Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / İslamofobi kimin suçu
imanilmihali.com
İslamofobi kimin suçu

İslamofobi kimin suçu

İslamofobi kimin suçu

İslamofobi ya da İslamiyet korkusu denen illet, siyonizmin yakın zaman önce doğu blokunun dağılması ve demokrasiye yönelmesiyle, hedefsiz kalan dünya batı medeniyetine hedef gösterdiği İslam’ı kötülemek girişimidir. Bu kelime en azından siyasi literatür olarak bu anlamı taşır.

Elbette mesele bu kadar basit değildir ve İsrailiyat yahut Siyonizm yazılarımızı okuyanlar bunun bilinçli bir Türk ve İslam düşmanlığı olduğunu hemen anlayacaklardır.

Ama mesele bu kadar da basit değildir en azından dünyaya egemen olan bu korkunun mesuliyeti sadece Siyonizm taraftarlarının dâhice planlarına ait değildir. Asıl ve daha çok günah, İslam’ı olması gerektiği gibi yaşamayı reddeden Müslümanların diğerlerinin gözünde yarattığı ürkütücü tablodadır.

Yenidünya düzenini tesis edebilmek için ilk şartı Türklüğü ve İslamiyet’i yok etmek olarak kabul eden Siyonizm, zamanın en güçlü doğu blokunun dine karşı tutumunu akıllıca darbelerle yerle bir etmiş ve ateist toplumların yerle bir edilmesini ve hak ve hürriyetlerin eşit olarak dağıtılmasını öngören Sovyet sistemini çökerten Siyonizm son hedef olarak belirlediği İslam’a ve dolayısıyla da Türkiye topraklarına yönelmiştir. Arap baharı şeklinde dinden habersiz yaşayan Ortadoğu iki sene gibi kısa bir sürede siyonizme teslim olmuş son kale olarak Anadolu toprakları ve Anadolu İslam’ı kalmıştır.

Tüm o İslamofobi çığırtkanlıklarının ardında Ortadoğu İslam’ını değil Anadolu İslam’ını yerle bir etmek fikri vardır ve fakat bunda suç sadece kast edenlerde değil aynı zamanda ve daha çok da sebep olanlardadır.

İslami terör diye nitelenebilecek İşid, El Kaide türü yapılanlamaların bir Yahudi oyunu ve teşkili olduğu herkesçe malumdur hatta terör örgütlerinin tamamı ve cemaat türü yapılanmaların tümü aynı elden ve tek tornadan çıkmaktadır. Sadece zamanı ve yeri değişen bu seri üretimler ile evvela İslam’ı kötüleme ve akıllarda bir korku yaratarak daha sonra haçlı zihniyeti mantığıyla İslam’ı dize getirme ve yok etme isteği hedef alınmaktadır.

Onların istekleri her ne kadar düşmanca olsa da asıl suçlu elbette onlar değildir, bizzat İslam olduğu iddiasındakilerdir. Bu biraz ağır gelse ve haksız görünse de maalesef durum budur.

Meşhur bir söz vardır ki “İslam’ı tanımak için Müslümanlara değil dinin Kitabı Kur’an’a bak” şeklindedir. Yine bir başka meşhur söz ise şudur ki; “Mesele dünyanın Müslüman olması değil, Müslümanların Müslüman olabilmesidir.”

Bu iki deyiş aşağı yukarı yazı konumuzu da teşkil etmektedir.

Anlatılmak istenen ise şudur; İslam alemi, Kur’an’dan bağımsız değişik bir inanç manzumesini din diye yaşamakta, mezhepler ve tarikatlara mahkum, cehaletin muhafazasını esas alan, cihatı terör ve can alma olarak tercüme eden yaklaşımlarıyla çoktandır Müslümanlıktan uzaklaşmış haldedir. Bu uzaklaşma da elbette siyonizmin eşsiz gayretleri ve finans desteğiyledir ama neticede bu menfi değişime imza atanlar bizzat dinin içinde olduğunu iddia edenlerdir.

İslam birliğinden, tüm İslam ülkelerine, Müslümanların yaşadığı coğrafyaların bir ucundan diğer ucuna kadar yazık ki Kur’an İslam’ı yeryüzünden silinmek üzeredir. Bunun tek istisnası Anadolu topraklarıdır ve şimdi en şiddetli saldırılar bu nedenle Türkiye’ye yapılmaktadır.

Bir yandan Milliyetçiliği ve Türklüğü, bir yandan savaşma azmini ve Anadolu İslam’ının sarsılmaz Allah ve iman sevgisini hedef alan bu yaklaşım neredeyse son elli yılını bu ülkeyi Türklükten ve İslam’dan uzaklaştırmaya adamıştır.

Başarılı olamamış ama bir miktar mesafe kat etmiştir. Devşirme halklar ve liderler ile münafık ve müşriklerin ellerine teslim edilmeye çalışılan bu memleketin İslam aleminin ve nihayet dünya kurtuluşunun anahtarı olduğuna şüphe yoktur ancak bu süreç bir hayli zor ve sıkıntılı geçecektir.

Çünkü Türk ve İslam düşmanlığı sadece siyonizmle kısıtlı kalmayıp artık Hristiyanlığı da kendi safına katmış hatta arap milliyetçiliğini Türklüğe düşman ederek saflarını sıklaştırmış vaziyettedir. Bu da demektir ki Türk’ün kendisinden başka dostu yoktur ve Türki Cumhuriyetlerin dahi bu konuda yardımları gayet sınırlıdır. Çünkü uzuzn yıllar sovyet egemenliğinde kalmış bu topraklardaki halklar öz niteliklerinden bir hayli uzaklaşmış vaziyettedir.

Dünyanın öteki ucundaki Müslüman devletlerin siyonist saldırılara nadiren maruz kalmasındaki sebep ise Ortadoğu ülkelerinin birbirlerinin yemede gayet istekli olmalarıdır.

Kur’an, aynı peygamber ve aynı Allah’a tabi İslam âlemi bir ve bütün olmak zorundadır. İslam, sokaklarda veya ekranlardaki gibi değil, Kur’ani olmak zorundadır. Bu sayede İslam evrensel vaziyette dünyaya sevgi halkaları gibi yayılacak ve kalplerde yer edecektir. Yok, eğer sevgi yerine kin kusan bir mizansenle İslam terör ile eşitlenirse de göreceği karşılık şu an olduğu gibi düşmanlık ve nefret olacaktır.

İslam korkusu yavaştan İslam düşmanlığına dönerken İslam âlemi tedbir almak yerine savunma geçmekle ve küfür cephesine inatla düşmanlık saçmaya niyetlendikçe iş içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.

Cihatın ne demek olduğundan habersiz İslam alemi, terörü bilinçsizce kabullendikçe, terör yapılanmaları dini kullanmaya devam ettikçe, batı terör olaylarının sorumluluğunu ustaca İslam örgütlerine attıkça ve yaşam tarzı itibarıyla İslam diğer medeni devletleri ürkütmeye devam ettikçe mesele çok yakın zamanda da çözüleceğe benzememektedir.

Şeklen kara çarşaflara dolanmış, tarikatlara bölünmüş, saç ve sakalla eşleştirilmiş İslam her şeyden evvel modern dünyanın yaşam tarzına bir farklılık yaratmakta ve bu da ürkütmektedir. Dini tesettürden ve namazdan ibaret sanan İslam aleminin yanlış kabulleri ve arabizm-israiliyat karışımı hataları sayesinde ürkütücülük her geçen gün de artmaktadır.

Elbette bu farklılıklar İslam’a cephe alınması için haklı mazeretler asla olamaz ve İslam her şeye rağmen son ve mükemmel dindir. Sokaklarda doğru ve güzel yaşanamasa da İslam, diğer dinlerden çok daha barışçı, sevgi ve saygı dolu bir kardeşlik ve barış dinidir. Sorun bu izahı yaşama aksettiremeyen, dini yanlış yaşayan ve bu sayede de karşı tarafa yanlış mesaj veren Müslümanların cehaletlerini öfke ile örtmeye çalışmalarındadır.

Batı tanımadığı ve sokaklarda yanlış uygulamalarını gördüğü İslam’ı kendisine tehdit olarak görmeye devam ettikçe İslam’ın evrensel vaziyette dünyaya egemen olması da kolay olmayacaktır.

Bugün küresellik ve yenidünya düzeni oyunlarıyla can çekişen dünyanın selameti İslam’dadır ama siyonizmden yaka silken batı kurtarıcı olarak İslam’ı (bu haliyle) görmekten de uzaktır. Çünkü İslam’ın bugün sokaklarda yaşanan hali güven ve sevgi mesajları vermekten çok uzaktır.

Batı hukuk alanında kat ettiği mesafe ile İslam ülkelerinin hayal edemeyeceği doruklardadır ve Allah sevgi ve korkusunu, kanunlara saygılı olmakla eşitleyen batı her şeye rağmen ahlak ve hakkaniyete saygı göstermeye çalışmaktadır.

İslam alemi ise kadın ve kızları yok sayan, erkeğin egemenliğine dayalı, akıl ve bilimi inkar eden, hurafe ve örflere dayalı hali ile medeniyetten bir hayli uzaktır ve batı insanı için ürkütücü olmaya devam etmektedir.

Şekilci İslam, batıyı korkutan en büyük etkenlerdendir ve ardında beş tane avradı (tamamı kara çarşaflı ve birbirinden ayırt edilmesi imkansız) ile önde yürüyen yine çarşaflı erkek tiplemesi batı için kendisine tehdit bir resimdir.

Keza arap şeyhlerinin demokrasi aleyhine keyfi idareleri ve milli geliri hanelerine-zimmetlerine geçiren, milyon dolarlık düğünlerle her türlü israfı yapan arap prenslerin şatafatlı hayatları batı için tamamen kötü örneklerdir ve hukuka, insan haklarına uymayan bu halleri gören batı İslam alemine her geçen gün daha da uzaklaşmaktadır.

Ortak insanlık değerleri Kur’an’ın en öncelikli emirlerinden olduğu halde modern anlamda insan hakları anlamında sınıfta kalan İslam ülkelerinin durumu, etkileşimde bulunmak isteyen batıyı dahi tedirgin etmekte ve kendisinden uzaklaştırmaktadır.

Nereden bakılırsa bakılsın İslam mensuplarının (Anadolu hariç) yaşam tarzları Batı için ürkütücüdür ve tehdit edicidir. Bunun tek istisnası Anadolu İslam’ıdır ki laik ve modern Türkiye Cumhuriyeti halen tek başına medeni ülkelere örnek teşkil etmeye devam etmektedir.

Şekli olarak medeni görünüşe, modern binalara sahip pek çok arap ülkesi vardır ama bunların gerek hukukları ve gerekse yaşam anlayışları ilkel ve tehditkardır ki batı için bu ülkeler sadece sömürülecek birer petrol zengini ülkedir.

Türkiye bu tabloda çok müstesna bir yere sahiptir ve Atatürk’ün laik ve modern Türkiye Cumhuriyeti, Batı için gerçek bir örnektir. Batı ülkelerinin televizyonlarında ülkemiz hala kara çarşaflı insanlar ülkesi olarak gösterilmeye çalışılsa da özellikle turizm sayesinde gelen turistler ülkelerine dönüşte modern Bir İslam devletinin nasıl olduğunu ve gerçeği idrak edebilmekte ve yakınlarına da anlatmaktadır. Bu yüzdendir ki İslamafobi nispeten etkisiz kalmakta, batının o modern insanları da Ortadoğu’nun halinin İslam’la alakalı olmadığını anlamaktadır.

Ancak bu gayret yeterli gelmemekte ve dış ve iç saldırılara sürekli maruz kalan modern Türkiye Cumhuriyeti, bağnaz ve yobaz insanlar marifetiyle karanlıklara mahkum edildikçe, Ortadoğululaşmakta ve Araplaşmakta, bu sebeple de hiç olmazsa kısmen kötü örnek teşkil etmektedir.

Tüm bunlara rağmen dünyada Müslümanları hedef alan şiddetler, hele katliamlar asla kabul edilemez ve en sert karşılıklar verilmelidir. Terörün daniskası durumundaki bu sapık saldırılar kadın çocuk demeden masumları hedef aldığı için zaten bir terör vesikasıdır ve terör asla kabul edilemez. Dahası terörün dini ve milliyeti olmaz. Kimden gelirse gelsin lanetlenmeye adaydır çünkü sivil – asker, masum – suçlu ayrımı yapmadan toplu katliamı hedef alır ve savunulacak tarafı asla yoktur.

İslam ülkeleri ve Müslümanlar dinlerini ne kadar yanlış ve noksan yaşasa da hiçbiri teröre maruz kalmayı hak etmez çünkü en baştan can taşır ve bir insandır. Modern dünyanın bir numaralı kuralı olan yaşama hakkına saygıyı yerle bir eden bu terör saldırıları bu nedenle asla kabul edilemez ve İslam’ı hedef alan düşmanlık çağrıları da anlaşılır değildir.

İslam aleminin bu noktada yapması gereken şey şiddete şiddetle karşılık vermek yerine, topyekun bir seferberlikle batıya İslam’ı tanıtmak, sevgi ve saygı dolu, insan haklarına riayete den, barışçı ve kardeşliği esas alan İslam’ı yaşayarak göstermektir.

Seminer ve konferanslarla, reklam ve filmlerle, şeklen ve ebedi eserlerle, ibadetten sanata kadar her alanda modern ama dindar, demokratik ama laik olmak zorundaki İslam’ın kendi içerisinde ise evvela bir ve birlik olması daha sonra modern Türkiye Cumhuriyeti etrafında birleşmesi gerekir. Mezhep ve tarikat kavgalarından sıyrılarak, iman kardeşliğine dönebilen İslam bir ve birlik olduğu zaman tüm dünya bu çelikleşmiş kardeşliğin etrafında çok kısa zamanda kenetlenecektir. Çünkü onlar her şeye rağmen dinlerinde eksikler bulmakta ve fakat İslam’ın bu boşluğu doldurmakta olduğundan habersiz yaşamaktadırlar.

İslam âlemi bu anlaşılmamayı ortadan kaldırarak çözümün İslam’da birleşmek olduğunu, bunun Allah emri olduğunu izahla mükelleftir.

Türkiye’ye düşen görev ise Türk ve Müslüman olarak mert ve Kur’an mü’mini vaziyetinde dünyaya lider olmak, birleşime öncü olmaktır.

Dünya ancak bu sayede İslam’a düşmanlıktan vazgeçecek, tanımaya ve sevmeye başlayacak, siyonizmin tuzakları da bu durumda boşa çıkacaktır.

Ama şayet İslam âlemi yanlışlarına devam ederse ve Türk ve İslam olmanın ötesinde çözümler ararsa, siyonizme esir olmaktan başka çaresi kalmayacak ve dinden de insanlıktan da çıkacaktır.

Toparlarsak İslam korkusu yerini İslam düşmanlığına verdiyse, İslam aleyhtarlığı modern devletlerin İslam’dan habersiz halklarını sardıysa bunun vebali sadece o ülkelerin oy peşindeki liderlerinde veya o dinin ileri gelenlerinde değil aynı zamanda İslam’a tabi olduğu iddiasındakilerin İslam’ı yanlış yaşamasındadır.

Terörün kime ve neden yapılırsa yapılsın mazur görülecek bir yanı yoktur ama şiddete şiddetle karşılık vermekte doğru değildir.

Yapılacak şey İslam’ı evvela doğru yaşamak ve sonra bu yaşantıyı yabancılara anlatabilmektir.

Çünkü şiddeti söndüren en güçlü şey sevgidir.

Ancak İslam âlemi bugünkü cehaleti ve umursamazlığı ile sevgi üretecek durumda değildir çünkü dinle alakasız haldedir.

İstisna durumundaki Türkiye ise laik ve modern Cumhuriyet ilkeleri ile tüm dünyaya örnektir. Bu örnekliği ve son kale olması sebebiyle de hedeftedir ve sıkça saldırılara maruz kalmaktadır.

Baştan sona siyonizm güdümündeki bu İslam düşmanlığının tam hedefindeki Türklük ve İslamiyet, hak ve adaletten yana olan halklarca desteklendiği sürece siyonizmin çabaları sonuçsuz kalacaktır. Lakin bir ve bütün olamayan Türkiye ve İslam âlemi senaryolarında ise siyonizm daima kazanacak, İslam düşmanlığı artarak devam edecektir.

Son söz İslam düşmanlığının ve İslam’dan korkmaların ilk sebebi diğer din mensuplarının İslam’ı tanımaması ise de ana sebep İslam’ı sözde yaşayanların dini yanlış yaşamasıdır.

Çözüm Kur’an’da ve Türklüktedir.

Not: Atatürk düşmanlığını körükleyen sözde müslümanların gayretlerinin de siyonistlerin ekmeğine sürdüğü yağ unutulmamalıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Laiklik İslam’ın teminatıdır

Laiklik İslam’ın teminatıdır

Laiklik İslam’ın teminatıdır Atatürk ilkelerinin belkemiği durumundaki laiklik kelime olarak ayrıştıran, karıştırmayan manasına olup siyasi ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir