta arayan, haksızlığa ses etmeyen, Allah’ın sınırlarına riayet etmeyen, dinini tanıyıp gereğini yerine getirmeyen, imanına sahip çıkamayanlar ise üzülecektir.

İslam bugün gözyaşı dökerken kulların iki seçeneği vardır.

Herkes bir taraf seçmek zorundadır.

Müslüman toplumlar doğru tarafta toplanmadıkça da İslam’ın kanlı gözyaşları akmaya devam edecek ve bundan herkes sorumlu olacaktır.

İman edip salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah, iyilik edenleri sever.(Maide 5/93)

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam düşmanları

İslamın düşmanları

İslamın düşmanları Dünya üzerindeki meselelere bakıldığında ortak payda nedir? diye sorulsa cevaplar farklı ama bir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir