Anasayfa / BAŞ YAZILAR / İslam’ın yaban otları
imanilmihali.com
İslam'ın yaban otları

İslam’ın yaban otları

İslam’ın yaban otları

Yüce Allah’ın tüm insanlığa bahşettiği, kıyamete kadar baki, insan eli değmemiş dini İslam tertemiz, doğru, geçerli ve Allah katında makbul tek dindir. Bu haliyle İslam, tüm dünyanın barış, huzur, esenlik ve sadece Allah’a teslimiyet merkezli kurtuluşunun da teminatıdır.

Bu din bünyesinde; tevhidi, takvayı, imanı, kardeşliği, özgürlük ve eşitliği, akıl ve kalbi, dünya ve ahireti, doğu ve batıyı, tüm kitap ve peygamberleri barındırır ve Allah İslam’ı bizler için seçerek ve sözlerini Kur’an ile tamamlayarak başkaca kitap ve peygamber göndermeyeceğini buyurmuştur.

O halde İslam, tam, güzel, geçerli, basit, anlaşılır, şüphesiz, çelişkisiz tek din ve inanç manzumesidir. Dünya insanlığının bu dine tabi olup olmaması veya dışarıdan birilerinin İslam’ı müslümanların hareketlerine bakarak kötü olarak nitelemesi sonucu değiştirmez. Çünkü İslam pırıl pırıl parlamakta, güzel yarınları garantilemekteyken bazı insanların onu karalama girişimi o nadide güzelliğin çirkin olduğu anlamına gelmez. Kötü olan din değil o dine tabi olanların yaptığıdır.

Maalesef bu din sayısız din ve inançtan sonra hasıl olduğundan ve pek çok batılı yıktığından içten ve dıştan saldırılara maruz kalmış, daha sahabeler zamanından başlayarak yahudilerin nüfus ve etkisiyle beşerileşmeye başlamıştır. İlahi unsurlara katılmaya çalışılan örfi, yöresel veya zamana ait hususlarla din başkalaşmış, israiliyat ve hristiyan misyonerlerinin gayretleriyle değişik bir hal almıştır.

Tüm bu gayretler tabiki dinin özünü değiştiremez ve değiştirememiştir. Ama bu dine tabi insanlar zamanla dinin buyruklarından uzaklaşıp, birilerinin istediği ve söylediği istikamette başka bir İslam’a tabi olmuşlardır ki bu yeni dinin Kur’an ile alakası yoktur.

Dine bu sonradan sokulan nifakları, cehalet ve art niyetleri, zulüm ve çirkinlikleri yaban otu olarak tanımlamak doğru olacaktır ki dünya denen ahiret tarlasında bu yaban otları güzellikleri örtmekte, verimi azaltmakta, doğru yolların üzerine dikenler gibi abanmaktadır.

Bunların detayına inildiğinde ise ilk sırada muhakkak cehalet vardır ki en başta kulların Kur’an’a mesafeli kalmaları sayılabilir. Okumayan dinleyen, okusa da anlamadığı dille ayetleri okuduğunu sanan teba İslam’dan nasiplenemezken öte yandan birilerine köle olmakta, ayetler yerine birilerinin sözlerine esir kalarak şirke batmaktadır. Bu sayede dinin tüm tevbe, günah, sevap, amel, niyet bahisleri geçersiz kalmakta, hak yerini batıla terk etmektedir.

İkinci sırada muhakkak bu cehaletten istifade eden, körükleyen kesim gelir ki çoğu din adamı kisveli bu insanların bir kısmı sınırlar ve din içinde, diğerleri sınırlar ötesi ve din dışındandır. Ancak bunların muazzam işbirliği şahsi çıkar ve intikam hırsıyla da birleşince zararın hacmi büyümektedir.

Hurafelere inanç, örflere bağlılık, ata kabullerinin yıkılmazlığı, şeytanlara aldanma gibi geleneksel hoşgörüden kaynaklanan ve “karşındakini de kendisi gibi iyi sanma” yüzünden pek çok adet dine girmiş ayetlerle boy ölçüşür hale gelmiştir.

İsrailiyatın ve misyonerlik faaliyetlerinin tüm gayretleri de dini sulandırmaya, ılımlılaştırmaya, diğer dinlerle ortak paydaya getirmeye yönelik olduğundan ayrı birer yabanotudur.

Yönetici, eğitici, düzeltici ve öğretici durumkundakilerin dine mesafeli oluşu, dinde olduğu halde az bilgili oluşu veya tam aksine dini menfi istikamette yönlendirmeye hevesli olmaları ayrı bir yaban otudur.

Din veya diğer ilimlere gönül vermiş alim ve aydınların vebali de azımsanamayacak kadar çoktur ki din dışı alimler dini sosyal bir mesele olarak görmediklerinden hep bu işleri din alimlerine havale etmiş ve bu karanlıklara sebep olmuşlardır. Keza din içindeki alimler de diğer aydınların akla dayalı ilimlerini toptan din dışı ilan edip reddederken dini güdük bırakmışlardır. Sonuçta tüm alimler kötü gidişe müdahale etmeyerek suçlu hale gelmiştir.

Yobaz ve bağnazlardan teşkil dine düşman kitleye gelince bunların kötülüğü saymakla bitmez. Öncelikle bunlar dine baltalarla saldırırken, dini selamete çıkarmaya gayretli insanları da aforoz ederek kurtuluş umutlarını da yok etmişlerdir.

Evliya kültürü ise tartışma üstü tek kişi olan Hz. Peygamberin üzerine sayısız “günahsız, ehil, otorite” belirlemekle Peygamberi bile arka planda bırakmış ve toplum ölülerden medet umar hale gelmiştir. Yine bu kitle sayesinde Kur’an mişnalara yenik düşürülmüş ve hatta okunmamaya başlanmıştır. Oysa “veli” Kur’an terimiyle sadece iman ve takva üzeri olanların adıdır.

Tarikat, cemaat, mezhep türü yapılaşmalar iman kardeşliğini bozarken öte yandan dine sözde farklı yorumlar getirmek hevesiyle başka başka dinlerin doğmasına sebep olmuşlardır. Bu yapılanmalarda tek söz sahibi olan şeyhlerin tartışılmaz söz ve emirleri ise şirke sebep olmuş ve İslam dini yerini şirk dinine teslim etmiştir. Bu yapılanmalara üye olanların hak etmediği halde güzel mevkilere getirilmeleri ise talebi artırmıştır.

Dinin içinde Allah’tan başka ilahlar edinmenin tüm yasaklarına rağmen insanlar kişilere, varlıklara, nefislere, paraya tapar hale getirilerek şirkin kucağına atılmıştır.

Ahiret inanç ve korkusunun yerini almak üzere dünya hayatını ve bedeni ölüm korkusunu ön plana çıkarmaya gayretli Hollywood sineması bunu başarmış ve insanlar Allah’tan veya ahiret hesabından değil ölmekten korkar hale gelmiştir.

Hollywood ayrıca sayısız şeytani filmle kaderi, yaratılışı, dini star oyuncuların marifetiyle tersine çevirmeyi başarmış ve Allah’ın düzenine isyan eden başrol sanatçıları koyun gibi film izleyen seyirciler nezdinde alkışlanır olmuştur.

Çizgi romanlardan, karikatürlere, sanattan spora, ekonomiden siyasete kadar her alanda yabancı odaklı ve para gücüne dayalı girdiler nedeniyle din beşerileşmiş ve dünyevi hal almıştır.

Dinin ilahi bir kurum olmasına rağmen hobileştirme çalışmalarına imza atanlar yine insanlardır ve onlar dini sonradan uydurma zannıyla topluma lanse ederek bir hayli de taraftar toplayabilmiştir.

İslam’ı, Hz. Peygamberi, Kur’an’ı en baştan dışlayan ve yalanlayan vatikanın gayretleri cahil beyinlerde soru işaretlerine yol açmış, sözde (!) medeni dinler arasına İslam katılmamıştır. Bu da özellikle gençler arasında diğer dinlere merak ve hevesi arttırmış ve din değiştirenlere rastlanır olmuştur.

Müslüman olduğu iddiasındaki insanların rezil hallerini İslam’a mal etme gayretleri de maalesef başarılı olmuştur ki bunun başını İslami terör denilen sahte terör çeker. İslam’ın kendisi teröre zinhar müsaade etmezken birkaç maksatlı cahilin tuzak ve komplosuyla İslam’ın adı terör ile birlikte anılır olmuştur.

Toplu iletişim ve haberleşme ağlarının yaygınlaştırılması, yaratılmak istenen menfi algıların çok daha uzak mesafelere ve çok daha kolay ulaşmasını sağlamış, internet ve cep telefonlarıyla yaban otları hızla büyümeye başlamıştır.

Satılık yazarlar (manevi mikroplar) nedeniyle sürekli darbe alan İslam, bu sözde Türk ve Müslüman olan satılık insanlar eliyle katledilmiştir.

Siyasetin dinle maalesef hep içiçe tutulması dine yalan ve aldatmacaları da sokmuş, muhafazakar kesim ağzından Allah kelimesini düşürmeyenleri diğerlerine tercih ederken sorgulamayı ihmal etmiştir.

Ülkeye yakın sınırlar dahilinde cereyan eden gelişmeler ve diğer müslüman ülkelerin halleri, ülke içindeki yaşayan İslam’a da menfi etki etmiş ve Ortadoğu İslam’ı, Anadolu İslam’ına zararlı oklarını salar hale gelmiştir.

Din, Allah’ı sevmek temelindeyken, Allah’tan korkmak temeline kaymış, bu riya ve gösterişi beraberinde getirmiştir ki bunların her ikisi de şirktir.

Dinin arapçaya mahkum edilmesi ve arap saltanat dinciliğine kurban edilmesi elbette tesadüf değildir. Makam koruma sevdasıyla bazı kimselerce sergilenen zararlı haller okuduğunu anlamayan, bilmediği dille yazılı dine tabi olanlarca fark edilememiş, Kur’an sevap kazanma kitabından öte gidememiştir.

Laikliğin dinsizlik ve dinsizliğin laiklik gösterilmesi sayesinde çağdaş ve akıla dayalı medeniyet treni kaçırılmış, matbaa yurda üç yüz yıl sonra girebilmiştir.

Aklın bir kenara konması ve toptan kaderci yaklaşımın topluma egemen olmasıyla başa gelen tüm çirkin haller yazgı kabul edilmiş ve toplum asla itirazı düşünmemiştir.

Toplumun büyüklerine, yaşlılarına, yönetenlere duyduğu sonsuz güven kötüye kullanılarak deformasyon sergilenmiş, inançlar politika malzemesi yapılarak halk kandırılmıştır.

Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren zihniyetin mimarı İsrail’in adı haberlerde hiç geçmediği halde toplum bir kez olsun ateş çemberinin tam ortasındaki bu ülke neden anılmamaktadır diye düşünmekten bile acizdir!

Cemaatleşme, makam elde etme, yönetime el koyma, terör gibi art niyetleri bünyesinde barındıran pek çok zararlı ve şirk kokulu örgüt taraftar toplayabilmiş, kendi halkına silah çekebilecek kadar din dışına çıkabilmiştir.

Medyanın yadsınamaz etkisiyle toplumun nazarından bazı gerçekler saklanarak, bazıları değiştirilerek, bazıları yanlı olarak neşredilerek halka sunulmuş, halk İslam istikametinde eğitilmeye çalışılmamış, günah ve hatalara vurgu yapmaya korkan kanalların suskunluğu halkta o yanlışları makbul görme ve ahlaksızlaşma meyili ortaya çıkarmıştır.

Hortumcuların, kamu malı talancılarının, banka ve ev soyguncularının, tacizci ve tecavüzcülerin, katil ve teröristlerin adalet önünde geç ve az ceza almaları adalete olan inancı azaltmış, kanunlar kişilere has uygulanır hale gelmiştir.

Ticari ahlakta hile, tuzak, kötü mal satışı, pahalı fiyat ekonomisi gibi sayısız mecburiyet ve alışkanlıkla tüccar ve esnaf kesim vergi kaçırır, bozuk mal satar, kazıklar, çek ödemez, yalan söyler hale gelmiştir ki bu sayılanlar sadece küçük ölçekli esnaflar içindir. Daha büyük ölçeklerde kamu malı talanı, ağaç katliamı, hortumlar vb. sayısız günah toplumun gözü önünde işlenmiş, kimseler itiraz etmediği gibi bu doğal karşılanır hale gelmiştir. Çünkü intihar meyili gibi kötülük te bulaşıcıdır ve bulaşmıştır.

Eğitim sisteminden kaynaklanan değişim ve sorunlar eğitilmek ve öğretilmek istenen kesime menfi etki yapmış, çağdaş ilimlerle olan mesafe giderek açılmıştır.

Şekli İslam’ın, Kur’ani İslam’a egemen geldiği bu ahir zamanda peygamber sakalına riayet, Kur’an’a sadakatin önüne geçebilmiş, türbeler, nazar boncukları, adak ağaçları, çember sakallar, kara çarşaflar dinin sembolü ve vazgeçilmezi olmuştur. Bu sayede hurafelerden, israiliyattan ve örflerden kaynaklanan pek çok şey din adına dine girebilmiştir.

Kuşaklar arasında açılmak istenen mesafe gayretleri başarılı olmuş, genç nesil dini hobi gören, başı dünyaya çevrili, paraya tapan bir hale gelmiştir.

Ehliyet ve liyakatin yerini alan sadakat duygusu nedeniyle iş gücü zayıflamış, haksızlık baş göstermiş ve gerileme başlamıştır.

Haram ve helal vurgusunu öne çıkaran İslam bu anlamda yetkiyi sadece Yüce Allah’a vermişken sayısız kişi ve kurum haram belirler hale gelmiştir.

Rahmet Peygamberinin örnek İslam’ına hakaret ve haksızlık olarak ortaya çıkarılan hadis simsarlığı gayretleriyle Kur’an’ın ruhuna aykırı pek çok üretme hadis dine kaynak olabilmiş, sahabelerden yalancı (Yahudi) olanların özel gayretleriyle din adeta tersine çevrilmiştir. Toplum ise farz ve sünnet kavramını hiç sorgulamamış, Allah’ın farzları dururken Peygamberimizin sözde (!) sünnetlerini takip eder hale gelmiştir. Acı olan odur ki rahmet Peygamberi ömrünün tamamını örnek ahlak ve örnek İslam’a adamışken kendisine mal edilen arap kültürü zihniyetli sayısız yalan hadisle kendisi de mağdur hale gelmiştir.

Sahabelerin gereksiz yere abartılması, günahsız sayılması şeklinde oynanan oyunların bir sonraki basamağı olan hadis rivayetleri oyunuyla halk peygambere mal edilen din dışı hadislerle baş başa bırakılmıştır.

Şefaat, aracı, yaklaştırıcı arayışları kulları şeytanın kucağına itmiş, şeytan kullarla alay eder hale gelmiştir.

Tevhidi gözler önüne serip toplumları yıllarca cennet hayalleriyle aldatanlar (Allah ile aldatanlar) asla şirkten bahsetmemiş, toplumu uyarmamış, Yüce Allah’ın asla affetmeyeceği tek suç olan şirk bilinmez kalırken toplumun neredeyse tamamı afsızlığa ve şirke mağlup ve mahkum edilmiştir.

Takva Allah katında bir değer ölçüsü iken insanlar arasında değer ölçüsü yapılarak kullar riya ve gösterişe, şekli İslam’a kurban edilmiştir.

En ciddi meal, tefsir, hutbe, vaazlarda bile, din dersi kitaplarında bile Sırat-ı Mustakim üzeri olan ve olmayanlar arasına kırmızı çizgiler çekilmemiş, kelime ve parantez oyunlarıyla ayetlerin manası kaydırılmış, hırsızlığa ceza olarak verilen el kesme gibi cebri cezalar kelime oyunlarıyla “el çektirme” şekline dönüştürülebilmiştir.

Peygamberimizin kızına hitaben “seni ben bile kurtaramam” izahı toplumdan saklanmış, şefaat beklentisiyle insanlar günah işlemekte sınır tanımaz hale gelmiştir.

Hak yememe ve haklara saygı, dinin temel emirlerinden olmasına rağmen hak ettiği önemi görmez olmuş, kamu, yetim, komşu, kul, ana baba hakkı ikincil değere düşürülmüştür.

Şeytan işi pislikler olarak ayetlerde yer alan ifadeler yine kelime oyunlarıyla değiştirilmiş şarap içki, riba faiz olarak sunulmuştur. Bunun en vahim örneği ise salah/salat kelimesidir ki namazla eşleştirilen bu kelime aslen zikri ve Kur’an okumayı da içermektedir.

Kur’an okumak Allah’ın ilk emriyken “okumak” imanın ve İslam’ın şartları arasına alınmamış, müslüman camia nimetten mahrum bırakılmıştır.

Aşırı kaderci yaklaşım topluma enjekte edilerek kötü yöneticilere bile sadakat adeta huy halini almıştır.

Camiler eğitim ve ibadet yeriyken siyasi arenalara dönüşmüş, köşe başına kurulan camilere rağmen toplum ahlakı artış gösterememiştir.

Yurt dışındaki mikrop dinciler sayesinde oralarda yaşayan insanlarımızın dini sömürülerek paralar toplanılmış ve sonra tamaına el konulmuştur. Bu başta zekat duygusunu, sonra inancı kökten etkilemiştir.

Zekatı kırkta birle sınırlandıran kelamlar sayesinde İslam’ın ihtiyaçtan fazlasını ver emri yok sayılmış, zekat savuşturulacak bir ibadet olmuş, zenginleşmek normal sayılır olmuştur.

Rüşvet gibi bela ve yasak olan haller bile “hediyeleşmek sünnettir” başlığı ilk aklanmış, iş hayatının bu bir numaralı belası toplumu zehirlemiştir.

Huşu ile namaz, kalp ile iman, gönül ile sevmek gibi İslam’a has güzellikler yerini aradan çıksın diye yapılan ibadetlere veya dostlar görsün diye kesilen kurbanlara terk etmiştir.

Tasavvuf mantığı dine faydalı ve Kur’an eksenli iken daha sonraları istikamet,inden kaymış ve şirke yaklaşır olmuştur.

Kadına verilen sayısız siyasi ve medeni hakka rağmen bugün gelinen noktada kadın bir meta olmuş, aldatılanların başını çeker hale gelmiştir.

Toplum müslüman ve mü’min arasındaki farkı bilmez halde avutulurken cennetlere sadece iman edenlerin yani mü’minlerin gireceğinden habersiz yaşamaktadır.

İslamlaşma adına yürütülen araplaşma gayretleriyle toplum inancı emevi dinine kaymaya başlamış, Şam Mekke’nin yerini alır olmuş, ilham, rüya yoluyla ilahi mesaj aldığını söyleyen sayısız soytarı sokakları doldurmuştur. Acı olan bu yalancılara olan muazzam inanma sayısıdır.

Erkeklere meyil, ensest ilişkiler, bebek çağındaki kızlarla evlilik saçmalıkları gibi dinde yeri olmayan Yahudi halleri dine sokulmuş, helak edilen kavimlerdeki tüm pislikler normal görünmeye başlanmıştır. Dahası mesih, teslis (üçleme) kurtarıcı inancı tüm film ve ekranlarda defaten paylaşılarak algı yaratılmaya çalışılmış, hatta bazı densizler İsa (as) Peygamberin geleceği yönündeki meali Kur’an meallerine dahil edebilmiştir.

Uyuşturucu, cinayet, aile cinayeti, kumar, fal ve büyü, tefecilik gibi toplumsal hastalıklar toplumu sarmış, pek çoğu devlet eliyle teşvik edilir, kumar haftada yedi gün oynanır hale gelmiştir.

En dindar olduğu iddiasındaki kesimlerce imtihan ve işe almalarda yapılan haksızlıklar samimiyetsizlik ve riyanın da baş göstergeleridir.

Özetle; İslam’ın bugünkü hali doğuş halinden tamamen farklı ve tanınmaz haldedir ki bunun suçu dinde değil o dine tabi olanlardadır. Dinin kitabı ve tek kaynağı Kur’an gözler önünde okunmayı beklerken on dört asırdır Allah korumasında durmaktadır. Ama okumayan, okusa da anlamayan müslüman geçinen kitle okumak yerine dinlemeyi seçerek, dünyaya dalarak, nefse ve şeytanlara tabi olarak cehennemi seçme özgürlüğünü kullanmaktadır.

Zulüm ve şiddet, kan ve gözyaşı, müslüman ülkelerin ızdırabı hep bu yazılanlar nedeniyledir ki aklı ve aslı terk eden İslam’ın kurtuluşu öze ve Kur’an’a dönmekte, Tevbe ile yeniden Allah’a yönelmektedir.

Batıla yenik düşen hak, sadakate mahkum edilen liyakat, zulme yenilen adalet yerden kalkamadıkça kurtuluş umudu da zayıftır.

Ahir zamanda bunların yaşanacağını bildiren Peygamberimize ilaveten Yüce Allah ayetlernde “kendisinin ve peygamberinin galip geleceğine dair” yemin etmiştir. Yine Yüce Allah “cehennemi ağzına kadar dolduracağına” ahdetmiştir. Oysa O’nun cennetleri dolduracağına dair ahdi yoktur.

Herkes kendi günahından mesuldür ve kimse kimsenin günahını üstlenemeyecektir. Ahiret yurdunda zerrece haksızlık yapılmayacak, hakikat gözler önüne çıkacaktır. Orada hiçbir mazeret makbul değildir ve kandıran şeytanlarla birlikte tüm oyuna gelenler birlikte haşredilecektir.

Kur’an ve Peygamber huzurda ümmetinden “Kur’an’ı hayatın dışına bıraktıkları için” şikayetçi olacaktır ki böyle bir toplumun şefaate mazhar olması da zaten beklenemez. kaldı ki şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullar için makbuldür.

Bu tür rezillikler içinde yaşayan, İslam’a tabi olduğunu sanan, şeytanların gölgesinde yaşayan, paraya tutsak, dünyaya köle insanların Allah rızasına aday olabilmeleri mümkün müdür?

Tevhid diye cennet yollarında yürüdüklerini sananların, şirki tanımadıkları için düştükleri acınası haller affedilebilir midir? Kur’an en büyük düşman olarak şeytanı tanıtırken, şeytandan korunmanın ilk şartı iman iken, imanın yeşerdiği yer kalp iken bu yapma, sahte, riya dolu yaşamlar affa ulaşabilir mi?

Kurtuluş Kur’an okumayan, okusa da anlamayan, Kur’an’ı hayata rehber etmeyenlere nasip olabilir mi?

O halde İslam’ın yaban otlarını temizlemek acil bir ihtiyaçtır ve herkesin görevidir. Tüm inananlar gücü nispetinde İslam ve Allah yolunda mücadele etmeye, hicrete, cihada, ilim öğrenmeye, nasihat ve tebliğe memurdur.

Hak, İslam, din, kutsal olan, muteber din sadece Kur’an’dadır ve okumak Allah emridir.

Kur’an yoksa o dinin adı şirk dinidir ve şirk affedilmeyecek tek suçtur.

Rabbim bizleri ıslah etsin, imanlı kalplere sukunet versin, kafirleri helak eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir