Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / İsrailiyat ve Allah’ın Ordusu
imanilmihali.com
İsrailiyat ve Allah'ın Ordusu

İsrailiyat ve Allah’ın Ordusu

İsrailiyat ve Allah’ın Ordusu

İslam’ın ve hatta tüm semavi dinlerin beşiği Ortadoğu’nun hali içler acısıdır çünkü pek çok kıtaya, ulus nasip olmayan ilahi yardımlar bu coğrafyaya nasip olmuş daha doğrusu bu halklar azmaları, nankörlükleri ve hak yoldan uzaklaşmaları nedeniyle her seferinde ihtara maruz kalmışlardır. Buna rağmen de başta İsrailoğulları olmak üzere diğer tüm halklar tevhidden yani İbrahim Peygamberin yolundan çok azı hariç uzaklaşmış, haniflerin dışında kalan azgınlar insan ve cin şeytanlarına esir ve kul olmuştur. Anadolu’ya dek uzanamayan bu sinsi ve biçare azgınlıklar kendi içinde cehaletle nikahlanmış ve şirk dini evleri, gönülleri süslemiştir.

Bu unutkanlık ve nankörlükte elbet Yahudi zihniyetinin ve hatta haçlı seferleri ile empoze edilmeye çalışılan teslis (üçleme) şirkinin muazzam etkisi vardır ve gerek svaş gerekse rüşvetler yoluyla halklar şeytan teslim olmuş haldedir.

Hz. Musa, Hz. İsa ve nihayet Hz. Muhammed (sav) peygamberin gayretleri bile bu yanlış gidişi tersine çevirememiş sadece az sayıda mümine ulaşabilmiştir. Kim bilir belki olması gereken de budur. Çünkü Rabbimizin ahdi cehennemi insan ve cinlerden dolduracağına dairdir. Oysa Rabbimizin cenneti dolduracağına dair bir ahdi asla yoktur.

Velhasıl belki 4000 yıl belki daha fazla geriye gidebilen büyücü dini Kabala ile başlayan deformasyon ve şeytana tapıcılık önce Yahudi dinine girerek Museviliği (Yani Musa Peygambere tabi olmayı) sonra Hristiyanlığı yerle bir etmiş ve sıra İslam’a gelmiştir. İslam’ın tek kaynağı Kur’an’ı değiştirmek mümkün olmadığı içinde gayretler önce Kur’an dışı kaynaklar ve kişiler icat etmeye ve daha sonra sözde bunların ağzından yalan rivayetler uydurmaya gelmiştir.

Yaşarken söz ve davranışlarının kayda alınmamasını isteyen bir peygamberin, vefatından sonra tüm gayretlere rağmen sahih ve muteber olarak ancak otuz ve kesin olarak bir hadisi varken bugün hadis sayılarının bir buçuk milyona ulaşması işte bu gayretin bir başarısıdır. Burada karşı olunan asla Peygamberimiz değil, ona mal edilen sahte ve yanlış beşeri eklentilerdir ki peygamberimiz dahil tüm peygamberlerin en büyük korkusu kendilerinin ilahlaştırılmasıdır ki bunun adı zaten şirktir ve şirk Allah’ın affetmeyeceği en büyük günahtır. Ama daha şirk ne demek bunu bilmeyen, Arapçaya gömdüğü kafasını hak ve hakikat kaldıramayan bir toplumun bu nüansı anlaması da zaten beklenemez.

Nitekim bugün meal ve tefsir sahnesinde bolca oynanan şirk oyunlarına son bir örnek “ ….. mezhebine göre Kur’an meali” gibi yazılı kaynaklar, “4444 kere okunduğunda mutlaka gerçekleşen dualar”, nazar boncukları, uğur ve uğursuzluklar, fal ve tarotlar, ayetleri ılımlılaştırma gayretleri vb…dir. Bunları sınırsız kez çoğaltmak mümkündür.

Kul kendisine şunu sormalıdır; Ben bu hakikati niye göremiyorum da kafamı beşeri dünya hayatından kaldırıp göğe neden yükseltemiyorum? Yoksa kalbim mühürlü, kulağım sağır ve gözlerim kör mü? Böyleyse ben Rabbimizin lanetlediklerinden miyim?

Öte yandan Kur’an okunduğunda şeffaf ve gayet basitçe anlatılan mevzulardan ders çıkaramıyor olmak, gerçekten iman edilmediği için ahiret yokmuş gibi yaşamak….işte bu israiliyatın mahsulüdür.

Tevrat, Talmud ve Kabala’yı okuyan veya aşina olanlar şu anki tahrif edilmiş Tevrat’ın içerisindeki şu bahislere de aşinadır; Yahudi olmayan herkes hayvandır, mallarının ve canlarının hiçbir kutsiyeti yoktur, hepsi birer köledir. Yahudi olmayan bir hamile kadının karnındaki çocukla bile öldürülmesinde günah yoktur. Yahudi olmayan birine borçlu Yahudi bunu ödemek zorunda değildir. …. Şimdi neden dünyayı kaplayan zulüm ve şiddetin sonlanmadığını ve İsrailoğulları’nın neden lanetlendiğini daha iyi anlayabiliyor musunuz? Neden israiliyatın önemli olduğunu, neden İslam’a sokulmaya çalışıldığını?

İsrailiyatı anlamanın ilk şartı bu yazılı olanlara aşina olmak en azından bu ikazları dinlenmeye değer bulmaktır ki hakikat öğrenilebilsin. Ancak bu sayede çoğunluğun komple teorisi diye direttiği gerçekler anlaşılır hale gelir ve dünya bir anda değişmeye başlar.

Din kalplerde doğar, kalplerde yeşerir ama tüm ruh ve bedenle yaşanır… Ama önce tertemiz İslam’a yer açmak için kalplerdeki zehirli israiliyattan ve akıllardaki yanlış algı ve kabullerden (hurafe, rivayet, Kur’an dışı herşey) arınmak gerekir. Bu arınmanın tek yolu da Kur’an’dır ve ANLAYARAK hatmedilen Kur’an ilk satırından son satırına kadar her harfte, her kelimede kalplerdeki lekeleri teker teker temizleyerek, gözleri görür hale getirir. Ama doğaldır ki anlaşılmayan dille yüz kere de okusanız Kur’an size hitap edemeyecektir. Çünkü Kur’an dua veya ölüler kitabı değil, yaşam rehberidir ve yaşayanlar içindir.

Ortadoğunun ve özellikle Pavlus denen Yahudinin uydurmaları ile yanlış yönde şekillenen Hristiyanlık etkisiyle tüm dünyanın teslimiyeti görünür haldedir. Kalan tek kale Türklük ve İslamiyet’in Anadolu ayağıdır ki Mehmet Akif ERSOY’un dediği gibi Arap dünyası İslamiyet’ten vazgeçeli çok uzun yıllar olmuştur. Mezhep, tarikat, cemaat, fıkra, cami, tekke, zaviye, kol, hiziplere ayrışan Ortadoğu insanları aynı Allah, aynı kitap, aynı peygambere iman ediyorken, İslam’a hizmet ediyoruz sanarken…. birbirini öldürmekte daha doğrusu Yahudi ve Hristiyan emellerine hizmet etmektedir. İsrailiyat bu kadar güçlüdür. Bu yaşananların yoksullukla, medeniyetle, zamanla alakası yoktur. Olsa olsa İslam’dan uzaklaşmış Müslüman camiadan Allah’ın rahmetinin kesilmesidir ki onlar zaten artık tevhide mensup olmadıkları içinde Müslüman sayılamazlar.

Kalan kale Anadolu ve az sayıda Müslümandır ki bu sayı doğrusunu Allah bilir elli milyonun da çoktan altına düşmüştür. Bunlar arasında da mü’minleri saymak insanı ürkütür ki İslam’ın geldiği nokta bu nedenle bir hayli acınasıdır. Beşeri gözle bize böyle görünen durum aslında hakikatin tecellisi ve ilahi ayrıştırmanın bir gereğidir. İblis insanlar hakkındaki zannında haklı çıkacak, cahil ve nankör insan azacak, Allah yolundan sapıp büyük çoğunluğu ile Şeytan yoluna girecektir. Bu Allah’ın bilgisi ve izni altındadır ve Kur’an bize bunu 1400 yıl önceden duyurmaktadır. Yani endişe edecek bir şey yoktur.

Ancak endişe edilmesi gereken asıl şey o mutlu ve sadık azınlıktan geri kalan büyük çoğunluğun azmış ve haddi aşmış olmasıdır ki şirk kucağındaki bu grubun tamamı cehennem yarenidir.

Televizyon, cep, internet, gazete ile zihinlere her saat başı dolmaya devam eden İsrailiyat neticesinde kullar beşeriyatın meşgaleleri ile meşgul olurken, tabiat yok edilir, atmosfer kirletilirken, ekonomik açlıklar öne çıkar, mini etekler her gün biraz daha kısalırken, İslam ılımlılaştırılırken (!), diyanet babanın kızına şehvet duymasını meşrulaştırırken…. ayakta durabilmek ancak iman sayesinde münkündür. Bu yüzden Yüce Allah cennetlerine sadece iman edenlerin girebileceğini ahdetmiştir. Mü’min dediğimiz bu has iman sahiplerinden olabilmek te kolay değildir. Ama gayretler ve niyetler bile ödüllendirileceğinden Rabbimiz elbet yardım edecektir.

Öte yandan bu şirke koşturmacaların sonu elbet gelecek, hakikat mutlaka galip gelecektir ki bu da Kur’an’ın bir müjdesidir. Bu ister bir gazap, savaş, deprem, kıtlık vs…. isterse bir güzel aydınlanma şeklinde olsun mutlaka gerçekleşecektir. Ama her halukarda bir savaş yaşanacak ve tevhid ile şirk cephesi (dini ne olursa olsun) mutlaka karşı karşıya gelecektir. Bu savaşın sancaktarı durumundaki Türklerin de en kuvvetli ilham kaynağı muhakkak ordusu olacaktır. Allah’ın yeryüzündeki ordusu olan Türk ordusu, Cundullah’In yardımıyla mutlaka galip gelecek ama pek çok can bu uğurda hayata veda edecektir. Çünkü Allah’In yardımı ancak mü’minlerden bir kısmı Allah yolunda samimi olarak ölmeye başladıktan sonra gelir. Yüce Allah dilese tüm kötü ve kötülükler tek kelime ile elbet yok olur ama o diler ki kulları kendisi için, hak yolda ölmeye yemin etsinler ve ölsünler. Sonrasında gidişatı değiştirmek çok kolaydır. Peygamberimizin savaşlarına bakıldığında da durum hep böyledir.

O halde dik durmak, Kur’an’a sarılmaktan başka vatan ve orduya sahip çıkmak ta önemlidir. Her Anadolu insanı bir askerdir, her Türk asker doğar ve her imanlı kalp bu ordunun bir neferidir. Bu ordu Allah’ın izniyle yenilmez, bu şehit kanı ile kutsanan topraklara zalimlerin eli değemez, şirk bu topraklara sıçrasa bile gönüllerdeki iman kalelerini ele geçiremez. Çünkü bu ordu Allah’ın iman ordusudur. Hangi dine mensup olursa olsun şirke bulaşmadan iman eden herkes bu ordunun eridir. Tüm varlık ve yaratılanlar bu ordunun eridir.

Bu Ordu İsrailiyat galip gelecek, şirke karşı tevhidi savunacak, Allah yolunda ölmeyi şeref sayacakların ordusudur. Çünkü bu ….son ordusudur İslam’ın.

İsrailiyat ve Allah’ın Ordusu

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir