Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / İyi olmak yetmez iyilik yapmak gerekir
imanilmihali.com
İyi olmak yetmez iyilik yapmak gerekir

İyi olmak yetmez iyilik yapmak gerekir

İyi olmak yetmez iyilik yapmak gerekir

Tevhid ve takva kulun iyi ve güzel işler yapmasını, doğru yoldan ayrılmamasını ve Allah’ın yanına, berisine eş, ortak ve evlatlar koymamasını emreder. İbadet, ahlak ve salih ameller bezenmiş imanı emreden İslam, Allah’ın muteber tek dini olarak sadece Allah’a teslimiyeti esas alırken, dünyaya iyilik ve huzurun, esenlik ve barışın egemen olmasını diler.

Bu ortamın tesisine gayretli kullar ise sadece kendilerini değil etraflarını ve himayelerini de nasihat ile doğru yola sevk etmek, acizlik, bilgisizlik veya ümitsizlikle şerre teslim olma durumundaki insanları kurtarmak mecburiyetindedir. Çünkü din bir öğüttür ve Kur’an bir öğüt, uyarı ve müjde vesikası, Hz. Peygamber bu dinin vahiy gereği müjdeleyicisi, davetçisi, tebliğcisidir.

Kul iyi olmalı etrafına da bu iyilik nurlarını yaymalı ve dünyaya iyiliğin hakim olmasına katkı sağlamalıdır ki en büyük iyilik Allah’a yapılan yardımdır ki bunun izahı Allah’ın yeryüzünde insan eliyle tesis etmek istediği huzur, barış ve esenlik ortamına olumlu katkı sağlamak çabasıdır.

Bu çaba başta aile ve akrabalar olmak üzere giderek büyüyen halkalar şeklinde ulaşılabilen son çembere kadar hak’kı ve Hakk’ı anlatmayı gerekli kılar. Risaletin tebliğ ve davet intizamına uygun olarak hak yakındakilerden uzaktakilere doğru halkalar halinde yapılacak ve tüm halkalar iyilik çemberinin içini dolduracaktır.

O halde, kulun iyi olma hali, iyilik yapmasına mani değil, cennetlere gitmesine yeterli değil, aksine etrafına da iyilik yaparak nuru yayma mecburiyetinin çıkış noktasıdır. Yani kul önce kendisini kurtaracak ve doğru yolda yürümeye azmedecek sonra yakınından başlayarak sapmış ve yoldan çıkmışları doğru yola döndürmeye, doğru yolda aksayarak yürüyenleri hızlandırmaya gayret edecektir.

Parasızlık, acizlik, bilgisizlik, ümitsizlik gibi mağduriyet hallerine yardım bu yüzden Allah emridir ki kullar bu zaafları nedeniyle doğru yolu terk etmesinler. yetimler bu yüzden baş tacıdır ki anasız ve/veya babasız kalmış bu yavruların İslam’a kazandırılması ve şerden kurtarılması bu yüzden önemlidir.

İyilik kişisel tutulur ve paylaşılmaz ise büyütülemez, yaygınlaştırılamaz ve kişi istediği kadar iyi olsun içinde bulunduğu toplum iyi değil ise o kötülük elbet kendisine de bulaşır. Yüce Allah salih kullarını gözetir ve korur muhakkak ama asıl iyilik Allah’a yapılan yardım olduğundandır ki iyiliğin topluma egemen hale getirilmesine çalışmak zaruridir.

Rızkın, rahmetin, şefaat ve nimetlerin hak eden toplumlara nasip olacağı muhakkaktır. Bela ve azapların ise toplumun kötüye gidişine bağlı olarak artacağı açıktır. Felaket kaçınılmaz olsa da merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın ifadesiyle, nasihat görevini yerine getirenler inşallah beraat edecektir.

Şu halde elle veya parayla güç yetmese de en azından dil ile kötülüğü kınamak, anlatmak ve fark edemeyenlere anlatmak vicdan ve din borcudur, Allah hakkıdır.

Sessiz kalmak, Allah yolunda mücadele etmemek, Allah’a yardım etmemek, cihad etmekten kaçınmaktır ki bu savaştan kaçan sözde imanlı sahabelerin durumu gibidir ve cihada katılmamak için Peygamberden izin isteyen sahabeler bile (mazeretlerinin yalan oluşundan dolayı) ayetlerde kınanmışlar, imanlarının yüzeyselliğinden dolayı cezaya muhatap olacakları buyurulmuştur.

O halde, en başta doğru yolu tanıtmak, İslam’ın bugün yaşayan müslümanların cahil ve nankör halleri değil, pasparlak bir iman bukleti olduğunu yakından uzağa herkese anlatmak işin başlangıcıdır.

Kur’an’a çağırmak ve anlayarak okumayı teşvik ikinci adımdır ve Kur’an zaten hak din İslam demektir. Arı, duru din sadece O’ndadır.

Sonra açık veya gizli yardım, paylaşım, desteği başta yetimelr olmak üzere tüm muhtaçlara ulaştırmak lazım gelir ki hakkı hak edene ulaştırmak maun suresinin emridir.

Adil düzeni tesise, hak ve adaletin egemenliğine, eşitlik ve özgürlüğün müdafasına, kardeşliğe, hoşgörüye, sağduyuya, İslam düşmanlarına karşı cephe almaya giden tüm yolları anlatmak ve açık bulundurmak bir sonraki adımdır.

Şerre ve şirrete, şirke ve riyaya bulaşmadan, şekilsel değil kalbi İslam’ı anlatmak ve buna göre yaşamak bir ileri seviye olacaktır.

Şeytanların, nefsin, makineleşen dünyanın, siyonistlerin ve yahudileşenlerin fıtrata aykırı hamlelerini anlatmak kulun bir diğer görevidir ki en başta kendisi bunun farkında olmalıdır.

Nihayet kul kendisine çeki düzen verecek, Kur’an ile ahlaklanmaya özenecek, Peygamberimizin ahlakını ve Yüce Allah’ın ahlakını hedef alacak, yanlış ve hatalardan dersler çıkarıp kendisini kurtarmaya çalışacaktır.

Sonrası o kulun etrafına da gayret ve destek vermesidir ki inşallah Yüce Allah’da kendisine güç ve iman verecektir.

Kendisine yardım eli uzanan her bir kul aydınlanmanın ve Kur’an’a davetin hakkını verecek, gözleri açılacak, kulakları duyar hale gelecektir. İşte o zaman da Allah’ın yeryüzündeki bedende ki ayetleri de görünür hale gelecek ve kul tevazu ile Allah’a yönelmeye başlayacaktır. Bu sayede de kötülüğe teslim olmasına ramak kalmış veya teslim olmuş insanlar bu nasihat ve yardımlarla o bataklıktan kurtulmayı isteyecek ve inşallah da kurtulacaktır.

Nasihat bu kullar için bir umut, ufacık yardımlar bir destek olacak, kendisine yardım edilen kul iyiliğin hala ölmediğini gördükçe iyiliğin destekçisi olacaktır.

İslam’ın yaban otlarından yani rivayet ve hurafelerden arındırılması bu iyilik halkaları içinde gayet önemli yer tutmaktadır ki batılın hakka egemen olma girişimi sayılan bu zararlı nesneler dinden temizlenmedikçe arı ve duru din hayat hakkı bulamayacak, gayretler sonuçsuz kalacaktır. Bunun en adil ve kısa yolu da tüm soruların cevabını Kur’an’da aramak, meselelerin sonuçlarını Kur’an’a uygunlukları ile değerlendirmektir.

Bu da sağlandıktan sonra iyilik ve hayırlar artacak, yardım edilenler bir süre sonra yardım eder hale gelecektir. Burada bahsedilen sadece maddiyat olmadığı içindir ki bazen en fakir kullardan devasa alimler çıkacaktır. Çünkü imanın kimde olduğunu bilen sadece Allah’tır ve o takvası en ileri olanı en iyi bilendir. Burada takvanın sadece Allah katında bir üstünlük ölçüsü olduğunu da hatırlatmakta fayda vardır ki takva bu dünyada insanlar arası bir değer ölçüsü asla değildir. Riya ve gösterişin insanlarca ayırt edilememesinden dolayı takva dünyada bir değer ölçüsü yapılacak olursa bu kez gizli şirk olan riya tüm kulların kalbini esir alacak ve hakkaniyet yok olacaktır. Bunun yerine kulların kalplerini temiz tutması ve imana dah afazla yer vermesi lazım gelendir.

Münafık ve kafirler ile müşriklerin bu hak çemberleri engellemeye gücü yetmeyecek, tamamı faydalı, yasal ve hak olan bu yardımlar arttıkça onlarda inşallah düzelmeyi isteyeceklerdir.

Bu nedenle kul sadece iyi olmaya çalışmamalı, bunu yeterli bulmamalı, Allah’a yardım etmek adına, Allah yolunda mücadele etmeli, etrafına da örnek olarak, hayırlı amellerde yarışmalı, inancını muhtaç olanlara aşılamalı, iyilik ve güzelliği etrafına bulaştırmalıdır.

Çünkü kötülük gibi iyilik te bulaşıcıdır.

İyilik yapmak bir lütuf değil emirdir. Sadaka muhtaca lutfetmek değil, zaten onun hakkı olan ama size geçici olarak verilmiş olan hakkın ona iadesidir. İlim size sadece bilesiniz diye değil etrafınıza ve ailenize de öğretesiniz diye bahşedilmiştir.

Tevhid erlerinin babası durumundaki Hz. İbrahim ailesinin en büyük üstünlüğü (Belki bu yüzden Yüce Allah kendisine dost diye hitap etmektedir) ailece tevhid eri olmalarından ve tevvab yani başkalarının hallerinden kendi dertleri gibi dertlenmelerindendir. Hz. İbrahim (as) onların acınası halleri için gözyaşı döker ve Allah’tan af dilerken, Yüce Rabbin; “Rahmetim zalimlere ilişmez” buyruğu da bize gösterir ki imana kapılarını kapatanlar kulun babaları bile olsa onlara şefaat ve istiğfar dilenmek kulun harcı değildir. Keza o tevhid ailesinden gelecek soyun da devamında hem tevhid hem şirk evlatları çıkacaktır buyrulmuştur ve çıkmıştır.

O halde kul ailesini de kendisiyle aynı tevhid çizgisine getirmeye gayret etmeli ve gücü oranında yetiştireceği evlatları da dinen reşit olma yaşı olan 15 yaşa bakmadan ölene kadar sırat-ı mustakim üzere tutmaya gayret etmelidir.

Aile bu nedenle iyilik halkalarının en yakın ve en mühim olanıdır.

Sonraki halkalar ise komşular, yetimler, akrabalar, sonra uzak akraba ve uzak komşular olmak üzere sürüp gidecektir.

Burada bir hususta yaşanan hatayı dile getirmekte de fayda vardır ki zekat sanıldığı gibi malın kırkta biri değildir. Bu oran zaruri ve asgari orandır. Asıl olan ise ihtiyaç fazlasını dağıtmaktır. Bu da bizi zenginleşmenin tehlikelerine götürür.

Çünkü kulun fıtri misakında zenginleşmek iddiası yok Allah eri olma sözü ve iddiası vardır.

Zenginleşmek adına biriktirilen para ve takılar ahirette kulların boynuna ateşten halkalar olacak ise ki ayetin emri budur o halde aslolan etrafa yapılacak maddi iyiliklerde aşırıya gitmekten bile sakınmamaktır. Burada ölçü israfa hayır ama aşırı cömertliğe de hayır sloganıdır ki ailenin nafakasını sağlamak olmazsa olmazdandır ki o aile bireyleri yokluktan kötü yola düşmesinler. Yani ne az ne de çok yardım yapılacak ama para biriktirilmeyip muhtaçlara pay edilecektir.

Rahmet Peygamberinin bu nedenle vefatında ailesinin karnı toktu ama bir kenara biriktirdiği tek dinarı yoktu. Bu misal maddi yardımların da en önemli misalidir.

Özetle; kul iyi olmakla yetinmeden etrafına iyilik bulaştırmaya gayret etmelidir ki Yüce Allah’ın eşit ve huzurlu dünya hedefine yardım eden tüm işler hayırlı ve inşallah muteberdir. Allah’a yardım demek olan bu gayret inşallah ödüllendirilecek olandır ki amele dönüşemese bile iyi niyetler ödüllendirilecek olandır.

Rabbim bizleri iyi ve iyilik yapabilen kullarından eylesin.

Rabbim gereksiz dünya malına, bizlere süslü gösterilenlere aldanmamayı nasip eylesin.

Rabbim bizleri salih kullarıyla birlikte yaşatıp öldürsün.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir