Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / İslam’ın hayal tacirleri
imanilmihali.com
İslamın hayal tacirleri

İslam’ın hayal tacirleri

İslam’ın hayal tacirleri ile kastımız

İslamın hayal tacirleri ile kastımız, din dışı bir şekilde, çıkar ve menfaat uğruna kitleleri Allah ile aldatan şeytan kırmalarıdır.

Sözlükte; umut taciri, insanların elde edemeyecekleri hayallerini sömürerek kendilerine bu hayalleri vadeden ve karşılıgında paralarını aldıktan sonra daha berbat bir yaşam hediye edenlere verilen isim ve hayal taciri, insanların hayallerini, ideallerini suistimal ederek onları kandırarak ellerindekini alan özel veya tüzel kişiliktir.

Yani umut ve hayal taciri yaklaşık eş anlamlıdır. Her ikisinde de sahte bir hayal veya umut, ödenen bir bedel ve karşılığında alınan kocaman bir sıfır vardır.

Hayatın beşeri yönünde sıkça rastlanan bu soyma ve aldatma işi din içinde de maalesef çoğu zaman karşılık bulur ve birileri din adına aldatırken servetler kazanır ve diğerleri sömürülen, kaybeden ve bedel ödeyen olur. Karşılık olarak alınan ise aslında kocaman bir hiçliktir.

Cennet tapusu satanlar, şefaat ve şifa vaadedenler, Allah ile kul arasında aracı olmayı teklif edenlerin durumu ve bunlara kananların durumu da tam olarak budur.

Din içinde hayal satanlar

Hayal pazarlayanlar çoğu zaman kandıracakları zavallıların ayağına kadar gelir ve gülen yüzle aldatırlar. Yine kul hayalini satın almak için kendi ayağıyla da bunlara ve buralara giderse tarif de bir değişiklik olmaz. Ticaret aynıdır.

Belli bir gruba, dini sınıfa, tarikata, hizbe taraf veya kayıt olarak, belli bir kimliğe bedel ödeyerek dahil olanların satın aldıkları şeyin ilahi karşılığı işte bu kocaman hayaldir ve hayal gerçekle uzaktan bile akraba değildir.

Hayal satanlar, boş umut vaadedenler kandırdıkları sayesinde nemalanır ve servet içinde yaşarken, hayal için bedel ödeyenler o hayale asla ulaşamayacakları ve verdikleri bedel heba olduğu halde, ilaveten bir de kanmanın ve aldanmanın cürümü ile muhatap olurlar.

Yani suç sadece hayali pazarlayarak satanın değil aynı zamanda kolay yoldan hak etmediği akibeti kurtarma peşindeki kananlarındır da. Yani cennet için hayal tacirlerine ödeme yapanların alacağı şey sadece cenneti kaybetmek değil ama aynı zamanda cehennemi satın almaktır.

Çünkü Kur’an hayal değil gerçek, rüya veya rivayet değil hakikattir. Şeffattır, adildir, basit ve anlaşılırdır. Son söz ve hüküm her zaman Yüce Allah’a ait olmak üzere, Kur’an yaklaşık olarak kimlerin nereye gideceğini açıkça anlatan bir nimettir ve bunun değişmesi iki yolla olur. Ya kul hareketlerine Kur’ani disiplin verecek ya Yüce Allah’ın şefaatine mazhar olacaktır. Bu iki yol dışında çıkış ve kurtuluş yoktur. Hele birileri, bir varlık grubu, bir sosyal veya dini yapılanma, daha da ileri gidersek Muazzez Peygamberimiz bile kulu kurtaramaz ki Peygamberimiz kendi kızını bile kurtaramayacağını defaten ifade etmiştir.

Hal böyleyken kurtuluş sadece Kur’an anahtarı ile mümkündür ve bu hayal değil gerçektir.

Dinde hayal ancak Kur’an ile gelir

Dinde umut ve hayal pazarlayanların, kıyafeti, cinsi, yaşı, milliyeti, hizbi ne olursa olsun tamamı yaratılmıştır, güçsüzdür, batıl ve yalandır, aldatandır.

Aldatmayan, vaadinden dönmeyen ise sadece Yüce Allah’tır ve o iman eden, salih amel işleyen, kendi yolundan ayrılmayanlara cennetini müjdelemiştir.

Şeytan ise türlü vaadlerle kandıran, hakikat anlaşılınca vaadinden cayan, kandırdıklarına “kanmasaydınız” diyendir. O halde hayal veya umut tacirleri ile şeytan (lık) arasında sıkı bir bağ vardır ve şerre hizmet eden bu grubun hayra vesile olması da beklenemez.

Kanmamak için aklı kullanmak, kalbe kulak vermek ve Kur’an’ı anlamak lazım gelir ki ötesi imana sahip olmak ve nefsi temizleyebilmektir. En büyük ticaret ve anlaşma bu nedenle Yüce Allah ile yapılandır ve kul Yüce Allah’a fıtratta verdiği sözü yerine getirirse şeytanlardan da imanı sayesinde kurtulur, ahdine bağlı kalarak cehennem ateşlerinden de.

Çünkü Allah ahdinden dönmeyen, vaadinden caymayandır. O hayal değil hakikat vaadeder ve hakikat gerçekleşecek olandır.

Adak ağaçlarına bağlanan çaputlarla, türbe ve mezarlarla, sakal kılları veya büyülerle, anlamsız muskalar veya arapça üfürüklerle cennetleri vaad edenler bu yüzden Allah dostu değildir. Batıla hizmet eden, hakikatten ziyade hayali yeğ tutan bu kandırıcıların bu nedenle kurtuluşa hizmet etmesi de, kabir sorgusunun arapça olacağını, arap olmayanın cennete giremeyeceğini dillendiren bu şeytanların dine hizmet etmesi de mümkün değildir.

Müşriklik illeti

Dinin en büyük yasaklarından olan büyüyü, yalanı, cinlerden medet ummayı, gayba dair üfürmeleri bir çırpıda ve kandırmak için alet edenlerin zaten hak ile olan iritbatı da muhakkak zayıftır.

Bunlara rağmen görünen tabloda kullar gruplar halinde kurtuluş umuduyla çoğu zaman kendi ayaklarıyla aracı ve şefaatçilere giderler. Şirk içinde müşrikleştiklerinin farkında dahi olmayan ve Allah’ın dinini böldüğünün farkında bile olmayan bu gruplar o sözde din sınıfındaki kişinin helal ve haramlarına aynen uyarlar ve Kur’an emirlerini sorgulamazlar. Dahası o kapıdan giremeyen Kur’an yerine, sayısız mişnaya teslim olurlar ve din Hak din olmaktan çıkar, bir zümrenin kendi dini oluverir. Oraya dahil olan kul ise İslam’dan çıkmış ve o yeni-beşeri dine tabi olmuş olur.

Grup değil kişi veya sınıf olursa da değişen bir şey yoktur. Başkalarının hak etmediği halde üzerine çıkmak veya daha fazla kazanım elde etmek için sarf edilen her türlü haksız kazanç ve beklenti helal değildir. Çünkü hak doğru ve dürüst olandır. Bir şey hak değilse yanlıştır, başkasına aittir ve hak yemek en büyük günahlardandır. Buna rağmen birileri haksızlığa göz yumar veya bizzat haksızlık yaratır ve kişi o haksızlıktan kazanç elde ederse de hem sağlayan hem faydalanan zarardadır ve zarar bu kadarla da kalmaz, mağdurun hakkı iade edilene kadar da cereme devam eder.

Helalleşme haktır, yaşanacaktır

Ahiretteki helalleşme sahfasını pek çok insan diliyle telaffuz eder, kalbiyle inanmak istemez ama bu hakikattir ve haklar sahibine teslim edilmeden ahiret sorgusu bitmeyecektir.

Diğer taraftan şefaat tümden, mutlaka ve sadece Allah’a aittir ki şefaate mazhar olabilmenin ilk şartı “Allah’ın rızasına mazhar olabilmektir.” Ayetin işaretiyle Allah’ın razı olmadığı kula kimseler şefaat edemez ve bu yüzden kurtuluş herkesin kendi eliyledir.

Kul, gerçek, doğru ve olması gereken hayatı yaşayacak, elinden geleni samimiyetle yapacak ve gerisini Yüce Allah’ın rahmetine bırakacaktır. Görüldüğü gibi bu izahta boş hayal veya boş umuda yer yoktur.

Umut her zaman vardır lakin umudu veren, umudu müjdeleyen de Yüce Allah’tır. Bu yüzden sadece kafirler Allah’tan umut keser. Sadece inanmayanların ahiret hayali yoktur. İnananlar içinse hayal edilebilen cennetler inşallah gerçek olacaktır. Yani hak olarak umut ve hayal edilenelr gerekli şartlar oluştuğunda hayata geçecektir.

Umut yaşamın destekçisi, gücüdür. Hayal geleceğin rüyası, olmak istenen yer, durumdur. Bunlar ilahi ve hak anlamda kullanıldığında ki gıpta bu kelimedendir gayet normaldir ve yasak değil aksine teşvik edilendir. Yasaklanan ve günaha iten boş hayal ve umutlar, bu yalanları vaadedenlerdir.

Hayal etmek ve umut etmek doğal ve güzeldir ama bunu sadece Allah’tan beklemek, çalışarak temenni etmek, hak ederek kazanmaktır. Emeksiz, haksız, Allah’tan başka birilerinden beklenen tüm kazanımlara ait umut ve hayaller gerçekleşse bile haramdır, batıldır, şerdir. Çünkü hakka uygun değildir, olmaması gerekendir.

Ortadaki bu yanlışlık da telafisi zor imkansızlıklara yol açar ve sahte hayal ve umut gerçekleşse bile bedeli ama bu dünyada ama ahirette mutlaka ödenir.

Dua ve umut sadece Allah’adır

Dua nasıl sadece Yüce Allah’a yapılırsa umut etmek de sadece Allah’a yapılır. Başkalarından umut edenler nimeti, rızkı, medeti birilerinden veya bazı varlıklardan bekliyor demektir ki bu zaten şirk tanımı kapsamındadır.

Hayal tacirlerine dahil olarak, kanarak para veya bedel ödeyenler sadece hatalarından dolayı da suçlanmayacak ama aynı zamanda o güçlenen yapılanmanın dinde verdiği zarar nispetinde de mesul olacaklardır. Dahası o güçlenen grubun sonraları vereceği zarardan da, başkalarına vereceği eziyetlerden de, bu sayede hakkı yenen diğerlerinin mağduriyetinden de sorumlu olacaklardır.

Zincirleme giden bu hatalar kitlesine bulaşmamak en lazım olandır ki kurtuluş her zaman Kur’an’da, umut ve müjde daima Allah’tadır.

İslam, kişiler değil İLKELER dinidir. Peygamberimiz bu nedenle kendisinin (kaldı ki diğer kişilerin) asla aşırı yüceltilerek ilahlaştırılmamasını emretmiş, hristiyan ve yahudilerin bu nedenle bu halde olduğunu izah etmiş, mezarlardan medet ummayı yasaklamış, sadece Allah’a kulluğu nasihat etmiştir.

Kur’an ve Peygamberimizin hayatı okunacak ve anlaşılacak olursa zaten hakikat gün gibi ortaya çıkacaktır.

İslamın hayal tacirleri o gün kaçacak yer arayacak ama bulamayacaktır.

Özetle;

Hayal ve umut vaadedenler, Hak’ka ve hakka riayetsiz, samimiyetsiz, yanlış kimse veya gruplardır. Şah damarından yakın olan Allah herşeyi bilen ve duyandır. O, medeti, rızkı, şifayı, nimeti verendir. Tek’tir, Yüce’dir, emsalsiz ve ortaksız olandır.

Buna rağmen hayal ve umut vaadedenler ile bu vaatlere kananlar İslam’a aykırı düşmüş olur ki küfür bunun en hafif derecesidir.

Kandıranların riya ve gösteriş tarafları şirke, döneklik halleri de münafıklara benzemekle ayrıca bir ziyan meselesidir ki kananlar buna paye vererek de suça bir kat daha ortak olurlar.

Din simsarlarının bu hallerine destek verenlerin vebali sadece kendileri ile sınırlı da kalmaz, o simsarların sonraları ve başkalarına da verdiği zarardan mesul olmaya devam ederler.

Hak ve hakikat olan ise Yüce Allah’ın vaadidir ve Allah vaadinden caymaz. İman eden, kullukta, hayır ve hasenatta, salih amelde yarışanları, iyi ve güzele hizmeti gaye edinenleri, Kur’an’a sarılanları, kendisi yolunda mücadele edenleri, kedi düşmanlarına düşman olabilenleri cennetlerle müjdeleyen Yüce Allah şefaatin de, kudret ve hükmün de tek ve gerçek sahibidir.

Bu nedenle kul hayali ve umudu da Allah’a yönlendirmeli, aracı, şefaatçi, kurtarıcı gibi yalanlara kulaklarını tıkamalıdır.

Tevbeye davet

İnsanları rızası dışında kandırarak, paralarını, evlerini, bilinçlerini, ruhlarını baskı ve zorlama ile satın alanlar için şefaat ve kurtuluş çok uzak bir ihtimaldir. Zorlanan, baskılanan, taciz ve hatta şiddetle kandırlmaya mahkum edilenler içinse tek bir kurtuluş vardır ve o da bir an önce oradan kaçmak ve tevbe etmektir.

Yanlışa rıza devam ettiği veya o batıliyeti terke cesaret edilemediği sürece mesuliyette devam edecektir. Baskıyla girmek zorunda olunansa bile o hizipte, zorlama olmadığı halde durmaya devam edenlerin durumu da keyfiyle girenler gibidir. Gerekirse kurtulmak ve sıyrılmak için canını bedel olarak ödemeye rıza gösteremeyenlerin, bu can ve makam korkusuyla o yanlışa tutunmakta olanların hali acınasıdır.

İnsan nefsine, şeytana, dünya malına uyarak hata eder. Kimse melek değildir. Sorun nefsi terbiye etmeye çalışmakta, imanı muhafazaya çalışmaktadır. İmanı veren, nefisleri temizleyen sadece Allah’tır ama kulun gayreti ve niyeti de inşallah ödüllendirilecek olandır. Yani Yüce Allah, kalpleri de bildiğinden, amellerimize de has ve güzel niyetlerimize de inşallah misliyle sevap yazacak olandır. Şerre niyet edildiğinde o kötülük gerçekleşmez ise günah yazılmaz diye umarız ama hem niyet ve hem de amel kötü olursa akibetler kararır.

İyi niyetle kötülüğe bilmeden imza atmak (yani aracılara farkında olmadan taraf veya alet olmak) ise aklı inkar, kalbi ve Kur’an’ı inkardır ki acilen bu hatadan dönmek, tevbe etmek lazım gelir.

Yanlış insanlar için, Allah’ın rahmeti eseri olan tevbe herkes içindir. Hatayı bir an önce idrak edip terk etmek geçmiş günahları inşallah silecektir.

Tevbe, yalandan değil kalptendir. Tevbeden sonra o günaha yeniden tamah edenlerin hali ise haraptır. Allah, tevvabdır, tevbeleri çokça kabul edendir.

Zaten umudu ve hayali hak olarak sunan, affı mümkün kılan Yüce Allah’ın bu tevbe rahmeti değil midir? Bu rahmet kafiri bile zamanı gelince cehennemden çıkartacak güç değil midir? Yine bu rahmete rağmen müşriği cehennemden asla çıkarmayacak olan azabın sahibi Yüce Allah değil midir?

Sözün özü

O halde umut ve hayal sadece Allah’ın verdiği hak olandır. Diğer tacir ve simsarların sattıkları şey ise din değil dinsizliktir.

Allah ile aldatanların akibeti nasıl karanlıksa, aldananların durumu da aynıdır.

Büyü ile karı kocanın arasını açarak dul kadınlara sarkanların, erkek çocuklara tecavüz edenlerin, şifa (!) dağıtanların, ilah gibi rızık ve nafaka verenlerin, cennetin arsalarını parselleyenlerin, gaybdan haber getirdiğini iddia edenlerin yalan ve haksızlıkları elbet anlaşılacaktır. O zamana dek dik durmak lazım gelendir.

Rabbim, bizleri Allah ve Kur’an yolundan ayırmasın.

Rabbim bizleri aldatıcının şerrinden muhafaza eylesin.

Rabbim nefislerimizi temizlesin, bizlere iman versin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri (YAZIMIZI Sadece ve daima Allah diyebilen, Kur’an dışı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 + 1 =