Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam’ın kaderi mü’minler elindedir
imanilmihali.com
İslam’ın kaderi mü’minler elindedir

İslam’ın kaderi mü’minler elindedir

İslam’ın kaderi mü’minler elindedir

Yüce Allah insanı yarattı, dünyaya varis kıldı. Kitapları ve elçileri ile sürekli doğru yola kılavuzlamayı diledi. İstedi ki kulları kendi rızasıyla O’nu tanısın, saygı duysun, şükretsin. İnsan, meleklerin de dediği gibi bahşedilen sayısız rızıklarla şımardı, büyüklendi.

İnsan aydınlıklardan karanlıklara kaydı her seferinde. Kapkara cahillik, nankörlük ve aymazlıklar içinde lanetlenmeye ramak kalmışken, Rabbim yeni bir şans verdi. Sonra insan yine azdı, Rabbim yine şans verdi. O, o kadar büyük rahmet, sabır ve sevgi manzumesiydi ki çok sevdiği insana kıyıp, dünyayı yerle bir etmedi.

İstedi ki insanların çoğu Allah yoluna dönsün de bilmedikleri kıyamet koptuğunda daha fazla insanı alsın cennetlerine. İstedi ki ahlak, iyilik, güzellikler hakim olsun dünyaya da insan cennetleri daha bu dünyadayken yaşasın.

İnsan her seferinde nankörlük ve cahillik edip nefsine, şeytana yenildi. İnsan üç kuruş dünya malı, iki koltuk, bir avuç para için kendisine tüm öğretilen ve tavsiye edilenleri elinin tersiyle itti, vaadedilen cennetler yerine loş, uyuşturucu kokulu ahlaksız geceleri, menfaat için cana kast etmeleri, arsız, hayasız yaşamayı tercih etti.

Peygamberimizin risâlet öncesi yaşadığı o karanlık zamanlar işte böyle zamanlardandı.

O, bu pisliğin, batılın, yanlışın arasında temiz kalabilmiş bir kardelen çiçeği gibiydi. Yalnız değildi elbet, kendisi gibi birkaç kişi daha vardı. Ama sistem ve toplum cahil ve utanmazlarca güdülüyor, ahlak ve bilgi geri plana itiliyordu. Bu yıllar, dünyanın cahil yıllarının misalidir.

Sonra Rabbimizin lütfu geldi ve risâlet görevi başladı. İslam bir anda yayılıverdi gönüllere lakin çoğu yine inkâra devam etti. Kaybettiği menfaatlerini geri almak, çıkarlarının devamını sağlamak için yollar aradı zalimlerin zengin ve güçlü olanları.

İman kardeşliğine sarılanlar Peygambere kenetlendikçe, imana karşı küfür cephesini savunanlar Mekke hayatını cehenneme çevirdiler. İman, Mekke’yi terk edip Medine’ye göç etmek zorunda kaldı.

Dünyanın şu anki durumunun misali de budur. Azınlık imanı, çoğunluğu iblisi tercihe eder, imanını hür şekilde yaşayamayanlar göç etmek mecburiyetinde kalır. Dünya imanlılara dar gelir. Dünya temiz kalmak isteyenlere yaşama şansı vermez. Dünya insan eli pislikleri o kadar dört yana yaymıştır ki, temiz ve duru kalmak için ıssızlara çekilmek gereği vardır.

Medine yılları İslam’ın nefes aldığı, İslam’ın ağaç olmadan önceki çelimsiz fidan yıllarıdır. Burada Rabbimizin bahşettiği kardeşlik, yardımlaşma ve paylaşma gübresi ile İslam o denli hızlı büyümüştür ki İslam yaklaşık on yılda dev bir çınar olmuştur. Bu güzellik yılları savaşlara, açlıklara, acılara sahne olmuşsa da İslam ayaklarının üzerinde duru hale gelmiştir. Büyük aşklar ve davaların kaderi gereği kan ve gözyaşı olmadan sonsuz mutluluklar ve büyük efsaneler yaşanamaz. Belki böylesi daha kalıcı olması için gereklidir bile.

İşte Medine yılları İslam’ın asrı saadet yıllarının misalidir.

Mekke’ye dönüş, veda ve Peygamberin ahirete intikali İslam’ın tamamlanması, artık sözlerin ve ilkelerin tamamlandığı manasınadır.

Bundan önceki peygamberlere verilen sayısız mucizeler yerine, Peygamberimize bahşedilen tek mucize Kur’an’dır. Yüce Allah dilemiştir ki insanlar “bu büyüdür” diyemesin, dilemiştir ki en büyük mucizeleri de verse bir zaman sonra unutulacağından tek ve en büyük mucizesi kalıcı olsun. Dilemiştir ki Peygamberi bir an önce cennetime alayım da insanlar Kur’an’la başbaşa kalıp, bir an önce Kur’an’ı rehber edinmeye başlasın.

İnsan zalim, nankör ve cahildir. İslam’ı anlamadığı, Peygamberi sevmeyi başaramadığı için layığıyla Müslümanlığı da becerememiştir. Müslüman olmayı bir ayrıcalık görecek kadar cahil, Müslüman olarak Allah’a değil, kendisine iyilik yaptığının farkında olmayacak kadar gururlu, dünyanın geçici olduğunu unutacak kadar bilgisizdir.

İslamın özellikle dört halifeden sonraki yılları ise Peygambersiz, Kur’an’sız geçen haşin zamanlardır ve Kur’an’dan bihaber insanların cehalete geri döndürülme sürecidir. Rabbimiz “Şimdi biz Peygamberi öldürürsek, cehalete geri mi döneceksiniz?” sorusunu boşuna sormamıştır.

O bilir ki insanların çoğu Kur’an’ı, vefatından sonra Peygamberin yerine koyamamış, İslam’ı Kur’an yerine rivayetlere dayamış ve batıla geri dönmüştür. İşte bu dönüş dünya milletlerinin ve insanlığın yeniden karanlık zamanlara geri dönüşüdür.

Cahiliye Arabından daha karanlık zamanlar yaşıyoruz. Onlar önlerinde Kur’an yokken batıla, büyücüye, Yahudilere, atalarına, geleneklerine uygun sapıklık sergiledikleri için belki affedileceklerdir.

AMA KUR’AN İLE ONURLANDIRILMIŞ İSLAM ÜMMETİ VE ŞAHSINDA TÜM İNSANLIK KUR’AN’A RAĞMEN SERGİLEDİĞİ ONURSUZLUK VE İSYAN İÇİN ÇOK AĞIR CEZALANDIRILACAKTIR.

Peygamberimizin hayatı dünya hayatının ve insanlık tarihinin bu yüzden aynasıdır.

Önce karanlıklar, sonra İslam nuru ile aydınlanma, sonra yeniden İslam’ı terk ve karanlıklara mahkûmiyet. En son yine Rabbimizin nurunu tamamlaması. Bu son safhaya kimler erişir, ne zamandır bilemeyiz. Lakin biliriz ki nur kazanacak ve batıl yok olacaktır.

Şimdi ikinci karanlıkları yaşıyoruz insanlık olarak. Kur’an’sız, İslam’sız, Peygambersiz vaziyette.

Her gün daha çok kötü doğuyor, her gün ahlak zayıflıyor, İslam her gün kan kaybediyor.

Bizler sessiz kalıp, izliyoruz. İmanımızın gereğini yapmayarak aslında dine ihanet ediyoruz. Rabbimizden değil, kuldan utanıyor, ahireti bırakıp dünya derdine düşüyoruz.

Bizi ahiretsiz yaşama alıştıran nedir? Bizi Kur’an’dan alıkoyan nedir? Bizi ahlaksız yaşama razı eden kimdir? Bizi Peygamberin örnek ahlakından ahlaksızlıkların en karanlığına sevk eden nedir? Bizi imandan, irfandan, hidayetten mahrum eden nedir? Kabe’ye düşen yıldırımlar nedendir? Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırılara sessiz kalmalar nedendir? Kur’an’ı bir kere anladığı dilde okumadan, yalan yanlış Arapça bir iki kelime öğrenip dini anladım sanan zavallıların gafleti nedendir?

Cahiliye döneminin çok daha fazlasını yaşadığımız şu günler bir daha asla bizi yeniden düzeltecek – hak yoluna sokacak bir Peygamber gelmeyeceği için daha çetin günlerdir. Elimizdekiyle yetinmek, dinin aslına dönmek, Kur’an ve Peygamber sarılmak zamanıdır.

İslam’ın tarihi dünya tarihidir. Peygamberimizin hayatı ve İslam daveti dünya tarihinin misalidir.

İnsanlık aydınlık günler için İslam’a, Kur’an’a, Peygambere geri dönmek mecburiyetindedir.

Çok yakın zamanda saldırıya geçecek siyon yılanının zehriyle mü’min kalpler şeytanlaşacak, bir sabah herkes Yahudileşmiş olarak uyanacaktır. Bu terörün, bu savaşların, bu zulümlerin perde arkası, gerçeği, maksadı, finansörü işte bu gayedir.

İslam nasıl bir tehdit altında olduğunu anlayamayacak kadar gaflet içindedir. İnsanlık dinsizliğe mahkum edilmek üzere olduğunu anlamaz haldedir. Müslümanlar kendilerine dokunmayan yılan bin yıl yaşasın hevesindedir. Tevhid, kendisini savunamayanların elinde aciz vaziyettedir.

Kurtuluş, hidayet ve esenlik Allah yolunda, Kur’an yolunda, Peygamber yolunda yürümek, başkaca yol ve yöntemleri reddetmektir.

İnsanlığın geleceği Peygamberin hayatında gizlidir. Karanlıklardan kurtulmak isteyen İslam’a girmek, imansız yaşayıp ölmek isteyenler Kur’an’ı görmezden gelmek durumundadır. Bu uğurda yaşanacak savaşlar sadece kılıçla topla olmayacak, bilgi ile, ikna ile de gerçekleşecektir. Savaş elbet kaçınılmaz olarak yaşanacaktır ki Peygamberimizin savaşları gibi Hak dostu olanlar ve olmayanlar belli olsun, lafa bakılmadan canını ortaya koyan ve koymayan gönlünden iman eden ve etmeyenler belirlensin.

İmansızlar, münafıklar, kafirler elbet ölmemek adına cihaddan kaçacak, bir gün daha fazla yaşamak için servetini bağışlayacaktır. Ama kazananlar ahirete kavuşmayı dileyen, ölümden sonrasına inanan, Rabbinin rızasına mazhar olmayı dileyen kullar olacaktır.

İman uğruna ölmeyi göze alamayanlar ise bu dünyada köpek gibi yaşayacak, ahirette de inşallah köpek muamelesi görecektir.

Mü’min hayata Peygamberin hayatı penceresinden bakmalıdır. O zaman Peygamberin çektiği zorlukları daha iyi anlayacak, verilen mücadelenin hiç uğruna olmadığını idrak edecek, kendisine çeki düzen verecektir. Peygamber insanları ateşlerden uzaklaşmaya davet etmiş, servet sahibi olmayı, dünyalık hiçbir şeyi dilememiştir. Bu yaşam tarzı Müslüman için en güzel örnektir.

İslam Peygamberin saçı sakalını taklit etmek, elde tesbih sokaklarda gezmek, tesettür içinde pahalı jeeplerle hava atmak değildir. İslam plakalarla siyaset yapmak, gasp etmek, zorla ikna etmek değildir.

İslam; Peygamber gibi, vahiy bize inmiş gibi, yarın ölecekmişiz gibi yaşamaktır.

İslam’ın kaderi mü’minler elindedir.

Rabbim dilese İslam’ı elbet dokunulmaz kılar. Ancak o diler ki oku kulu isteyerek, ölmeyi göze alarak atsın, o canını Allah yoluna feda ettiğini ispat etsin, kulu Allah rızasına kavuşmak niyetini iyice belli etsin.

İşte Rabbin yardımı o zaman gelecektir. Şimdilerde sakın kimseler Allah yardımını beklemesin. Çünkü ne İslam, ne insanlık Rabbi için ölmeyi henüz göze almamıştır.

Doğrusunu elbet Rabbimiz bilir ama köşe başlarında sabah akşam dua edip, bir sureyi yüzlerce defa okuyarak cihad edilmez. (Hiç cihad edenle hacılara su dağıtanlar bir olur mu?) Cihad uyanmakla, aydınlanmakla, Kur’an’a dönmekle, düşmanları fark etmekle, düşmana sesini yükseltmekle olur.

Ancak bunlar yapılırsa Rabbimizin yardımı gelecek ve İslam nuru ancak ondan sonradır ki tamamlanacaktır.

Rabbim İslam’ı yere egemen kılsın.
Rabbim kullarına bir an önce İslam uğruna ölmeyi göze alacak kadar iman nasip etsin.

Amin!

İslam’ın kaderi mü’minler elindedir

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir