Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslam’ın kaderi
imanilmihali.com
İslam’ın kaderi

İslam’ın kaderi

İslam’ın kaderi

Kader, fıkıhta ölçü ve nizam olarak anılır, gaybdandır, ezeli ve ebedi gören Allah’ın, irademizle ve sorumluluğu kabul edip niyet ettiklerimize, rıza gösterip izin vermesinden sonra ortaya çıkan/çıkacak halleri bilmesidir. Yine kader başa gelenlerdir ve hayır ve şer Allah’tan, zulüm bizdendir.

Kaderi şöyle tarif etmek mümkündür; iki oyuncu satranç başındadır ve Allah müsabaka veya oyun sonucunu bilendir. lakin oyuncular sonucu bilmez ve daha iyi/akılcı oynayan, daha çok hamleyi tahayyül edebilen kazanır. Yani bilenin kazanması, sonucu Allah bildiği için değil, iyi oynadığı içindir ve kaybeden de, Allah dilediği için değil ama iyi oynamadığı için kaybetmiştir ve Allah onun kaybedeceğini çok önceden bilmektedir.

Konu İslam olunca da tüm fani varlıklar gibi, onunda akibeti Yüce Allah katında elbet malumdur. Allah ayetinde nurunu tamamlayacağını bildirdiğine ve ebedi gören olduğuna göre bize düşen buna inanmaktır.

İslam’ın insansız olması mümkün değildir, çünkü din evvela insan içindir. Böyle olunca da ona tabi olduğu iddiasındaki insanların, satranç oyunu örneğinde olduğu gibi, oyunu ne kadar iyi oynayabildiği, İslam’ın da kaderini etkileyecektir. Yani, müslümanlar İslam’ı ne kadar Kur’ansal yaşayabilirse, İslam o kadar yücelecek, Kur’an’dan uzaklaşırsa, İslam mahzun kalacaktır.

İslam’ın yeryüzünde kaplayacağı alan ve kendisine tabi olan insan sayısı da yine müslümanların tutumuna bağlıdır. Ama burada çok mühim bir nokta vardır ve o da şudur;

İslam ilkeler dinidir, kişiler dini değil.

Yani kişiler elbette İslam’ın tanıtılmasına, örneklendirilmesine, yaşanmasına imkan ve fırsat tanıyacak, yüceltecek veya zarar verecektir ama İslam’ın kendisi, kendi kaderini asla kişilerin eline bırakmayacaktır. İlkeler dini İslam, kişilerle kaim değildir, manalar ve anlamlar manzumesidir.

İslam’a tabi olan kişiler, İslam’ı kişilere terk ettiği anda, din beşerileşir, adileşir ve tanuınmaz hale gelir. Zaman unutmaya, aldatmaya, değiştirmeye, çürütmeye müsaittir. Kişiler, hatta olaylar o zamana, o coğrafyaya mahkum edilirse cılızlaşır ve İslam evrensel anlamını kaybeder. Oysa İslam kıyamete dek bakidir, sondur, tamdır, ilkeler dinidir. Geçmişe ait bir nass, özellik arz etse dahi o ayetin genelliğine mani değildir. Münafıklar için inen bir ayet, o zamanın münafıklarından birisini kast etse de onun genel manası tüm zamanlara bir emirdir.

Din, Allah ile kul arasındadır ve arada kişiler değil anlamlar ve Kur’an ayetleri vardır. Hz. Peygamber dahi arada değildir, olamaz. Olduğu anda din adına hüküm yetkisi Allah’la beraber birilerine de verilmiş olur ki bunun adı şirktir.

Kişiler, halife veya başka sıfatlarla sahte peygamberliğe soyunamaz, şeyhler kendi dinlerini kuramaz, Kur’an üstü tartışmasız kaynak olamaz.

İslam, kendi kaderini mü’minler eliyle belirler ki mü’minler ile Allah arasında aracı veya şefaatçi yoktur. Dinin tüm ilkeleri yaşayan birer ayettir ve din kişilere teslim edilmez, tahakküm altına sokulmaz.

Aksi olursa yani din, kişilerin ellerine teslim edilirse, ortada ne hür irade kalır, ne özgürlük, ne huşu ve muhabbet. Bu durumda kişiler İslam’ı olduğu yerden alır, hiç hoş olmayan ve beklenmedik yerlere götürür, din tanınmaz hale gelir.

Adud Melikler döneminde olduğu gibi din zulüm üretenlere maske olur, has ve temiz özelliği kana bulanır, Peygamber torunlarına varacak vahşet hem de din adına yapılır olur, hurafe ve rivayetler dinleşir, İslam karanlıklara mahkum olur. Müdahale edilmezse dinin kaderi unutulmak ve dışlanmak olur.

Oysa din aracı ve himaye kabul etmez, beşeri ellerin kendisine dokunmasına asla izin vermez, kendisinin tefsirini kendisi yapar ve kullar o hükümlere uymakla mükelleftir.

Kur’an bu nedenle Allah himayesinde, değişmeden asırlardır durmakta, din O’nda yazılı ilkeler ile evrensel ve tartışmasız vaziyette bekasını sağlayabilmektedir. Kişilerin tahakkümüne, zorba alimlere, yalancı hadis üretenlere rağmen din bugün hala tertemiz ve doğru kalabildiyse bunun tek nedeni Kur’an’ın Allah korumasında olmasıdır.

İşte İslam, Kur’an’da yazılı ana ilkeler (emir ve yasaklar) istikametinde hala canlı ve tazedir. İslam bu haliyle kaderini kişilere asla teslim etmez, edilmesine müsaade etmez. Bunun yerine ilkelerinin hayata yansıtılmasını ister ve emreder.

O ilkeler ölümsüzdür, hakikattir, haktır, bakidir. İslam’ın kaderini de onlar belirleyecektir. Ahlak, dürüstlük, namus, şeref, erdem gibi ilkeler insanlık arasında itibar bulduğu sürece din yücelecek, bu güzellikler unutulmaya yüz tuttuğunda İslam mahzun olacaktır.

İslam’ın iyi ve kötü, güzel ve çirkin, ışık ve karanlık arası kurduğu muazzam denge, ölçü ve nizama göredir, matematikseldir. Sebep sonuç ilişkisine dayanır ve ilkeseldir.

Bu dengeyi bozmaya yeltenecek olanlar din düşmanıdır ve fıtrata aykıdır. Kişiler bu dengeyi bozmaya yeltense de muktedir değildir ama çokca zarar verir. İlkeler ise baki ve muhafazalıdır, Kur’an sayesinde dokunulmazdır.

Kişiler olumlu veya olumsuz manada bu nedenle İslam’ın geleceğine, kaderine tesir edemez. Zaten İslam’ın ilkelerinde değişme de yoktur ve değişen sadece insanların ona getirdiği yorumlar ve dine olan alaka derecesidir.

Din değil diyanet (şeriat) değişince de sadece yorumlar değişmiş olur ki bu zaten olması gerekendir. Zamana ve durumlara göre bilim ve aklın gerekleri dinin toplum tarafından yaşanma ve anlaşılma şekline doğrudan temas eder, etmelidir de. lakin ana esaslar asla değişmez ve yorum kabul etmez.

Bu ilkeler değişmeyeceği için de İslam’ın kaderi kıyamete dek dokunulmaz kalmak ve Allah katında da muteber olmaktır.

Kişiler, dini çekiştirmeye, değiştirmeye, başka kaderlere zorlamaya çalışsa da muvaffak olamazlar, olmamalıdırlar.

İslam’ın kaderi, Kur’an gibi haktır, hakikattir, güzeldir. Bozulan insanlar ve yorumlardır. En zalimler dahi müdahale etse de din değişmez olarak kalır ancak yorumlar zehir üretmeye başlar ve bu dinin suçu değildir.

Dine uyduğu iddiasındaki kişiler, birilerinin tahakkümü altına veya onların sözlerine değil ayetlerin işaretine bakmakla mükelleftir çünkü din Kur’an’dadır. Hz. peygamber dahi dini Kur’an’dan öğrenmiştir.

İslam’a tabi olduğunu söyleyenler evvela Kur’an’ı okumak ve anlamakla mükelleftir ki sonrasında o emirlere icabet gerekecektir. Yani Müslüman dünya kişilerin sözlerine değil Allah’ın sözlerine kulak vermeli, tevhid yolunu sözlü bahisler yerine değişmez yazılı ayetlerle aydınlatmalıdır.

Kişilere mahkum edilen İslam’ın kendisi de, ona tabi olanlar da risk altındadır ve cehennem o vaziyette çok yaklaşmış olur. Beşeri müdahaleler sayılabilecek tüm insan eli ve aklı ile yapılan, ekleme veya çıkarma veya değiştirmeler yorumdan öte gitmemeli, dinin özü asla zarar görmemelidir.

Kur’an bu nedenle oku diye başlar dinle diye değil.

Kur’an bu nedenle sayısız yerde öğüt ve örnek olduğundan bahseder ve insanları akıllarını kullanmaya çağırır.

Kur’an bu yüzden koruma altındadır.

İslam bu nedenle son dindir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam “Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir