Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İslamiyet’te kadının yeri
imanilmihali.com
İslamiyet’te kadının yeri

İslamiyet’te kadının yeri

İslamiyet’te kadının yeri

Yüce Allah insanı dişi ve erkek olarak yaratmış, her bir cinse farklı kabiliyet, özellik ve huylar nasip ederek sınav için gerekli şartları tesis etmiştir. Erkeklere dış mekanlarda çalışmayı, para kazanma, savaş, güvenlik konularını, kadınlara yuvayı tesis, idame, çocuk doğurma, evlat büyütme, iaşe gibi ana görevleri veren Allah ruhsal ve bedensel yapıları da buna uygun yaratmış, herkes için ve her durumda iman, ahlak, fazilet ve erdemi emretmiştir.

İslamiyet ile kadının haksızlığa uğradığı, ezildiği, mağdur edildiği kanısında olanlar kadının öncelikle İslam öncesi dönemlerdeki durumuna bakmalı ve kadınların İslam ile kazandığı hakları tanıyarak dinin meziyetlerine vakıf olmalıdır. Kadınların erkeklere süslü gösterilmesi ve kadınların bu süslü gösterilmeye dair endamla donatılması da sınav gereğidir. 

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının.” (Nisa 4/1)

“Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.” (Al-i İmran 3/14)

Kadınların miras, şahitlik, nikah gibi hukuki meselelerde bazı dezavantajlara sahip olduğu düşünülürse de bunun yaratılışa ve toplumsal/ailevi ilişkiler gereği zorunlu olduğu görülecektir. Kaldı ki modern hukuk sistemlerinin bu farkı kadınlar lehine değiştirmiş olması sebebiyle zaten mağduriyet beşeri olarak ortadan kaldırılmıştır. Bu ilkelerin bu şekilde konması da asla kadının küçümsenmesine veya ezilmesine, şiddete maruz bırakılmasına gerekçe değildir, olamaz.

Lakin kadının değeri, toplum ve ailedeki yeri ancak İslam’dan sonra anlaşılmış ve hak ettiği kıymete sahip olmuştur. Bu nedenle İslam’da kadına reva görülen haklar az gibi görünürken aslında kadınların pekçok ve hayati kazanımı vardır. Hukuki alanlardaki erkek – kadın arası farkları ise sorgulamak hakkımız ve yetkimiz değildir.

Cinsiyeti, ırkı, lisanı ne olursa olsun tüm insanların ilk ve en temel kazanımı imandır. Yani inanç anlamında erkek ve kadın mutlak olarak eşittir. Hukuk sistemindeki farklılıklara karşılık inanç ve ibadet alanında tam bir eşitlik söz konusudur.

“İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin. Allah’a karşı gelmekten sakının ve her hâlde onun huzuruna varacağınızı bilin. (Ey Muhammed!) Mü’minleri müjdele.” (Bakara 2/221-223)

Kadınların en büyük zaafları, hassasiyetleri ve aldanışlarına dair ayetin işaret ettiği konular şirk, hırsızlık, zina, çocuk öldürme, iftira, yalan, dedikodu, başkaldırı ve isyandır.

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Mümtehine 60/12)

Hesap ve mizan anlamında kadınla erkek sevapta da günahta da eşittir. Emir ve yasakların neredeyse tamamı hem kadına hem erkeğe aynı ikazı yapar ve Allah’ın sınırları herkes için çoğunlukla eşittir. İstisnalar ise ayetlerde şüphe kalmayacak şekilde açıklanmıştır.

“Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” (Nisa 4/124)

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır…” (Tevbe 9/71)

“Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.” (Tevbe 9/68)

“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun..” (Nur 24/2)

“Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara lâyıktır..” (Nur 24/26)

“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar..” (Nur 24/30,31)

Peygamber hanımlarının durumu diğer hanımlardan farklıdır ve statüleri gereği ceza ve mükafatları da farklıdır. O mübarek insanların durumu, eşi oldukları Hz. Peygamberden dolayı farklıdır ve onlar eşleri gibi örnek olmak, dini doğru yaşamak ve yanlış yapmamakla mükelleftirler. Mü’minlerin anası durumundaki Peygamber hanımlarından hata eden de (Nuh Peygamber, Lut Peygamber hanımları vb.) vardır, hata yapmayan ve cennetlere konulanlarda.

“Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz..” (Ahzab 33/32)

Erkekler ve kadınlar arasındaki farklar aslen fiziki kabiliyet, hissi sabır ve merak, himaye, para kazanma, çocuk büyütme ve emzirme meselelerinde yoğunlaşmakta, kadınlara özel biyolojik hallere istisna olarak değinilmekte, miras ve şahitlik gibi meselelerde ise kadınların malum hassasiyetleri dikkate alınarak gerekli tedbir getirilmektedir.

Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.” (Nisa 4/34)

Bir cinsin diğerini veya aynı cinsin hem cinsini aşağılaması veya alaya alması ise yasaklanan konulardandır.

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.”(Hucurat 49/11)

Maksatlı çevrelerce kadınların dindeki yeri aşağılarda gösterilmek istense de tüm farklılıklar yaşama ait meselelerdir ve inanç ve ibadet manasında bir ayrım söz konusu değildir. Emir ve yasaklar her iki cins için de aynıdır, ödül ve cezalarda aynı şekildedir.

Aile yapısı, toplum yararı, cihad için kas kuvveti, İslam’ın geleceği (Gayb, genç nesiller yetiştirme, terbiye etme vb.) gibi meseleler dikkate alındığında hane içinin daha ziyade hanımlara, hane dışının ise erkeklere görev verildiği, tamamına hakkaniyet ve adaletin emredildiği anlaşılır. Görevlerdeki bu farklılık ise asla aşağılanmaya sebep değildir. Nitekim her cins farklı kabiliyettedir ve her cins aslen kendi vazifesi ile meşguliyete memurdur.

Peygamber hanımlarının durumu hür kadınlardan, cariyelerin, kafir kadınların ve esir kadınların, zina eden kadınların durumları da hür ve namuslu kadınlardan farklıdır.

Miras ve başlık parasının en helal paralardan olduğu dikkate alınırsa kadınların başlık parasıyla ödüllendiirlmesi, boşanma ve kendisini iftiraya karşı aklama haklarının teminat altına alınması ise kadınların dinle elde ettikleri diğer kazanımlarıdır.

Cahiliye döneminde doğduktan hemen sonra sırf kız oldukları için diri diri toprağa gömülerek ölüme terk edilen kadınların İslamiyet ile sayısız haklar kazandığı ortadadır. Çünkü İslam hayatı ve eşitliği ön plana almakta, inancı ve salih ameli gaye durumuna getirmekte, bunu yaparken de cinsiyet ayrımı yapmamaktadır.

Lakin cihad meselesinde olduğu gibi görev aslen erkekleredir ve cihad ile ilgili ayetlerde ön saflarda kadınların bahsi hiç açılmaz. Bu kas kuvveti, dayanıklılık vb. konularla alakalıdır ve kadınlar için alınacak bir husus yoktur.

Kadınların miras ve şahitlik konularında erkeklerle eşit haklara sahip olmamasının nedeni evi geçindirmekle görevli kılınanın aslen erkek olması, şahitlikte ise kadınların kıskançlık ve haset gibi nedenlerle yalan ve iftiraya erkeklerden daha meyilli olması nedeniyledir.

Her erkek dürüst olmadığı gibi her kadın da dürüst değildir. Her cinsin hem iyisi hem kötüsü vardır. Konu başlığı kadın olduğu için unutulmamalıdır ki kadınların köle ve hatta hayvan gibi değerlendirildiği, mal gibi alınıp satıldığı, kız oldukları için toprağa gömülerek ölüme mahkum edildikleri dönemlerden İslam ile eşit ve hür hale gelmeleri bir şükür sebebidir, olmalıdır.

Kaldı ki ayetlerin emri farz mahiyetindedir ve yorumlamak insanların hakkı ve yetkisi değildir.

Öte yandan boşanma, nikah gibi konularda kadınlara verilen sayısız hak onları korumakta, dolayısıyla gelecek nesillerin namuslu ve faziletli devamına imkan tanımaktadır.

Erkek ve kadın arasında öngörülen tüm farkların aslında kişilerle veya cinslerle alakası yoktur. Tüm bu ayrımlara sebep (doğrusunu Allah bilir) İslamın bekası, aile ve toplum yapılarının haysiyetle muhafaza ve idamesi, cihadların edası ve barışın korunmasıdır. Keza dini eğitimlerin verilmesi, imamlık gibi görevlerin icrasında da erkek ve kadına verilen görevler başkadır.

Mesele istediğini değil istenen görevi ama layıkıyla yerine getirmektir ki sınav buradadır. Kadın kadınlığını, erkek erkekliğini yaptığı sürece mükafat denk, yapmadığı sürece cezalar denktir.

Kadının dini manada bilgiye, ilme ulaşmasında ise asla bir engel olmadığı gibi Peygamberimize ayet ile bildirildiği şekilde kadınlardan da biat almasını istenmesi kadınlara verilen değer ve öneminde göstergesidir.

Kadının cariye, köle veya eve mahkum olarak tanıtılması, cahil bırakılması, modern dünyadan uzaklaştırılması, mal ve kişiliklerine el konması, hurafelere mahkum edilmesi, ikincil duruma düşürülmesi asla dinin emri değil, yobaz zihniyetin yanlış ve zehirli kibridir. Kadının abartılı ve örfi tesettüre mahkum edilmesi, kadının ziynetlerle oyalanması, ilmen cahil bırakılırken dinen baskılanarak köleleştirilmeye çalışılması, bebek yaşlarda arapça Kur’an kurslarına zorlanması ise bu zihniyetin uzantısıdır. 

Oysa kadının köleliği cahiliye dönemine ait bir alışkanlıktır, İslam’ın değil.

Peygamberimiz kadınlara, kız çocuklara, aile fertlerine, anne ve babaya saysı ve sevgiyle hürmeti emrederken kadının düşürülmek istendiği aşağılık vaziyet asla dinin emri değildir, olamaz.

Annelerin mukaddes oluşu, ana babaya hürmet gibi önemlerden bahseden ayetler bize anlatır ki namuslu ve haysiyetli olduğu müddetçe tüm kadınlar saygıya layıktır, öenmlidir, eşit ve hürdür.

Namussuz, ahlaksız, faziletsiz, inançsız olduğu müddetçe de erkek olsun kadın olsun değeri yoktur ve iman zafiyeti durumunda her iki cinsinde cezası aynı yola çıkmaktadır.

Ayetlerle arzulanan maksat aslen sağlıklı, bilgili, haysiyetli, inançlı ve namuslu nesiller yetiştirmek olduğu için erkeğe ve kadına verilen görev ve öncelikler kulların beşeri hayatta öncelikle ele alması gereken konulardır ve bunlar cinsleri bilgiden, eğitim ve terbiyeden mahrum bırakmamalıdır.

Kadının üzerinde oynanan oyunlardan maksat onları bir şey bilmez ve erkeğe köle hale getirmektir ki bu dinin emri değildir.

Yüce Allah erkek ve kadını yaratmış, sınava tabi kılmış, farklı meziyet ve kabiliyetler bahşederek kişisel, toplumsal, ailevi görevler verirken öte yandan bazı zaafiyetler lutfetmiştir ki SINAV bu meleke ve hassasiyetleri doğru istikamette kullanmaktadır.

Peygamberimizin ahlakı nasıl Kur’an’daysa, erkek ve kadınların ahlakı da Kur’an’dadır. Cinsi ne olursa olsun kul aklını kullanma, iman etme, ibadet, ahlak ve salih amelde, takvada yükselme imkan ve hakkına sahiptir ve üzerine görevdir. Zaafiyet ve alakasızlık ise cezaya tabidir.

Allah’ın sınırları erkek ve kadın için aynıdır. Helal ve haramlar aynıdır. Emir ve yasaklar aynıdır. Bahşedilen cinsler arası farklar günaha, kibre veya aşağılık hissine neden değil aksine sınav için gerekli olan hususlardır ki bu nimetleri bahşeden Yüce Allah’tır.

Erkeğe birden çok kadınla evlenme izninin verilmesi ise erkeğe mükafat değil, savaşlarda dul kalmış kadınların kötü yola düşmemesi için alınmış bir tedbirdir. Burada da adalet ön plandadır ve tek eşlilik övülmektedir.

Dine reşit olma yaşlarının farklı oluşu, ergenlik durumlarının farklı yaşlarda tecellisi ise yaratılış gereğidir ve bunda yadsınacak bir taraf yoktur. Lakin ana esas şudur ki dinen mükellefiyet yaşına gelen her insan için sorumluluk başlamış ve herkes aynı şartlara tabi demektir.

Kadınlarla erkeklerin aynı mecliste namaz kılması yasak değil, ancak kadınların arka saflarda namaza durması esastır. (Bunun sebebi kadınlar önde durursa arkalarındaki erkeklerin dikkati dağılmasın, zihni bulanmasın (!) diyedir.) Yoksa kadının ikinci sınıf vatandaş ve kul olduğundan değildir!

Özgürlük ve eşitlik bahsini erkekler lehine bozmak isteyenler şunu bilmelidir ki Allah katında denge adalet üzeredir ve takvada ileri gidenler cinslerine bakılmaksızın mükafata mazhar olacaklardır.

Kadının erkek gibi, erkeğin de kadın gibi olanına, davrananına, giyinenine Peygamberimizin bile lanet ettiği düşünülürse cinslerin diğer cinse ait hak ve hürriyetlere el atmasındaki sakınca da anlaşılacaktır.

Keza feminizm gibi dini ve ayet gereklerini inkar eden feminist yaklaşımların siyonist akımlar olduğu bilinmeli, her cins için ensest ilişkiler ile eşcinsel her türlü ilişkinin şeytani işler olduğu çok iyi anlaşılmalıdır.

Nice peygamber hanımı vardır ki cennetini kaybetmiştir ve nice kafir hanımı vardır ki imanı sayesinde cennetlerle ödüllendirilmiştir. (Musa Peygamber kıssasındaki Firavunun karısı buna örnektir.)

Özetle; kadınlar kendilerinden beklenen görevleri yapacak şekilde yaratılmış, bazı duygusal zaafiyetleri nedeniyle hassa yapıda, narin ve süslü yaratıklardır ki tıpkı erkekler gibi emir ve yasaklara uyanları mükafata, uymayanları cezaya mazhardır. Kadının fiziksel yapısı onun ilme ulaşmada ve yaşamda ikincil duruma düşürülmesine, köle yapılmasına asla sebep asla değildir. Kadının asli görevi İslam’ın geleceğini yetiştirmek ise de kadının dindeki yeri asla kölelik veya şehvet metaı değildir. 

Kadınlar da hak ve hukuklarını iyi bilmek, namuslu yaşamak, dinlerini öğrenmek, köle olmamak, özgür ve aydın olarak ilim ve bilim peşinde koşmakla, yobaz dincilere teslim OLMAMAKLA mükelleftir .

Rabbim annelerimizi, kadınlarımızı, kızlarımızı doğru ve güzel yoldan ayırmasın.

Rabbim kadınları ayetlerle emredilen iş ve görevlere vakıflardan eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 39 = 43